00:00Herkese merhaba. Bugünkü incelememizde Avukat Özcan Pehlivanoğlu'nun kaleme aldığı
00:05Kaybettiklerimizde İnsan Faktörü adlı o oldukça iddialı makaleyi masaya yatırıyoruz.
00:10Yazar bu metinde toplumdaki insan kalitesinin düşüşünü ve bunun yarattığı sarsıcı etkileri
00:16çok net hatta biraz da sert bir dille eleştiriyor.
00:19Biz de bu eleştirileri tarafsız bir gözle tüm detaylarıyla adım adım inceleyeceğiz.
00:25Hazırsanız hemen başlayalım.
00:26Şöyle bir düşünün, her gün haberlerde gördüğümüz, boğuştuğumuz o devasa toplumsal sorunların temelinde
00:33aslında sadece ve sadece insan kalitesindeki bir düşüş yatıyor olabilir mi?
00:38Yazar sayısız problemimiz olduğunu elbette inkar etmiyor.
00:42Ancak asıl görmezden geldiğimiz o en derindeki kök nedenin kendi insan kalitemizdeki inanılmaz gerileme olduğunu savunuyor.
00:50Yazarın analizine başlarken ilk olarak şu temel meseleye, yani insan kalitesi kavramına bir bakalım.
00:56Şimdi, genel kanı nedir?
00:59İnsanlığın Adem ile Havva'dan bu yana sürekli bir ilerleme içinde olduğu değil mi?
01:03Ama yazar tam tersini iddia ediyor.
01:06Hatta ileri gitmek şöyle dursun, fena halde geriye doğru gittiğimizi söylüyor.
01:11İşin daha da ilginci, yazar bu durumu Türk insanı için adeta yeni bir kıyamet alameti olarak nitelendiriyor.
01:17Yani durumun vahametini bu kadar keskin bir şekilde vurguluyor.
01:22Peki, böyle bir tabloda çözüm nerede başlıyor?
01:25Yazarın kendi cümleleriyle aktarayım.
01:27Biz ilk önce toplumumuza, ailemize ve kendimize bakmak ve insana ilişkin sorunları bu noktadan çözmeye başlamak zorundayız.
01:35Yani asıl mesele, çözümü dışarıda, kurumlarda ya da başkalarında aramak yerine doğrudan kendi evlerimizin içinde, kendi aynalarımıza bakarak işe başlamak.
01:45Peki bu kalite neden düşüyor?
01:48Yazarın ikinci başlığı olan eğitim zincirindeki kırılmalarla devam edelim.
01:53Yazar, insan kalitesinin yüksek olabilmesi için çok kesin, adım adım ilerleyen bir eğitim zinciri öngörüyor.
02:00Her şey en temel eğiticimiz olan anne ile başlıyor.
02:04Sonra aile devreye giriyor, bunu okullar takip ediyor ve nihayetinde bu süreç camiler ve askeri kurumlarla taçlanıyor.
02:12Geleneksel olarak ideal işleyiş tam da bu.
02:16Ama gelin görün ki makaleye göre bugün bu zincir tamamen kopmuş durumda.
02:21Nasıl mı?
02:22Annelerin o geleneksel eğiticilik vasfını tam anlamıyla yerine getiremediği, bunun sonucunda babaların ne yapacağını bilmez, tabiri caizse yönsüz bir halde
02:31kaldığı belirtiliyor.
02:32E okullarda bu temel boşlukları kapatamayınca var olan zafiyetler adeta pekişerek büyüyor ve içinden çıkılmaz bir kısırdırngıya dönüşüyor.
02:42Yazarın analizinde özellikle ordunun rolüne dair çok ilginç tarihsel bir bakış açısı var.
02:48Orduyu geleneksel bir çerçeveye oturtup peygamber ocağı terimini kullanıyor.
02:52Biliyorsunuz eskiden askerliğini yapmayanlara tam anlamıyla adam gözüyle bakılmazdı.
02:57İşte yazar ordunun eskiden vatandaşın karakter gelişimini tamamlayan o en son ve en temel eğitim yuvası olduğunu hatırlatıyor.
03:04Fakat burada çok güncel bir tespit devreye giriyor.
03:08Makale, ordunun hızla profesyonelleştiğini, dolayısıyla artık o ortalama vatandaşı eğitme, yani insan kalitesini inşa etme rolünü adım adım kaybettiğini ileri
03:19sürüyor.
03:20Yani sistemin o son tamamlayıcı halkası da artık işlevini yitiriyor.
03:25Pehlivanoğlu, işte tam bu noktada o can alıcı, hepimizi durup düşündürmesi gereken soruyu soruyor.
03:31Yoksa bu hallere düşer miydik?
03:33Yazarın iddiası son derece net.
03:35Diyor ki, toplumsal, kültürel ve siyasal meseleleri daha en temel birimde, yani aile düzeyinde çözememiş olmamız,
03:43bugün millet olarak omuzlarımızdaki o ağır yüklerin ve düştüğümüz bu hallerin ta kendisidir.
03:49Geldik yazarın üçüncü vurgusuna.
03:51Kısır döngü ve devletin rolü.
03:54Makalenin kalbinde bence inanılmaz bir tezat yatıyor.
03:58Bir tarafa bakıyorsunuz, devletin sunduğu o devasa, gösterişli çözümler var.
04:02Modern, akıllı okullar, her şehre açılan dev üniversiteler, dünyanın en büyük camileri,
04:08ama diğer yanda asıl kök çözüm olan insan kalitesi geride kalmış.
04:12Yazar, eğer o binaların içindeki insanlar temel insani niteliklerden yoksunsa,
04:18o devasa, son teknoloji tesisleri inşa etmenin, kelimenin tam anlamıyla hiçbir işe yaramayacağını savunuyor.
04:24Burada makale, devlete ve iktidara karşı oldukça sert ve eleştirel bir duruşa geçiyor.
04:29Eğitimin tel tel döküldüğünü söylemekle yetinmiyor,
04:32devleti yönetenlerin sadece bir beceriksizlik içinde olmadığını,
04:36toplumu büyük bir gaflet ve hatta ihanetle yüzüstü bıraktıklarını iddia ediyor.
04:41Belki içinizden, ee iyi de dini kurumlar bu ahlaki çöküntüyü durduramaz mı diye geçiyor olabilir.
04:48Yazar buna da çok keskin bir itiraz getiriyor.
04:51Diyor ki, o kurumlardaki din adamları da uzaydan gelmiyor.
04:54Onlar da o aynı eleştirdiği bozuk aile yapısından, aynı sorunlu eğitim sisteminden çıkıp geliyorlar.
05:01Kısacası, sistem sadece kendi ürettiği hataları kopyalamaya devam ediyor.
05:06Analizin dördüncü boyutu oldukça çarpıcı.
05:09Yüzleşme ve gelecek kaygısı.
05:11Behlivanoğlu'nun geleceğe dair çizdiği tablo, açıkçası hiç iç açıcı değil.
05:17İnsan kalitesindeki bu düşüşün bedelini çok ağır ödeyeceğimizi öngörüyor.
05:21Felsefi tıkınıklıklardan tutumda ahlaki çöküntüye,
05:25ticari krizlerden asla bitmeyen siyasi ve sosyal çatışmalara kadar
05:29her alanda durumun daha da sarpa saracağını tahmin ediyor.
05:32Yani, işler kendiliğinden düzelmeyecek, diyor.
05:35Ama yazarın asıl sitemi neye biliyor musunuz?
05:38Toplumun büyük bir kısmının, aynaya bakmaktan,
05:41yani kendisiyle yüzleşmekten bucak bucak kaçmasına.
05:45Bir yanda kalitesizliğin içinde nefes almaya çalışırken,
05:48diğer yanda kimse kendi kalitesine toz kondurmuyor.
05:52Suçu, hatayı, sorumluluğu hep bir başkasının omuzlarına yıkıp
05:56o konforlu cehaletin içinde yaşamaya devam ediyoruz.
06:00Peki, tüm bunların bir çözümü yok mu?
06:03Son başlığımız, uyanış ve birlik.
06:06Yazar, finale doğru oldukça edebi, biraz da ürpertici bir betimleme kullanıyor.
06:11Batı'nın ufkunun kara bulutlarla kaplandığını ve etrafımızda adeta çelik zırhlı bir duvar örüldüğünü söylüyor.
06:18Dış tehditlerin iyice belirginleştiği bu karanlık dönemde,
06:21ülkeyi ayağa kaldıracak, onu savunacak yetkin ve kaliteli insanlara her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var.
06:27İşte tam da bu kuşatmayı yarabilmek için makale bir nevi Türklük fedailerinin sahneye çıkması gerektiğini haykırıyor.
06:37Peki kim bu fedailer?
06:38Yazar dört temel şart koşuyor.
06:41Akıl, bilgi, gerçek dünya tecrübesi ve sarsılmaz derin bir iman.
06:46Sadece bu niteliklere sahip vatanseverlerin inisiyatif alıp öne çıkması gerektiğinin altını çiziyor.
06:53İnanılmaz çarpıcı bir örnek vermek için de Şair Eşref'in o efsanevi, tokat gibi çarpan dizelerini hatırlatıyor yazar.
07:00Hani şu soğan soyulurken bile gözyaşı dökenlerin, memleket göz göre göre soyulup talan edilirken sergiledikleri o korkunç, o akıl almaz
07:09kayıtsızlık var ya,
07:10işte yazar bu derin tezatla bezi adeta sarsarak uyandırmaya çalışıyor.
07:14Tüm bu karanlık tabloya, yozlaşmaya ve ahlaki çöküşe rağmen, Pehlivanoğlu yine de bir umut kapısı aralıyor.
07:21Kendi zevkinde, sefasında olanlara bile çok net bir çağrısı var.
07:25Sırf kendi menfaatiniz için değilse bile, bari çocuklarınız ve torunlarınız hatırına artık gerçek birer insan gibi davranmaya başlamak zorundasınız.
07:34Bu artık bir lüks değil diyor, bir hayatta kalma meselesi.
07:38Ve biz de bu incelememizi makalenin o kışkırtıcı, kapanış sorusuyla noktalıyoruz.
07:43İçinde hala biraz vicdan, biraz vatan ve millet sevgisi kalmış olan o sessiz çoğunluk,
07:49memleket tamamen altımızdan kayıp gitmeden önce nihayet silkelenip, birleşip ayağa kalkacak mı?
07:55Yoksa her şey için çok geç olana dek aynaya bakmaktan kaçmaya devam mı edeceğiz?
08:00Üzerine bolca düşünülmesi gereken bir soru.
08:03Bir sonraki analizimizde bambaşka bir konuyu aydınlatmak üzere, şimdilik hoşçakalın.
Yorumlar