Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 1 gün önce
Erol Sunat’ın kaleme aldığı bu metin, toplumsal ve bireysel hedeflerin sembolü olan "zirveye çıkış" yolculuğunda yaşanan ahlaki ve insani savrulmaları eleştirmektedir. Başlangıçta birlik ve beraberlik içinde çıkılacağı vadedilen bu yolculukta, bireyler zirve tutkusuna kapılarak dostlarını, vefayı ve ideallerini dağın eteklerinde bırakmışlardır. Dış müdahaleler ve nifak tohumlarıyla insanlar birbirine hasım edilmiş, toplum çeşitli gruplara bölünmüştür. Zirve; sadece tek başına geleni kabul eden, bencilliği dayatan bir makam hâline gelmiştir. Metin, geçmişteki büyük "düğüm çözenler" gibi yeni bir kurtarıcı umudunu korurken, zirveye ulaşanların ideallerini değil sadece kendilerini oraya taşıdıklarını ve aşağıda kalanlara yalnızca ruhsuz bir el salladıklarını vurgular.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Merhaba, bugün sizlerle Erol Sunat'ın felsefi bir denemesinden yola çıkarak çok güçlü bir metaforu, bir dağ tırmanışı hikayesini konuşacağız.
00:10Hadi gelin bu yolculuğa birlikte çıkalım.
00:13Biliyor musunuz her şey aslında çok tanıdık bir inançla başlıyor.
00:17Hani hep duyarız ya büyük hedeflere, zirvelere ancak omuz omuza vererek birlik içinde ulaşılır.
00:23İşte o idealden bahsediyoruz.
00:25Herkesin kalbinde yatan o ortak hayal.
00:27Ama işte tam bu güzel idealin ortasında birden karşımıza hüzünlü bir soru çıkıyor.
00:34Ve bu soru aslında yolculuğun bütün seyrini değiştirecek kadar derin.
00:39Yetmişlerden bu yana onar onar sayın.
00:41Düşünsenize ne kadar uzun bir zaman.
00:44Bu sadece geçen yılları değil aslında o ortak ruhun nasıl yavaş yavaş kaybolduğunu, nasıl aşındığını da gösteriyor bize.
00:52Peki en başına dönelim.
00:53Hikayemizin ilk bölümüne yani her şeyin henüz o ortak hayal etrafında toplandığı zamana gidelim.
00:59Aslında buradaki kilit nokta şu.
01:02Mesele sadece bir dağa tırmanmak değildi.
01:05Mesele ideallerin, hayallerin peşinden hep beraber gitmekti.
01:10Yani zirve tek başına bir amaç değil, o birlikteliğin getireceği doğal bir sonuç olmalıydı.
01:17İşte tam da burada işler değişiyor.
01:19Daha yolun en başında, dağın eteklerindeyken o birlik ruhunda ilk çatlaklar beliriyor.
01:25O kırılma anına gidiyoruz şimdi.
01:27İlk kopuş nasıl başlıyor biliyor musunuz?
01:30Küskünlükle.
01:31Kimileri alınıyor, güceniyor ve sessizce sırtını dönüp gidiyor.
01:35Belki en gürültülüsü değil ama en derin yaralardan biri bu işte.
01:40Sonra başkaları çıkıyor.
01:42Onlar daha gürültücü, daha inatçı.
01:44Kapıları çarparak gidiyorlar.
01:46Benim bildiğim doğru diye yeminler ederek.
01:49Sadece yollarını ayrımıyorlar.
01:50Kendi yollarının tek doğru yol olduğunu ilan ediyorlar adeta.
01:54Ve belki de en trajik olanı, en ironik olanı geliyor şimdi.
01:58Tam da her şey dağılırken biz ayrılamayız ki diyenler.
02:02İşte o an sözlerle gerçeklik arasındaki o korkunç uçurumu görüyorsunuz.
02:08Peki sonuç ne oluyor?
02:10Sonuç ortada.
02:11O tek parça grup bir anda farklı yakalara savruluyor.
02:15Öteki yakalılar, beriki yakalılar, karşı yakalılar.
02:18Biz ruhu tamamen yok oluyor, yerini birbirine hasım kamplar alıyor.
02:23Peki, o birlik dağıldıktan sonra ne oluyor?
02:27Yola tek başına devam etmenin nasıl bir bedeli var?
02:31Gelin şimdi tırmanışın o ağır faturasına bakalım.
02:35Bakın şu zıtla, başlangıçtaki o masum vaat neydi?
02:38Biz hep beraber geldik.
02:40Peki zirvenin fısıldadığı talep ne?
02:42Ardına takılanları geride bırak.
02:44İşte idealin hırsa nasıl kurban edildiğinin en net fotoğrafı bu.
02:48İnsan bu ihaneti kendine nasıl açıklar peki?
02:52İşte mazeretler devreye giriyor.
02:54Unuttum.
02:55Dağ havası çarptı herhalde.
02:57Ayağım kaydı, dengem bozuldu.
02:59Ve tabii ki en klasiği, neyse ya zirveye bir varayım da sonra düşünürüm.
03:03Ertelemek.
03:04Ne kadar da tehlikeli bir mazeret.
03:06Şimdi bir anlığına susalım ve zirvenin sesini dinleyelim.
03:10O yalnızlığın, o hırsın, ete kemiğe bürünmüş halinin ne dediğine kulak verelim.
03:16Zirve konuşmaya başlıyor.
03:18Diyor ki, neyin var neyin yok, yanında kimler var, boşver, hepsini bırak ve gel.
03:24Ve ısrar ediyor, tek gel, yalnız gel, bana gel.
03:27Zirvenin istediği şey bu kadar basit ve bu kadar acımasız.
03:32Mutlak yalnızlık, başarıyı paylaşılmaz bir şey olarak kodluyor zihnimize.
03:37Neden mi yalnız gelmelisin?
03:39Zirve onu da açıklıyor.
03:41Sana ağırlık olur, taşıyamazsın onları.
03:44İşte o çarpık mantık.
03:46Dostluklar, idealler, anılar, hepsi birer yük artık.
03:50Yükselmek için onlardan kurtulman gerekiyor.
03:53Sonuçta ne oluyor biliyor musunuz?
03:55Zirveye varan kişi ideallerini yüceltmiş olmuyor, hayır.
03:59Sadece ve sadece kendini yükseltmiş oluyor.
04:02Bu zafer gibi görünen bir yenilginin ta kendisi.
04:06Peki bu dağ metaforundan biraz uzaklaşıp, daha geniş resme, tarihin kendisine bakalım.
04:11Bu biz olamama meselesi, bu kör düğüm nereden geliyor?
04:16İşte kilit soru da bu zaten.
04:18Kim attı bu düğümü?
04:20Kim bizi birbirimize düşman etti?
04:21Bu sorunun cevabı aslında her şeyin anahtarı.
04:25Ama biliyor musunuz, tarih aynı zamanda umut da veriyor.
04:28Çünkü ne zaman böyle çözülmez gibi görülen bir düğüm atılsa, onu kesip atacak bir irade de ortaya çıkmış.
04:35Tıpkı Gordiyon düğümünü kesen Büyük İskender gibi,
04:38Anadolu'yu birleştiren Sultan Alparslan gibi,
04:40bir çağı kapatıp yenisini açan Fatih gibi
04:44ve tabii ki küllerinden yeni bir ulus yaratan Gazi Mustafa Kemal Paşa gibi.
04:49Ve işte bu noktada aklımızda o büyük soruyla kalıyoruz.
04:54Peki, bu kör düğümü çözecek biri yeniden çıkar mı?
04:57Tarih tekerrür eder mi?
04:59Cevabını sanırım hep birlikte yaşayıp göreceğiz.
05:02Çeviri ve Altyazı M.K.
Yorumlar

Önerilen