Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 3 gün önce
Yağmur Tunalı tarafından kaleme alınan bu makale, Türkiye'deki ulusal kimlik ve egemenlik kavramlarının maruz kaldığı algı operasyonlarını eleştirel bir dille analiz etmektedir. Yazar, modern devlet yönetiminin temelinde toplumsal birliğin yattığını vurgularken, Türkiye’de uygulanan etnik ayrıştırma söylemlerinin hem tarihsel gerçeklerle hem de Batılı devlet modelleriyle çeliştiğini savunmaktadır. Sovyetler Birliği dönemindeki sosyalist retoriklerin ve "halkların kardeşliği" gibi kavramların aslında birer illüzyon olduğunu belirterek, bu tür söylemlerin günümüzde bölücü faaliyetlere zemin hazırladığını ifade etmektedir. Batı dünyasından örnekler vererek, hiçbir demokratik ülkenin kendi kurucu kimliğini tartışmaya açmadığını ve vatandaşlık bağının her şeyin üzerinde tutulduğunu hatırlatmaktadır. Sonuç olarak yazar, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en büyük tehdidin, dış destekli ideolojik dayatmalar ve tarihi tahrif ederek oluşturulan yapay kimlik mücadeleleri olduğunu vurgulamaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Yağmur Tunalı'nın kafalardaki işgal metnini ele alıyoruz bugün.
00:03Metnin merkezinde çok kışkırtıcı bir soru var aslında.
00:06Bir milletin asıl savaşı topraklarda mı verilir yoksa zihinlerde mi?
00:11İşte bu sorunun peşine düşeceğiz.
00:13Yazarın iddiası çok net.
00:15Diyor ki asıl büyük çatışma yani en önemlisi bizim düşüncelerimizi ve kimliğimizi kontrol etmek için yürütülen bir algı savaşıdır.
00:24Peki bu ne demek?
00:25Hadi gelin biraz daha derine inelim.
00:27Evet ilk durağımız yazarın o kilit kavramı zihinsel işgal.
00:32Peki ama ne demek bu zihinsel işgal?
00:34Yazar bu kavramı kimlik ve devlet yönetimiyle nasıl bir araya getiriyor?
00:37İşte bunu anlamamız lazım.
00:38Metne göre işin özü şu.
00:40Bir yönetimin asli görevi insanları bölmek değil tam tersine bir araya getirmek, birleştirmektir.
00:47Yani toplumu ayrıştıracak ne varsa ona karşı önlem almaktır.
00:52Aslında bütün analizde işte bu temel prensip üzerine kurulu.
00:55Fakat yazar diyor ki ideal durum bu olmasına rağmen Türkiye'deki mevcut söylem tam tersini yapıyor.
01:01Yani etnik kimlikle ulusal kimliği birbiriyle yarışır hale getiriyor.
01:05İşte bu karşıtlık çok önemli.
01:07Çünkü metnin geri kalanında yazarın kurduğu bütün argümanları anlamak için bu noktayı aklımızda tutmamız gerekiyor.
01:13Şimdi metin çok bilinen ama bir o kadar da tartışmalı bir kavrama odaklanıyor.
01:19Self-determinasyon.
01:20Yani ulusların kendi kaderini tayin hakkı.
01:23İlk bakışta kulağa çok basit geliyor değil mi?
01:25Bir halk kendi geleceğine kendi karar versin.
01:28Ama yazar diyor ki durun bir dakika.
01:30Bu kavramın tarihteki uygulaması hiç de göründüğü kadar masum ya da basit değil.
01:35Aksine çok daha karmaşık.
01:36Yazara göre bu kavramın kökleri 20. yüzyıl başlarındaki sosyalist düşünceye dayanıyor.
01:42Özellikle de Lenin'in o meşhur yazılarına.
01:45Biliyorsunuz o dönem imparatorluklar bir bir yıkılıyor ve Lenin'in bu fikirleri gerçekten de büyük bir devrimci etki yaratıyor.
01:52İşte yazarın vurguladığı o büyük çelişki tam da burada ortaya çıkıyor.
01:56Kağıt üzerinde bir özgürlük vaadi var ama pratikte yazarın iddiasına göre bu vaat tam bir merkezi kontrol aracına dönüşmüş.
02:02Yani teori başka, uygulama bambaşka.
02:04Buradan bir başka meşhur slogana geçiyoruz.
02:08Halkların kardeşliği.
02:10Kulağa ne kadar güzel geliyor değil mi?
02:11Ama yazar bu kardeşliğin pratikte neye hizmet ettiğini sorguluyor ve burada da büyük bir çelişki olduğunu söylüyor.
02:18Yazar bu kavrama düpedüz bir ilüzyon diyor yani bir göz yanılsaması.
02:23Neden mi?
02:24Çünkü ona göre bu slogan tarihsel olarak birliği sağlamak için değil tam aksine birliğin tam tersini başarmak için kullanılmış bir araç.
02:32Bakın bu gerçekten çarpıcı bir iddia.
02:34Yazar diyor ki Sovyetler bir yandan bütün emekçilerin birliğinden bahsederken diğer yandan Rus olmuyor halklar arasında mikro milliyetçiliği ve hatta çatışmayı körüklemişler.
02:44Amaç ne?
02:45Amaç bu kontrollü kaos ortamında kendi merkezi otoritelerini yani Rus hakimiyetini daha da sağlamlaştırmak.
02:52Yani yazarın bakış açısıyla olayın özeti şu bu yaşanan bölünmeler etnik çatışmalar bir kaza değil tam tersine kontrolü elde tutmak için bilinçli olarak tasarlanmış kasıtlı bir devlet politikası.
03:05Şimdi analizde ilginç bir karşılaştırma bölümüne geliyoruz.
03:09Yazar batıdaki ulus devlet anlayışıyla Türkiye'deki bazı söylemleri yan yana koyuyor ve aradaki farklara dikkat çekiyor.
03:16Yazar batı modelini anlatırken Fransa ve Almanya'dan örnekler veriyor.
03:21Mesela diyor ki Fransa'da Ermeni kökenli bir siyasetçi Patrick Devecian bir gazeteciye ben Fransızım diye ısrar ediyor.
03:28Ya da Almanya'da kural çok net.
03:30Bu ülkenin vatandaşıysan Almansın.
03:32Hatta bir vatandaşın ben Alman değilim demesinin ciddi sonuçları olabileceğini belirtiyor.
03:37Yani bu ülkelerde her şeyin üzerinde tek bir vatandaşlık kimliği var.
03:41İşte bu batı modelinin tam karşısına yazar Türkiye'deki durumu koyuyor.
03:45Ve diyor ki bizde durum o kadar farklı ki Türkiye'nin adında bile Türk kelimesi geçiyor bu sorunlu diyenler var.
03:53Yani bir yanda vatandaşlık kimliğinin sorgulanamazlığı, diğer yanda ülkenin adının bile tartışmaya açılması.
04:00Peki bütün bu analizden sonra nereye varıyoruz?
04:03Yazar metni oldukça net bir değerlendirme ve bir çağrıyla bitiriyor.
04:07Aslında bize hem küresel siyasetin gerçeklerini hatırlatıyor hem de bir uyarıda bulunuyor.
04:11Yazarın ilk tespiti çok gerçekçi hatta biraz acımasız diyor ki dünyayı güzel sözler, ideolojik tutuklar yönetmez.
04:20Dünyayı yöneten tek bir şey vardır güç dengeleri.
04:23Bu güç siyasetinin ne kadar acımasız olabileceğini göstermek için de metinde çarpıcı bir örnek veriliyor.
04:29Churchill'e atfedilen bir söz.
04:311. Dünya Savaşı sırasında kimyasal silah kullanmanın insanlık suçu olduğu hatırlatıldığında Türklerin insan değil ki dediği iddia ediliyor.
04:39Yazar bu alıntıyı batıdaki güç anlayışının doğasını göstermek için kullanıyor.
04:44Peki ne yapmalı?
04:45Yazar bu noktada tarihçi İlber Ortaylı'dan bir alıntı yapıyor.
04:49Ortaylı diyor ki, ben senden ayrıyım diyen kendini ne olarak görüyorsa görsün söylesin ama bunu başkasını suçlayarak,
04:55tarihi eğip bükerek, yalandan bir tarih uydurarak yapmasın.
05:00Yani kimlik iddiaları gerçeklerin tarif edilmesi üzerine kurulamaz.
05:04Ve işte metnin son ve en önemli çağrısı da bu.
05:08Argümanlarınızı, fikirlerinizi, yalanlar ve çarpıtmalar üzerine kurmayın.
05:13Siyaset de, kimlik tartışmaları da, doğrulanabilir gerçekler zemininde yapılmalı.
05:18Sonuç olarak bu analiz bizi önemli bir soruyla baş başa bırakıyor.
05:21Yazar, bir zihinsel işgal altında olduğumuzu iddia ediyor.
05:25Ama aynı zamanda bu işgale karşı en büyük direnişin hakikati yani gerçeği aramak olduğunu söylüyor.
05:31Bu da bize şunu düşündürüyor.
05:33İster doğru ister yanlış olsun, zihnimize ektiğimiz fikirler yaşadığımız gerçeği ne kadar şekillendirebilir?
İlk yorumu siz yapın
Yorumunuzu ekleyin

Önerilen