Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 6 saat önce
Erol Sunat'ın bu yazısı, bayram ziyaretlerinin asıl amacından uzaklaşıp nasıl bir kusur arama ve eleştiri yarışına dönüştüğünü eleştirel bir dille ele almaktadır. Yazar, misafirlerin ikram edilen kahvenin köpüğünden çayın markasına, evin dekorasyonundan ev sahibinin kıyafetine kadar her detayı acımasızca yargılamasını toplumsal bir yozlaşma olarak betimler. Özellikle baklava ve kurban ibadeti üzerinden yapılan kıyaslamalar, maneviyatın yerini maddi bir gösteriş ve üstünlük mücadelesine bıraktığını gözler önüne serer. Bayramın özündeki güler yüz ve hoşgörü kavramlarının unutulduğunu vurgulayan metin, insanların şekilci detaylara takılarak bayramın ruhunu incittiğine dikkat çeker. Yazar, bayramlaşmanın bir hesaplaşma sahası değil, sevgi ve paylaşma vesilesi olması gerektiğini hatırlatarak okuyucuyu özeleştiri yapmaya davet eder. Tüm bu toplumsal gözlemler, "bayramlarda bile bir alem olduğumuz" ironisiyle sentezlenerek sunulur.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bugün kültürümüzün en köklü, üzerine en çok titrediğimiz ama bir o kadar da garip hallere soktuğumuz bir geleneğini
00:08masaya yatırıyoruz.
00:09Meşhur bayram ziyaretleri.
00:11Şimdi kağıt üzerinde sorsanız hepimiz bayramlaşmaya bayılırız değil mi?
00:15Aman bayramlaşmadan olmaz, büyükleri görmemiz lazım diyen o coşkulu tarafımız hep ön plandadır.
00:21Ama yazar Erol Sunat'ın bu konudaki ufuk açıcı metnine şöyle bir daldığınızda işin rengi biraz değişiyor.
00:27Madalyonun o ironik, kimi zaman komik, kimi zaman da yüzümüze tokat gibi çarpan diğer yüzüyle karşılaşıyoruz.
00:34Çünkü gerçekten de biz bayramlarda bile bir alemiz.
00:38Peki sevgi ve hasret giderme niyetiyle başlayan o masum ziyaretler nasıl oluyor da bir anda amansız nefes kesen birer eleştiri
00:46seansına dönüşüyor?
00:47Gelin bu işin anatomisini birlikte çıkaralım.
00:50Düşünün şimdi, kapı çalıyor, misafirler içeri giriyor.
00:54Ayakkabıların çıkarılıp o misafir terliklerinin giyildiği o üç beş saniye var ya, işte tam o an inanılmaz bir dönüşüm yaşanıyor.
01:02Bizim o en yakın akrabalarımız, can dostlarımız bir anda dünyaca ünlü, son derece acımasız gurmelere dönüşüveriyor.
01:09Yazarın da çok isabetli yakaladığı gibi, yüzde doksan dokuz Türk kahvesi ikram etmek zaten ev sahibinin şanındandır, buraya kadar her
01:17şey harika.
01:17Ama o fincanlar tepsiyle salona girdiği an çapraz sorgu başlıyor.
01:22Kahveyi nereden aldınız? İçinde damla sakızı mı var? Yoksa bu dibe kahvesi mi?
01:27Kırk yıl hatırı var dediğimiz o efsanevi kahve, bir anda ev sahibini terkan içinde bırakan bir mülakatın başrolüne geçiyor.
01:33Çünkü o an anlıyorsunuz ki, misafirlerin zihninde tık tık işleyen görünmez bir denetim listesi var.
01:40Ev sahibinin oturduğu yerde sessizce yargılandığı o bitmek bilmeyen detayları bir düşünün.
01:45Kahvenin kökü yeterli mi? Çayın kokusu alıştığımız gibi mi?
01:49İkram edilen şeker niye o marka değil de şu marka?
01:52Baklavanın şerbeti az mı olmuş yoksa tadı mı bir garip?
01:56Ve işin asıl can sıkıcı noktası ne biliyor musunuz?
01:59Bu o kadar ince, o kadar yorucu bir eleştiri silsilesi ki, insanlar gittikleri evden çıkıp başka bir eve geçtiklerinde bu
02:06sözde eksiklikleri bir sonrakine anlatmaktan hiç çekinmiyorlar.
02:11E peki ne oluyor sonunda?
02:12Yazarımızın çok haklı olarak vurguladığı gibi, bu encir çekirdeğini doldurmayan teferruatlar yüzünden incinen sadece ev sahibi olmuyor.
02:20Bayramın ta kendisi, o güzelim bayramlaşma ruhu inciniyor.
02:24Hele şu içecek sınavına biraz daha yakından bakalım, tam evlere şenlik.
02:29Kahve mülakatı sadece çekirdeğin türüyle bitse iyi, o kahvenin bakır cezvede, kısık ateşte mi piştiği, yoksa köşedeki o modern kahve
02:37makinasından mı çıktığı misafir için adeta hayati bir mesele.
02:41Diyelim ki ev sahibi nezaket gösterdi, çay da demlemiştim getireyim mi dedi, işte o zaman ikinci perde açılıyor.
02:47Misafir çaydan zarif bir yudum alıyor ve yüz atları aniden düşüyor.
02:51Hmm kokusu bir değişik, seylan galiba, yoksa bergamotlu mu?
02:55Ay kusura bakmayın ben bunu hayatta içemem, fazlası bende inanılmaz çarpıntı yapıyor.
02:59Yani o kadar absürt bir durum ki bu, ev sahibinin bütün o hazırlığı, iyi niyeti, bir tutan bergamot aramasının kurbanı
03:06olup gidiyor.
03:06Çayı kahveyi sağ salim atlattıysak gelelim bayramların tartışmasız as solisti baklavaya.
03:13Bayram ziyaretlerinde baklavalar sadece afiyetle yenmez arkadaşlar.
03:17Onlar amansızca yarışır, yarıştırılır ve haklarında uzun uzun istihbarat toplanır.
03:22Şu meşhur fısıltıları hepimiz biliriz.
03:24Baklava fena değildi ama kaynanası yapmış.
03:28Nereden mi biliyorum, görümcesi içeride kulağıma söyledi.
03:31Düşünsenize ev sahibi gelin güya mutfakta yardım etmiş, yaşlı kadın iki tepsi açmış.
03:35Alın size şerbetli tatlı eşliğinde dönen tam tekmil bir pembe dizi senaryosu.
03:40E baklavası değilse ağzıma sürmem diyenlerden tudun da,
03:43kendi yapamamış gitmiş köşedeki pastaneden almış diye didikleyenlere kadar,
03:47o masum bayram ikramı adeta bir dürüstlük ve yetenek testine dönüştürülüyor.
03:52İş sadece mideyle bitse yine iyi.
03:54Şimdi misafirlerin etrafına nasıl baktığına bir dönelim.
03:58Beklediğimiz o sıcak, samimi kucaklaşmayla,
04:01gerçekte yaşananlar arasındaki fark aslında bütün trajediye özetliyor.
04:06Karşımızda tam teşekkülü bir ev denetimi var.
04:09Misafirin gözleri adeta lazer tarayıcı gibi, evin her santimini tarıyor.
04:14Aa salon aynı ama sadece yeni sehpalar almış.
04:17Hiç de uymamış oysa.
04:18Tabii bitmedi.
04:20Hedefte sadece mobilyalar yok.
04:21Üzerindeki elbise mi?
04:22Yemin ediyorum geçen seneki bayramda da aynısı vardı üzerinde.
04:26Yani ziyaretin amacı, nasılsın, iyi misin, özledikten çıkıyor,
04:30kimin ne giydiğini, ne satın aldığını ve nerede açık verdiğini tespit eden acımasız bir dedektiflik oyununa dönüşüyor.
04:37İşte tam da bu noktada, yazarın ısrarla sorduğu ve bizim de durup düşünmemiz gereken o can alıcı soru devreye giriyor.
04:45Biz nereye gitmiştik yahu?
04:47Bir bayram ziyaretine.
04:48Peki insan bayram ziyaretine ne için gider?
04:51İkramların şerbetini ölçmek için mi?
04:53Ev sahibinin çay makinesini eleştirmek için mi?
04:56Yoksa geçen yılki elbiseyi giyip giymediğini teftiş etmek için mi?
05:00İşin acı tarafı, hepimiz içten içe, evet galiba tam da bunun için gidiyoruz deme eğilimindeyiz.
05:06Bu yüzeysel, şekilci tavırların, bayramın o tertemiz ve birleştirici doğasını nasıl rehin aldığını görmek gerçekten çok çarpıcı.
05:15Şimdi konuyu biraz daha derinleştirelim.
05:17Ve kurban bayramı özelinde niyetle gerçeklik arasındaki o keskin uçuruma bakalım.
05:22Biliyoruz ki kurban ibadetinin en saf, en ruhani amacı Allah'ın rızasını kazanmaktır değil mi?
05:29Her şeyin özü, kalbi budur.
05:31Ama gerçekte olan bitene bakın.
05:33Tamamen nispet yapmak, hava atmak, ikram yarıştırmak ve inanılmaz bir üstünlük mücadelesi.
05:38Kurbanı kaça girdin?
05:40Senin payına tam olarak kaç kilo et düştü?
05:42Yani o manevi ibadet bir anda borsa seansına, vahşi bir ticaret yarışına dönüveriyor.
05:48Soruyu soran kişi, eğer sizden 100 lira daha ucuza kurban almışsa ve payına 2 kilo daha fazla et düşmüşse,
05:55değmeyin keyfine.
05:56Maneviyat falan hak getire.
05:58Tamamen dünyevi bir hesap kitap telaşı.
06:00Ve işte karşımızda, adım adım o meşhur kurban destanı.
06:04Öyle iştahlı, öyle detaylı anlatılır ki bu süreç, hani bıraksanız o kurban kesen akraba sabahtan akşama kadar aynı hikayeyi anlatır.
06:13Birinci adım, kurbanı ne kadar ucuza, nasıl efsane bir pazarlıkla aldığını ballandıra ballandıra anlatmak.
06:19İkinci adım, hassas terazi mühendisliği, abi kemiksiz net şu kadar et düştü bana diyerek verimlilik rekorunu ilan etmek.
06:26Ve üçüncü adım, çıkan etle yaşanan o aksiyon filmi koşturmacası.
06:31Eti alır almaz hemen benim kasaba koştum, şu kadarını kıyma çek, şu kadarını kuşbaşı yap dedim, hanıma iş olmasın, kadın
06:37evde rahat etsin.
06:38Bu epik hikaye, istisnasız her bayram güncellenip tekrar vizyona giriyor ve dinleyenleri bitmek bilmeyen bir övünme tufanında boğuyor.
06:47Şimdi, aynı soruyu bir kez daha soralım ama bu kez sesimizdeki o alaycı, komik tonu bir kenara bırakarak soralım.
06:54Nereye gitmiştik biz? Bayram ziyaretine.
06:58O bitmek bilmeyen et hesaplarının, kahve köpüksüzdü eleştirilerinin ve o devasa gösterişin arasında,
07:05bayramın asıl varoluş sebebinin nasıl kaybettiğimizin ağırlığı tam da burada çöküyor üzerimize.
07:11İnsanları ağırlamanın, o kurbanı kesmenin yüce manası, nasıl oldu da bu kadar sığ, bu kadar yorucu bir yarışa dönüştü?
07:18Bu soru, sadece bugünkü davranışlarımızı değil, toplumsal olarak nereye savrulduğumuzu sorguladığımız asıl dönüm noktası bence.
07:26Tam da burada, bütün o gürültüyü, kargaşayı susturan o kadim sese Yunus Emre'ye kulak vermemiz gerekiyor.
07:33Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz. Ne kadar yalın ve ne kadar sarsıcı bir gerçek değil mi?
07:39Dünya kimseye kalmıyor kalmasına da, farkında mısınız?
07:43Bizim sevme ve sevilme duygularıyla aramız fena halde açılmış durumda.
07:48Bayram gibi bizi bir araya getiren, küslükleri bıçak gibi kesip atan devasa bir can kurtarana sahibiz ama biz hala çayın
07:55markasını tartışıyoruz.
07:57Eleştirecek, dedikodusunu yapacak onca şey bulmak yerine, en güzel ağırlamanın sadece güler bir yüz ve tatlı bir dil olduğunu unuttuk
08:04resmen.
08:05O şekerin kahvenin yakasını bırakıp sadece bayramlaşmak denen o muazzam hissi yaşamanın zamanı çoktan geldi de geçiyor bile.
08:13Ve inanın bana bu gerçeklik bizi çok daha sarsıcı bir manzarayla yüzleştiriyor.
08:19Bizler baklavanın şerbetine burun kıvırıp, payımıza düşen kemiksiz eti gramı gramını hesaplarken,
08:25madalyonun diğer yüzünde kapkara, sessiz bir dram yaşanıyor.
08:29Bir tarafta füze gibi uçup giden, yanına bile yaklaşılamayan kurban fiyatları var,
08:35diğer tarafta ise o fiyatların yanından dahi geçemeyen tek bir emekli maaşı gerçeği var.
08:41Bir emeklinin aldığı maaşın o kurbana yetmediği, insanların o coşkuya sadece uzaktan yutkunarak bakmak zorunda kaldığı bir dönemdeyiz.
08:50Bu tablo, o şatafatlı övünmelerin, ben bu kadar et çıkardım böbürlenmelerinin,
08:55ne kadar yersiz ve ne kadar kırıcı olabileceğini tokat gibi çarpıyor yüzümüze.
09:01Peki kesemeyenler ne yapsın?
09:03Onların bu gösterişli bayram sohbetlerinde, o et hesaplarında söyleyecek iki çift lafı yok mu sanıyorsunuz?
09:09Elbette var.
09:10Ama onların kelimeleri bizim o yüksek sesli kahkahalarımız arasında kaybolup gidiyor maalesef.
09:15Onların payına düşen sadece keşkeler, amalar ve lakinlerle dolu derin bir sessizlik.
09:21Keşke herkesin gücü yetseydi, keşke kimsenin çocuğu boynu bükük kalmasaydı diyerek geçirdikleri, iç çektikleri bir bayram daha bitip gidiyor.
09:29Kurban kesemeyenlerin, o buğlanan gözleri, uzaklara dalan kırgın bakışları,
09:34aslında kaybettiğimiz o maneviyatın ve yitirdiğimiz empati duygusunun en sessiz ama en kulakları sahreden çığlüğüdür.
09:41Bu incelememizi toparlarken sizleri aklınızdan çıkmayacak şu yakıcı soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
09:47Pek ya kurban kesemeyenler, bir sonraki bayramda bir kapıyı çaldığınızda,
09:52kahvenin köpüğünü veya baklavanın şerbetini eleştirmeden hemen önce,
09:56ya da kendi payınıza düşen eti o meşhur destanla anlatmaya başlamadan önce,
10:00lütfen bu soruyu aklınıza getirin.
10:02Acaba bayramı, gösterişli bir ev denetimi ve acımasız bir rekabet aracı olmaktan çıkarıp,
10:07o eski, birleştirici, şefkatli köklerine döndürebilir miyiz?
10:11Bu, inanın bana, sadece yitip giden bir geleneğin değil,
10:14toplum olarak taşıdığımız vicdanın da en büyük sınavı.
10:17Şimdiden, sevgiyle ve o gerçek bayram ruhuyla kalın.
Yorumlar

Önerilen