00:00Siyasette sıkça duyduğumuz o kelime ama.
00:03Peki bu kadar masum görünen, cümleleri birbirine bağlayan bu basit kelimenin ardında aslında neler gizli olabilir?
00:10Gazeteci Mehmet Edip Ören'in bir köşe yazısı üzerinden işte bu ama kelimesinin nasıl güçlü bir silaha dönüşebildiğini gelin birlikte inceleyelim.
00:19Yazarın bütün tezini dayandırdığı nokta tam olarak bu.
00:22Ama zehir zerk edilmeden önce verilen baldır.
00:26Oldukça iddialı bir benzetme değil mi?
00:28Yani önce size tatlı bir şey söyleniyor, gardınız düşüyor, sonra asıl niyet ortaya konuyor.
00:34Peki bu metafor gerçek hayatta nasıl işliyor?
00:37Gelin bakalım.
00:38Yazar bu fikri havada bırakmamak için bizi ilk olarak başkent Ankara'ya götürüyor.
00:43Orada yaşanan ve kendisinin yapay bir fırtına olarak adlandırdığı yerel bir su krizini mercek altına alıyor.
00:49Şimdi hikaye şöyle, yazarın anlattığına göre önceki yönetim döneminde sorunlu olduğu bilinen bir su hattı yapılıyor.
00:56Mevcut başkan Mansur Yavaş göreve gelince bu hattı kullanmayı bırakıyor.
01:01Fakat sonra ne oluyor?
01:02Bir kuraklık başlıyor ve halkı susuz bırakmamak için o eski hat mecburen yeniden açılıyor.
01:07Eee sonuç pek şaşırtıcı değil eski hattaki borulardan biri patlıyor.
01:11İşte fırtına da tam bu noktada kopuyor.
01:14Tabii siyasi rakipler bu fırsatı kaçırır mı?
01:17Hemen sahneye çıkıyorlar.
01:18Yazarın aktardığına göre onlara göre sorun ne eski borularda ne de kuraklıkta.
01:23Suçlama çok net ve basit.
01:25Bakım yapmadılar o yüzden patladı.
01:27Yani bütün fatura doğrudan mevcut yönetime kesiliyor.
01:30İşte yazar tam bu noktada işi biraz tiye alarak soruyor.
01:35Bir su borusunun bakımı nasıl yapılır ki?
01:37Yağına suyuna mı bakılır?
01:39Hava basıncı mı ölçülür?
01:40Bu absürt sorularla aslında bakımsızlık suçlamasının ne kadar anlamsız ve temelsiz olduğunu göstermeye çalışıyor.
01:48Eee o bakımsızlık iddiası pek de inandırıcı gelmeyince eleştirilerde vites yükseltiliyor.
01:53Konu bir anda gönlük bir arızadan çıkıp devasa bir meseleye dönüşüyor.
01:58Mansur Yavaş baraj yapmalıydı.
02:00Yani suçlama ihmalden çıkıp vizyonsuzluğa evriliyor.
02:04Yazarın karşı argümanı da tam bu noktada geliyor.
02:06O kadar basit ama o kadar da etkili bir soru soruyor ki.
02:10Türkiye'nin o devasa barajlarını bugüne kadar hangi belediye inşa etmiş?
02:14Keban'ı Elazır mı yaptı, Atatürk barajını Gaziantep mi?
02:17Bu soruyla aslında sorumluluğun tamamen yanlış adresle kesildiğini iddia ediyor.
02:22Ankara'daki su meselesi bir kenarda dursun.
02:24Şimdi yazar merceği çok daha geniş bir alana, ülke ekonomisine çeviriyor.
02:29Ve diyor ki o ama taktiği yani görünenle gerçeğin farklı olması durumu burada da karşımıza çıkıyor.
02:36Mesela ilk iddia akaryakıt fiyatları üzerine.
02:39Diyor ki yazar, devlet gidiyor, uluslararası piyasadan daha ucuz olan Rus Ural petrolünü alıyor ama iş bunu bize yani vatandaşa satmaya gelince fiyatı çok daha pahalı olan Brent petrolü üzerinden hesaplıyor.
02:53Arada bir fark oluştuğunu iddia ediyor.
02:55Yazar bu duruma öyle bir isim takıyor ki çift taraflı kazık, baya sert bir ifade ve bunun bir benzerini nerede gördüğünü iddia ediyor biliyor musunuz?
03:04Hükümetin o çok konuşulan sübvansiyonlu et programında.
03:07Şimdi bakın yazarın iddiasına göre süreç nasıl işliyor?
03:11Hedef ne?
03:11Harika, halka ucuz et yedirmek.
03:13Peki yöntem ne?
03:14Devlet bazı marketlerle anlaşıyor.
03:17Buraya kadar her şey güzel.
03:18Ama işte o amadan sonrası ilginç.
03:21Yazar diyor ki bu ucuz etlerin çoğu halka değil restoranlara gidiyor.
03:25Sonuç ne?
03:26Vatandaş yine ucuza et bulamıyor, restoranlarda da fiyatlar düşmüyor.
03:30Yani programın hedefine ulaşmadığı iddia ediliyor.
03:33Peki tüm bu örnekler, Ankara'daki su borusu, ekonomideki iddialar bunlar tesadüf mü?
03:39Yazara göre kesinlikle hayır.
03:41Ona göre bu bilinçli bir taktik.
03:44Gündem değiştirme sanatı.
03:45Bu slide yazarın ne demek istediğini çok net gösteriyor aslında.
03:49Bakın ortada bir mesele var.
03:51Karnelerden Atatürk resminin kaldırıldığı eleştirisi.
03:54Gayet net bir konu ama gelen cevaba bir bakın.
03:57Konuyla hiç alakası olmayan bambaşka bir gündem ortaya atılıyor.
04:01Dikkatler İstanbul'daki bir davaya çekilmeye çalışılıyor.
04:04Yani eleştiriye cevap vermek yerine konu tamamen değiştiriliyor.
04:09Yazar da diyor ki bu gündem değiştirme çabası pek işe yaramaz.
04:12Neden mi?
04:13Çünkü halkın hafızasında çok daha büyük, çok daha unutulmaz bir skandal var diyor meşhur Deniz Feneri davası.
04:20Ve şimdi yazar bizi yerel tartışmalardan, ulusal ekonomiden alıp bambaşka bir yere, küresel siyasetin tam ortasına götürüyor.
04:27Ve diyor ki eğer o ama kelimesinin ardını okumayı bilmezseniz dünyanın en büyük güçlerinin bile ne yapmaya çalıştığını anlayamazsınız.
04:35Mesela Amerika'nın bazı hamlelerine bakalım.
04:39Görünen nedenle petrol, değerli madenler yani yazarın deyimiyle bal kısmı bu.
04:44Ama asıl amaç yani o zehir dediği kısım ne?
04:48Çin'in önünü kesmek, küresel yayılmasını durdurmak.
04:51Görünenin arkasında çok daha büyük, çok daha stratejik bir oyun olduğunu iddia ediyor.
04:55İşte bakın Ankara'da patlayan bir su borusundan yola çıktık, et fiyatlarını konuştuk, oradan da dünyanın devleri arasındaki satranç oyununa geldik ve bu yolculuğun sonunda yazar bizi başladığımız yere o tek kelimelik ama çok güçlü uyarıya geri getiriyor.
05:11Ve işte bütün bu anlattıklarımızın özeti, ana fikir bu cümlede saklı ama zehir zerk edilmeden önce verilen baldır.
05:18Yani bu kelimeyi duyduğunuz an bilin ki size sunulan tatlı bir başlangıç.
05:22Asıl niyet, asıl gündem hemen arkasından gelecek.
05:26Ve yazar analizini bitirirken topu bize atıyor aslında.
05:29Bu kışkırıcı soruyla bizi baş başa bırakıyor.
05:32Bundan sonra duyacağınız amanın ardında ne olacak?
05:35Artık siyasetçileri uzmanları dinlerken kulağımız hep o amadan sonraki kısımda olmalı.
05:40Asıl hikaye işte orada başlıyor.
Yorumlar