Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 7 saat önce
Yazar Mehmet Özkendirci, Türkiye’nin güncel ekonomik krizini ve hükümetin kamu kaynaklarını yönetim biçimini sert bir dille eleştirmektedir. Metinde, halkın vergileriyle inşa edilen yapıların borç ödemek için satışa çıkarılması ve devlet harcamalarındaki aşırı lüks temel sorunlar olarak öne çıkarılmaktadır. Saray yaşamı, yüksek makam aracı sayıları ve dış yardımlar üzerinden israf kültürüne dikkat çekilirken, bu durumun toplumdaki yoksulluk ve adaletsizlik ile yarattığı tezat vurgulanmaktadır. Özellikle Ramazan ayı bağlamında, halkın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanması ile sergilenen gösterişli sofralar arasındaki ahlaki çelişki eleştirilmektedir. Sonuç olarak kaynak, iktidarın ekonomi politikalarının toplumsal vicdan üzerindeki ağır yükünü ve halkın mülkiyet haklarının korunması gerektiğini savunan bir perspektif sunmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Gelin bugün Türkiye ekonomisine dair oldukça tutkulu bir eleştiriye bir yazarın Ramazan ayında yaşadığı kişisel bir deneyim üzerinden birlikte göz
00:09atalım.
00:10Yazarın bütün bu analizinin fitilini ateşleyen şey aslında hepimizin her gün yaşayabileceği çok sıradan bir an.
00:17İşte bu utanç hissi yazar için her şeyi yani ülkenin ekonomi politikalarını sorgulamaya başladığı o kırılma noktası oluyor aslında.
00:25Şimdi gelin yazarın hikayesine yakından bakalım. Küçücük bir gözlem nasıl oluyor da devasa bir ekonomik tabloyu gözler önüne seriyor hep
00:35birlikte görelim.
00:36Düşünsenize bir yanda sıcacık pidesini almanın o küçük masum keyfi diğer yanda ise temel bir ihtiyaç olan ekmek için sırada
00:44bekleyen insanlar.
00:45İşte bu keskin tezat yazarın bütün analizini şekillendiriyor.
00:48İşte işin ilginçleştiği yerde tam burası. Yazar sokakta gördüğü bu basit manzarayı alıyor ve bunu doğrudan hükümetin en tepedeki finansal
00:56kararlarına bağlıyor. Nasıl mı? Gelin görelim.
00:59Yazarın iddiasına göre tablo çok net. Bir tarafta devlete ait olan ve %98 gibi muazzam bir kar getiren yollar, köprüler
01:08var.
01:09Diğer tarafta ise yap-işlet-devret modeliyle yapılan ve %90 zarar eden projeler.
01:14Bu durum insanın aklına şu can alıcı soruyu getiriyor tabi. Madem öyle neden kar eden bu varlıklar satılıyor? Bunun arkasındaki
01:22mantık ne?
01:23Ve yazarın bu soruya verdiği cevap gerçekten çok çarpıcı ve spesifik bir rakam. 12.
01:29Peki ne bu 12?
01:31Yazarın iddiasına göre bu çok karlı varlıkların satılmasıyla elde edilecek gelir Türkiye'nin Ocak 2026'daki sadece ve sadece 12 günlük
01:40faiz borcunu karşılayabiliyor.
01:42Yazar diyor ki bu ülkenin geleceğini birkaç günlük faizi ödemek için feda etmek demek.
01:47Ve bu faiz meselesi yazara göre hükümetin kendi politikalarıyla düştüğü büyük bir çelişkiyi de ortaya koyuyor.
01:54Dün faiz sebeptir, enfasyon sonuçtur denilirken yazar bugün faize en çok para ödeyen ülkeyiz diyor.
02:01Peki bu kadar büyük bir faiz yükü altındayken harcamalar nasıl yapılıyor?
02:05İşte yazar bizi tam da bu noktaya yani harcama öncelikleri meselesine getiriyor.
02:10Yazar eleştirisinin merkezine sıkça duyduğumuz bir sözü koyuyor.
02:15İtibardan tasarruf olmaz.
02:17Peki bu söz pratikte ne anlama geliyor?
02:20İşte yazar bu itibar anlayışını somut bir örnekle açıklıyor.
02:24Resmi makam araçları.
02:26Sunduğu verilere göre Türkiye'de tam 125 bin makam aracı varken Japonya ve Avrupa'nın ortalaması sadece 10 bin civarında.
02:34Aradaki fark gerçekten de dikkat çekici.
02:37Yazar sadece sorunu tespit etmekle kalmıyor, aynı zamanda kendi çözüm önerilerini de sıralıyor.
02:44Ve bunlar oldukça radikal öneriler.
02:46Mesela 1100 odalı cumhurbaşkanlığı külliyesinden taşınmak, devlete ait diğer konutları kiraya vermek,
02:53hatta dünyanın en çok dış yardım yapan ikinci ülkesi olma konumunu yeniden gözden geçirmek gibi.
02:59İşte bütün bu büyük rakamlar, uluslararası karşılaştırmalar, politikalar,
03:04yazar tüm bunları en başa o pide kuyruğundaki insanı geri bağlıyor.
03:08Bütün meselenin özü de aslında burada.
03:11Ve şu soruyu soruyor.
03:12Acaba önceliğimiz kendi insanımızın refah seviyesi belli bir noktaya gelene kadar yardımları içeriye yönlendirmek mi olmalı?
03:19Sonuç olarak yazar tüm bu ekonomik tercihlerin o en başta gördüğü ucuz ekmek kuyruklarının doğrudan bir sebebi olduğunu söylüyor.
03:28Yani o kuyruklar bir tesadüf değil, uygulanan politikaların bir yansıması.
03:33Ve tüm bu analizlerin, rakamların sonunda yazar sözlerini çok insani, çok basit bir ricayla bitiriyor.
03:41Belki de her şeyin özeti olan bir cümleyle.
03:44Ramazanda bir pide keyfimiz var, ne olur ona dokunmayın.
Yorumlar

Önerilen