Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Yazar Mehmet Bacaksız, Türk dilinin tarih boyunca maruz kaldığı ihmal ve yozlaşma sürecini eleştirel bir perspektifle ele almaktadır. İslamiyet’in kabulüyle başlayan Arap ve Fars etkisi, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Türkçenin saray çevresinden dışlanmasına ve suni bir dil yapısının oluşmasına yol açmıştır. Atatürk dönemi ile Türkçenin hak ettiği değeri gördüğü kısa bir altın çağ yaşansa da, sonrasında başlayan İngilizce hayranlığı dilimiz üzerinde yeni bir tehdit oluşturmuştur. Günümüzde yabancı dil odaklı eğitim sisteminin Türk çocuklarının ana dili becerilerini zayıflattığı ve bilişsel gelişimlerini olumsuz etkilediği vurgulanmaktadır. Metin, Türkçeye sahip çıkmanın hem milli bir görev hem de düşünsel bağımsızlığın temel şartı olduğunu savunarak son bulmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Selamlar, bugünkü incelememize hoş geldiniz.
00:02Bugün hani derler ya hem çok derin, hem tarihi, hem de tam şu anımızı ilgilendiren bir konuyu masaya yatırıyoruz.
00:09Avukat Mehmet Bacaksız'ın gerçekten sarsıcı bir makalesini inceleyeceğiz birlikte.
00:14Türkçenin, evet kendi ana dilimizin, yüzyıllar boyunca yabancı dillerin etkisi altında nasıl bir varoluş mücadelesi verdiğini konuşacağız.
00:22Aslında göreceksiniz ki dil dediğimiz şey sadece karşılıklı anlaştığımız bir araç değil, basbayağı bir kültürel kimlik savaşı.
00:29Hadi gelin bu kronolojik yolculuğa hemen başlayalım.
00:32Ama durun, başlamadan önce size çok basit bir sorun var.
00:36Düşünün ki 5 hatta belki 10 farklı dili sular seller gibi konuşuyorsunuz.
00:41Peki, gece yastığa başınızı koyup uykuya daldığınızda rüyalarınızı hangi dilde görürsünüz?
00:48Çok acayip bir psikolojik detay değil mi?
00:51İşte incelediğimiz metin tam da bu derin psikolojik gerçeği bir çapa gibi kullanarak tarihi bir eleştiriye zemin hazırlıyor.
00:58Yazarımıza göre dil adeta zihnimizin işletim sistemi.
01:02Ve eğer bu sisteme dışarıdan müdahale edilirse sadece kelime dağarcığımızı değil, resmen kimliğimizi kaybediyoruz.
01:09Bugün konuşacağımız her şeyin temelinde aslında bu basit ama çarpıcı soru yatıyor.
01:14Evet, birinci bölümümüz İslamlaşma ve Araplaşma karmaşası.
01:18Tarihe şöyle bir baktığımızda 7. yüzyılda başlayan o İslamlaşma süreci 10. ve 11. yüzyıllarda Karahanlılar dönemiyle zirveye ulaşıyor.
01:29Yazarın burada çok net, çok altını çizdiği bir argümanı var.
01:32Diyor ki, erken dönem Türk toplumları yeni bir dini kabul etme süreci olan İslamlaşmayı maalesef kültürel bir Araplaşmayla fena halde
01:41karıştırdılar.
01:42Yani işin özü kaçtı. Bu kafa karışıklığının en büyük kanıtı ne biliyor musunuz?
01:479. yüzyılda Türk alfabesinin öylece bir kenara bırakılıp tamamen Arap alfabesine geçilmesi.
01:54Üstelik olay sadece alfabede değil, insanlar öz Türkçe isimlerini bırakıp akın akın Arapça isimler almaya başlıyorlar.
02:02Hatta bu isim değiştirme furyasında öyle bir ironi var ki kaynak metnimizde de geçiyor gerçekten inanılmaz.
02:08Araplaşma arzusu öyle körü körüne bir hale gelmiş ki, bazı aileler sırf Arapça diye ne anlama geldiğini bile bilmeden yeni
02:16doğan çocuklarına Hişam ismini vermişler.
02:19Peki kim bu Hişam biliyor musunuz?
02:21İslam peygamberinin tarihteki en büyük düşmanlarından biri olarak bildiğimiz Ebu Cehil'in ta kendisi.
02:27Yani onun gerçek adı.
02:28Düşünsenize, sırf yabancı bir kelime diye en büyük düşmanın adını çocuğunuza veriyorsunuz.
02:34İşte kafa karışıklığının ve dildeki yozlaşmanın ne kadar derinlere indiğini gösteren kusursuz bir örnek bu.
02:40Buradan geçiyoruz, ikinci bölüme.
02:43Selçuklu ve Osmanlı'da Dilsel Uçurumlar
02:46Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu dönemlerine bir bakalım.
02:50Burada resmen ortadan ikiye yarılmış bir toplum var.
02:53Düşünsenize, bir yanda saray ve elit kesim var.
02:56Onlar dini ve bilimsel konular için Arapçayı, edebiyat ve devlet işleri için de Farsçayı sahiplenmişler.
03:02Diğer yanda ise, kendi aralarında ve orduda inatla Türkçe konuşmaya devam eden devasa bir halk kitlesi var.
03:09Yazarın burada dikkat çektiği nokta kesinlikle çok önemli.
03:12Diyor ki, bu dönemde Türkçe öyle kendiliğinden unutulmadı.
03:16Doğrudan saray ve aydınlar tarafından, bilerek isteyerek ve tamamen tepeden inme bir şekilde ihmal edildi.
03:22Yani elitler ile halk arasına devasa bir dil duvarı örüldü.
03:26Sonra Osmanlı İmparatorluğu dönemine geliyoruz ve işler iyice garipleşiyor.
03:30Metnimiz Osmanlıcayı tam olarak şöyle tanımlıyor.
03:34Türkçe, Arapça ve Farsçadan oluşturulmuş halkı tamamen yabancılaştıran suni bir dil.
03:40Hani adeta laboratuvarda üretilmiş gibi.
03:42Buradaki asıl trajikomik olay ne biliyor musunuz?
03:45Saraydaki insanlar günlük hayatlarında birbirleriyle gayet de Türkçe konuşuyorlar.
03:49Ama iş resmiyete, bir ferman yazmaya ya da edebiyata gelince,
03:53bir anda sokaktaki vatandaşın tek kelimesini dahi anlamadığı o ağır Osmanlıcaya geçiş yapıyorlar.
03:58Yönetenlerle yönetilenler arasındaki bağ, kelimenin tam anlamıyla dil yüzünden kopmuş durumda.
04:04Geldik 3. bölüme, 19. yüzyıl Fransızca etkisi.
04:09Yönümüz doğudan batıya kayıyor.
04:11Yazarımızın da belirttiği gibi 19. yüzyılın o son dönemlerinde saray çevresi ve aydınlar arasında yepyeni bir trend patlak veriyor.
04:21Fransızca hayranlığı.
04:22Yani o dönemde Fransızca bilmek adeta toplumda bir üstünlük, bir ayrıcalık belgesi gibi bir şey.
04:29İkinci Dünya Savaşı'na kadar sürecek olan bu dalga, Türkçe'ye bu sefer de yüzlerce Fransızca kelimenin doluşmasına sebep oluyor.
04:37Bakın yazarın burada altını çizdiği şey şu, sorun insanların yeni bir dil öğrenmesi değil.
04:43Sorun yine kendi dilini küçümseyip yabancı bir dili bir statüs sembolü olarak baş tacı etmesi.
04:49Yani zihniyet aynı, sadece hayran olunan dil değişmiş.
05:00Makale bu dönemi dilin bağımsızlığını kazandığı bir altın çağ olarak tanımlıyor.
05:06Atatürk'ün bizzat attığı üç kritik adımı görüyoruz burada.
05:10İlki ve en önemlisi, yüzyıllarca kenara itilen, sadece köylü dili denilen Türkçe ile bizzat devlet eliyle itibarının geri verilmesi.
05:19İkincisi, dilin öyle kendi haline bırakılmaması, bilimsel olarak araştırılıp geliştirilmesi için Türk Dil Kurumu'nun yani TDK'nın kurulması.
05:29Ve üçüncü, belki de en büyük devlim, yüzyıllar doyunca Türkçe'nin o ses yapısına bir türlü uymayan Arap alfabesinin çöpe
05:36atılıp, dilimize adeta bir eldiven gibi oturan 29 harfli modern alfabenin kabul edilmesi.
05:43İşte bu üç hamle, dilin, kelimenin tam anlamıyla özgürleşmesi demekti.
05:47Şimdi günümüze, beşinci bölüme geliyoruz.
05:50Modern dönemde İngilizce hayranlığı.
05:53İkinci Dünya Saraşı sonrası ve uluslararası entegrasyon süreçleriyle birlikte o sarkaç ne yazık ki tekrar yabancı etkisine doğru savruluyor.
06:02Yazarımız Mehmet Bacaksız, günümüzdeki bu İngilizce obsesyonunu çok ama çok serteleştiriyor.
06:08Ana okullarındaki küçücük çocuklara İngilizce dayatılmasını, bazı üniversitelerde eğitimin tamamen yani yüzde yüz İngilizce verilmesini büyük bir hata olarak görüyor.
06:18Ve yazarın en çarpıcı, en can alıcı tespiti şu.
06:21Bugün LGS'de, üniversite sınavlarında milyonlarca öğrencinin dökülmesinin o genel başarısızlığın ana sebebi ne biliyor musunuz?
06:29Çocukların kendi ana dillerini, Türkçe'yi tam kavrayamamaları.
06:32Okuduklarını anlayamıyorlar ki, matematik veya fen sorularını yapamamalarının temelinde bile aslında o Türkçe eksikliği yatıyor.
06:40Gerçekten çok acı bir tablo.
06:43İşte tam bu noktada hepimizin kafasındaki o klasik varsayıma çok sağlam bir karşı argüman sunuyor yazar.
06:50Nedir o varsayım?
06:51İngilizce öğrenirsek veya eğitimi tamamen İngilizce yaparsak daha medeni, daha çağdaş, daha batılı oluruz.
06:58Öyle mi gerçekten?
06:59Yazarımız hayır diyor ve Hindistan ile Pakistan'a örnek gösteriyor.
07:04Bakın bu ülkelerde İngilizce resmi dil, devlet kurumlarında, okullarda şakır şakır İngilizce konuşuluyor.
07:11E peki resmi dilleri İngilizce diye şu an medeniyet yarışında Türkiye'nin fersah fersah önündeler mi?
07:16Tabi ki değiller.
07:17Yani işin özeti, bir topluma dışarıdan yabancı bir dile entegre etmek onu otomatikman gelişmiş bir ülke yapmıyor.
07:23Altıncı ve son bölümümüz.
07:26Ana dile sahip çıkmak.
07:28Yazarın ideolojik ve felsefi finaline geliyoruz.
07:31Şunu hemen netleştirelim.
07:33Biz bu incelemede herhangi bir siyasi taraf tutmuyoruz.
07:36Sadece kaynağımızın vardığı noktayı size olduğu gibi aktarıyoruz.
07:40Ancak yazarın şu cümlesini anlamak, metnin ruhunu kavramak için şart.
07:45Diyor ki, güzel Türkçemize sahip çıkmak, milliyetçi, atatürkçü, vatansever olmanın bir gereğidir.
07:52Yani yazar, meseleyi sadece kelimeleri doğru telaffuz edelim seviyesinden çıkarıp, doğrudan vatan savunmasıyla, ülkenin bekasıyla eşdeğer görüyor.
08:02Dil giderse vatan da gider demeye getiriyor aslında.
08:05Ve böylece incelememizin en başına ilk başta sorduğumuz o vurucu soruya geri dönüyoruz.
08:11Yazar konuyu o kadar güzel bir tespitle bağlıyor ki, insanlar ana dilleriyle rüya görür ve ana dilleriyle düşünürler.
08:19İsterseniz dünyadaki bütün dilleri su gibi bilin, zihnimizin o en karanlık, en derin köşelerindeki sessiz düşünceleriniz, en büyük korkularınız, en
08:28içten kahkahalarınız ve rüyalarınız hep o ilk duyduğunuz, size ilk öğretilen dilde gerçekleşir.
08:34Ana dilimiz sadece konuştuğumuz bir araç değil, o bizim hamurumuz, bizim kim olduğumuzdur.
08:40Peki soruyorum size, siz kendi zihninizin diline, kendi rüyalarınızın diline ne kadar sahip çıkıyorsunuz?
08:46Bu derin ve biraz da rahatsız edici soruyla bugünkü incelememizi burada noktalıyoruz.
08:51Bize katıldığınız için çok teşekkürler, bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
08:56Hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen