00:00Herkese merhaba.
00:01Bugünkü incelememizde aslında biraz kendimizle, kendi alışkanlıklarımızla yüzleşeceğiz.
00:06Yazar Nurcan Yazıcı'nın çok çarpıcı, kabullenmesi biraz zor ama kesinlikle kulak vermemiz gereken bir tespiti var.
00:13Kültürel geleneklerimizin sessiz sedasız, üstelik bizzat kendi ellerimizle nasıl yok edildiğini anlatıyor.
00:20Sahi o çok övündüğümüz geleneklerimiz nereye kayboldu?
00:24Hazırsanız gelin bu sarsıcı konunun detaylarına birlikte dalalım.
00:28Tamam, hadi lafı hiç dolandırmadan doğrudan konuya girelim.
00:32Ekranda gördüğünüz şu cümleyi son yıllarda ne kadar sık duyduğumuzu bir düşünün.
00:36Değerlerimize sahip çıkalım.
00:38Televizyonu açıyorsunuz bu, sosyal medyaya giriyorsunuz bu.
00:41Günlük sohbetlerde bile adeta ezberlenmiş, herkesin bir kora halinde tekrarladığı, tanıdık, milli bir savunma refleksimiz var.
00:48Kulağı da harika geliyor değil mi?
00:49Fakat tam da bu noktada kendimize çok ama çok dürüst bir soru sormamız gerekiyor.
00:54Biz bunu tam olarak ne zaman hatırlıyoruz?
00:57Yani bu savunma refleksi durup dururken bir devreye giriyor.
01:00Şöyle bir düşünürseniz cevabın ne kadar net olduğunu göreceksiniz.
01:04Genellikle sadece bir başkası, mesela Yunanlar, Almanlar ya da bir başkası bizim yemeklerimizi sahiplendiğinde
01:11veya Anadolu motiflerimiz dünyada başka bir isimle anıldığında, işte ancak o zaman aniden ayağa kalkıyoruz.
01:17Ve bu bizi ilk konumuza getiriyor.
01:20Sahte sahiplenme refleksimiz.
01:22Yani alt başlıkta da gördüğünüz gibi sadece başkası sahiplendiğinde gelen o öfke.
01:28Dışarıya karşı hep bir ağızdan ''Bu bizim!'' diye bağırıyoruz.
01:32Sesimiz çok gür çıkıyor.
01:33Ancak bu bağırış aslında içimizde çok daha derin, çok daha sessiz ve bizzat kendi yarattığımız bir problemi
01:40maskelemek için kullandığımız bir dış savunma mekanizmasından ibaret.
01:44Yani buradaki kritik nokta tam olarak şu, gerçek bir kültürel sahiplik ne anlama gelir?
01:50Bir şeyin size ait olması, o yemeğin ya da geleneğin sadece geçmişte sizin topraklarınızdan çıkmış olmasıyla kanıtlanmaz.
01:58Sahiplik, o değerin bugün, tam da şu an hayatınızın içinde yaşayan, nefes alan bir parçanız olmasıyla mümkündür.
02:05Öyle tarihi bir dipnot olarak rafta duramaz.
02:07Şimdi ikinci bölüme geçelim.
02:09Gelenekler nasıl gösteriye dönüştü?
02:12Samimiyetten uzaklaşan ritüellerimiz.
02:14Aile arasındaki o en mahrem anlarımızı bir düşünün.
02:18Düğünlerimiz, kınalarımız, kız isteme merasimlerimiz, son yılların modası, evlilik teklifleri.
02:23Sadece bu dört örneğe bakmak bile samimiyetten o soğuk gösterişe geçişin toplumumuzda nasıl bir salgına dönüştüğünü açıkça yüzümüze çarpıyor.
02:31Mesela düğünler.
02:33Eskiden nasıldı?
02:34Dar ama inanılmaz samimi odalarda, komşunun kendi evinden sandalye taşıdığı,
02:38akrabaların mutfakta yemek yetiştirmek için telaşla koşturduğu o gerçek birlikteliklerdi.
02:44Şimdi bir de bugüne bakın.
02:45Bu samimi kaosun yerini ışıklı ama tamamen ruhsuz, baştan sonra planlanmış, adeta profesyonel sahne prodüksiyonları aldı.
02:53Düğünlerimizi evlerimizden çıkardık, organizasyon şirketlerine teslim ettik.
02:57Aynı yıkıcı değişimi kınalarımızda da net bir şekilde görüyoruz değil mi?
03:01Bir zamanlar evlerin bir köşesinde, üzerinde bindallısı olan gelinlerle, gözyaşları ve içten edilen dualarla yapılan o duygusal buluşmalar uçup gitti.
03:10Bugün onların yerinde devasa sahne ışıkları, özel dans koreografileri ve adeta revue kızları özentisi bir sahne şovu var.
03:18Sadece dışarıdan izlenmek için tasarlanmış koca bir kalabalık.
03:21Peki ya kız isteme ve evlilik teklifleri, bir ailenin kapısını çalmanın o derin manevi ağırlığı, içilen tek bir kahvenin hatırı,
03:29bir bakışın taşıdığı o kocaman anlam,
03:32bunların hepsi ne yazık ki yerini tamamen sosyal medya akışları için özel olarak tasarlanmış, sadece paylaşılmak üzere kurgulanmış, mükemmel fotoğraf
03:40karelerine bıraktı.
03:42Kiralık mekanlar, abartılı ve yapay şaşkınlıklar…
03:45Üçüncü bölümümüz konunun felsefi özeti aslında.
03:49Görünürlüğün artışı, anlamın çöküşü.
03:51Yani kayda girmek için yaşananlar, modern hayatta artık odak noktamız ne yazık ki anın kendisi değil, kameranın açısı.
04:00Her şeyi sadece görünür olmak için kurguluyoruz ve en acısı da her şeyi sadece kayda girmek için yaşıyoruz.
04:07Sanki kameraların kayıtta olmadığı, başkalarının şahit olmadığı bir anın hiçbir değeri yokmuş gibi garip bir ilüzyonun içine hapsolduk.
04:15Ekranda gördüğünüz bu sözün zihninizde biraz yankılanmasına izin verin, görünürlüğün arttığı yerde anlam sessizce azalıyor.
04:24Gerçekten de öyle.
04:26Geleneklerimizle ne kadar çok gösteriş yaparsak, onları ekranda sergilemek için ne kadar çok efor sarf edersek, taşıdıkları o asıl manevi
04:34anlamda bir o kadar buharlaşıp uçuyor.
04:36İşte tam da bu noktada durup kendimize şu sert soruları sormalıyız.
04:41Peki içtenlik nerede, samimiyet nerede kaldı, bir zamanlar aynı kapta hamur yoğuran, aynı yükü birlikte omuzlayan o insanların oluşturduğu görünmez,
04:50sarsılmaz bağlar nereye kayboldu?
04:52Neden artık ekrana değil de birbirimizin gözünün içine bakarak yaşadığımız o gerçek anlar yok?
04:57Dördüncü bölümümüz, kültürü yaşatmanın gerçek yolu.
05:01Artık şikayet refleksini bir kenara bırakıp işin üretim kısmına bakıyoruz.
05:05Bir kültüre veya değere sahip çıkmak, başkası hak iddia ettiğinde sinirlenip sosyal medyada mesaj atmak değildir.
05:12Sahip çıkmak aslında üç basit adımdan oluşur.
05:15Bir, onu yaşatmaktır.
05:17İki, onu bugünün şartlarıyla yeniden üretmektir.
05:20Ve üç, onu gündelik hayatınızın akışına, o sıradan anlarınızın tam da merkezine taşımaktır.
05:25Yoksa kültür sadece savunduğunuz içi boş bir kimlik etiketine dönüşür.
05:30Ve işte meselenin kalbi tam da burada atıyor.
05:32Kültür vitrinle konularak değil, hayatın içinde akarak korunur.
05:36Bunu ne kadar çabuk kabul edersek hepimiz için o kadar iyi.
05:40Kültürleri öldüren, donduran şey onları o gösterişli cam vitrinlere hapsetmektir.
05:45Onları hayatta tutan yegane şey ise, gündelik hayatın içindeki o sade, gösterişsiz ama doğal akışıdır.
05:51Beşinci ve son bölüm.
05:53Kimse almadı biz bıraktık.
05:54Kültürel terk edişimizin o acı gerçekliği.
05:57Bakın, burada çok çarpıcı bir gerçekle yüzleşiyoruz.
06:00Gelenek gösteriye dönüştüğünde ruhunu kaybetmeye başlar.
06:04Ritüellerimizi tamamen sosyal bir şova dönüştürdüğümüzde, inanın sadece dedelerimizden kalma eski alışkanlıklarımızı kaybetmedik.
06:11Çok daha büyük bir şey oldu.
06:13Birlikte yaşama kültürümüzü, ortak hafızamızı ve o çok değer verdiğimizi iddia ettiğimiz toplumsal aidiyet duygusunu kendi ellerimizle yok ettik.
06:21Biz hep dışarıya bakmaya, başkalarını işaret etmeye çok alışkınız.
06:26Oysa bir şeylerin gerçekten bizim kalmasını bu kadar çok istiyorsak, önce o aynayı kendimize çevirip, kendi hayatımıza, kendi günlük tercihlerimize
06:35bakmak zorundayız.
06:37Neyi sadece eleştirmek için dilimizde pelesenk edip, aslında hayatımızdan tamamen söküp attığımızı görmek zorundayız.
06:44Tekrar en başa dönüyoruz.
06:46Hepimizin ezbere bildiği, arkasına saklanmayı en çok sevdiği o meşhur savunmacı cümleye bizim olanı elimizden aldılar.
06:53Hayır, bu suçluyu hep dışarıda arayan, kendi sorumluluğumuzu reddetmemizi sağlayan çok konforlu bir yalandan ibaret.
07:01Peki bu yalanın arkasındaki asıl ağır gerçeği duymaya hazır mısınız?
07:05Gerçek şu ki kimse hiçbir şeyi elimizden falan almadı.
07:09Biz yavaş yavaş tamamen kendi rızamızla bıraktık.
07:12Daha fazla beğeni alma arzusuyla, ekranda daha havalı görünme sevdasıyla, başkalarına ne kadar mükemmel yaşadığımızı kanıtlama uğruna kendi öz kültürümüzü
07:22gönüllü olarak terk ettik.
07:24Sahnede gösteriş yapmayı, evde samimiyetle yaşamayı tercih ettik.
07:28Hepsi bu.
07:29Bugünkü incelememizi noktalarken şu yıkıcı gerçeğin zihninizde yer etmesini istiyorum.
07:34En acısı da, unuttuklarımızı da unuttuk.
07:36Sizce de artık başkalarını suçlamayı bırakıp, neleri unuttuğumuzu hatırlamaya tam olarak buradan başlamamız gerekmiyor mu?
07:44Vakit ayırıp izlediğiniz için çok teşekkürler.
07:46Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
07:48Kendinize iyi bakın.
07:49Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
Yorumlar