00:00Selamlar, bugünkü incelememize hoş geldiniz.
00:02Bugün hani derler ya hem çok derin, hem tarihi, hem de tam şu anımızı ilgilendiren bir konuyu masaya yatırıyoruz.
00:09Avukat Mehmet Bacaksız'ın gerçekten sarsıcı bir makalesini inceleyeceğiz birlikte.
00:14Türkçenin, evet kendi ana dilimizin, yüzyıllar boyunca yabancı dillerin etkisi altında nasıl bir varoluş mücadelesi verdiğini konuşacağız.
00:22Aslında göreceksiniz ki dil dediğimiz şey sadece karşılıklı anlaştığımız bir araç değil, basbayağı bir kültürel kimlik savaşı.
00:29Hadi gelin bu kronolojik yolculuğa hemen başlayalım.
00:32Ama durun, başlamadan önce size çok basit bir sorun var.
00:36Düşünün ki 5 hatta belki 10 farklı dili sular seller gibi konuşuyorsunuz.
00:41Peki, gece yastığa başınızı koyup uykuya daldığınızda rüyalarınızı hangi dilde görürsünüz?
00:48Çok acayip bir psikolojik detay değil mi?
00:51İşte incelediğimiz metin tam da bu derin psikolojik gerçeği bir çapa gibi kullanarak tarihi bir eleştiriye zemin hazırlıyor.
00:58Yazarımıza göre dil adeta zihnimizin işletim sistemi.
01:02Ve eğer bu sisteme dışarıdan müdahale edilirse sadece kelime dağarcığımızı değil, resmen kimliğimizi kaybediyoruz.
01:09Bugün konuşacağımız her şeyin temelinde aslında bu basit ama çarpıcı soru yatıyor.
01:14Evet, birinci bölümümüz İslamlaşma ve Araplaşma karmaşası.
01:18Tarihe şöyle bir baktığımızda 7. yüzyılda başlayan o İslamlaşma süreci 10. ve 11. yüzyıllarda Karahanlılar dönemiyle zirveye ulaşıyor.
01:29Yazarın burada çok net, çok altını çizdiği bir argümanı var.
01:32Diyor ki, erken dönem Türk toplumları yeni bir dini kabul etme süreci olan İslamlaşmayı maalesef kültürel bir Araplaşmayla fena halde
01:41karıştırdılar.
01:42Yani işin özü kaçtı. Bu kafa karışıklığının en büyük kanıtı ne biliyor musunuz?
01:479. yüzyılda Türk alfabesinin öylece bir kenara bırakılıp tamamen Arap alfabesine geçilmesi.
01:54Üstelik olay sadece alfabede değil, insanlar öz Türkçe isimlerini bırakıp akın akın Arapça isimler almaya başlıyorlar.
02:02Hatta bu isim değiştirme furyasında öyle bir ironi var ki kaynak metnimizde de geçiyor gerçekten inanılmaz.
02:08Araplaşma arzusu öyle körü körüne bir hale gelmiş ki, bazı aileler sırf Arapça diye ne anlama geldiğini bile bilmeden yeni
02:16doğan çocuklarına Hişam ismini vermişler.
02:19Peki kim bu Hişam biliyor musunuz?
02:21İslam peygamberinin tarihteki en büyük düşmanlarından biri olarak bildiğimiz Ebu Cehil'in ta kendisi.
02:27Yani onun gerçek adı.
02:28Düşünsenize, sırf yabancı bir kelime diye en büyük düşmanın adını çocuğunuza veriyorsunuz.
02:34İşte kafa karışıklığının ve dildeki yozlaşmanın ne kadar derinlere indiğini gösteren kusursuz bir örnek bu.
02:40Buradan geçiyoruz, ikinci bölüme.
02:43Selçuklu ve Osmanlı'da Dilsel Uçurumlar
02:46Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu dönemlerine bir bakalım.
02:50Burada resmen ortadan ikiye yarılmış bir toplum var.
02:53Düşünsenize, bir yanda saray ve elit kesim var.
02:56Onlar dini ve bilimsel konular için Arapçayı, edebiyat ve devlet işleri için de Farsçayı sahiplenmişler.
03:02Diğer yanda ise, kendi aralarında ve orduda inatla Türkçe konuşmaya devam eden devasa bir halk kitlesi var.
03:09Yazarın burada dikkat çektiği nokta kesinlikle çok önemli.
03:12Diyor ki, bu dönemde Türkçe öyle kendiliğinden unutulmadı.
03:16Doğrudan saray ve aydınlar tarafından, bilerek isteyerek ve tamamen tepeden inme bir şekilde ihmal edildi.
03:22Yani elitler ile halk arasına devasa bir dil duvarı örüldü.
03:26Sonra Osmanlı İmparatorluğu dönemine geliyoruz ve işler iyice garipleşiyor.
03:30Metnimiz Osmanlıcayı tam olarak şöyle tanımlıyor.
03:34Türkçe, Arapça ve Farsçadan oluşturulmuş halkı tamamen yabancılaştıran suni bir dil.
03:40Hani adeta laboratuvarda üretilmiş gibi.
03:42Buradaki asıl trajikomik olay ne biliyor musunuz?
03:45Saraydaki insanlar günlük hayatlarında birbirleriyle gayet de Türkçe konuşuyorlar.
03:49Ama iş resmiyete, bir ferman yazmaya ya da edebiyata gelince,
03:53bir anda sokaktaki vatandaşın tek kelimesini dahi anlamadığı o ağır Osmanlıcaya geçiş yapıyorlar.
03:58Yönetenlerle yönetilenler arasındaki bağ, kelimenin tam anlamıyla dil yüzünden kopmuş durumda.
04:04Geldik 3. bölüme, 19. yüzyıl Fransızca etkisi.
04:09Yönümüz doğudan batıya kayıyor.
04:11Yazarımızın da belirttiği gibi 19. yüzyılın o son dönemlerinde saray çevresi ve aydınlar arasında yepyeni bir trend patlak veriyor.
04:21Fransızca hayranlığı.
04:22Yani o dönemde Fransızca bilmek adeta toplumda bir üstünlük, bir ayrıcalık belgesi gibi bir şey.
04:29İkinci Dünya Savaşı'na kadar sürecek olan bu dalga, Türkçe'ye bu sefer de yüzlerce Fransızca kelimenin doluşmasına sebep oluyor.
04:37Bakın yazarın burada altını çizdiği şey şu, sorun insanların yeni bir dil öğrenmesi değil.
04:43Sorun yine kendi dilini küçümseyip yabancı bir dili bir statüs sembolü olarak baş tacı etmesi.
04:49Yani zihniyet aynı, sadece hayran olunan dil değişmiş.
05:00Makale bu dönemi dilin bağımsızlığını kazandığı bir altın çağ olarak tanımlıyor.
05:06Atatürk'ün bizzat attığı üç kritik adımı görüyoruz burada.
05:10İlki ve en önemlisi, yüzyıllarca kenara itilen, sadece köylü dili denilen Türkçe ile bizzat devlet eliyle itibarının geri verilmesi.
05:19İkincisi, dilin öyle kendi haline bırakılmaması, bilimsel olarak araştırılıp geliştirilmesi için Türk Dil Kurumu'nun yani TDK'nın kurulması.
05:29Ve üçüncü, belki de en büyük devlim, yüzyıllar doyunca Türkçe'nin o ses yapısına bir türlü uymayan Arap alfabesinin çöpe
05:36atılıp, dilimize adeta bir eldiven gibi oturan 29 harfli modern alfabenin kabul edilmesi.
05:43İşte bu üç hamle, dilin, kelimenin tam anlamıyla özgürleşmesi demekti.
05:47Şimdi günümüze, beşinci bölüme geliyoruz.
05:50Modern dönemde İngilizce hayranlığı.
05:53İkinci Dünya Saraşı sonrası ve uluslararası entegrasyon süreçleriyle birlikte o sarkaç ne yazık ki tekrar yabancı etkisine doğru savruluyor.
06:02Yazarımız Mehmet Bacaksız, günümüzdeki bu İngilizce obsesyonunu çok ama çok serteleştiriyor.
06:08Ana okullarındaki küçücük çocuklara İngilizce dayatılmasını, bazı üniversitelerde eğitimin tamamen yani yüzde yüz İngilizce verilmesini büyük bir hata olarak görüyor.
06:18Ve yazarın en çarpıcı, en can alıcı tespiti şu.
06:21Bugün LGS'de, üniversite sınavlarında milyonlarca öğrencinin dökülmesinin o genel başarısızlığın ana sebebi ne biliyor musunuz?
06:29Çocukların kendi ana dillerini, Türkçe'yi tam kavrayamamaları.
06:32Okuduklarını anlayamıyorlar ki, matematik veya fen sorularını yapamamalarının temelinde bile aslında o Türkçe eksikliği yatıyor.
06:40Gerçekten çok acı bir tablo.
06:43İşte tam bu noktada hepimizin kafasındaki o klasik varsayıma çok sağlam bir karşı argüman sunuyor yazar.
06:50Nedir o varsayım?
06:51İngilizce öğrenirsek veya eğitimi tamamen İngilizce yaparsak daha medeni, daha çağdaş, daha batılı oluruz.
06:58Öyle mi gerçekten?
06:59Yazarımız hayır diyor ve Hindistan ile Pakistan'a örnek gösteriyor.
07:04Bakın bu ülkelerde İngilizce resmi dil, devlet kurumlarında, okullarda şakır şakır İngilizce konuşuluyor.
07:11E peki resmi dilleri İngilizce diye şu an medeniyet yarışında Türkiye'nin fersah fersah önündeler mi?
07:16Tabi ki değiller.
07:17Yani işin özeti, bir topluma dışarıdan yabancı bir dile entegre etmek onu otomatikman gelişmiş bir ülke yapmıyor.
07:23Altıncı ve son bölümümüz.
07:26Ana dile sahip çıkmak.
07:28Yazarın ideolojik ve felsefi finaline geliyoruz.
07:31Şunu hemen netleştirelim.
07:33Biz bu incelemede herhangi bir siyasi taraf tutmuyoruz.
07:36Sadece kaynağımızın vardığı noktayı size olduğu gibi aktarıyoruz.
07:40Ancak yazarın şu cümlesini anlamak, metnin ruhunu kavramak için şart.
07:45Diyor ki, güzel Türkçemize sahip çıkmak, milliyetçi, atatürkçü, vatansever olmanın bir gereğidir.
07:52Yani yazar, meseleyi sadece kelimeleri doğru telaffuz edelim seviyesinden çıkarıp, doğrudan vatan savunmasıyla, ülkenin bekasıyla eşdeğer görüyor.
08:02Dil giderse vatan da gider demeye getiriyor aslında.
08:05Ve böylece incelememizin en başına ilk başta sorduğumuz o vurucu soruya geri dönüyoruz.
08:11Yazar konuyu o kadar güzel bir tespitle bağlıyor ki, insanlar ana dilleriyle rüya görür ve ana dilleriyle düşünürler.
08:19İsterseniz dünyadaki bütün dilleri su gibi bilin, zihnimizin o en karanlık, en derin köşelerindeki sessiz düşünceleriniz, en büyük korkularınız, en
08:28içten kahkahalarınız ve rüyalarınız hep o ilk duyduğunuz, size ilk öğretilen dilde gerçekleşir.
08:34Ana dilimiz sadece konuştuğumuz bir araç değil, o bizim hamurumuz, bizim kim olduğumuzdur.
08:40Peki soruyorum size, siz kendi zihninizin diline, kendi rüyalarınızın diline ne kadar sahip çıkıyorsunuz?
08:46Bu derin ve biraz da rahatsız edici soruyla bugünkü incelememizi burada noktalıyoruz.
08:51Bize katıldığınız için çok teşekkürler, bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
08:56Hoşçakalın.
Yorumlar