00:00Herkese merhaba.
00:01Bugün oldukça ses getiren, epey tartışılan bir metni.
00:04Prof. Dr. Fuat Gürdoğan'ın modern Türkiye'nin kuruluş temellerini savunduğu o makalesini masaya yatırıyoruz.
00:10Ortada adeta sıfırdan inşa edilen devasa bir kalkınma planı var
00:15ve yazar günümüzdeki bazı eleştirmenlerin bunu tamamen göz ardı ettiğini söylüyor.
00:20Hadi gelin, bu ufuk açıcı metnin detaylarına hep birlikte dalalım.
00:24Pekala, direkt konuya girelim.
00:26Yazarın tüm makale boyunca koruduğu o ateşli tonun özeti aslında şu sert ifadede gizli.
00:31Bugün cehaletin konforlu koltuklarında oturup 20. yüzyılın en büyük dehasına küfür savuranların trajikomik aciziyetini konuşacağız.
00:41Gürdoğan, modern eleştirmenleri doğrudan hedef alıyor ve bu tutumu kelimenin tam anlamıyla bir trajikomik aciziyet olarak tanımlıyor.
00:48Tabii biz bu analizde taraf tutmuyoruz.
00:50Amacımız, yazarın bu tutkulu savunmasını ve karşıtlara yönelttiği eleştirilerin arkasındaki mantığı objektif bir şekilde çözümlemek.
00:58Gürdoğan'a göre bu eleştiriler ideolojik falan değil, basbayağı tarihi ve ekonomik bilgisizlikten kaynaklanıyor.
01:04Peki bunu nasıl inceleyeceğiz?
01:07Gürdoğan'ın makalesini mantıksal bir çerçeveye oturtacağımız yol haritamız 6 ana tematik başlıktan oluşuyor.
01:14Sırasıyla güncel eleştiriler, sanayi, tarım, sağlık, eğitim reformları ve son olarak o yarım kalan vizyona bakacağız.
01:23Hızlıca ilk başlığımızda yola koyulalım.
01:26Birinci bölüm, tarihe yöneltilen güncel eleştiriler ve yazarın perspektifi.
01:31Gürdoğan'ın çok çarpıcı bir tespiti var.
01:34Diyor ki, sosyal medyada karşılaştığımız bu eleştirilerin temelinde inanılmaz bir bilgi eksikliği yatıyor.
01:40Bir tarafta akıllı telefonlarının konforundan geçmişi yargılayan modern eleştirmenler var.
01:45Diğer tarafta ise yazarın bunu konumlandırdığı o sert gerçeklik, yokluktan doğan bir milletin destanına görmezden gelmek.
01:53Yazar burada çok net bir ironiye dikkat çekiyor.
01:55Savaş sonrası yoksullukla boğuşan o dönemin acımasız şartlarıyla bugünün teknolojik konforu arasındaki o devasa uçurma.
02:03Hemen ikinci bölüme geçelim.
02:05Sanayi ve teknoloji hamleleri.
02:06Yani tam bağımsızlık hedefi.
02:08Şimdi yazarın argümanının bel kemiğini oluşturan şu sanayi hamlelerinin hızına bir bakar mısınız?
02:14Gerçekten inanılmaz.
02:15Düşünün henüz kendi toplu iğnesini bile üretemeyen bir ülke var ortada ama 1925'te Türk Tayyare Cemiyeti kuruluyor ve sıkı durun
02:24sadece bir yıl sonra 1926'da Kayseri'de uçak fabrikası açılıyor.
02:30Üstelik uçak ihraç ediliyor.
02:321937'ye geldiğimizde ise o devasa Karabük Demir Çelik Fabrikası'nın temelleri atılıyor.
02:37Yazar bunu resmen imkansız şartlarda başarılmış bir havacılık ve sanayi devrimi olarak adlandırıyor.
02:44Tabii olay sadece fabrikalarla bitmiyor.
02:46Yazar bu yepyeni sanayileşme hamlesinin hayatta kalabilmesi için gereken o hayati damarlara yani demir yollarına da çok dikkat çekiyor.
02:54Yabancıların elindeki demir yollarının millileştirilmesi ve binlerce kilometrelik yepyeni demir ağların inanılmaz bir hızla inşa edilmesi
03:02Gürdoğan'a göre bu tam bağımsızlık yolunda atılmış açık ara en kritik stratejik adımlardan biriydi.
03:08Geldik 3. bölüme Tarım ve Endüstriyel Üretim.
03:12Yazarın tabiriyle tam bir laboratuvar çağı.
03:15Şimdi buradaki asıl çarpıcı nokta ne biliyor musunuz?
03:18Gürdoğan günümüz Türkiye'sinin tarımsal dışa bağımlılığı ile 1930'ların çözümlerini inanılmaz bir zıtlık içinde yan yana getiriyor.
03:27Düşünsenize o dönemin kısıtlı imkanlarıyla kurulan kendi kendine yeten o ekosistem bugünün sorunlarını adeta ayna tutuyor.
03:36Yazar bugünün dışa bağımlı tablosuna bakık da o dönemin kısıtlı imkanlarıyla yapılan devasa atılımları küçümseyenleri açıkçası biraz utanmaya davet ediyor.
03:46Peki bu sözde laboratuvar çağında tam olarak neler yapıldı?
03:49Yazar çok spesifik örnekler veriyor.
03:50Mesela 1933'te kurulan Yüksek Ziraat Enstitüsü.
03:53Bu öyle sıradan bir okul falan değil, genetik, tohum ıslahı ve gübre üretimi yapan devasa bir arge merkezi aslında.
04:00Keza Gazi Orman Çiftliği, sıtma kaynayan bomboş bir bataklığın nasıl makineleşmiş, modern bir tarım laboratuvarına dönüştüğünün en somut kanıtı.
04:09Bitmedi.
04:10Nazilli Sümerbank, Alpullu ve Uşak Şeker Fabrikaları.
04:13Ülkenin kendi ham maddesini işleyerek nasıl tamamen bağımsız, kendi yağında kavrulan bir ekosistem yarattığını yazar çok net bir dille ortaya
04:21koyuyor.
04:21Dördüncü bölümümüz, Küresel Çapta Sağlık Başarıları.
04:25Gerçek anlamda bir tıp mucizesi.
04:27Savaştan yeni çıkmış, her tarafı yıkılmış, sıtma ve verem gibi hastalıklarla boğuşan bir halkın nasıl ayağa kaldırıldığından bahsediyoruz.
04:35Bunun tam merkezinde, 1928'de kurulan Refik Saydam Merkez Hıfırı Sıha Enstitüsü var.
04:42Gürdoğan'ın anlattığına göre bu kurum, kurulduktan sadece birkaç yıl sonra Avrupa'dan yapılan tüm serum ithalatını bıçak gibi kesiyor ve
04:49tıpta dışa bağımlılığı tamamen bitiriyor.
04:51Ama asıl can alıcı nokta sadece kendi kendine yetmek değil, 1938 yılı.
04:57Gürdoğan'ın makalesinde bu tarih sadece ulusal bir başarının değil, dünya tarihini şaşırtacak seviyede devasa, küresel bir olayın tam da
05:05merkezine oturuyor.
05:07Yazarın paylaştığı ve eminim birçoğumuzun bilmediği o inanılmaz detay şu,
05:11bugün eleştirmenlerin geri kalmış dediği o genç cumhuriyet, 1938 yılında kolera salgınıyla boğuşan devasa Çin'e,
05:20evet yanlış duymadınız Çin'e kolera aşısı ihraç ediyordu.
05:23Bu kelimenin tam anlamıyla küresel bir insani yardım destanıdır.
05:28Sadece Çin mi? Hayır. Yunanistan, Suriye ve Irak gibi komşu ülkelere tetanos ve difteri serumları gönderen bir ülkeden bahsediyoruz.
05:36Yazar, o genç cumhuriyetin nasıl böyle bir tıbbi güce, bir küresel tedarikçiye dönüştüğünü büyük bir hayranlıkla anlatıyor.
05:43Sağlık konusunu kapatmadan önce yazarın Anadolu'nun dört bir yanına yayılan koruyucu ekimlik sistemine yaptığı o büyük vurguyu da atlamayalım.
05:51Bu vizyon sadece başkent Ankara ile sınırlı kalmamış, Sivas ve Diyarbakır'da kurulan bakterioloji laboratuvarlarında milyonlarca doz çiçek, tifo ve kuduz
06:01aşısı üretilmiş.
06:02Yani halkı salgınlardan koruyan, modern, sapasağlam bir kalkan oluşturulmuş.
06:07Beşinci bölüm, eğitim ve kurumsal reformlar. Yani bilim ve inanç.
06:12Şimdi burada Atatürk'ün inançla ilişkisine dair çok keskin bir zıtlık görüyoruz.
06:18Eleştirmenler sürekli onun dine karşı olduğunu iddia ederken, Gürdoğan bunun tarihin en büyük çarpıtması olduğunu savunuyor.
06:26Yazara göre Atatürk, dini istismar edenlerin önünü keserken aslında gerçek inancın vicdanlardaki o kutsal yerini koruma altına almıştı.
06:35Yani inancın özgürce yaşanabilmesi için fikir ve vicdan hürriyetini her şeyin üzerinde tutmuştu.
06:41İşte bu argüman, bilimi ve eğitimi inancın karşısında değil, tam aksine o muazzam kalkınmanın kalbinde konumlandırıyor.
06:49Bakın, 1933'teki üniversite reformuyla çağın gerisinde kalmış Darülfun'un kapatılıyor ve modern İstanbul Üniversitesi kuruluyor.
06:57Bu, o dönem dünyanın gıpkayla baktığı devasa bir akademik sıçrama.
07:02Aynı şekilde, yeraltı kaynaklarını öyle kulaktan dolma değil, tamamen bilimsel yöntemlerle bulmak için maden tetkik ve arama, yani kısa adıyla
07:11MTA kuruluyor.
07:13Hemen ardından da bu kaynakları ekonomiye kazandırmak için Etibank faaliyete geçirilerek o dönemin sarsılmaz kurumsal temelleri tek tek atılıyor.
07:22Altıncı ve son bölüm
07:23Yarım kalan gelecek vizyonu ve büyük borcumuz
07:26Analizimizin bu son aşamasında Gürdoğan, varoluşsal bir tartışma açıyor ve eleştirmenlere gerçekten çok sert bir uyarı yöneltiyor.
07:35Kurtuluş savaşındaki o inanılmaz askeri daha olmasaydı, bugün bu eleştirmenlerin üzerinde özgürce nefes alabilecekleri, o akıllı telefonlarını kullanıp üzerine basabilecekleri
07:46bir vatanları bile olmayacaktı.
07:47Yazar, bu bağımsız cumhuriyetin Atatürk'e ve o azı şehitlere olan borcunun asla ama asla ödenemeyeceğinin altını kalın çizgilerle çiziyor.
07:56Bakalenin belki de en duygusal, en yürek burkan tespiti şu cümlede yatıyor.
08:021938'de onun ölümüyle bu büyük yürüyüşün, bu inkılapçı ivmenin yarım kalmış olmasıdır.
08:09Yazar, 1938 yılını sadece bir yas yılı olarak görmüyor.
08:13Onun için bu tarih, devasa bir bilimsel, teknolojik ve bağımsız yürüyüşün çok trajik bir şekilde duvara çarptığı, kesintiye uğradığı an.
08:21Gürdoğan'ın duyduğu o derin kayıp hissi, bu devrimci ivmenin tam da meyvelerini daha da gür bir şekilde verecekken, yarım
08:28kalmış olmasından kaynaklanıyor.
08:30Ve bugünkü incelememizi Gürdoğan'ın hepimizin zihnine kazıdığı o kışkırtıcı soruyla noktalıyoruz.
08:35Bu sadece tarihi bir varsayım değil, bugünün Türkiye'sine tutulmuş devasa bir ayna aslında.
08:41Ya bu vizyoner ivme 1938'de durmasaydı?
08:44Eğer o vizyon kesintisiz devam etseydi, biz bugün nerede olurduk, nasıl bir teknoloji çağını yönetiyor olurduk?
08:51Prof. Dr. Fuat Gürdoğan'ın bu makalesi, kesinlikle hepimizi kendi potansiyelimiz üzerine çok derin bir düşünceye sevk ediyor.
08:57Bu inanılmaz yolculukta bana katıldığınız için teşekkürler.
09:01Bir sonraki analizimizde görüşmek üzere.
Yorumlar