Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Bu yazı, insanların neden mantık dışı inançlara ve hatalı kararlara körü körüne bağlı kaldığını Bilişsel Çelişki Kuramı üzerinden açıklamaktadır. Bireyler, geçmişte verdikleri emeklerin ve kurdukları hayat hikâyelerinin boşa gitmesini önlemek amacıyla, somut gerçekleri kabul etmek yerine onları yeniden yorumlamayı tercih ederler. 1954 yılındaki bir tarikat örneğiyle somutlaştırılan bu durum, insanın yanılma bedelini ödememek için gerçeğe nasıl direnç gösterdiğini gözler önüne serer. Yazar, zihnimizin asıl amacının gerçeği bulmak değil, kendi kimliğimizi ve haklılığımızı korumak olduğunu savunur. Sonuç olarak bu yazı, kişisel yatırımlardan siyasi görüşlere kadar pek çok alanda psikolojik tutarlılık arayışının rasyonel düşüncenin önüne geçtiğini vurgular.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese selamlar. Bugünkü incelememize hoş geldiniz.
00:03Hiç vakit kaybetmeden doğrudan konuya dalalım diyorum. Ne dersiniz?
00:06Bugün insan zihninin o en tuhaf, en karmaşık ve açıkçası en inatçı hallerinden birini masaya yatırıyoruz.
00:14Atsız burucunun insan neden gerçeğe direnir başlıklı o çok çarpıcı çalışmasını mercek altına alacağız.
00:20Yani neden zihnimiz apaçık bir gerçeği kabul etmemek için böylesine insanüstü bir çaba harcar?
00:26Kendi beynimizin bize oynadığı bu muazzam oyunu bugün adım adım çözeceğiz.
00:31Hazırsanız hemen başlıyoruz.
00:33Hani insanlık tarihinin belki de o en kafa karıştırıcı sorusu vardır ya, şunu hiç düşündünüz mü?
00:39Neden ama neden apaçık gerçekler yüzümüze çarparten bile fikirlerimizi bir türlü değiştirmeyiz?
00:46Yani düşünün bir, yanlış olduğu defalarca su götürmez bir biçimde kanıtlanmış inançlarımızı neden terk edemiyoruz?
00:53Mantığınız size bu tamamen yanlış diye bağırıyor, bütün veriler ortada, kanıtlar adeta gözünüzün içine bakıyor ama zihniniz bir anda kocaman
01:02bir duvar örüyor ve hayır ben bu gerçeği reddediyorum diyor.
01:06İyi ama neden?
01:07Çünkü işin aslı şu ki insan zihni her zaman gerçeğin beşinden gitmez.
01:12Çoğu zaman arka planda işleyen çok daha farklı, çok daha gizli bir ajandası vardır.
01:16İşte o ajanda çoğu zaman bugüne kadar kurduğumuz o hayat hikayesini korumaktır.
01:22Çünkü bir insanın uzun süredir inandığı bir şeyin yanlış olduğunu kabul etmesi, inanın bana, sadece ufak bir fikir değişikliği değildir.
01:31Can alıcı nokta tam da burası.
01:33Yanılmışım demenin bedeli psikolojik olarak inanılmaz derecede ağırdır.
01:37O fikir uğrunda yaptığınız bütün o tartışmaları, verdiğiniz onca mücadeleyi, boşa geçen zamanınızı düşünün.
01:43Kendi kendinize, yahu ben bu kadar zaman bunu nasıl göremedim itirafında bulunmak, devasa bir ego yıkımı yaratır.
01:51Ve beynimiz, işte sırf bu ağır bedeli ödememek, o derin acıyı yaşamamak için gerçeği görmezden gelmeyi ve tabiri caizse kendi
02:00yarattığı bir yalanın içinde yaşamayı seçer.
02:02Peki, bu zihinsel inatçılık bizi en fazla ne kadar ileri götürebilir?
02:07Şimdi sizi, 1954 yılına, psikoloji tarihine geçen ve insan zihninin kendini kandırma kapasitesini şok edici bir şekilde gösteren o meşhur
02:16UFO tarikatı vakasına götürmek istiyorum.
02:18Bu öyle sıradan günlük bir olay falan değil, insan psikolojisini anlamamızda resmen bir dönüm noktası.
02:24Zihnimizin sırf kendi konforu için gerçekliği nasıl eğip bükebileceğinin en uç ama kesinlikle en net örneği.
02:31Bu akıl almaz hikayenin merkezinde uzaylılardan mesajlar aldığını iddia eden Dorothy Martin adında bir kadın var.
02:38Dorothy'nin aldığı bu sözde mesajlara göre belirlenen tam bir tarihte çok büyük bir sel felaketi yaşanacak ve dünya kelimenin
02:47tam anlamıyla yok olacak.
02:48Ancak bir kurtuluş umudu var.
02:51Ona inananlar felaket kopmadan hemen önce uzaylılar tarafından bir UFO ile oradan alınacak ve kurtarılacak.
02:58Şimdi dışarıdan dinlediğimizde kulağa inanılmaz derecede absürt geliyor değil mi?
03:02Ama içerideki o inananlar için bu mutlak ve tartışılamaz bir gerçeklik haline gelmişti.
03:08Olayların akışına şöyle bir baktığımızda durumun vahameti daha da netleşiyor.
03:14İnsanlar bu kehanet uğruna işlerinden istifa ediyorlar, evlerini satıyorlar, aileleriyle bütün bağlarını koparıyorlar.
03:20Bütün bir yaşamlarını bu yaklaşan kıyamete göre yeniden dizayn ediyorlar ve sonra beklenen o büyük gün geliyor, saatler ilerliyor, dakikalar
03:29geçiyor.
03:30Ve tahmin edin ne oluyor? Koca bir hiç.
03:33Dünya dönmeye devam ediyor. Ne gökyüzünden süzülen uzay gemileri var ne de ortalığı yıkan bir sel.
03:38Kehanet patlıyor. Normalde sağduyu bize ne der?
03:41Bu insanların aldatıldıklarını anlayıp oradan hemen uzaklaşmalarını bekleriz.
03:45Ama insan zihni sağduyuyla işlemiyor işte.
03:48Tarikat üyeleri dağılmak bir yana inançlarına ve liderlerine çok daha sıkı bir şekilde adeta tırnaklarıyla tutunuyorlar.
03:54İşte tam da bu noktada ünlü Amerikalı psikolog Leon Festinger devreye giriyor.
04:00Festinger bu akıl almaz olayı içeriden çözebilmek için 1954 yılında arkadaşları ile birlikte bu tarikatın arasına gizlice sızıyor.
04:08Hedefi aslında çok net.
04:10Temel bir inanç, uğruna her şeyinizi feda ettiğiniz bir düşünce sistemi,
04:14gerçekliğin o sert duvarına çarpıp paramparça olduğunda insan zihnine tam olarak ne olur?
04:20Festinger bu odaya sızarak psikoloji biliminin seyrini sonsuza dek değiştirecek o verilere işte bu felaket anında ulaşıyor.
04:57Hata ettik demektir. Ama işte zihin bu iki ağır düşüncenin altında ezilmek istemez.
05:03Festinger o gece içeriden yaptığı gözlemleri daha sonra psikolojinin en temel, en meşhur kavramlarından biriyle açıklıyor.
05:11Bilişsel çelişki kuramı yani cognitive dissonance.
05:14En basit haliyle şu, birbiriyle bu derece zıtlaşan iki düşünceye aynı anda sahip olduğunuzda
05:20beyniniz inanılmaz bir psikolojik baskı ve acı hisseder ve beynimiz bu acıyla başa çıkmak zorundadır.
05:26Peki bu baskıyı nasıl atar?
05:28Maalesef o acı verici gerçeği kabullenerek değil, gerçeğin ta kendisini yeniden yorumlayarak.
05:33Evet, beyin sırf acı çekmemek için gerçeği resmen büker.
05:36Peki tarikat üyeleri o gece o krizden nasıl sağ çıktı dersiniz?
05:40İşte tam bu noktada akıllara durgunluk veren bir rasyonalizasyon devreye girdi.
05:45Liderlere Dorothy yeni bir mesaj aldığını duyurdu ve dedi ki,
05:48dünyanın sonu gelmedi çünkü bizim inancımız felaketi engelledi.
05:53Düşünebiliyor musunuz?
05:54Bu o kadar zekice ama bir o kadar da sanrılı bir savunma mekanizması ki.
05:58Onlara göre kehanet falan değişmemişti, sadece kehanetin gerçekleşmeme sebebi değişmişti.
06:03Onlar yanılan saflar değil de, tam aksine sarsılmaz inançları sayesinde dünyayı kurtaran kahramanlar olmuşlardı.
06:11Zihinleri çelişkiyi anında çözmüş ve onlara aradıkları o konforlu huzuru geri vermişti.
06:16Şimdi belki şu an o tarikat üyelerine gülüp, yok artık ben hayatta böyle bir tuzağa düşmezdim diyorsunuz.
06:22Ama durun, hemen yargılamayalım, yönümüzü biraz kendimize, kendi hayatlarımıza çevirelim.
06:27Çünkü atsız burucunun çalışmasında da harika bir şekilde vurguladığı gibi, bu mekanizma sadece böyle ekstrem tarikatlarda falan görülmüyor.
06:35İşin aslı şu, hepimiz her gün kendi içimizde ufak çaplı UFO tarikatları kuruyor ve tıpa tıp aynı zihinsel jimnastiği sergiliyoruz.
06:42Tıpkı o gece gökyüzünden gelmeyen uzay gemisini inatla bekleyen müritler gibi.
06:48Biz de mesela sürekli kan kaybeden, batan bir iş girişimine, bu sefer dönecek eminim diyerek yeni sermayeler gömeriz.
06:56Ya da yıllarca savunduğumuz ama artık hiçbir işe yaramadığı, yanlış olduğu kabak gibi ortada olan siyasi görüşleri,
07:03sırf geçmişte destekledik diye aynı hırsla savunmaya devam ederiz.
07:07Bize sadece zarar veren o tamamen bitmiş, toksik bir ilişkiyi sürdürebilmek için,
07:12partnerimize sürekli yeni bahaneler uydurur, kafamızda yeni kurtuluş hikayeleri yazarız.
07:17Açıkça sonuç vermeyen yöntemlere inatla tutunuruz.
07:20İnanın bana, tüm bunlar o gece kıyameti bekleyen insanlarla tamamen aynı psikolojik sürecin,
07:26o meşhur bilişsel çelişkinin günlük hayattaki yansımalarından başka bir şey değil.
07:31Aslında burada anlıyoruz ki bizler tartışırken sadece alelade bir düşünceyi, sıradan bir fikri falan savunmuyoruz.
07:38Biz o düşünceyle birlikte ta kendimizi, kimliğimizi savunuyoruz.
07:42Geçmişimizi, verdiğimiz emeği ve kendimiz hakkında inandığımız o hayat hikayesini korumaya çalışıyoruz.
07:48Yanıldım demek, kişinin ben yıllarca boşuna uğraştım, kendimi kandırdım diyebilme cesaretini gerektirir.
07:54Ve kabul edelim, bu zihinsel yük çoğumuzun öyle kolay kolay sırtlanabileceği bir şey değildir.
07:59İşte insan zihninin en sinsi, en büyük tuzaklarından birine geliyoruz.
08:04Hayatta çoğu zaman bir yol ayrımındayızdır aslında.
08:07Doğruyu bulmak mı yoksa haklı kalmak mı?
08:10Zihnimiz maalesef haklı kalmanın o sıcak, tanıdık ve korunaklı konforunu,
08:15doğruyu bulmanın getirdiği o soğuk, rahatsız edici acıya tercih edecek şekilde programlanmış durumda.
08:21Gerçeğin o aydınlık ama yüzleşmesi zor ışığına çıkmaktansa,
08:25haklı olduğumuzu hissettiğimiz o tanıdık karanlıkta kalmayı seçeriz hep.
08:29Çünkü haklı kalmak egomuzu besler,
08:32oysa doğruyu bulmak çoğu zaman o egoyu parçalamayı gerektirir.
08:36İncelememizi, atsız burucunun çalışmasından çıkan ve hepimizin şöyle bir durup derin derin düşünmesi gereken,
08:42o çarpıcı soruyla bitirelim istiyorum.
08:44Kendi hayatınıza bir bakın, savunduğunuz o doğrulara, vazgeçemediğiniz alışkanlıklara,
08:49tartışmalarda ne kadar hararetli olduğunuza,
08:53gerçekten ama gerçekten saf bir şekilde gerçeği mi arıyoruz,
08:57yoksa yıllardır emek verdiğimiz, yatırım yaptığımız,
09:00artık kimliğimiz haline getirdiğimiz kendi hikayemizi mi korumaya çalışıyoruz?
09:05Bu sorunun dürüst bir cevabı,
09:06belki de hayatınızda alacağınız en önemli kararların kilidini açabilir.
09:10Gerçeğe her zaman açık kaladığınız dileğiyle.
09:13Görüşmek üzere.
Yorumlar

Önerilen