Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 3 saat önce
Yazar Mehmet Bacaksız, Türkiye’deki yabancı dil eğitimine yönelik toplumsal algıyı ve mevcut sistemin aksaklıklarını eleştirel bir perspektifle değerlendirmektedir. Metin, dil bilmenin tek başına bir medeniyet göstergesi veya kültürel üstünlük aracı olduğu yönündeki yaygın inancın gerçeği yansıtmadığını çeşitli ülke örnekleriyle savunmaktadır. Herkese zorunlu olarak sadece İngilizce öğretilmeye çalışılmasının verimsiz ve mantıksız bir yaklaşım olduğu vurgulanmaktadır. Yazar, devlet okullarındaki başarısız eğitim yöntemleri yerine, ihtiyaca yönelik ve hedef odaklı modellerin benimsenmesi gerektiğini ifade etmektedir. Sonuç olarak, yabancı dilin bir fetiş haline getirilmeden, yalnızca gerçekten ihtiyaç duyan kişilere doğru yöntemlerle öğretilmesi önerilmektedir. Bu yaklaşım, dil öğreniminin bireysel gereksinimler ve pratik fayda temelinde yeniden yapılandırılmasını amaçlamaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bugün hepimizin hayatının bir döneminde mutlaka karşısına çıkan, bizi epey yoran ve belki de yıllarımızı alan bir konuyu
00:08masaya yatırıyoruz.
00:09Türkiye'deki yabancı dil eğitim sistemi.
00:11Avukat Mehmet Bacaksız'ın bu konudaki ezber bozan, oldukça çarpıcı eleştirisini adım adım inceleyeceğiz bu analizimizde.
00:18Biliyorsunuz, yıllardır sorgulamadan kabul ettiğimiz bazı eğitim kalıpları var.
00:23İşte bugün o yabancı dil efsanelerini, sahadaki gerçekleri ve toplum olarak asıl neye ihtiyacımız olduğunu konuşacağız.
00:30Hazırsanız hemen başlayalım.
00:31Tamam, öncelikle şu hepimizin bildiği ünlü sözle konuya bir girelim.
00:35Bir dil, bir insan, iki dil, iki insan.
00:38Bunu duymayanımız yoktur değil mi?
00:39Yazarımız Mehmet Bacaksız da ta 1960'larda daha ortaokul yıllarındayken bu cümlenin öğretmenlerin dilinden hiç düşmediğini söylüyor.
00:47Yani düşünün, o dönemden beri toplumumuzun içine öyle bir işlemiş ki bu fikir, bir insanın kalitesi, değeri, kültürü adeta bildiği
00:54yabancı dil sayısıyla ölçülür olmuş.
00:55Öğrencilik yıllarında hepimize çok mantıklı geliyor bu evet ama yazarımız dünyayı tanıdıkça bu kültürel kodlamanın aslında o kadar da masum
01:02ve doğru olmadığını fark ediyor.
01:04Bölüm 1 Yabancı Dil ve Medeniyet
01:07Peki bir dili akıcı konuşmak ile medeni bir toplum olmak arasında gerçekten o düşündüğümüz gibi doğrudan bir bağ var mı?
01:15Bu karşılaştırma bize aslında çok çarpıcı bir tablo sunuyor.
01:19Bakın son 60-70 yıldır yabancı dil bilmek medeniyetin tek şartıymış gibi sunuldu hep bize.
01:25Ama örneğin Hindistan'a, Pakistan'a veya resmi dili Fransızca olan birçok Afrika ülkesine bir bakalım.
01:30Bu ülkelerdeki milyonlarca insan İngilizce'yi veya Fransızca'yı sular seller gibi konuşuyor.
01:36Ancak yazarın burada altını çizdiği nokta çok net.
01:39Sırf bu batı dillerine ana dilleri gibi konuşuyor olmaları bu ülkeleri otomatik olarak küresel kültür, medeniyet ve kalkınma açısından dünyanın
01:47zirvesine taşımıyor.
01:48Yani dil bilmek doğrudan bir gelişmişlik göstergesi değil.
01:52Yani aslında yazarın söylemek istediği şey şu, sakın yanlış anlaşılmasın, kendisi yabancı dil öğrenmeye kesinlikle karşı falan değil.
01:59Dil harika bir araçtır, yeri ve zamanı geldiğinde inanılmaz değerlidir.
02:04Ancak bir insanın veya bir ulusun kültürlü ve medeni olmasının o tek ve temel ölçütü asla değildir.
02:11Mesele bu işin gereğinden fazla abartılması.
02:14Hemen ikinci büyük efsanemize yani bölüm 2'ye geçelim.
02:18İngilizce gerçekten her kapıyı açar mı?
02:21Günümüzde yabancı dil dendiğinde çoğumuzun aklına otomatik olarak sadece İngilizce geliyor.
02:26Sanki cebimizde evrensel bir maymuncuk anahtarı var ve dünyanın meresine gidersek gidelim, her kapıyı bu anahtarla açabilirmişiz gibi hissediyoruz.
02:35Yazarımız tabii ki gerçekleri inkar etmiyor.
02:37Eğer İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda gibi yerlerde yaşayacak veya iş yapacaksanız,
02:44evet İngilizce tartışılmaz bir ihtiyaçtır ve son derece etkilidir.
02:48Fakat işin aslı, dünya sadece İngilizce konuşulan o ülkelerden ibaret değil.
02:53Şöyle bir dünya turuna çıkalım mesela.
02:55Yazarın sunduğu coğrafi gerçeklik çok net.
02:57Avrupa'nın göbeğine, örneğin Almanya'ya giderseniz, insanlar İngilizce bilse bile sizinle kendi dillerinde yani Almanca konuşmak isterler.
03:05Afrika'nın büyük bir bölümünde İngilizce pek işinize yaramaz, Fransızca geçerlidir.
03:10Güney Amerika'ya uçarsanız İspanyolca bilmek zorundasınızdır.
03:13Asya'da ise bambaşka yerel diller hakimdir.
03:16Uzun lafın kısası, sadece İngilizce diyerek yola çıkmak, küresel çapta düşündüğünüzde aslında oldukça kısıtlayıcı bir strateji.
03:23Şimdi şu küresel heriteden çıkıp biraz da kendi arka bahçemize dönelim.
03:27Bölüm 3. Yıllarca süren eğitim ve maalesef sıfır başarı.
03:32Yıllarca onca eğitim almamıza rağmen neden İngilizce konuşamıyoruz?
03:36Hepimizin hayatında en az bir kez sorduğu o meşhur soru.
03:40Sizce de öyle değil mi?
03:41Bacaksız, bizzat kendi jenerasyonunu örnek göstererek,
03:44koca bir neslin okuduğu onca İngilizce'ye rağmen,
03:47bırakın basit bir sohbeti İngilizce bir gazete bile okuyamadığını söylüyor.
03:51Ve ne yazık ki bu, bugün bile birçoğumuz için fazlasıyla tanıdık bir durum.
03:55Standart bir eğitim yolculuğumuza şöyle bir bakın.
03:58Ortaokulda başlıyoruz, lisede devam ediyoruz, o da yetmiyor, üniversitede bir de hazırlık okuyoruz.
04:02Neredeyse 10 yıllık, kesintisiz bir süreçten bahsediyoruz.
04:06Ancak yazarın çok haklı olarak vurguladığı gibi,
04:09harcanan onca zamana, onca paraya ve emeğe rağmen,
04:12günün sonunda elde ettiğimiz başarı oranı pratik olarak sıfıra yakın.
04:16Peki bu sistem nerede tıkanıyor?
04:18Geleneksel devlet ve özel okulların tablosuna baktığımızda,
04:21yazar, hatalı yöntemler ve formasyon eksikliği olan kadrolara işaret ediyor.
04:25Ama diğer tarafa bakın, Ankara Üniversitesi'ne bağlı Tömer,
04:28harika bir başarı örneği olarak duruyor.
04:30Tömer, Türkiye'ye gelen yabancı öğrencilere sadece bir yıl içinde
04:34üniversitede eğitim alabilecekleri düzeyde dil öğretebiliyor.
04:38Yani aslında sorun, Türk insanı dil öğrenememesi falan değil,
04:41sorunun ta kendisi maalesef kullanılan o yanlış sistem.
04:45Geldik son bölümümüze, bölüm 4, akılcı çözüm yani ihtiyaca dayalı eğitim.
04:50Peki yazarın sunduğu rasyonel alternatif ne?
04:53İşte asıl can alıcı nokta burası.
04:55Yazar diyor ki,
04:57herkese zorla adeta tek tip bir gömlek giydirir gibi İngilizce dayatmaktan vazgeçmeliyiz.
05:02Bunun yerine kişilerin bireysel ihtiyaçlarını belirlememiz gerekiyor.
05:06Birinin kariyeri onu Rusya'yla ticarete yönlendirebilir,
05:09bir diğerini Almanya'da mühendisliğe ya da Çinli teknoloji sektörüne.
05:13Bu insanlara neden inatla sadece İngilizce dayatıyoruz ki?
05:16İhtiyaca göre doğrudan o hedef dili öğretmek çok daha mantıklı değil mi?
05:20Sistemi verimli bir şekilde düzeltmek için bacaksız bize 3 adımlık çok net bir metodoloji sunuyor.
05:26Birinci adım, gerçekçi olacağız.
05:28Pek çok insanın hayatı boyunca yurt dışına çıkmayacağını veya yabancı dile ihtiyaç duymayacağını kabul edeceğiz.
05:35İkinci adım, gerçekten ihtiyacı olanların spesifik olarak hangi dili öğrenmesi gerektiğini belirleyeceğiz.
05:40Ve üçüncü adım, bu dili öğretirken de o hantal geleneksel okul yöntemlerini değil,
05:46Tömer'in o kanıtlanmış, başarılı ve sonuca odaklı metotlarını kullanacağız.
05:50Son olarak hepimizin üzerine düşünmesi gereken o çarpıcı soruyla bitirelim.
05:55Eğer hayatınız boyunca bu ülkenin sınırlarından hiç çıkmayacaksanız veya kariyeriniz bambaşka bir dil gerektiriyorsa,
06:01sizi yıllarca İngilizce öğrenmeye mecbur bırakmak potansiyelinizin devasa bir israfı değil midir?
06:07Avukat Mehmet Bacaksız'ın bize sunduğu ana fikir tam olarak bu.
06:11Belki de başarı, herkesi aynı şeyi dayatmaktan değil, doğru ihtiyaca, doğru eğitimi vermekten geçiyordur.
06:18Bu düşündürücü analizi bizimle birlikte incelediğiniz için çok teşekkürler.
06:22Bir sonraki konumuzda görüşmek üzere, hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen