Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 10 saat önce
Bu öykü, geçirdiği bir trafik kazası sonrası tren yolculuğu yapmaya başlayan Faruk ismindeki bir gencin, her gün gördüğü menekşe gözlü bir kıza duyduğu derin hayranlığı ve bu sürecin duygusal yansımalarını konu alır. Başkarakter, bu büyüleyici güzelliği ölümsüzleştirmek adına kızın bir portresini çizer ve hayatını tamamen bu gizemli yabancıya odaklar. Hikayenin dönüm noktasında, genç adam büyük bir heyecanla hediyesini sunmaya hazırlanırken kızın aslında görme engelli olduğunu fark ederek sarsıcı bir yüzleşme yaşar. Yazar, dış güzelliğe duyulan tutkunun yerini vicdani bir hesaplaşmaya ve hüzne bırakışını etkileyici bir dille anlatır. Eser, görsel estetiğin ötesindeki gerçekleri ve insan duygularının kırılganlığını beklenmedik bir sonla özetlemektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, yet yeni bir inceleme ile daha karşınızdayım.
00:03Bugün, hani bazen kendi kendimize yalanlar söyleriz ya, işte tam da bunu konu alan
00:08yazar Mehmet Özkenderci'nin o çarpıcı kısa hikayesine menekşe gözlere şöyle bir yakından
00:14bakacağız.
00:15Bu sadece sıradan bir aşk hikayesi değil, yani insan zihninin kendi yarattığı bir
00:19hayale nasıl hapsolabileceğini gösteren inanılmaz bir psikolojik tablo aslında.
00:24Takıntı, algılarımız ve kendi kurduğumuz ilüzyonlar üzerine şahane bir kurgu.
00:29Bu, hazırsanız hiç vakit kaybetmeden bu büyüleyici hikayenin katmanlarını tek tek
00:33soymaya başlayalım.
00:34Evet, hadi gelin hikayenin tam kalbine, o ilk ana dalalım her şeye.
00:39Her şey, baş karakterimiz Faruk'un banyo treninde o anı yaşamasıyla başlıyor.
00:45Beyaz yüzünde özenle işlenmiş bir çift melekşe göz vardı.
00:48Bakın, bu sadece sıradan bir tasvir değil.
00:51Bu, Faruk'un dünyasının tamamen ama tamamen değiştiği o kırılma anı.
00:55Karşısında öylece dalgın dalgın oturan, uzaklara bakan bu genç kız, Faruk'un kafasında
01:01anında kusursuz bir heykele, adeta yaşayan bir sanat eserine dönüşüyor.
01:06Peki ama durun bir saniye, Faruk bu banyo trenine nereden düştü, neden psikolojik olarak
01:11bu kadar savunmasız bir haldeydi?
01:16Şöyle düşünün, insan zihni çok büyük sarsıntılar yaşadıktan sonra hep tutunacak bir dal,
01:22böyle güvenli bir liman arar değil mi?
01:23Faruk içinde bu liman, trende gördüğü o yabancının gözleri olacaktı.
01:28Peki olaylar buraya nasıl geldi?
01:30Aslında her şey, Faruk'un tabiri caizse, ucuz atlattığı, birkaç kırıkla kurtulduğu,
01:36korkuluş bir trafik kazasıyla başlıyor.
01:38Bu kaza onda öyle bir travma yaratıyor ki, adamda felç edici bir araba kullanma korkusu,
01:44ciddi bir fobi oluşuyor.
01:45Ehaliyle direksiyon başına geçemeyince, işe gidip gelmek için mecburen her gün
01:50aynı saatte banyo trenini kullanmaya başlıyor.
01:53İşte hayatını değiştiren o karşılaşmada bu zorunlu rutin sayesinde oluyor.
01:58Kendisinden bir durak önce binen ve hep o çıkışa yakın cam kenarında oturan kızı görüyor.
02:03Düşünsenize, o kaza hiç yaşanmamış olsa,
02:06yolları belki de hayatta hiç kesişmeyecekti.
02:09Bu ilk karşılaşmadan sonra, Faruk'un hayatı resmen bu döngüye hapsoluyor.
02:14Sırf onu birkaç dakika, evet sadece birkaç dakika görebilmek için,
02:19hafta içi her gün o trene biniyor.
02:21Hani çok bilindik, meşhur bir söz vardır,
02:23dünyada bir hapşırık, bir de seven bakışlar gizlenmez derler.
02:27Ne kadar doğru değil mi?
02:28Faruk kızı trende birkaç gün göremediğinde,
02:31adamın dünyası kelimenin tam anlamıyla başına yıkılıyor.
02:33O ofisteki neşeli, etrafına enerji saçan adamdan eser kalmıyor.
02:38Hatta bu durgunluğu mesai arkadaşlarının bile diline düşüyor.
02:41Gelip, hayırdır, hangi melek çarptı sana,
02:44hani aşka inanmazdın, yakında eriyip muma döneceksin diye takılıyorlar.
02:48Gerçekten de etrafındaki herkes,
02:50Faruk'un o sırılsıklam aşık halini gözlerinden okuyor.
02:53Bu noktada, eski Faruk ile yeni Faruk arasındaki o devasa uçuruma bir bakmamız lazım.
02:59Eskiden bu adam, Kastamonu'dan İstanbul'a gelmiş, uzun boylu,
03:03böyle İtalyan veya İspanyol aktörlere benzeyen, oldukça yakışıklı bir tipti.
03:07Düşünün, yarım yamalak İngilizcesiyle bile,
03:09bekar evi yabancı kızlarla dolup taşan,
03:12kendi deyimiyle Birleşmiş Milletler subesi gibi bir hayatı vardı.
03:15Fakat yeni Faruk, bu şubeyi dış dünyaya tamamen kapatmış durumda.
03:20O eski, popüler, herkesin etrafında pervane olduğu adam uçup gitmiş.
03:24Yerine sadece tek bir kişiye, o menekşe gözlüsüne saplanıp kalmış,
03:28dışarıya kapı duvar olmuş, izole bir adam gelmiş.
03:31İnanılmaz bir karakter değişimi, öyle değil mi?
03:34İkinci bölüm, Menekşe Gözlü İllüzyon
03:37Şimdi Faruk, sıradan biri değil.
03:40Onun sanatçı kimliği, bu yabancı kızı kafasında tehlikeli bir şekilde idealistirmesine adeta benzin döküyor.
03:46Peki sanatsal geçmişi neden bu kadar mühim?
03:49Çünkü hikaye bize, aslında Faruk'un bu kıza sadece aşık olmadığını,
03:53onu üzerinde çalışılacak kusursuz bir tuval gibi gördüğünü fısıklıyor.
03:58Bakın, Faruk, öğrenceliğinde yetmişin üzerine not vermemesiyle nam salmış,
04:02o efsanevi Betül Hoca'dan tam not almayı başarmış, devasa bir yetenek.
04:07Güzel sanatlara dereceyle girmiş,
04:09üniversitede insanların portrelerini çizerek evinin kirasını çıkarmış,
04:13hele sulu boyada resmen bir usta.
04:15Yani anlayacağınız o ilham perisini zihninden alıp tuvale kusursuzca aktarabilecek her türlü donanıma sahip.
04:22Ve bu yetenek, karanlık bekar odasında tavana boş boş bakarken aniden beyninde çakan bir şimşekle harekete geçiyor.
04:30Önce diyor ki, kesinlikle onun bir resmini yapıp tavanıma asmalıyım.
04:35Bu fikirle o karanlık oda zihninde ışıl ışıl aydınlanıyor.
04:39Sonraki adımda ofiste sürekli ama sürekli takıntılı eskizler çizmeye başlıyor.
04:44Üçüncü ve asıl çıldırtıcı aşamaysa,
04:47o gözlerdeki rengi, o eşsiz menek şetonunu sulu boyayla tutturmaya çalışmak.
04:53Burada çok çarpıcı bir detay var, dikkatinizi çekerim.
04:56Faruk'un elinde ofisin en donanımlı, en profesyonel fotoğraf makinesi var aslında.
05:01Ama uzaktan gizlice bir fotoğrafını çekmeye bile cesaret edemiyor.
05:05Neden biliyor musunuz?
05:06Ya sapık derlerse, ya röntgenci damgası yiyip trende linç edilirsem korkusuyla.
05:11O yüzden de bütün bu devasa portreyi tamamen hafızasına gülenerek yapmak zorunda kalıyor.
05:17İşin daha da ilginç yanı, Faruk'un kafasındaki bu yüceltme öylesine uçuk bir noktaya ulaşıyor ki,
05:23kızın güzelliğini Elizabeth Taylor'la kıyaslamaya başlıyor.
05:27Biliyorsunuzdur, Hollywood efsanesi Elizabeth Taylor,
05:30o meşhur, nadir bulanan doğal menekşe rengi gözleriyle bilinir.
05:33Ama yok, Faruk için dergilerde, filmlerde boy gösteren o dünya starı Taylor bile,
05:39trendeki kendi menekşe gözlümlediği kızın yanından bile geçemez.
05:42Aslında burada şunu net olarak fark ediyoruz.
05:45Faruk artık kanlı canlı bir insanı değil,
05:47kendi zihninde yonttuğu o tanrı çayı, kendi muazzam ilüzyonunu seviyor.
05:52Ve inanın bana, takıntısının ne boyutlara ulaştığını kanıtlayan en net cümlesi şu,
05:57Bu güzelliği sadece kalbime değil, beynime de kazımalıydım.
06:01Faruk'un onu ezberleme çabası, zamanla iç acıtıcı bir çaresizliğe dönüşüyor.
06:06Bir gün kızı takip etmeye karar veriyor.
06:08Beyazlar içindeki bu kuğu gibi kızı, kalabalıkta gözden kaçırmamak için,
06:13trenden öyle bir teraşla iniyor ki, o itiş kakışta yere düşüyor.
06:16İnanabiliyor musunuz, insanlar kelimenin tam anlamıyla adamın üzerinde tepinerek geçiyor.
06:21Faruk o ezik büzük haliyle yerden kaptığındaysa,
06:24kız çoktan kaybolara karışmış oluyor.
06:26İşte bu sahne, Faruk'un bu kör kütük takıntı uğruna,
06:29hem fiziksel hem de psikolojik olarak nasıl ezilip ufalandığının harika bir metaforu aslında.
06:35Üçüncü bölüm, Çarpıcı Gerçek
06:38Aylarca süren o hummalı zihinsel inşa süreci,
06:42ilmek ilmek örülen o kusursuz romantik ilüzyon,
06:46işte şimdi çok ama çok sert bir kayaya çarpmak üzere.
06:50Nihayet o büyük gün geliyor.
06:52Faruk, en büyük başyapıda olarak gördüğü portreyi bitiriyor,
06:56gidip özenle çerçeveletiyor, çok şık bir hediye paketine sardırıyor ve evden çıkıyor.
07:02Yine o bildiğimiz banyo treni, şansına bakın ki kızın tam karşısındaki koltuk boş.
07:08Hemen oraya oturuyor, elinde paketiyle tabloyu ona vermek için en kusursuz anı,
07:14yani o kalabalığın daldığı son durağa beklemeye başlıyor.
07:18Tansiyon yavaş yavaş yükseliyor, Faruk'un kalbi yerinden çıkacak gibi atıyor.
07:24Ve son durak.
07:26Faruk tam yerinden kalkıp bütün ruhunu kattığı bu muazzam hediyeyi ona uzatmak üzereyken,
07:32genç kız sakince çantasından birkaç parçaya katlanmış, ince, beyaz bir baston çıkarıp açıyor.
07:40Yani o yere göğe sığdıramadığı, saatlerce gözlerinin içine bakıp anlamlar yüklediği,
07:46uzaklara daldığını, hayaller kurduğunu sandığı o kusursuz menekşe gözler aslında dünyayı göremiyordu.
07:52Bu gerçekle yüzleşmek, Faruk için adeta bir deprem, tam bir psikolojik yıkım oluyor.
07:58Bütün o iç hesaplaşması dudaklarından dökülen şu tek bir cümlede toplanıyor.
08:04Görmemesi ne suç ne günahtı ben o gözlere aşık olmuştum.
08:08O gün elinde o çerçeveli resimle nereye gittiğini ne yaptığını bilmeden saatlerce sokaklarda boş boş dolaşıyor.
08:15Eve döndüğünde ise hayatında hiç olmadığı kadar büyük bir utanç duyuyor.
08:19Hatta kendinden iğreniyor.
08:21Neden derseniz?
08:22Aslında kıza acıdığı için değil, kıza onun gerçekte kim olduğunu zerre kadar umursamadan
08:28tamamen kendi bencil fantezisini, kendi sanatsal takıntısını yapıştırdığı için.
08:34O gece sabahlara kadar kızın körlüğüne değil, asıl kendi yarattığı körlüğe lanet okuyor.
08:40Dördüncü bölüm Mutlu Son'un Farklı Yüzü
08:42Yaşadığı bu devasa utanç ve suçluluk duygusu yüzünden Faruk günlerce o banyo treninin yakınına bile uğrayamıyor.
08:50Kendi yüzüne bile bakamayacak kadar utanıyor düştüğü bu yanılgıdan.
08:53Ama aradan birkaç gün geçtikten sonra en sonunda cesaretini toplayıp o istasyona geri dönüyor.
08:59Ve onu son kez görüyor.
09:01Kızı peronda fark ediyor ama bu sefer yalnız değil.
09:04Yanında ellerini sımsıkı tutan oldukça yakışıklı genç bir adam var.
09:08Ona eğilip bir şeyler fısıldıyor.
09:10Ve o menekşe gözlü kız o kadar mutlu ki anlatamam.
09:14Dünyayı görmese bile gözlerinin içi resmen ışıl ışıl parlıyor.
09:18İşte Faruk, kendi kendine kıza duyduğu o gereksiz acımanın, o gizli takıntının ne kadar anlamsız, ne kadar boş olduğunu o
09:25saniye idrak ediyor.
09:26Çünkü kız, Faruk'un o karanlık saplantılı dünyasından tamamen habersiz bir şekilde kendi gerçeğinde gayet mutlu ve sevgi dolu bir
09:34hayat yaşıyor.
09:34Ve bu incelememizi aklınızdan uzun süre çıkmayacak o vurucu soruyla bitirmek istiyorum.
09:41Faruk, gerçekten o kıza mı aşıktı?
09:44Yoksa, sadece zihninde yarattığı o kusursuz, pürüzsüz ilüzyona, tuvale döktüğü kendi fantezisine mi?
09:51Mehmet Özkendirci'nin menekşe gözleri, kafamızda idealiştirdiğimiz insanların gerçek kimliklerini nasıl kendi ellerimizle silip attığımızı,
09:59kendi körlüğümüzün nasıl kurbanı olduğumuzu yüzümüze tokat gibi çarpıyor.
10:03Peki ya siz?
10:05Acaba kendi hayatınızda aşık olduğunuzu sandığınız o gerçek kişiyi mi seviyorsunuz?
10:10Yoksa sırf kafanızda yarattığınız o mükemmel tabloyu mu?
10:13Bence bunun üzerine biraz düşünün.
10:15Bu derin edebi yolculukta bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim.
10:19Gerçeklere ve kendinize çok iyi bakın.
Yorumlar

Önerilen