Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 3 saat önce
Erol Sunat'ın bu yazısı, ekonomik sıkıntılar ve sosyal yabancılaşma gölgesinde geçen bayramların burukluğunu ele almaktadır. Yazar, artan hayat pahalılığı nedeniyle kurban kesemeyen ve memleketine gidemeyen insanların yaşadığı maddi imkansızlıklara dikkat çekmektedir. Ancak asıl vurgu, toplumun manevi değerlerden uzaklaşarak hoşgörü ve sevgi yerine öfke ve kibri benimsemiş olması üzerinedir. Bayramın özünde gönül almak ve barışmak olduğunu hatırlatan metin, okuyucuyu dargınlıkları bir kenara bırakmaya davet etmektedir. Kaybolan eski bayram geleneklerine duyulan özlem ile modern hayatın getirdiği yalnızlık hissi çarpıcı bir dille harmanlanmaktadır. Nihayetinde yazar, bu kutsal günlerin toplumsal birleşme ve ruhsal bir arınma için kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu savunmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bugün aslında hepimizin çok iyi bildiği ama belki de günlük hayatın koşturmacasında yüzleşmekten biraz kaçtığı o konuyu masaya
00:07yatırıyoruz.
00:08Bu yeni incelememize hoş geldiniz.
00:10Erol Sunat'ın o müthiş denemesinden yola çıkarak hızla yaklaşan bayramın bizim için gerçekte ne anlama geldiğini konuşacağız.
00:17Bugünlerin sadece takvimdeki kırmızı renkli bir tatilden ibaret olmadığını, aslında ruhsal bir uyanış için nasıl bir fırsat sunduğunu hep birlikte
00:25keşfedeceğiz.
00:26Hazırsanız lafı hiç uzatmadan bu derin yolculuğa başlayalım.
00:30Pekala, hadi konunun tam kalbine, en derinine inelim.
00:33Yazar Erol Sunat metnine öyle bir dörtlükle başlıyor ki, hani derler ya tam 12'den vuruyor.
00:38Maaş yetmez 5 bilete, gidemedik memlekete.
00:40Bu sadece alt alta dizilmiş kelimeler değil, aslında çoğumuzun şu anki sessiz çığlığı öyle değil mi?
00:46Bayram normalde kavuşmak demektir.
00:48Ama bugün pek çok aile için bayram, o bir türlü alınamayan otobüs biletleri, kurulamayan büyük sofralar ve mahzun kalan çocuklar
00:55anlamına geliyor.
00:55Yazarın da hissettirdiği gibi, gelemiyoruz diyerek telefonu kapatanların o ince hüznünü anlamak, bu dönemin gerçekliğini kavramamız için çok ama çok
01:04önemli.
01:04İşte tam da bu ağır hislerle birinci bölümümüze geliyoruz, bayramın acı gerçekleri.
01:10Şimdi baharı geride bıraktık, yaza giriyoruz.
01:13Normalde içimizin kıpır kıpır olması lazım değil mi?
01:16Ama durum pek de öyle değil.
01:17Ekonomi, hayat mücadelesi, bitmeyen bir tempo derken kendimizi kocaman bir kargaşanın tam ortasında buluverdik.
01:24Ve ekranda gördüğünüz bu devasa iki rakamı var ya, bu rakam aslında her şeyi özetliyor.
01:30Yazarımızın altını çizdiği inanılmaz somut bir durum var ortada.
01:33Bugün büyükbaş bir kurbağana girmek isterseniz, tek bir kişinin payı tam iki emekli maaşına denk geliyor.
01:40İki tam maaş, inanılmaz gerçekten.
01:43Yani o eski geleneksel kutlamalar, kalabalık sofralar artık pek çok kişi için ulaşılması zor, uzak bir hayale dönüştü.
01:50Eskiden bayram deyince aklımıza hemen ne gelirdi?
01:53Tabii ki o meşhur kavurmalar, etraflıca kurulan bereketli sofralar, ayrılmaz birikiliydi onlar.
01:59Ama bugünün tablosuna bir bakın, insanlar bırakın o büyük sofraları kurmayı, misafire ikram edilecek bir şişe kolonya, bir kilo şeker
02:08alırken bile ince ince hesap yapıyor.
02:10Yazarın o harika tabiriyle, emekli amcamız arpacı kumrusu gibi kara kara düşünüyor.
02:16Asgari ücretliği zaten çoktan derin bir efkar basmış durumda.
02:20Hatta öyle ki insanlar işi, bayram gelmiş neyime türküsünü günümüze uyarlayıp dertlerini dörtlüklerle anlatmaya kadar götürdüler.
02:28Şimdi buradaki asıl ilginç nokta şu, evet cüzdanımızdaki yangını, ekonomik sıkıntıları konuştuk, haklıyız da.
02:35Peki ama yazarın sorduğu o can alıcı soruya ne diyeceğiz?
02:39Mesele gerçekten ama gerçekten sadece o otobüs biletini alamamak ya da kurban kesememek mi?
02:44Yani hadi bu sene olmadı, seneye toparlar keseriz inşallah deyip bu sorunun üzerini çizebilir miyiz?
02:50Yazar bizi o maddi eksikliklerden tutup çekiyor ve çok daha derin bir yere, ruhumuzdaki ve kalbimizdeki o büyük eksikliğe, ciddi
02:58bir iç hesaplaşmaya doğru yönlendiriyor.
03:00Ve bu da bizi doğal olarak ikinci bölümümüze taşıyor, hoşgörüyü nasıl kaybettik?
03:06Yazar Sunat burada gerçekten yüzümüze tokat gibi çarpan o acı tespitini yapıyor.
03:11Diyor ki yarın öbür gün paramız pulumuz olsa, tüm o maddi dertler bitse bile biz zaman içinde öyle huylar edindik
03:18ki,
03:18o kutsal günler, bayramlar bile bizi kendimize getirmeye yetmiyor artık.
03:22Neden mi?
03:23Çünkü birbirimizi sevmeyi resmen unuttuk.
03:25Hoşgörüyü bir kenara fırlatıp attık, sokakta, işte, evde sürekli kaşlarımız çatık.
03:30Yay gibi gerildik lafı vardır ya, aynen öyle.
03:33Çiğ çiğ laflar ediyoruz, hiç düşünmeden o kalpleri kırıp döküyoruz, gönül almak nedir tamamen aklımızdan çıkmış.
03:40Anlık öfkelere ve sonu gelmez hırslara o kadar yenik düştük ki, bayramın o yumuşatıcı etkisine bile kapalıyız.
03:46Peki bu noktaya nasıl geldik?
03:48İşte bu duygusal çöküşün köklerine indiğimizde karşımıza üçüncü bölüm çıkıyor.
03:52Gurur, kibir ve sıkışmışlık.
03:54Hani hep deriz ya, hayat gailesi, geçim derdi, işe git, eve gel, faturalar derken bu amansız tempo bizi nefessiz bıraktı.
04:04Bu çöküşü adımlara ayırırsak aslında manzara çok daha netleşiyor.
04:08İlk adımda ne var?
04:09Hayatın o koşturmacası altında resmen ezilmek.
04:12Sonra ikinci adım devreye giriyor.
04:15Yazarın tabiriyle gurur ve kibir denen saçmalamalar.
04:18Kendimizi dev aynasında görüp oradan oraya savruluyoruz.
04:21Ve üçüncü, o en acı adım, yüzüstü kapaklanıp garip bir çıkmaz sokağın tam ortasında yapayalnız kala kalmak.
04:30İşin en kötü tarafı ne biliyor musunuz?
04:33Kaybolduğumuzu bir türlü kabul etmiyoruz.
04:35Hala inatla ayak diretiyor, gittiği yere kadar diye kendimizi kandırmaya devam ediyoruz.
04:40Buradan da dördüncü bölümümüze geçiyoruz.
04:43Geçmişin bayram sofralarından bugünün tatil anlayışına.
04:46Şimdi bir düşünün, önümüzde upuzun dokuz günlük bir tatil var.
04:50Kimisi için bu derin bir nefes almak demek, kimisi içinse evde oturup düşüncelere dalmak.
04:56Ama asıl trajedi günlerin uzunluğu falan değil.
04:59Asıl trajedi bizim bu günlere içimizde bir gram, evet sadece bir gram bile barış ve huzur barındırmadan giriyor oluşumuz.
05:06Düşünsenize, valizleri hazırlamışız, biletleri almışız ama barışı, hoşgörüyü, anlayışı geride bırakmışız.
05:12İnsanları bir kalemde silip atmışız.
05:14Bayram gelmiş, kimin umurunda?
05:16Kırdığımız o kalplerin üzerinde yürüyerek bayram kutlayacağımızı sanıyoruz.
05:20Gerçekten çok acı.
05:22Oysa atalarımız ne güzel söylemiş değil mi?
05:24Altın kapı gün gelir ağaç kapıya muhtaç olur diye.
05:27Hadi şimdi bir sonraki adıma geçelim ve işin nasıl bir çözüme bağlandığına bakalım.
05:31Bölüm 5 Gönüllerin Bayramlaşma Vakti
05:34Neyse ki yazar bizi bu zifiri karanlıkta tek başımıza umutsuz bir girdapta bırakmıyor.
05:40Onca kibre, onca kaybolmuşluğa rağmen çıkış yolunu gösteriyor.
05:44Nerede mi?
05:45Köklerimizde.
05:47Erol Sunat bizi kendimize getirmek için Yunus Emre'nin o muazzam bilgeliğine sığınıyor.
05:53Ekranda gördüğünüz o meşhur dizeler, bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil.
05:58Yani işin özü şu, istersen bütün ibadetleri eksiksiz yap, şekilsel olarak her şeyi yerine getir,
06:05eğer bir kalbi kırdıysan hepsi boş, koskoca bir hiç.
06:10Bayram işte o kırdığımız gönülleri tamir etmek, o yaraları sarmak için elimizdeki en büyük fırsat.
06:17Ardından bir başka büyük isimden Mevlana'dan o sıcacık, o kucaklayan çağrı geliyor.
06:23Dün dünle gitti cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım.
06:27O kadar doğru ve o kadar zamanında söylenmiş ki, dünkü kavgaları, dünkü kırgınlıkları artık dünde bırakmanın zamanı gelmedi mi sizce
06:35de?
06:36O ağzımıza sakız ettiğimiz, inatla sarıldığımız nefret dilini bir kenara atıp barışa bir şans vermenin tam vakti.
06:43Bugün yeni şeyler söylemeli, içimizdeki o zehirli öfkeleri, tatlıya bağlayacak hoşgörü iklimini yeniden inşa etmeliyiz.
06:50Yani buradaki asıl kritik nokta şu, bayramlar sıradan günler değildir.
06:55Bayram sevincin, kucaklaşmanın, affetmenin günüdür.
06:58Yazarımız burada müthiş bir metafor yapıyor.
07:00Diyor ki, şu kalbinizde kök salan o haset tohumlarını, o kin çiçeklerini bir söküp atın artık.
07:05Kibir ve gurur denen o zehirli zakkumları kökünden kazıyın.
07:09Ve onların yerine ne ekin biliyor musunuz?
07:11Sevgi gülleri ekin, zambaklar, leylaklar ekin gönül bahçenize.
07:15Şu ayrılığı gayrılığı incir çekirdeğini doldurmayan meseleleri bir kenara bırakın.
07:20Sarılın, barışın ve gerçekten ama gerçekten bayramlaşın.
07:24Bu güzel ve derin incelememizin sonuna gelirken aslında sözü çok da uzatmaya gerek yok.
07:30Sizi çok basit ama cevabı bir o kadar ağır, çok güçlü bir soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
07:35Ekrana dikkatlice bakın.
07:37Bugün kimi affedeceksiniz?
07:39Hangi kırık kalbi onaracak?
07:40Kime o ilk zeytin dalını uzatacaksınız?
07:43Lütfen unutmayın, gerçek bir bayram cüzdanlarınızın ne kadar dolu olduğuyla değil,
07:48kalbinizin ne kadar geniş, ne kadar zengin olduğuyla yaşanır.
07:52Umarım kalplerin gerçekten bayramlaştığı, sevgi ve hoşgörü dolu harika bir gün geçirirsiniz.
07:57Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın.
08:02İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Yorumlar

Önerilen