00:00Gelin bugün Türkiye ekonomisine dair oldukça tutkulu bir eleştiriye bir yazarın Ramazan ayında yaşadığı kişisel bir deneyim üzerinden birlikte göz
00:09atalım.
00:10Yazarın bütün bu analizinin fitilini ateşleyen şey aslında hepimizin her gün yaşayabileceği çok sıradan bir an.
00:17İşte bu utanç hissi yazar için her şeyi yani ülkenin ekonomi politikalarını sorgulamaya başladığı o kırılma noktası oluyor aslında.
00:25Şimdi gelin yazarın hikayesine yakından bakalım. Küçücük bir gözlem nasıl oluyor da devasa bir ekonomik tabloyu gözler önüne seriyor hep
00:35birlikte görelim.
00:36Düşünsenize bir yanda sıcacık pidesini almanın o küçük masum keyfi diğer yanda ise temel bir ihtiyaç olan ekmek için sırada
00:44bekleyen insanlar.
00:45İşte bu keskin tezat yazarın bütün analizini şekillendiriyor.
00:48İşte işin ilginçleştiği yerde tam burası. Yazar sokakta gördüğü bu basit manzarayı alıyor ve bunu doğrudan hükümetin en tepedeki finansal
00:56kararlarına bağlıyor. Nasıl mı? Gelin görelim.
00:59Yazarın iddiasına göre tablo çok net. Bir tarafta devlete ait olan ve %98 gibi muazzam bir kar getiren yollar, köprüler
01:08var.
01:09Diğer tarafta ise yap-işlet-devret modeliyle yapılan ve %90 zarar eden projeler.
01:14Bu durum insanın aklına şu can alıcı soruyu getiriyor tabi. Madem öyle neden kar eden bu varlıklar satılıyor? Bunun arkasındaki
01:22mantık ne?
01:23Ve yazarın bu soruya verdiği cevap gerçekten çok çarpıcı ve spesifik bir rakam. 12.
01:29Peki ne bu 12?
01:31Yazarın iddiasına göre bu çok karlı varlıkların satılmasıyla elde edilecek gelir Türkiye'nin Ocak 2026'daki sadece ve sadece 12 günlük
01:40faiz borcunu karşılayabiliyor.
01:42Yazar diyor ki bu ülkenin geleceğini birkaç günlük faizi ödemek için feda etmek demek.
01:47Ve bu faiz meselesi yazara göre hükümetin kendi politikalarıyla düştüğü büyük bir çelişkiyi de ortaya koyuyor.
01:54Dün faiz sebeptir, enfasyon sonuçtur denilirken yazar bugün faize en çok para ödeyen ülkeyiz diyor.
02:01Peki bu kadar büyük bir faiz yükü altındayken harcamalar nasıl yapılıyor?
02:05İşte yazar bizi tam da bu noktaya yani harcama öncelikleri meselesine getiriyor.
02:10Yazar eleştirisinin merkezine sıkça duyduğumuz bir sözü koyuyor.
02:15İtibardan tasarruf olmaz.
02:17Peki bu söz pratikte ne anlama geliyor?
02:20İşte yazar bu itibar anlayışını somut bir örnekle açıklıyor.
02:24Resmi makam araçları.
02:26Sunduğu verilere göre Türkiye'de tam 125 bin makam aracı varken Japonya ve Avrupa'nın ortalaması sadece 10 bin civarında.
02:34Aradaki fark gerçekten de dikkat çekici.
02:37Yazar sadece sorunu tespit etmekle kalmıyor, aynı zamanda kendi çözüm önerilerini de sıralıyor.
02:44Ve bunlar oldukça radikal öneriler.
02:46Mesela 1100 odalı cumhurbaşkanlığı külliyesinden taşınmak, devlete ait diğer konutları kiraya vermek,
02:53hatta dünyanın en çok dış yardım yapan ikinci ülkesi olma konumunu yeniden gözden geçirmek gibi.
02:59İşte bütün bu büyük rakamlar, uluslararası karşılaştırmalar, politikalar,
03:04yazar tüm bunları en başa o pide kuyruğundaki insanı geri bağlıyor.
03:08Bütün meselenin özü de aslında burada.
03:11Ve şu soruyu soruyor.
03:12Acaba önceliğimiz kendi insanımızın refah seviyesi belli bir noktaya gelene kadar yardımları içeriye yönlendirmek mi olmalı?
03:19Sonuç olarak yazar tüm bu ekonomik tercihlerin o en başta gördüğü ucuz ekmek kuyruklarının doğrudan bir sebebi olduğunu söylüyor.
03:28Yani o kuyruklar bir tesadüf değil, uygulanan politikaların bir yansıması.
03:33Ve tüm bu analizlerin, rakamların sonunda yazar sözlerini çok insani, çok basit bir ricayla bitiriyor.
03:41Belki de her şeyin özeti olan bir cümleyle.
03:44Ramazanda bir pide keyfimiz var, ne olur ona dokunmayın.
Yorumlar