Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Yazar H. Nurcan Yazıcı, modern toplumun kültürel değerlerini koruma noktasındaki samimiyetsizliğini ve geleneklerin içini boşaltarak onları birer gösteri objesine dönüştürmesini eleştirmektedir. Düğünler, kız isteme merasimleri ve bayramlar gibi toplumsal bağları güçlendiren ritüellerin, gerçek samimiyetten koparak yalnızca dış görünüşe hitap eden kurgular haline geldiği vurgulanmaktadır. Kültürün sadece başkaları sahiplendiğinde savunulan bir kimlik iddiası değil, ancak gündelik hayatın içinde yaşatıldığında var olabileceği hatırlatılmaktadır. Metne göre toplum, manevi mirasını dış güçlerin müdahalesiyle değil, kendi elleriyle terk ederek ve özündeki ruhu unutarak kaybetmiştir. Sonuç olarak, kültürel aidiyetin yeniden kazanılması için vitrinlere oynamak yerine yaşam biçimimize dönüp bakmamız gerektiği savunulmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba.
00:01Bugünkü incelememizde aslında biraz kendimizle, kendi alışkanlıklarımızla yüzleşeceğiz.
00:06Yazar Nurcan Yazıcı'nın çok çarpıcı, kabullenmesi biraz zor ama kesinlikle kulak vermemiz gereken bir tespiti var.
00:13Kültürel geleneklerimizin sessiz sedasız, üstelik bizzat kendi ellerimizle nasıl yok edildiğini anlatıyor.
00:20Sahi o çok övündüğümüz geleneklerimiz nereye kayboldu?
00:24Hazırsanız gelin bu sarsıcı konunun detaylarına birlikte dalalım.
00:28Tamam, hadi lafı hiç dolandırmadan doğrudan konuya girelim.
00:32Ekranda gördüğünüz şu cümleyi son yıllarda ne kadar sık duyduğumuzu bir düşünün.
00:36Değerlerimize sahip çıkalım.
00:38Televizyonu açıyorsunuz bu, sosyal medyaya giriyorsunuz bu.
00:41Günlük sohbetlerde bile adeta ezberlenmiş, herkesin bir kora halinde tekrarladığı, tanıdık, milli bir savunma refleksimiz var.
00:48Kulağı da harika geliyor değil mi?
00:49Fakat tam da bu noktada kendimize çok ama çok dürüst bir soru sormamız gerekiyor.
00:54Biz bunu tam olarak ne zaman hatırlıyoruz?
00:57Yani bu savunma refleksi durup dururken bir devreye giriyor.
01:00Şöyle bir düşünürseniz cevabın ne kadar net olduğunu göreceksiniz.
01:04Genellikle sadece bir başkası, mesela Yunanlar, Almanlar ya da bir başkası bizim yemeklerimizi sahiplendiğinde
01:11veya Anadolu motiflerimiz dünyada başka bir isimle anıldığında, işte ancak o zaman aniden ayağa kalkıyoruz.
01:17Ve bu bizi ilk konumuza getiriyor.
01:20Sahte sahiplenme refleksimiz.
01:22Yani alt başlıkta da gördüğünüz gibi sadece başkası sahiplendiğinde gelen o öfke.
01:28Dışarıya karşı hep bir ağızdan ''Bu bizim!'' diye bağırıyoruz.
01:32Sesimiz çok gür çıkıyor.
01:33Ancak bu bağırış aslında içimizde çok daha derin, çok daha sessiz ve bizzat kendi yarattığımız bir problemi
01:40maskelemek için kullandığımız bir dış savunma mekanizmasından ibaret.
01:44Yani buradaki kritik nokta tam olarak şu, gerçek bir kültürel sahiplik ne anlama gelir?
01:50Bir şeyin size ait olması, o yemeğin ya da geleneğin sadece geçmişte sizin topraklarınızdan çıkmış olmasıyla kanıtlanmaz.
01:58Sahiplik, o değerin bugün, tam da şu an hayatınızın içinde yaşayan, nefes alan bir parçanız olmasıyla mümkündür.
02:05Öyle tarihi bir dipnot olarak rafta duramaz.
02:07Şimdi ikinci bölüme geçelim.
02:09Gelenekler nasıl gösteriye dönüştü?
02:12Samimiyetten uzaklaşan ritüellerimiz.
02:14Aile arasındaki o en mahrem anlarımızı bir düşünün.
02:18Düğünlerimiz, kınalarımız, kız isteme merasimlerimiz, son yılların modası, evlilik teklifleri.
02:23Sadece bu dört örneğe bakmak bile samimiyetten o soğuk gösterişe geçişin toplumumuzda nasıl bir salgına dönüştüğünü açıkça yüzümüze çarpıyor.
02:31Mesela düğünler.
02:33Eskiden nasıldı?
02:34Dar ama inanılmaz samimi odalarda, komşunun kendi evinden sandalye taşıdığı,
02:38akrabaların mutfakta yemek yetiştirmek için telaşla koşturduğu o gerçek birlikteliklerdi.
02:44Şimdi bir de bugüne bakın.
02:45Bu samimi kaosun yerini ışıklı ama tamamen ruhsuz, baştan sonra planlanmış, adeta profesyonel sahne prodüksiyonları aldı.
02:53Düğünlerimizi evlerimizden çıkardık, organizasyon şirketlerine teslim ettik.
02:57Aynı yıkıcı değişimi kınalarımızda da net bir şekilde görüyoruz değil mi?
03:01Bir zamanlar evlerin bir köşesinde, üzerinde bindallısı olan gelinlerle, gözyaşları ve içten edilen dualarla yapılan o duygusal buluşmalar uçup gitti.
03:10Bugün onların yerinde devasa sahne ışıkları, özel dans koreografileri ve adeta revue kızları özentisi bir sahne şovu var.
03:18Sadece dışarıdan izlenmek için tasarlanmış koca bir kalabalık.
03:21Peki ya kız isteme ve evlilik teklifleri, bir ailenin kapısını çalmanın o derin manevi ağırlığı, içilen tek bir kahvenin hatırı,
03:29bir bakışın taşıdığı o kocaman anlam,
03:32bunların hepsi ne yazık ki yerini tamamen sosyal medya akışları için özel olarak tasarlanmış, sadece paylaşılmak üzere kurgulanmış, mükemmel fotoğraf
03:40karelerine bıraktı.
03:42Kiralık mekanlar, abartılı ve yapay şaşkınlıklar…
03:45Üçüncü bölümümüz konunun felsefi özeti aslında.
03:49Görünürlüğün artışı, anlamın çöküşü.
03:51Yani kayda girmek için yaşananlar, modern hayatta artık odak noktamız ne yazık ki anın kendisi değil, kameranın açısı.
04:00Her şeyi sadece görünür olmak için kurguluyoruz ve en acısı da her şeyi sadece kayda girmek için yaşıyoruz.
04:07Sanki kameraların kayıtta olmadığı, başkalarının şahit olmadığı bir anın hiçbir değeri yokmuş gibi garip bir ilüzyonun içine hapsolduk.
04:15Ekranda gördüğünüz bu sözün zihninizde biraz yankılanmasına izin verin, görünürlüğün arttığı yerde anlam sessizce azalıyor.
04:24Gerçekten de öyle.
04:26Geleneklerimizle ne kadar çok gösteriş yaparsak, onları ekranda sergilemek için ne kadar çok efor sarf edersek, taşıdıkları o asıl manevi
04:34anlamda bir o kadar buharlaşıp uçuyor.
04:36İşte tam da bu noktada durup kendimize şu sert soruları sormalıyız.
04:41Peki içtenlik nerede, samimiyet nerede kaldı, bir zamanlar aynı kapta hamur yoğuran, aynı yükü birlikte omuzlayan o insanların oluşturduğu görünmez,
04:50sarsılmaz bağlar nereye kayboldu?
04:52Neden artık ekrana değil de birbirimizin gözünün içine bakarak yaşadığımız o gerçek anlar yok?
04:57Dördüncü bölümümüz, kültürü yaşatmanın gerçek yolu.
05:01Artık şikayet refleksini bir kenara bırakıp işin üretim kısmına bakıyoruz.
05:05Bir kültüre veya değere sahip çıkmak, başkası hak iddia ettiğinde sinirlenip sosyal medyada mesaj atmak değildir.
05:12Sahip çıkmak aslında üç basit adımdan oluşur.
05:15Bir, onu yaşatmaktır.
05:17İki, onu bugünün şartlarıyla yeniden üretmektir.
05:20Ve üç, onu gündelik hayatınızın akışına, o sıradan anlarınızın tam da merkezine taşımaktır.
05:25Yoksa kültür sadece savunduğunuz içi boş bir kimlik etiketine dönüşür.
05:30Ve işte meselenin kalbi tam da burada atıyor.
05:32Kültür vitrinle konularak değil, hayatın içinde akarak korunur.
05:36Bunu ne kadar çabuk kabul edersek hepimiz için o kadar iyi.
05:40Kültürleri öldüren, donduran şey onları o gösterişli cam vitrinlere hapsetmektir.
05:45Onları hayatta tutan yegane şey ise, gündelik hayatın içindeki o sade, gösterişsiz ama doğal akışıdır.
05:51Beşinci ve son bölüm.
05:53Kimse almadı biz bıraktık.
05:54Kültürel terk edişimizin o acı gerçekliği.
05:57Bakın, burada çok çarpıcı bir gerçekle yüzleşiyoruz.
06:00Gelenek gösteriye dönüştüğünde ruhunu kaybetmeye başlar.
06:04Ritüellerimizi tamamen sosyal bir şova dönüştürdüğümüzde, inanın sadece dedelerimizden kalma eski alışkanlıklarımızı kaybetmedik.
06:11Çok daha büyük bir şey oldu.
06:13Birlikte yaşama kültürümüzü, ortak hafızamızı ve o çok değer verdiğimizi iddia ettiğimiz toplumsal aidiyet duygusunu kendi ellerimizle yok ettik.
06:21Biz hep dışarıya bakmaya, başkalarını işaret etmeye çok alışkınız.
06:26Oysa bir şeylerin gerçekten bizim kalmasını bu kadar çok istiyorsak, önce o aynayı kendimize çevirip, kendi hayatımıza, kendi günlük tercihlerimize
06:35bakmak zorundayız.
06:37Neyi sadece eleştirmek için dilimizde pelesenk edip, aslında hayatımızdan tamamen söküp attığımızı görmek zorundayız.
06:44Tekrar en başa dönüyoruz.
06:46Hepimizin ezbere bildiği, arkasına saklanmayı en çok sevdiği o meşhur savunmacı cümleye bizim olanı elimizden aldılar.
06:53Hayır, bu suçluyu hep dışarıda arayan, kendi sorumluluğumuzu reddetmemizi sağlayan çok konforlu bir yalandan ibaret.
07:01Peki bu yalanın arkasındaki asıl ağır gerçeği duymaya hazır mısınız?
07:05Gerçek şu ki kimse hiçbir şeyi elimizden falan almadı.
07:09Biz yavaş yavaş tamamen kendi rızamızla bıraktık.
07:12Daha fazla beğeni alma arzusuyla, ekranda daha havalı görünme sevdasıyla, başkalarına ne kadar mükemmel yaşadığımızı kanıtlama uğruna kendi öz kültürümüzü
07:22gönüllü olarak terk ettik.
07:24Sahnede gösteriş yapmayı, evde samimiyetle yaşamayı tercih ettik.
07:28Hepsi bu.
07:29Bugünkü incelememizi noktalarken şu yıkıcı gerçeğin zihninizde yer etmesini istiyorum.
07:34En acısı da, unuttuklarımızı da unuttuk.
07:36Sizce de artık başkalarını suçlamayı bırakıp, neleri unuttuğumuzu hatırlamaya tam olarak buradan başlamamız gerekmiyor mu?
07:44Vakit ayırıp izlediğiniz için çok teşekkürler.
07:46Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
07:48Kendinize iyi bakın.
07:49Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
Yorumlar

Önerilen