- 1 day ago
Bakara 177-182: Gerçek birr/takva ve kısas/vasiyet hükümleri açıklanıyor.
ayet: Gerçek birr (iyilik/takva) yüzü doğuya-batıya çevirmek değil; Allah’a, ahirete, meleklere, kitaplara ve peygamberlere iman etmek; mala rağmen yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolculara, dilenenlere ve kölelere infak etmek; namazı ikame etmek, zekâtı vermek, sözde durmak ve sıkıntı/savaşta sabretmektir.
178-179. ayet: Öldürülenler hakkında kısas farz kılındı: Hür hürre, köle köleye, kadın kadına. Katil affedilirse örfe uymalı ve diyet güzellikle ödenmelidir. Kısasta hayat vardır; akıl sahipleri sakınsın.
180-182. ayet: Ölüm yaklaştığında mal bırakan kişi, ana-baba ve yakın akrabalar için meşru vasiyet etmelidir; bu müttakiler üzerine haktır. Vasiyeti değiştirenlerin günahı kendilerinedir. Allah işitir ve bilendir.
Gerçek takva iman + amel bütünlüğüdür. Kısasta adalet ve hayat, vasiyette emanet ve hakkaniyet esastır.
ayet: Gerçek birr (iyilik/takva) yüzü doğuya-batıya çevirmek değil; Allah’a, ahirete, meleklere, kitaplara ve peygamberlere iman etmek; mala rağmen yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolculara, dilenenlere ve kölelere infak etmek; namazı ikame etmek, zekâtı vermek, sözde durmak ve sıkıntı/savaşta sabretmektir.
178-179. ayet: Öldürülenler hakkında kısas farz kılındı: Hür hürre, köle köleye, kadın kadına. Katil affedilirse örfe uymalı ve diyet güzellikle ödenmelidir. Kısasta hayat vardır; akıl sahipleri sakınsın.
180-182. ayet: Ölüm yaklaştığında mal bırakan kişi, ana-baba ve yakın akrabalar için meşru vasiyet etmelidir; bu müttakiler üzerine haktır. Vasiyeti değiştirenlerin günahı kendilerinedir. Allah işitir ve bilendir.
Gerçek takva iman + amel bütünlüğüdür. Kısasta adalet ve hayat, vasiyette emanet ve hakkaniyet esastır.
Category
📚
LearningTranscript
06:39bilinmesi gerekmektedir.
06:41Yani hayatı bilinmeyen bir peygamber nasıl örnek olacak da?
06:46Peygambere iman, konumumuz, makamımız, toplumumuz,
06:51hangi peygamberin konumuna, hangi peygamberin toplumuna benziyorsa,
06:56o toplum içinde o peygamberi örnek alarak,
06:59o peygamberin rolünü üstlenerek bir hayat yaşamaya çalışmak zorundayız.
07:05Yani eğer toplumumuz Lut Aleyhisselam'ın kavmi gibi cinsel ahlaksızlığı doruk noktaya çıkarmış bir toplumsa,
07:13o toplum içinde Lut Aleyhisselam'ı örnek alarak,
07:17veya toplumumuz işte Nuh Aleyhisselam'ın kavmi gibi salih kişileri putlaştırmayı doruklaştırmış bir toplumsa,
07:25Hazreti Nuh'un rolünü oynamaya çalışarak,
07:28toplumumuz Aad kavmi gibi dünyayı cennetleştirme cinnetine kapılmış,
07:33cenneti dünyada aramaya başlamış bir toplumsa,
07:37o zaman da Hud Aleyhisselam'ı,
07:40Semud kavmi gibi hayırdan, hayırlıdan hoşlanmayan bir toplum içinde yaşıyorsak,
07:45o zaman da Salih Aleyhisselam'ı,
07:47veya İsrailoğulları gibi ise toplumumuz,
07:50o zaman da Hazreti Musa Aleyhisselam'ı örnek alarak,
07:54onlar gibi davranmak,
07:56onların tavrını sergilemek,
07:58onların rolünü istenmek zorundayız.
08:00İşte peygambere imanın manası budur.
08:04Esasen bugün çevrelerinde örnek şahsiyet arayan kimseler,
08:07peygamberleri tanıma zahmetine katlanmaktan kaçan insanlardır.
08:11Yani bugün bakıyoruz insanlar örnek şahsiyet arıyorlar.
08:15Aman gidelim filan zatla bir tanışalım,
08:18işte Erzurum'da şöyle bir zat varmış gidip bir görüşelim,
08:21Konya'da şöyle bir zat varmış aman gidip bir tanışalım diye,
08:24insanlar çevrelerinde örnek şahsiyet arıyorlar.
08:27Bilelim ki arkadaşlar bu insanlar gerçek örnek,
08:31yasal örnek olan peygamberleri tanıma zahmetinden kaçan insanlardır.
08:36Evet bu ayeti kerimesinde,
08:38Bakara suresinin 177. ayeti kerimesinde Rabbimiz,
08:42peygamberlere de inanırlar,
08:43o ebrar olanlar diyor.
08:46Peki başka neymiş o ebrarın sıfatları?
08:49Diyor ki bakın Rabbimiz ayetin devamında,
08:51وَاَتَ الْمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِ ذَوِ الْقُرْبَىٰ وَالْيَتَامَىٰ وَالْمَسَاك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَالْسَائِل۪ينَ وَفِالْرِّقَابِ
09:00Onlar malı sevmekle beraber yakınlarına,
09:05yetimlere, yoksullara,
09:07yolda kalmışlara ve dilenenlere,
09:10köle ve esirlere veren kimselerdir.
09:12Yani malı sevmekle beraber,
09:17ya bu mala ihtiyaçları olmakla beraber,
09:20yani sevdikleri halde onu verirler demektir bunun manası,
09:24ya da Allah sevgisinden ötürü malı verirler demektir.
09:29Yani verirler ama vermelerinin sebebi Allah sevgisidir.
09:33Allah hatırına, Allah sevgisi hatırına,
09:36Allah sevgisinden ötürü mallarını verirler.
09:39Bu malı işte şunlara, şunlara yedirirler demektir bunun manası.
09:45Veya bir başka manası da,
09:46sevmedikleri, beğenmedikleri mallardan değil de,
09:50en çok sevdikleri, en kıymetli mallarından verirler demektir.
09:54Peki, kime verirlermiş bu gerçek dil sahipleri,
09:58gerçek takva sahipleri,
10:00bu mallarını kimlere verirlermiş?
10:03Birincisi, yakın akrabalara.
10:05وَاَتَلْ مَعْلَ عَلَى حُبِّهِ دَوِ الْقُرْبَى
10:09Yakın akrabalara.
10:10İslam, aileyi toplumun temel taşı kabul eder.
10:14Eğer birilerine bir iyilik yapılacaksa,
10:17bu öncelikle aileye ve yakın akrabalara yapılmalıdır.
10:20Çünkü Allah'ın Resulünün bir hadislerine göre,
10:24miskinlere yapılan sadaka bir sadakadır.
10:27Ama akrabaya yapılan, yakın akrabaya yapılan sadaka ise iki sadakadır.
10:32Bunlardan birisi sadaka, ötekisi de sılay rahimdir.
10:38Evet, onlar zevil kurbaya, yani yakın akrabaya verirlermiş.
10:43وَالْيَتَامَا, bir de yetimlere verirlermiş.
10:47Daha önceki derslerimizde de ifade etmeye çalıştım.
10:50Yetim, toplumda babası ölen ve henüz kendi ihtiyaçlarını temin edebilecek durumda olmayan,
10:57buluğa ermemiş küçük çocuklardır.
10:59Yetim, bir de toplumda siyasal ve ekonomik dayanağı olmayan insanlar.
11:06Toplumda siyasal ve ekonomik dayanağı olmayan garibanlar demektir.
11:11İşte bunlara da vermek, bunlara da yedirmek zorundayız.
11:14Sonra, وَسَّاِل۪ينَ وَبْنَ السَّب۪يلِ
11:19Miskinlere yemek yedirirler, yolda kalmışlara yardım ederler.
11:25Yani, evinden uzakta, yolda kalan, bulunduğu yerin yabancısı olan,
11:31üstelik de gittiği beldede hiçbir tanıdığı sığınağı, barınağı olmayan,
11:36ve de evine dönebilecek kadar parası pulu, imkanı bulunmayan kimse demektir ki,
11:42bunlara da yardım edeceğiz.
11:44Sonra, beşincisi, dilencilere yardım edermiş o bir sahipleri.
11:49Öyleyse, biz de Ebrar'dan olmak istiyorsak,
11:53gerçek müttakilerden, gerçek Müslümanlardan olmak istiyorsak,
11:57dilencilere de yardım edeceğiz.
11:59Biz, dilenmemek için bütün imkanlarını kullandığı halde,
12:03yine de ihtiyaçlarını temin edemeyen,
12:05ve bu sebeple istemek zorunda kalan,
12:08dilenmek zorunda kalan kişilere de yardım elimizi uzatmak zorundayız.
12:13İslam, aslında dilenmeyi meşru görmez.
12:18İslam toplumunda çalışıp kazanabileceği halde,
12:22dilenen bir ferdin varlığı asla düşünülemez.
12:25Yani, hem dilenen açısından bu böyledir,
12:28hem de o toplumun zenginleri açısından buna imkan yoktur.
12:33Evet, o bir sahipleri, takva sahipleri, gerçek Müslümanlar,
12:38dilenenlere de verirler,
12:41dilenenlere de mallarından yedirirler.
12:43Sonra, altıncısı, köle ve esirlere verirler, diyor Rabbimiz.
12:49Bundan sonra, yine bir sahiplerinin, takva sahiplerinin özelliğini
12:54saymaya devam ediyor Rabbimiz.
12:56Bakın, şöyle buyuruyor,
13:04Onlar, namazı ikame eden ve zekatı veren,
13:10söz verdikleri zaman da ahitlerini yerine getiren kimselerdir.
13:14Söz verdikleri zaman da, sözlerini yerine getiren,
13:19ahitlerine sadık kalan kimselerdir.
13:22Evet, bir sahiplerinin, bir başka özelliği de burada geliyor, bakın.
13:27Namazı ikame eder onlar, namazı ikame demek, onu bir takım hareketler manzumesi olarak değil,
13:39veya sadece şekil olarak belli bir yöne yönelmekten ibaret olarak değil,
13:45dinlerinin direği olarak, sosyal hayatlarının düzenleyicisi olarak namazı ikame ederler.
13:51Yani, bedenlerinde Allah'ı söz sahibi kabul ederler.
13:55Zaten namaz, bir bakıma, kişinin bedeninde Allah'ı söz sahibi kabul etmesinin ifadesidir.
14:02Namaz kılan bir Müslüman, benim bedenimde Allah söz sahibidir.
14:07Bedenimin bütün azaları konusunda söz sahibi Allah'tır, diyor.
14:11Böylece tüm bedenini Allah'a kulluğa tahsis ediyor.
14:14Ve ate zekate, bir de onlar zekatı verirler, yani mallarında da Allah'ı söz sahibi kabul ederler.
14:24Mallarının sahibi olarak bildikleri ve iman ettikleri Allah'ın hakkı olarak mallarının zekatını da verirler.
14:33Veya namazla Allah'tan aldıkları mesajı, Allah kullarıyla paylaşmanın kavgası içine girerler.
14:40Yani namaz, Allah'tan mesaj alma makamı, zekat da Allah'tan alınan bu mesajı, toplumla paylaşma, çevremizdeki Müslüman kardeşlerimize ulaştırma makamıdır.
14:52Bir de, vel mufune bi'ahdihim ize ahedu, söz verdikleri zaman da ahitlerini yerine getiren insanlardır onlar.
15:02Birincisi, Allah'a verdikleri ahitlerini yerine getirir onlar.
15:07Yani Allah'tan başka Rab kabul etmezler, Allah'tan başka ilah kabul etmezler.
15:13Boyunlarındaki kulluk ipinin ucunu Allah'tan başkalarına vermezler.
15:17Allah'tan başkalarının çektiği yere gitmezler.
15:20İradelerini Allah'tan başkalarına teslim etmezler.
15:23Allah'tan başkalarının kapısında el açıp dilencilik yapmazlar.
15:26Allah'tan başkalarına dua etmezler, Allah'tan başkalarına sığınmazlar.
15:30Böylece Allah'a verdikleri ahitlerini yerine getirirler.
15:35Bir de, kendi aralarında birbirlerine verdikleri ahitlerine de riayet ederler.
15:42Yani, randevularına, sözlerine sadık davranırlar.
15:47Bir de, onlar
15:52Bir de, sıkıntı ve hastalık hallerinde, şiddetli savaşta onlar sabredenlerdir.
16:00O gerçek bir sahipleri, gerçek takva sahipleri, sıkıntı anlarında, hastalık hallerinde veya şiddetli savaş esnasında sabredenlerdir onlar.
16:13Sabır, fakirliğe sabrederler.
16:18Allah'ın taksimine razı olurlar.
16:21Şunu kesinlikle bilirler ki onlar,
16:23Allah kendilerine bir şey ayırmışsa, yanlışlıkla onu başkalarına vermeyecek kadar adil,
16:30Başkalarına ayırdığını da ne yaparlarsa yapsınlar,
16:33Kesinlikle kendilerine vermeyecek kadar adil ve ilim sahibi bir Allah'a inanır onlar.
16:39Bu konuda Allah'a tevekkül ederler, Allah'a güvenirler.
16:43Yani bir ağız açmışsa, kesinlikle açtığı ağızdan gafil olmayan bir Allah'a inanırlar.
16:50Fakru zaruret durumlarında sabrederler.
16:53Allah'ın nasıl istemişse kendilerini öylece imtihan edeceğini bilirler,
16:57Ve kesinlikle telaşa kapılmazlar, sıkıntıya düşmezler.
17:01Fakirlik anında, fakru zaruret anında sabrederler.
17:06Sonra onlar hastalığa sabrederler.
17:08Allah bazen çeşitli hastalıklarla imtihan eder kullarını.
17:13İşte sosyal hastalıklar, ailevi hastalıklar, bedeni hastalıklar,
17:20Bütün bu hastalıkları bazen bazen Allah kullarına gönderir de onları imtihan eder, onları dener.
17:27Müminler kesinlikle bilirler ki bunlar günahlara keffarettir.
17:32Hastalıklar anında müminler kesinlikle isyan etmezler, sapıtıp dağıtmazlar.
17:39Çünkü isyan ne çekilen acılara derman olur, ne de günahlardan arınmaya sebep olur.
17:47Onun için Allah'ın imtihan vesilesi olarak kendilerine gönderdiği hastalığa da onlar sabrederler.
17:55Sonra savaşta, cihatta sabrederler onlar.
17:59Allah adına yapılacak cihat nefse ağır gelir.
18:04Çünkü savaşta ölüm vardır, savaşta yaralanma vardır, maddi ve manevi kayıplar vardır.
18:10Çok sevdiği kişileri, yanı başındaki arkadaşını kaybetme vardır savaşta.
18:16İşte müminler bu durumda da Allah'ın kendilerini imtihan için onlara gönderdiği bu savaş anında da sabrederler.
18:24Dağıtmazlar, sapıtmazlar, yollarından, davalarından, dillerinden, imanlarından asla vazgeçip taviz vermezler.
18:32Evet, Allah bazen müminlere böyle acılar tattırabilir.
18:37Rabbimiz bazen zaferi geciktirebilir.
18:41Zaferin gecikmesinde de müminler için çok büyük faydalar vardır.
18:46Savaşın kendisine has kuralları vardır.
18:49Yani ne sadece ben Müslümanım demek savaşın kazanılması için yeter sebeptir,
18:56ne de sadece kafir damgasını yemek savaşın kaybedilmesi için kafi sebeptir.
19:02Müminler, gerçek mümin olurlarsa, savaşın şartlarını yerine getirmenin, imanın şartlarından biri olduğunu bilerek,
19:12yani savaş tedbirlerini alırlarsa, ancak o zaman savaşı kazanabilirler.
19:18Kur'an-ı Kerim'de bazı ayetler görüyoruz.
19:21Mesela bakın, zannediyorum Hac suresindeydi, Rabbimiz bir ayeti kerimesinde müminleri müdafaa edeceğini,
19:30müminleri koruyacağını, müminlerin safında olduğunu, bakın şöyle anlatıyordu.
19:34İnnallâhe yudâfi'u anillezîne âmenû, innallâhe la yuhibbu kulle khavvanin kefûr.
19:41Muhakkak ki Allah iman edenleri savunur.
19:45İnnallâhe yudâfi'u anillezîne âmenû.
19:47Muhakkak ki Allah müminleri savunur, iman edenleri savunur.
19:52İnnallâhe la yuhibbu kulle khavvanin kefûr.
19:55Zira hainleri ve nankörleri Allah hiçbir zaman sevmez.
19:59Çünkü müminler bütün yeryüzü insanlığının inanç ve ibadet hürriyetini teminat altına almak için hareket etmektedirler.
20:10Şu anda da dün de evvelki günde bu hep böyle olmuştur.
20:14Müminler tüm yeryüzü insanlığının inanç ve ibadet hürriyetini garanti altına almak için hareket etmektedirler.
20:22Ayrıca karşılarındaki azgınlar da tümüyle zulmün içindedirler, zalimdirler.
20:30Hem kendilerine karşı zalimdirler, hem başkalarına karşı zalimdirler.
20:35Hem Allah'a karşı zulm içindedirler, hem Allah'ın gönderdiği kitapları ve peygamberleri vasıtasıyla kendilerine açtığı rahmet kapılarına karşı zulm
20:47içindedirler.
20:48Hem Allah'ın ayetlerine karşı zulm içindedirler, hem Allah'a karşı hem de kendilerine karşı zulm içindedirler.
20:55Bu durumda Cenab-ı Hak bu ayetiyle açıkça müminleri savunduğunu garanti etmektedir.
21:01Ama burada aklımıza bir soru geliyor.
21:06Yani madem ki Allah müminleri savunacaktır, yani savunacağını garanti ediyor, hal böyle olunca acaba neden onlara bu cihat emri gelmektedir?
21:16Yani madem ki Allah müminleri koruyacak, müdafaa edecek, savunacak, galip getirecektir, öyleyse neden Müslümanlara cihat emri gelmektedir?
21:23Yani neden savaşa katılarak ölümle, yaralanma ile, çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya gelmeleri istenmektedir Müslümanların?
21:33Yani halbuki netice belli olduğuna göre, yani Rabbimiz onları hiç yormadan, hiç üzmeden, Müslümanlara hiç acı çektirmeden, ölmeden, öldürmeden Allah
21:42neticeyi gerçekleştiriverseydi olmaz mıydı yani?
21:45Yani bütün bunların hikmeti nedir acaba? Bütün bu sorulara verilebilecek bir tek cevap vardır.
21:52O da Cenab-ı Hakk'ın yüce hikmetidir.
21:56Ve bizimse o hikmetten kavrayabildiğimiz ancak çok az bir kısım vardır.
22:02Bir kere Rabbimiz bu İslam davasını omuzlayan insanların uyuşuklardan meydana gelmesini istemiyor.
22:09Yani şurada burada keyif çatarak, yan gelip yatarak Allah'ın yardımını bekleyen, zafer bekleyen insanlardan olmasını istemiyor Allah müminlerin.
22:20Bununla beraber düşmanlarına karşı hazırlıkları, planları, programları, silahları, kılıçları olmasını istiyor Rabbimiz.
22:28Şurası hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, hiçbir zahmete girmeden, hiçbir sıkıntıya katlanmadan, dükkanlarından, bürolarından, parklarından, plajlarından vazgeçmeden, kişilere gelecek zaferlerin kaybedilmesi
22:45çok kolay olacaktır.
22:47Yani öyle değil mi?
22:48Kolay elde edilen şeylerin kaybedilmesi de o nisbette kolay olacaktır.
22:52Ucuz kazanılan zaferlerin kaybedilmesi de yani çok çabuk olacaktır ve çok kolay olacaktır.
23:03İşte Allah'ın bildiği pek çok hikmetlerden ötürü Rabbimiz müminlerin savaşmalarını, savunmalarını yine müminler elleriyle gerçekleştirmek istemektedir.
23:15İşte görüyoruz, zaman gelir müminler zulme uğrarlar, zaman gelir ezilirler, zaman gelir çiğnenirler, hapislere tıkılıp ağızları kapatılır, elleri bağlanır.
23:28Rabbimiz Allah'tır demenin dışında hiçbir suçları olmayan bu mazlumların eline zafer bazen çok geç geçebilir.
23:36Ama bilesiniz ki bu gecikme Allah'ın hikmeti iledir.
23:41Şöyle birkaç madde olarak inşallah bunu özetlemeye çalışayım.
23:45Birincisi, zaferin gecikmesinin birinci sebebi belki de müminlerin imanlarının henüz kökleşmemesinden kaynaklanabilir.
23:57Belki de imanlarının gereği olarak bu savaş konusunda imkanlarının tamamını seferber edecek duruma gelmemiş olabilir müminler.
24:07Yani bu durumda zaferi elde etseler bile onu koruyacak durumda değillerdir.
24:12Zira ellerindekini, ceplerindekini, kasalarındakileri bu dava uğrunda son damlasına kadar harcayabilmiş değillerdir.
24:21Yani sevdiklerini, değer verdiklerini bu uğurda henüz tümüyle gözden çıkarabilmiş değillerdir.
24:28İşte bu noktaya gelinceye kadar Allah bazen zaferi geciktirebilir.
24:32Bir de müminler imkanlarını, kuvvetlerini son damlasına kadar kullanarak artık Allah'ın yardımı olmadan hiçbir kuvvetin kendilerine zaferi temin edemeyeceğini
24:46anlayıncaya kadar,
24:47yani bütün güçlerini kullanıp sonra da işi Allah'a havale edebilecek duruma gelinceye kadar Allah bazen zaferi geciktirebilir.
24:56Bazen de Allah zaferi şunun için geciktirebilir.
25:02Müminler korkunç işkencelere, müthiş sıkıntılara, ıstıraplara maruz kalarak Allah'a bağlantılarını, Allah'a sığınma melekelerini artırmak için Cenab-ı Hak
25:14bazen zaferi geciktirebilir.
25:16Hani yıllar yılı alnı paslanmışlar, vicdanı paslanmışlar, namazı unutmuşlar, Allah'ı unutmuşların cephede o zor durumda kanlarıyla abdest alıp unuttukları
25:29Allah'a dönecekleri güne kadar Allah bazen böyle zaferi geciktirebilir.
25:35Bazen de şunun için geciktirebilir Rabbimiz zaferi, İslam ümmeti henüz bütün varlığıyla savaşa katılmamış olabilir.
25:43Yani birileri bir yerlerde öldürülürken birileri bir yerlerde zevk-ü sefa içinde bulunabilirler.
25:52Yani işte şu anda olduğu gibi.
25:54Yanı başlarında kardeşleri öldürülürken kimileri Allah davası için bir kısım fedakarlıkları göze alabilecek noktada olmayabilirler.
26:03Bir takım hayır güçler de bulunabilir.
26:06Halbuki Allah kesinlikle hayrın şerden bütünüyle ayrılmasını istemektedir.
26:12Zira hayrın desteğindeki şerrin, Müslümanların desteğindeki batılların yıkılması gerçekten çok zordur.
26:20İşte Rabbimiz şerrin içindeki hayır birimlerinin ayrılıp şerrin tek başına desteksiz, batılın tek başına desteksiz kalacağı ana kadar zaferi geciktirebilir
26:33diyoruz.
26:33İşte şu anda da tüm dünyada Müslümanların yaşadıkları talihsiz durum bundan ibarettir.
26:40Yani özetlersek şerrin tüm Müslümanlar tarafından anlaşılmasını istemektedir Allah.
26:46Zira Müslümanlardan bir grup insan şerle savaşa kalkıştığı zaman bu şer güçler diğer Müslümanlardan destek bulabilmektedirler.
26:56Yani bazı zavallı Müslümanlar hala bu batılların hak olduğunu zannettikleri için onların yıkılıp gitmesine razı olmamaktadırlar.
27:04Halbuki Allah batılın batıl olarak herkesin gözleri önünde açığa çıkmasını, tüm Müslümanların ondan desteğini çekmesini ve bu batıl yıkılıp giderken
27:17de kökten yıkılıp gitmesini,
27:19yani onun yok olup gidişine üzülecek bir tek Müslümanın kalmamasını, batılın yıkılışına gözyaşı dökecek bir tek müminin kalmamasını istemektedir.
27:28İşte bu yüzden bütün Müslümanların topyekun batılı anlayabilecek bir durumu gelecekleri ana kadar Rabbimiz zaferi geciktirebilir diyoruz.
27:39İşte her ne sebeple olursa olsun müminler zaferin gecikmesinin karşısında tabledecekler, yıkılık göstermeyecekler,
27:49dillerinden, davalarından, yollarından şüphelenmeyecekler ve taviz vermeyecekler.
27:54Allah diyor ki bakın,
27:59İşte bunlar sadıklardır, işte bunlar doğru söyleyenlerdir ve işte gerçek takva sahipleri, gerçek bir sahipleri, gerçek müminler bunlardır.
28:13Dikkat ederseniz Rabbimiz en küçükten en büyüğe doğru sıralay vermiş.
28:18Yani bunlara sabretmeden imanın tadını satmak mümkün değildir.
28:23Zaten gerçek mümin işte böyle zor zamanlarda belli olacaktır.
28:28Allah diyor ki,
28:30İşte sadıklar bunlardır.
28:33İşte doğru söyleyenler bunlardır.
28:36İşte sadakat sahipleri bunlardır.
28:39İşte iman iddiasında sadık olanlar ancak bunlardır.
28:43Bu sıfakları üzerinde bulunduran ve inandığı şeyleri prafiğe aktaran kişi bir sahibidir, takva sahibidir, gerçek Müslümandır.
28:53Allah bizleri bunlardan eylesin inşallah.
28:57Bundan sonra İslam toplumunda bu yasaları, bu imanı korumaya yönelik cezai müeyyideleri anlatmaya başlıyor Rabbimiz.
29:06Genel olarak Kur'an'ın ortaya koyduğu cezai müeyyideler iki kısımdır.
29:13Birisi ahirette verilecek cezalar, ötekisi de dünyada verilecek cezalar.
29:19Bakın dünyada verilmesi gereken bir cezai müeyyideyi Rabbimiz Bakara suresinin 178. ayeti kerimesinde şöylece gündeme getiriyor.
29:35Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı.
29:42Öldürülenler konusunda size kısas harç kılındı.
29:50Fır insana karşı für insan, köleye karşı köle, kadına karşı kadın.
30:04Ama öldüren, katil, öldürülenin kardeşi, varisleri tarafından affedilirse, öldüren kişiye, örfe uyması ve affedene diyetle iyilikte bulunması gerekmektedir.
30:29Artık kim de bundan sonra hattı aşarsa, hattı tecavüz ederse ona elim bir azap vardır.
30:37Ayeti kerimede insan hayatının taşıdığı değerin eşitliği ilkesi ortaya konmaktadır.
30:43Yani öldürme sonucu ortaya çıkan kan bedeli ne öldürenin ne de öldürülenin ırkına, sınıfına bakılarak tespit edilemez.
30:53Ayeti kerimenin nüzul sebebi hakkında şunları biliyoruz.
30:58İslam'ın zuhurundan evvel Yahudiler, adam öldürenler konusunda katilin öldürülmesi gerektiğini ama diyetin öldürmeden önde tutulması gerektiğini iddia ediyorlar.
31:09Buna karşılık Hristiyanlar ise katil hakkında kesinlikle affın vacip olduğunu söylüyorlardı.
31:16Yani kan bedeli konusunda farklı uygulamalarda bulunuyorlardı.
31:21İleri gelen insanların toplumda, ileri gelen insanların diyetlerini diğer insanların diyetlerinin birkaç misliği tutuyorlar.
31:30Bizden bir kadın karşılığında sizden bir erkek bir kadın, bizden bir köle karşılığında sizden bir köle bir de hür öldüreceğiz
31:39diyorlardı.
31:39Yani kendi kabilelerine mensup olup öldürülen bir kişinin diyeti için çok yüksek bir paha biçiyorlar ve öldürenin kabilesinden yüzlerce adamı
31:50öldürmeye kalkışıyorlardı.
31:52Bugün de aynı vahşeti görüyoruz.
31:54Yani bakın şimdi, işte kendilerini dünyanın en medeni milleti sayan ülkeler, kendilerinden öldürülen bir kişinin karşılığında, öldüren kişinin ülkesinden yüz
32:06kişiyi öldürecekleri konusunda yeminler ettiklerini ve tüm dünyanın gözü önünde bunu uygulamaya koyduklarını görüyoruz.
32:13İşte İsrail, işte ABD, işte İngiltere, işte Fransa.
32:20Mesela bakın bir İsrailoğullunun karşılığında İsmailoğullarından, Filistinli yüz Müslümanı öldüreceğiz diye yemin ediyor adamlar ve öldürüyorlar da.
32:30Köle ülkelere mensup binlerce kişinin, efendi ülkelere mensup bir kişi karşılığında öldürüldüğünü görüyoruz bugün.
32:38Mesela bir İngiliz vatandaşının öldürülmesinin karşılığında İngilizlerin tüm Mısır halkından intikam aldığını biliyoruz.
32:49Veya Fransızların Cezayir ve Tunus'ta bir Fransız askerine karşılık binlerce Müslümanın kanına girdiklerini biliyoruz.
32:57ABD'de, işte en yetkili bir ağızın, yeryüzünde bir tek Müslüman kalmayıncaya kadar bizim savaşımız sürecektir sözünün ne anlama geldiğini böylece
33:08bilebiliyoruz.
33:08Ama daha hesaplaşma başlamadı.
33:12Hele bir hesaplaşma başlasın, yüz yılda, yüz yıllardır akıttıkları kanların hesabını vermek gerçekten çok zor gelecektir onlara.
33:22Hele bir hesaplaşma başlasın, henüz hesaplaşma başlamadı.
33:25Ama bunun aksi olduğunda, yani köle ülkelerden bir vatandaşı, bunlardan birisi öldürdüğü zaman,
33:33bunların mahkemeleri kesinlikle ona ölüm cezası vermemektedir.
33:38Allah buyuruyor ki bakın bu ayeti kerimede, sınıfları ne olursa olsun, ırkları, milliyetleri ne olursa olsun,
33:46hangi statüye sahip olurlarsa olsunlar, öldürülen kişinin karşılığında sadece öldüren öldürülür.
33:53Başkaları kesinlikle öldürülemez.
33:56يَا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاسُ فِي الْقَتْلَى
34:00Ey iman edenler, zulmedilerek ölümü hak etmediği halde haksız yere öldürülenler hakkında size kısas yazılmıştır, size kısas farz kılınmıştır.
34:13Kısas, sözlükte aynıyla karşılık vermek demektir.
34:18Yani suça aynıyla karşılık vermek demektir.
34:22Yani yapılan amelin aynısını yapan kişiye uygulamak demektir.
34:26Herhangi bir hakkı, o hakkın dengiyle değiştirmek demektir.
34:32Allah diyor ki,
34:34اَلْقِصَاسُ فِي الْقَتْلَى
34:35اَلْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ
34:39Hür hüre, köle köleye, dişi de dişiye karşılık olarak öldürülecektir.
34:46Bu ayet-i kerime, Maide suresindeki 45. ayet-i kerime ile biraz daha açıklanmıştır.
34:54Orada da Rabbimiz bakın mealen şöyle buyuruyor,
34:58Tevrat'ta biz İsrailoğullarına şöyle yazdık, şöyle farz kıldık diyor Rabbimiz,
35:03Cana can, göze göz, buruna burun, dişe diş ve yaralar birbirlerine, birbirine kısastır diyor Rabbimiz.
35:13Yani buradan da anlıyoruz ki, sadece öldüren öldürülür.
35:18Sadece katil öldürülür, öldürenden başkası öldürülemez.
35:22Ama Allah diyor ki ayetin devamında,
35:24فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ اَخِيْهِ شَيْءٌ
35:27Ama kardeşi tarafından katile herhangi bir şey bağışlanmış olursa,
35:32kısas hemen düşecektir.
35:34Bakın burada,
35:36مِنْ اَخِيْهِ
35:37Kardeşi kelimesinin kullanılması çok calebi dikkattir.
35:42Allah diyor ki sanki burada,
35:44Bakın, öldüren katil size çok büyük zarar vermiş de olsa,
35:49sizi çok büyük üzüntülere sevk etmiş de olsa,
35:52nihayet o sizin kardeşinizdir.
35:54Sizin din kardeşinizdir.
35:56Bu sebeple yanılıp hata ederek sizden birini öldüren o kardeşinize karşı,
36:02içinizde taşıdığınız intikam arzusunu yener de,
36:05onu affederek ölüm cezasını kaldırırsanız,
36:08bu Allah katında sizin derecelerinizi ve sevaplarınızı artıracaktır buyruluyor.
36:14Bakın bu ayeti kerime,
36:16öldürülen kişinin ailesinin katili bağışlamalarına izin veriyor.
36:22Bundan anlıyoruz ki,
36:24demek ki kıtal da bağışlanabilecek bir suçtur.
36:28Yani bu durumda mahkeme illa da katili cezalandırma hususunda diretemez.
36:32Hemen kısas düşer.
36:33Yani öldürülen kişinin ailesi katili affettiği anda kısas düşer.
36:38Ama ölenin varisleri dilerlerse katilden diyet alabilirler.
36:44Maruf ölçüler içinde tabii.
36:45Ölenin varislerinden bir tanesinin bile affetmesi,
36:49kısasın düşmesi için yeterli sebeptir.
36:52Allah'ın ölenin varislerine tanıdığı bu hak günümüzde varislere verilmiyor.
36:59İşte iş adliye intikal etti mi,
37:01artık ölenin varisleri davadan vazgeçse bile,
37:04kamu davası devam ediyor ve katil cezalandırılıyor.
37:09Sonra da varislere vermedikleri bu hakkı,
37:12çıkardıkları bir af yasasıyla kendileri veriyorlar.
37:15Yani yetkiyi hak sahiplerine vermiyorlar da kendileri kullanıyorlar.
37:20Sanki o katilin öldürdüğü kişi kendi babaları ya da işte kendi kardeşleriymiş de onu affediyorlarmış gibi.
37:29Ondan sonra da işte kan davalarının önüne geçilemiyor tabii.
37:33Allah diyor ki bakın,
37:34فَمَنْ اَفِيَ لَهُ مِنْ اَخِيْهِ شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَاَدَاءٌ اِلَيْهِ بِإِحْسَانٌ
37:41Böyle işte bir diyet üzerinde anlaşmışlarsa,
37:46o zaman katilin bunu güzellikle ölenin ailesine ödemesi gerekecektir.
37:51فَمَنْ يَعْتَدَى بَعْدَ ذَٰلِكْ فَلَهُ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
37:55Artık bundan sonra her kim de bu hüküm ve emirlere uymayarak haddi aşarsa,
38:00yani katilin dışındakileri öldürmeye kalkarak haddi aşarsa,
38:06yani bir kişiye karşılık öldürenin ailesinden birden fazla insanı öldürerek haddi aşmaya kalkarsa,
38:13veya katili affettikten ve ondan diyet aldıktan sonra yine de katili öldürmeye kalkışırsa,
38:20veya katil söz verdiği diyeti öldürdüğü kişinin ailesine ödeme konusunda yamukluk yaparsa,
38:27işte onun için elim bir azap vardır, elem verici dayanılmaz bir azap vardır diyor Rabbimiz.
38:34Allah böylece Muhammed ümmetine kısası yazarken,
38:38bir hafifletme ve rahmet olarak da af ve diyeti meşru kılmıştır anlıyoruz.
38:45Sonra buyurur ki bakın Rabbimiz,
38:47وَلَكُمْ فِي الْقِصَاسِ حَيَاتٌ يَاُلِ الْاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
38:53Ey akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır, umulur ki sakınırsınız.
39:00Eğer idrak ederseniz, eğer düşünürseniz, eğer akıllarınızı kullanırsanız,
39:05bilesiniz ki ey akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır,
39:10لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
39:11Umulur ki sakınırsınız, korunursunuz, Allah'la yol bulursunuz,
39:17Allah'ın size emrettiği biçimde davranır, böylece korunursunuz.
39:21Ne kadar güzel bir ifade değil mi?
39:24Ama unutmayalım ki akıl sahiplerine hitap ediyor Allah.
39:28Değilse, kısası ağır bulup,
39:31insanlara Allah kanunlarından başka kanunlar uygulamaya çalışarak,
39:36güya Allah'tan daha merhametli davrandığını iddia etmeye kalkışan,
39:41zavallılar zaten akıl sahibi olmadıkları için öyle davranmaktadırlar.
39:45Onlar Allah'ın bu ayetlerini anlayamazlar.
39:48Çünkü onlar akılsız insanlardır.
39:50Halbuki bu ayetleriyle Rabbimiz aklını kullanabilen insanlara söz söylemektedir.
39:56Yani böyle insanlara değil de akıl sahiplerine diyor ki Allah,
40:00ey kullarım, kısasta sizin için hayat vardır.
40:04Peki, ölü bir taneydi,
40:06şimdi öldüren katili de öldürdük,
40:09kısas uyguladık, ölü ikiye çıktı.
40:11Acaba bunun hayat neresinde diyesi geliyor insanın.
40:14Düşündüğünüz zaman bunu anlarsınız diyor Allah.
40:17Anlarsınız ki,
40:18kısasta sizin için hayat vardır.
40:20Peki, kimin için hayat vardır kısasta?
40:23Bir, öldüren için hayat vardır.
40:25Yani öldüren Müslüman,
40:27kısasla temizlenip hayat bulmaktadır.
40:30Yani katil kendisine Allah'ın takdir buyurduğu,
40:33kısas takdik edilince,
40:34cezasını dünyada çektiği için,
40:37cennete gidecektir.
40:38Eğer kısas uygulanmasaydı,
40:40o haliyle cehenneme gidecekti.
40:42Halbuki İslam,
40:44cehenneme hayat demez.
40:45Thumme,
40:46la yemutu fîhâ ve la yahyâ.
40:50Ala suresinde Allah diyor ki,
40:52orada ne yaşayabilecekler,
40:54ne de ölebilecekler.
40:55Cehennemde.
40:56Yani buna hayat da denmez,
40:58buna yaşamak da denmez.
41:00Yani ölmek de denmez buna.
41:02Ama hayat da denmez.
41:04Hayat cennettir.
41:06Ve o kişi cezasını dünyada çektiği için,
41:10hayata gidecektir.
41:11Yani cennete gidecektir.
41:12İşte,
41:13kısasta hayat vardır.
41:15Kimin için hayat vardır?
41:17Öldüren kişi için hayat vardır.
41:19Peki,
41:20başka kimin için hayat vardır kısasta?
41:22İkincisi de,
41:23ölenin ailesi için.
41:25Ölenin yakınları için hayat vardır kısasta.
41:28Kısas uygulanarak,
41:30katil cezasını çektiği için,
41:32ölenin tüm ailesi,
41:33sükunete ermiş,
41:35intikam duyguları sönmüştür.
41:38Yani yıllar yılı sürüp gidecek,
41:40kan davalarının da,
41:41önü alınmış.
41:42Böylece,
41:43hem ölenin ailesi için,
41:45hem de öldürenin ailesi için,
41:47hayat vardır kısasta.
41:48Ama,
41:49öyle değil de,
41:51şimdiki gibi,
41:53olunca,
41:53yani kısas uygulanmayınca,
41:56işte birkaç sene yatan katil,
41:57hapisten çıkıp da,
41:59işte köye dönünce,
42:00ölenin yakınlarından biri,
42:03bize yapana,
42:04biz de böyle yaparız diyerek,
42:06babasının yattığı yere,
42:08onu gönderip,
42:09kendisi de öldürdüğünün geldiği,
42:10kodese girer,
42:12sonra işte,
42:13bir iktidar değişikliği,
42:15bir yasa,
42:15işte bir af filan,
42:17o da çıkar,
42:18bu defa öteki aileden birisi,
42:20bizden,
42:22adam öldüren kişiye,
42:23biz de böyle yaparız,
42:25diyerek,
42:25onlar da onu öldürürler,
42:27bir ona çıkar,
42:29bir yüze çıkar,
42:31ve kan davaları,
42:32bitip tükenmek bilmez,
42:34işte,
42:35kısasta hayat vardır,
42:37kimin için hayat vardır,
42:39toplum için hayat vardır,
42:41kısasta toplum için hayat vardır,
42:44yani öldüren kişiye,
42:45kısası uyguladığınız zaman,
42:47toplumda insan,
42:49değer kazanacaktır,
42:50ölüm oranları,
42:51birdenbire sıfıra inecektir,
42:53yani bakıyoruz bugün,
42:54yani gerçekten,
42:55tavuk kadar adamın değeri yoktur bu toplumda,
42:58yani yüz bin lira karşılığında adam öldürülüyor,
43:01niye,
43:02e sonunda ölüm yok ya,
43:04üç sene yatar,
43:04beş sene yatar,
43:05çıkarım diyor adam,
43:06ve hiç çekinmeden,
43:08çok basit bir şey karşılığında,
43:10çok basit bir şey yüzünden,
43:12adam öldürebiliyor,
43:13yani Türkiye'de sadece bir senede,
43:16öldürülenlerin sayısı,
43:18yüzleri,
43:19binleri bulmaktadır,
43:21halbuki,
43:22eğer,
43:23Rabbimizin bu ayetinde,
43:24kullarına haber verdiği,
43:27kısas uygulansaydı,
43:28o zaman eller öyle rahat rahat tetiğe,
43:31gitmeyecekti,
43:32gidemeyecekti,
43:33adam durup bir düşünecekti,
43:34yo,
43:35eğer ben bunu öldürürsem,
43:37benim kellem de gider,
43:38eğer ben bu adamın dişini kırarsam,
43:41benim diş de kırılır,
43:42ben bunun gözünü çıkarırsam,
43:44benim göz de gider,
43:44diyecek,
43:45eller rahat tetiğe gitmeyecekti,
43:47böylece toplumda insanın değeri artacaktı,
43:51adam öldürme oranı sıfıra inecekti,
43:55bu suça prim vermiş insanlar,
43:59yani kısası uygulamayarak suça prim vermiş bugünkü insanlar,
44:03ve binlerce insanın hayatını tehlikeye atmışlar,
44:07ölüm cezasını tamamen kaldırarak cinayetleri teşvik etmek,
44:11insan hayatına karşı işlenmiş en büyük insanlık suçlarından birisidir,
44:16unutmayalım,
44:16ve yıllardır,
44:18şu bizim toplumda bu suç işlenmektedir,
44:21bu gürüm işlenmektedir,
44:23evet,
44:25kısas ayetini bize tanıttıktan sonra,
44:28Rabbimiz vasiyetle ilgili bir ayet geliyor,
44:31bakın,
44:32Bakara suresi ayet 180,
44:34Rabbimiz şöyle diyor,
44:48Sizden birine ölüm gelip çattığı zaman,
44:51eğer bir hayır,
44:52yani bir mal bırakacaksa,
44:54babası,
44:55anası,
44:56ve en yakın akrabaları için,
44:59bir hayır,
45:00bir mal,
45:01vasiyet edecek,
45:02bırakacaksa,
45:02kitaba uygun bir şekilde,
45:04vasiyet etmek,
45:05müttakiller üzerine bir hak olarak farz kılındı diyor Allah,
45:10فَمَنْ بَدَّلَهُ بَعْدَمَا سَمِعَهُ فَاِنَّمَا اِثْمُهُ عَلَىٰلَّذ۪ينَ يُبَدِّلُونَهُ اِنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ عَل۪يمٌ
45:17Kim?
45:18Bunu işittikten sonra,
45:19yani bu vasiyeti duyduktan sonra değiştirirse,
45:23onun günahı,
45:24onu değiştiren üzerinedir,
45:26muhakkak ki Allah,
45:28işiten ve her şeyi bilendir,
45:31فَمَنْ خَافَ مِنْ مُوسِنْ
45:33جَنَفَنْ اَوْ اِثْمَنْ
45:35فَاَصْلَحَ بَيْنَهُمْ
45:36فَلَا اِثْمَ عَلَيْهِ
45:37اِنَّ اللّٰهَ غَفُورُ الرَّح۪يمٌ
45:39Her kim de,
45:40vasiyet edenin hata edeceğinden veya,
45:44vasiyet eden kişinin günaha gireceğinden korkar da,
45:48tarafların arasını düzeltirse,
45:50ona bir günah yoktur.
45:52Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.
45:57Evet,
45:59Allah diyor ki,
46:00herhangi birinize ölüm yaklaştığı zaman,
46:03ölüm işaretleri belirdiği,
46:05işte hastalığı ve yaşlılığı kendisini ölüme çağırdığı zaman,
46:09eğer ölümünden sonra arkasına bir mal bırakacaksa,
46:14yani anası, babası ve en yakın akrabaları için,
46:17meşru bir şekilde yani aşırılığa gitmeden,
46:20kırıp dökmeden, haksızlık yapmadan,
46:23adil bir şekilde vasiyet yapmak istiyorsa,
46:26onun üzerine böyle bir vasiyet farz kılındı diyor Rabbimiz.
46:30Vasiyet eden kişinin vasiyetini aynen yerine getirmek,
46:35müttakiler üzerine de bir hak olarak vacip olmuştur diyor Allah.
46:40Vasiyet, bir kişinin ölümle ortadan kaybolması halinde,
46:44başkalarından kendisi adına bir şeyler yapmasını istemektir.
46:48Veya vasiyet,
46:51öldükten sonra malına birilerini malik kılmak,
46:55veya öldükten sonra malında birilerine tasarruf yetkisi vermek,
46:59tasarruf hakkını havale etmek demektir.
47:02Bakın Allah ayet-i kerimede diyor ki,
47:04اِنْ تَرَكَ خَيْرًا
47:05Eğer bir hayır bırakmak istiyorsa,
47:08buradaki hayır kelimesi mal manasınadır.
47:12Zira Kur'an'ın başka yerlerinde görüyoruz,
47:15وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَد۪يدِ
47:18ayetindeki hayır da mal demektir.
47:21Ancak buradaki mal çok bir mal mı,
47:24az bir mal mı,
47:25yoksa az da çok da olsa buna dahil midir,
47:29bu konuda ihtilaf edilmiştir.
47:30Kimileri az olsun, çok olsun,
47:34burada anlatılan mutlak maldır demişler.
47:36Ama kimileri de bunu çok mal olarak tefsir etmişlerdir.
47:40Buna göre fakir birinin vasiyeti yasaklanmıştır.
47:44İbn-i Abbas ve Hazreti Ali Efendilerimiz,
47:47az malı olan kimsenin vasiyetlerini yasaklamışlardır.
47:51Bakın, Buhari ve Müslim'de Ebu Hureyre'den rivayet edilen
47:56bir hadislerinde şöyle buyurulur.
47:59Sahabeden Hazreti Sa'd,
48:01Resulullah Efendimiz'e gelerek dediler ki,
48:03Ya Resulallah,
48:05malımın üçte ikisini vasiyet edeyim mi, buyurdu.
48:08Allah'ın Resulü,
48:09hayır buyurdu.
48:11Bu defa Hazreti Sa'd,
48:12o halde yarısını vereyim mi,
48:14ey Allah'ın Resulü deyince,
48:15Resul-i Ekrem yine hayır buyurdu.
48:17Peki, üçte birine ne dersin,
48:19ey Allah'ın Resulü?
48:21Allah'ın Resulü buyurdu ki,
48:22evet, üçte birini vasiyet edebilirsin,
48:24ama o da fazladır, buyurdu.
48:26Senin varislerini varlıklı bırakman,
48:29onları başkalarına avuç açar bırakmandan,
48:32daha hayırlıdır, buyurdu.
48:34Allah Resulü,
48:35Hazreti Muhammed Aleyhisselam.
48:37Deniliyor ki,
48:38daha sonra Nisa suresinde gelecek miras ayetiyle,
48:42Cenab-ı Hak,
48:43kişinin yapabileceği vasiyetin miktarını tayin buyurmuştur.
48:47Yani bu vasiyet ayetiyle ilgili,
48:50ve daha sonra gelen Nisa suresindeki miras ayetiyle ilgili,
48:54söylenenleri şöyle kısaca bir özetleyin bakın.
48:58Müfessirlerden kimileri diyorlar ki,
49:00bu ayette anlatılan vasiyet konusu,
49:02Nisa suresinde daha sonra gelen miras ayetinin nuzulünden önce geçerliydi.
49:08Yani miras ayetinin gelmesinden önce,
49:11ölen kişi,
49:12ana, baba ve yakın akrabalarına bir şeyler vasiyet etme durumundaydı.
49:17Ama Nisa suresindeki miras ayeti geldikten sonra,
49:21işte bu ayet yani vasiyet ayeti nasıl olmuştur?
49:25Artık ölenin varislerine bir şeyler vasiyet etmesine gerek kalmamıştır.
49:29Çünkü miras ayetiyle,
49:32varislerden kimi ne kadar alacak belirtilmiştir.
49:35Öyleyse bu ayette anlatılan varislere vasiyet konusu nesh edilmiş.
49:40Bunun için Allah'ın Resulü veda hutbesinde de bakın şöyle buyurmuştur.
49:46Muhakkak biliniz ki Cenab-ı Hak her bir hak sahibine hakkını vermiştir.
49:52Artık bundan sonra varise vasiyet yoktur.
49:56Tirmizi'de Allah'ın Resulü'nün bu hadisini görüyoruz.
50:00Yine İbn-i Macede rivayet edilen başka bir hadislerinde
50:04Allah'ın Resulü şöyle buyuruyor.
50:06Diğer varisler izin verip razı olmadıkça,
50:09hiçbir varis için vasiyet caiz olmaz diyor Allah'ın Resulü.
50:14Yine İbn-i Macede.
50:15Bu bakımdan varislere vasiyet miras ayeti ve bu hadislerin ifadesiyle kaldırılmıştır.
50:23Bazı müfessirlere göre ise bu vasiyet sadece varis olan akrabalar hakkında nesh edilmiştir.
50:30Ama bunun dışında kalan yani varis olmayan öteki akrabalar hakkında bu vasiyet ayeti geçerlidir diyorlar.
50:38Çünkü bakıyoruz tüm kütüb-ü sitte de Allah'ın Resulü şöyle buyurmaktadır.
50:44Malı bulunan bir Müslümanın vasiyeti yazılmış olarak yanında bulunmadığı halde bir iki gece yatması caiz değildir.
50:54Yani bir Müslümanın malı bulunacak ve vasiyetini de yazmadan bu Müslüman birkaç gece yatacak.
51:02O Müslümanın bu şekilde yatması caiz değildir diyor Allah'ın Resulü Hazreti Muhammed Aleyhisselam.
51:09Öyleyse ayeti kerimedeki vasiyetin vacip oluşu miras ayetiyle tümden nesh edilmemiş.
51:16Yani varis olmayan kimseler hakkında bu geçerliliğini korumaktadır diyoruz.
51:21Yani borçlu olan, birilerinde alacağı olan veya malının üçte birini geçmemek kaydı şartıyla varislerinden başkalarına bir şeyler vasiyet etmek isteyen
51:31yahut da yanında başkalarına ait mal bulunup da onun sahibine ulaştırılmasını isteyen kişi vasiyetini yazılı olarak bulundurmalıdır.
51:41Resul-i Ekrem Efendimizin bu hadisinden bunu anlıyoruz.
51:44Kim böyle bir vasiyette bulunmuşsa, hakkan alel-muttakîn bu vasiyeti yerine getirmek, müttakiler üzerine vacip olan bir haktır diyor Allah.
51:57Ondan sonra diyor ki bakın,
52:05Vesiyet edilenlerden veya vasiyete şahit olanlardan veya hakimlerden kim de bu meşru vasiyeti işittikten sonra, bu meşru vasiyete muttali olduktan
52:18sonra onu değiştirirse veya uygulamazsa artık onun günahı değiştirenlerin üzerinedir.
52:25Çünkü Allah her şeyi işitir ve bilir. O vasiyeti de işitmiştir Allah, onu değiştirenleri, onu uygulamaya koymayanları da Allah bilip
52:35işitmiştir.
52:36Öyleyse, vasiyet edenin meşru vasiyeti mutlaka yerine getirilmelidir.
52:42Bu anlamda, ecdadın vakfiyelerini, ecdadın vasiyetlerini değiştirenler, onları vasiyet edenlerin, vasiyet gayelerinin dışında kullananlar, iptal edenler, bilelim ki çok büyük
52:56günah içindedirler.
52:57İnşallah, burada kesiyorum dersi, gelecek dersimizde kaldığımız yerden devam ederek, inşallah Rabbimizin öteki ayetlerinde bize ulaştırdığı mesajını tanımaya çalışacağız.
53:11Allah hepinizden razı olsun.