00:00Merhaba, şöyle bir düşünelim, şehirler dediğimiz şey sadece taştan, betondan, caddelerden mi ibaret?
00:06Yoksa hani her sokağıyla, her meydanıyla nefes alan, yaşayan, anılar biriktiren dev gibi bir organizmamı aslında.
00:14Hadi gelin bu bölümde kaynaklarımıza dayanarak şehirlerin o gizli ruhunu, yani hafızasını ve tabii edebiyatın bu hafızayı nasıl ölümsüzleştirdiğini birlikte ortaya çıkaralım.
00:24İşte tam olarak bu temel soruyla başlamak istiyorum.
00:27Bir şehre kimliğini veren şey ne olabilir ki?
00:31Cevap gördüğünüzden çok daha derinlerdi aslında.
00:35Yol haritamız da şöyle, önce şehirle hafıza arasındaki o temel, o kopmaz bağı anlayacağız.
00:40Sonra edebiyatın bir şehri nasıl ebedi kıldığını görmek için hop Petersburg'a uzanacağız.
00:45Oradan da ver elini İstanbul, Peyami Safa'nın Fatih Harbiyesi'ne ve o meşhur tramvaya geleceğiz.
00:51Sonra Türkiye'deki geler duruma bir bakıp hafıza kaybının sonuçları üzerine epey sarsıcı bir final yapacağız.
00:56Evet, hazır mıyız?
00:59Hadi konunun tam kalbine inelim.
01:01Bir şehrin kimliğini oluşturan o temel bağı, yani hafızayla olan o derin mi derin ilişkisine bir bakalım.
01:08Bakın, burada bahsettiğimiz hafıza böyle anlık bir hatırlama falan değil.
01:13Tıpkı bir insana karakterini, geçmişini veren o katman katman birikmiş anılar gibi,
01:18işte bir şehre de ruhunu ve tarihini veren şey tam olarak bu.
01:23İşte bu.
01:24Bütün anlatımızın temel fikri bu cümle aslında.
01:27Gördüğümüz o fiziksel şehir var ya, o aslında kolektif hafızamızın ta kendisi.
01:33Somutlaşmış hali.
01:35Ve edebiyat bu mekanları satırlarına döktüğü zaman,
01:38işte o mekanlar artık neredeyse kutsal bir anlam kazanıyor.
01:41Şimdi, kimliği büyük yazarları tarafından sonsuza dek mühürlenmiş bir şehre gidelim mi?
01:47Petersburg'a.
01:48Bakalım bu fikir orada nasıl ete kemiğe bürünmüş?
01:51Kaynak metindeki şu fikir var ya, gerçekten çok çarpıcı.
01:55Düşünün, evet Deli Petro şehri fiziksel olarak kuruyor,
01:59bataklıktan, çamurdan bir şehir yaratıyor.
02:01Ama asıl kurucular kim?
02:03Onu bütün dünya için ölümsüz bir ruha kavuşturanlar,
02:07kalemleriyle o kimliği ebediyete kazıyan,
02:09Dostoyevski ve Puşkin gibi isimler oluyor.
02:12Edebiyatın gücü de tam olarak bu işte.
02:15Gerçek veya kurgusal mekanları okurlar için birer ziyaretgaha,
02:19bir nevi hac merkezine dönüştürüyor.
02:21Düşünsenize, Dostoyevski'nin evindeki saatin
02:24tam öldüğü anda durdurulmuş olması gibi bir detay.
02:27Bir yazarın ruhunun, şehrin dokusuna nasıl işlediğinin
02:30bundan daha dokunaklı bir kanıtı olabilir mi?
02:33Ve şimdi, rotamızı İstanbul'a çeviriyoruz.
02:35Edebiyatın bir şehrin hafızasıyla nasıl iç içe geçtiğine dair
02:39belki de en güzel, en dokunaklı örneklerden birine.
02:42Yani Peyami Sefa'nın Fatih Harbiye romanına
02:45ve onun merkezindeki o çok sembolik tramvaya bakacağız.
02:49Bu nostaljik soruyla başlayalım çünkü o tramvay sadece bir ulaşım aracı değildi.
02:54Asla.
02:55O, romanla birlikte İstanbul'un ruhundan sökülüp alınmış,
02:59kaybolup giden bir hafızanın ta kendisiydi.
03:02Romandaki o büyük gerilimi bir hatırlayalım mı?
03:04Bir tarafta gelenekleri, doğuyu temsil eden Fatih ve Şinasi,
03:09diğer tarafta ise modernleşmeyi, batıyı temsil eden Harbiye ve Macit.
03:13İki ayrı dünya, iki ayrı kimlik aynı şehirde.
03:17İşte o tramvayın dehası tam da burada yatıyor.
03:20O sadece metal bir araç değildi.
03:23Romanın kahramanı Neriman gibi,
03:25geçmişle gelecek, doğuyla batı arasında gidip gelen,
03:28şehrin o sancılığı, o çatışmalı ruhunu taşıyan,
03:31fiziksel bir bağdı adeta.
03:33Kaynaktaki bu soru, meselenin tam kalbine dokunuyor.
03:37Peyami Safa'nın romanıyla ölümsüzleşmiş,
03:40bu kadar güçlü bir sembolü yok etmek,
03:42sadece rayları sökmek anlamına gelmez.
03:44Bu, aynı zamanda şehrin edebi hafızasına yapılmış,
03:48doğrudan bir müdahaledir.
03:49Şimdi, merceği biraz daha genişletelim isterseniz.
03:52Çünkü, Fatih Harbiye tramvayının hikayesi,
03:55maalesef tek başına bir olay değil.
03:57Bu, Türkiye geneline yayılmış,
03:59çok daha büyük bir hafıza kaybı sorununun sadece bir parçası.
04:03Yani, bakın, Bursa'nın o meşhur yeşilini betona kurban etmesi,
04:08veya Konya'da Mevlana Türbesi gibi manevi bir merkezin etrafındaki o,
04:12kaynakta berbat olarak tanımlanan çevre düzenlemesi,
04:16Arzurum'un o kadim dokusuna Toki'nin vurduğu darbe,
04:19ya da Ankara'da, bir bakıyorsunuz, bir gecede sokak isimleri değişmiş,
04:22bütün anılar silinmiş.
04:24İşte bunların hepsi, aslında aynı büyük hikayenin farklı parçaları.
04:29Yazar, bu yıkıcı gücü çok net bir şekilde tanımlıyor aslında.
04:32Tarihi, kültürü ve anıları kurban olarak isteyen,
04:36doymak bilmez bir beton tanrısı.
04:38Ve şimdi en kritik noktaya geldik.
04:41Yani, hafızasının silinmesine göz yuman bir toplumun,
04:44yüzleşmek zorunda kalacağı o kaçınılmaz ve gerçekten tehlikeli sona.
04:49İşte kaynakta çizilen o ürkütücü süreç bu.
04:52Önce fiziksel mekanlar yok ediliyor,
04:55sonra o mekanlara bağlı olan anılar siliniyor.
04:58Geriye ne kalıyor peki?
05:00Geçmişinden kopmuş, köksüz ve her türlü manipülasyona sonuna kadar açık bir kalabalık.
05:05Uyarılar gerçekten çok açık ve çok sert.
05:08Hafızasını kaybeden bir toplum,
05:10doğruyla yanlışı, güzelle çirkini ayırt edemez hale geliyor,
05:14kendi tarihine, kültürüne, hatta atalarına dışman edilebiliyor
05:18ve sonunda o beton tanrısının gönüllü kölelerine dönüş veriyor.
05:22Bu bölümü, objektifi yeniden size çeviren bu soruyla bitirelim.
05:27Yaşadığınız şehrin hafızası nerede saklı?
05:31Belki eski bir binanın cephesinde,
05:33belki bir sokağın isminde,
05:35belki de Fatih Harbiye gibi bir romanda.
05:38Onu bulmaya ve korumaya ne dersiniz?
05:40İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Yorumlar