00:00Herkese merhaba, bu detayla incelememizde Mehmet Özkendirci'nin Türkiye'deki devlet yapısına oldukça sert eleştiriler yönelttiği makalesini mercek altına alıyoruz.
00:08Amacımız burada kesinlikle bir taraf tutmak değil, sadece yazarın argümanlarını nasıl inşa ettiğini ve bu iddiaların arkasında yatan temel mantığı
00:16tarafsız bir gözle anlamaya çalışmak.
00:18Hazırsanız başlayalım.
00:20Yazarın bu tutkulu eleştirilerini daha iyi analiz edebilmek için konuyu dört ana başlıkta topladık.
00:26Parti devlet tezi, yargısal cezasızlık iddiaları, emek, madencilik ve ekoloji meselesi ve son olarak sosyal refah.
00:36Birinci bölümümüzle hızlıca konuya girelim.
00:38Parti devlet tezi ve kurumsal ele geçirme iddiası.
00:41Yazarın ana argümanı aslında çok çarpıcı bir zıtlık üzerine kurulu.
00:45Özkendirci diyor ki, evet devlet binalarının tabelalarına baktığınızda hala Türkiye Cumhuriyeti yazıyor, doğru.
00:51Ama ona göre sahadaki gerçeklik tamamen bir AKP devletine dönüşmüş durumda.
00:54Yazar, Danıştay, Sayıştay veya Anayasa Mahkemesi gibi aslında devletin en kritik ve tarafsız olması gereken kurumlarının neredeyse tamamen partizan isimlerle
01:03doldurulduğunu iddia ediyor.
01:04Yani yazara göre ortada sadece kurumların isimleri kalmış, işlevleri ise iktidar partisi tarafından tamamen ele geçirilmiş.
01:11Peki bu ele geçirme iddiasını neye doyandırıyor?
01:15Yazar yüzünü doğrudan meclise yani yasama organına dönüyor.
01:19İnanılmaz ama makaleye göre muhalefet partileri tarafından sunulan binden fazla soru ve araştırma önergesi anında reddedilmiş.
01:27Fakat yazarın asıl vurguladığı şey bu sayı değil.
01:30Asıl mesele bu önergelerin içerikleri, siyasetçi ve bürokratların mal varlıkları,
01:3517-25 Aralık sürecindeki o meşhur iddialar ve 15 Temmuz'un siyasi ayağı gibi son derece hassas konuların araştırılmasının
01:42bizzat meclis çatısı altında bilinçli bir şekilde engellendiği öne sürülüyor.
01:47İşte bu durum yazarın siyasi elitlere yönelik o geniş çapla eleştirisini çok net özetliyor.
01:53Düşünsenize.
01:54Terörsüz Türkiye projesi gibi ülkenin varlığını, geleceğini ilgilendiren devasa kararlar alınıyor
01:59ama yazarın iddiasına göre bu kararlar halka hiç danışılmadan kapalı kapılar ardında veriliyor.
02:04Milliyetçi ve Kürt siyasi hareketleri aslındaki o sürekli değişen ittifaklara dikkat çekerek,
02:08bir zamanlar cani olarak adlandırılanlara bugün statü verilmeye çalışıldığını iddia ediyor.
02:13Tabi bu arada muhalefete de dokundurmadan geçmiyor,
02:16ana muhalefetin sırf Kürt seçmenden oy kaybetmemek için bu tabloya sessiz kaldığını savunuyor.
02:20Yani anlayacağınız yazar tüm siyasi sınıfı halkın gerçekliğinden tamamen kopuk olmakla suçluyor.
02:26Gelelim ikinci bölüme.
02:28Yargısal cezasızlık iddiaları ve liyakatin çöküşü.
02:31Yazar burada.
02:32Eleştiri oklarını siyasetten alıp doğrudan adalet sistemine yöneltiyor.
02:37Hukukun üstünlüğünün buharlaştığını, yerine körü körüne bir itaat kültürünün geldiğini savunarak
02:43gerçekten vahim bir sistemik çöküş döngüsü çiziyor.
02:46Diyor ki, bir suç meydana geldiğinde devletin gücü adaleti sağlamak için değil,
02:51tam tersine o suçu örtbas etmek için kullanılıyor.
02:54Ortadaki yanlışı gösteren ihbarcılar cezalandırılıyor ve günün sonunda
02:58liyakat ve hukukun yerine sadece partizanca sadakat alıyor.
03:02Bu döngüyü biraz daha somutlaştırmak için Özkendirci,
03:06yıllardır bir türlü çözülemeyen Gülistan Doko olayını hatırlatıyor.
03:10Yıllar boyunca devlet imkanlarının adaleti bulmak yerine
03:13bu durumu gizlemek için seferber edildiğini iddia ediyor.
03:17Hatta tutuklanan bir valinin, o çok konuşulan
03:19ben devletin valisiyim sözlerine atıfta bulunarak
03:22bunun çok ironik olduğunu,
03:24çünkü o valinin aslında doğrudan iktidar partisinin bir memuru gibi davrandığını söylüyor.
03:28Yazar, bu yerel yöneticileri, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu gibi
03:33tartışmalı figürlerle ilişkilendirerek
03:35bu itaat ve sadakat ağının yukarıdan aşağıya nasıl örüldüğünün altını çiziyor.
03:40Bir diğer sarsıcı örnek ise
03:42Kahramanmaraş'taki bir okulda yaşanan şiddet olayı üzerinden geliyor.
03:45İddiaya göre katilin sorumlu bir öğrenci olduğunu
03:48önceden fark edip bildiren üç öğretmen
03:50sırf katilin babası bir polis komiseri diye görevden uzaklaştırılmış.
03:54Yazar, bu adaletsizlik tablosunu çizerken çok can alıcı bir soru soruyor.
03:57Eğer ortada gerçekten işleyen bir devlet olsaydı,
04:00kanunlar herkes için eşit işlemez miydi?
04:03Fakat onun tarif ettiği bu itaat odaklı sistemde
04:05maalesef doğruyu söyleyen memurlar cezalandırılırken
04:08bağlantısı veya gücü olanlar bir şekilde korunuyor.
04:12Üçüncü bölüm, emek, madencilik ve ekoloji.
04:15Şimdi odamızı siyasetten ekonomik ve çevresel boyutlara kaydırıyoruz.
04:202600 inanılmaz bir rakam değil mi?
04:22Yazarın belirttiğine göre bu sadece Yıldızlar Holding adlı tek bir şirkete
04:27peş peşe verilen kârlı maden ruhsatlarının sayısı.
04:30İşte bu devasa rakamı sahadaki o acı insan hikayesiyle yan yana koyduğumuzda
04:35yazarın asıl ekonomik isyanı ortaya çıkıyor.
04:39Düşünün, patronları binlerce yeni kârlı ruhsatı cebine koyarken
04:42aynı şirketin aylarca maaşlarını alamayan maden işçileri
04:46haklarını aramak için Ankara yollarına düşüyor.
04:48Yazar, bu işçilerin seslerini duyurmak isterken polis ve jandarmadan
04:53nasıl biber gazı yediğini anlatıyor.
04:55Hükümet yetkililerinin ise İçişleri Bakanı araya girene kadar
04:58bu dramı resmen görmezden geldiğini iddia ediyor.
05:01Yani metnin burada bizden görmemizi istediği şey çok net.
05:04Devletin koruydu gücü emeğiyle geçinen işçiden yana değil,
05:08sermayeden yana kullanılıyor.
05:09İyi ama bir şirkete neden bu kadar devasa bir ayrıcalık tanınır?
05:13Yazar, bu inanılmaz ekonomik imtiyazın doğrudan
05:18partizan sadakatle ilgili olduğunu iddia ediyor.
05:20İlgili maden şirketinin CEO'sunun geçmişine dikkat çekiyor.
05:24Bu kişinin geçmişte Bilal Erdoğan'ın vakfı olan TÜGVA'da
05:28yöneticilik yaptığını hatırlatıyor.
05:30Metne göre durum şu, dünün partizan gençlik yöneticisi
05:34bugünün devasa maden imparatoruna dönüşmüş durumda.
05:37Yazarın çizdiği bu tabloya bakarsak, ekolojik tahribatın boyutu da,
05:41içerdiği ironi de gerçekten akıl alır gibi değil.
05:44Bir tarafta maden sahaları açmak için asırlık zeytinlikleri
05:47gözünü kırpmadan yok eden, sonra da sanki hiçbir şey olmamış gibi
05:51ironik bir şekilde zeytinyağı ihraç eden maden patronları var.
05:55Diğer yanda ise tek bir holdinge, koskoca başkent Ankara'nın
05:59yüz ölçümü kadar devasa bir alanda maden arama yetkisi verilmesi iddiası.
06:03Yazar kelimenin tam anlamıyla Türkiye topraklarının
06:06hallaç pamuğu gibi atıldığını savunuyor.
06:08Ve yazar bu sert çevre eleştirisini, tarihi ve oldukça vurucu bir zıptıkla taşlandırıyor.
06:14Fatih'in, her kim ormanlarımdan bir dal keserse başı vurula dediği Osmanlı torunu
06:18olduklarını söyleyenler, bugün adeta bir ağaç katliam yarışındalar.
06:23Öskenderci bu sözlerle, her fırsatta Osmanlı mirasıyla övünen siyasi elitin,
06:28iş madenkârlarına geldiğinde doğayı katlederek,
06:31aslında ne kadar büyük bir ikiyüzlülük sergilediğini iddia ediyor.
06:34Geldik dördüncü ve son bölüme, sosyal refah ve yazarın önerileri.
06:38Tüm bu sert eleştirilerden sonra, yazar, sosyal devletin ne demek olduğunu odaklanıyor
06:44ve oldukça radikal bir çözüm teklifi sunuyor.
06:47300.
06:48Bu sadece sıradan bir istatistik değil maalesef.
06:51Yazarın metninde aktardığına göre, bu rakam,
06:53daha önce devlet tarafından barınma ve sıcak yemek imkanı sağlanan,
06:58ancak projeleri anilen iptal edilince parklarda, sokaklarda yatmaya terk edilen,
07:03evsiz, hasta ve engelli vatandaşlarımızın sayısı.
07:06Eskiden Ankara valiyinin o 300 muhtaç insanı otellerde 3 öğün yemek sağlayan
07:11ve çok takdir toplayan bir projesi varmış.
07:13Ancak yazarın belirttiğine göre, bu proje bir anda hiçbir gerekçe gösterilmeden iptal edilmiş.
07:19Özkendirci bu durumu şiddetle kınıyor ve doğrudan Aile ve Sosyal İşler Bakanını hedef alıyor.
07:25Dünya turunu bırakıp, sosyal devletin asıl görevleri nedir önce onları öğrensin diyerek çok sert bir çıkış yapıyor.
07:31Aslında yazar burada en kırılgan ve savunmasız vatandaşlarını bir gecede sokağa atan bir devletin önceliklerini çok derin bir şekilde sorguluyor.
07:39İşte yazar, tam da bu uçurum gibi eşitsizliklere karşı pratik olduğu kadar sembolik anlamı da çok güçlü olan devasa bir
07:46takas öneriyor.
07:46Düşünün, 1150 odalı o devasa külliye yerine mütevazi bir cumhurbaşkanlığı konutu, asıl can alıcı fikir ise şu.
07:53Beştepe'deki bu devasa sarayın komple boşaltılıp, Türkiye çapında bakıma muhtaç insanlar için devasa modern bir bakım ve yaşam merkezine dönüştürülmesi.
08:02Yazar, böyle tarihi bir hamlenin cumhurbaşkanına halkın gözünde inanılmaz bir takdir kazandıracağını savunuyor.
08:07Hatta yazar bu radikal önerisini hepimizin çok iyi bildiği o temel dini değere dayandırıyor.
08:13Komşusu açken tok yatağın bizden değildir.
08:17Sarayın dev bir bakım merkezine dönüştürülmesinin, sadece gerçek bir sosyal devletin görevi olmakla kalmayıp, bu dini değerlerle de birebir örtüşeceğini
08:27iddia ediyor.
08:28Toplumun büyük çoğunluğunun böyle bir fikri sevinçle karşılayacağına inanıyor.
08:32Tüm bu analizi toparladığımızda, yazar bizi devletin özüyle ilgili o çok derin ve çarpıcı soruyla baş başa bırakıyor.
08:40Bir devletin gerçek meşruiyeti, devlet binalarındaki tabelalardan veya gösterişli kurumlardan mı gelir,
08:47yoksa sokaktaki en savunmasız, en kırılgan vatandaşına omuz verip ona nasıl sahip çıktığıyla mı ölçülür?
08:54İncelememizin sonuna geldik, bu önemli soruyu düşünmek sizlere kalıyor.
08:58Başka bir incelemede görüşmek üzere.
Yorumlar