- 11 months ago
- #islamisahsiyet
İslami şahsiyeti oluşturan ve onun devamını sağlayan esaslar büyük bir saldırı altında. Şahsiyeti oluşturan esaslar nelerdir, şahsiyetimizi nasıl koruyacağız?" gibi pek çok soruya cevap bulacağınız “İslami Şahsiyet” programı Serdar Yılmaz ile sizlerle.
Programımızın on üçüncü konusu "Hakikat ve Mecaz"
- Hakikat ve Mecaz bahsi
- Usulde Hakikat ve Mecaz
- Hakikat ve Mecaz kavramlarının manaları
- Lafızların Hakikat ve Mecaz olarak kullanımı
- Kur'an'da Hakikat ve Mecaz kullanımı
ve daha pek çok konu ile yayında...
#İslamiŞahsiyet
Programımızın on üçüncü konusu "Hakikat ve Mecaz"
- Hakikat ve Mecaz bahsi
- Usulde Hakikat ve Mecaz
- Hakikat ve Mecaz kavramlarının manaları
- Lafızların Hakikat ve Mecaz olarak kullanımı
- Kur'an'da Hakikat ve Mecaz kullanımı
ve daha pek çok konu ile yayında...
#İslamiŞahsiyet
Category
📚
LearningTranscript
00:01Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.
00:06Elhamdülillah. Esselatu vesselamu ala Resulillah.
00:10Amma vaat.
00:11Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh.
00:15Kıymetli kardeşlerim, bu hafta sizlerle birlikte usul ilimlerinde önemli bir bahis olan
00:21hakikat ve mecaz bahsini ele alacağız inşallah.
00:26Zira kitap ve sünnetin naslarının anlaşıldığı Arap dilinde
00:32lafızların manalara delaletleri noktasında hakikat ve mecaz konusu önemli bir yer tutar.
00:39Hakikat ve mecaz konusu Arap dilinde eşya ve olayları ifade etmek için kullanılan dilsel kaynaklardandır.
00:48Yani zihindeki manaları ifade etmek için kullandığımız lafızlar
00:52delalet ettikleri manalara bir takım farklı şekillerde delalet ederler.
00:58İşte Arap dilinde bunlardan en önemlilerinden birisi hakikat ve mecaz bahsidir.
01:06Bunlar nedir? Gelin şimdi bunları anlamaya çalışalım.
01:09Dediğimiz gibi insanlar eşya ve olayları belirli lafızlarla ifade ederler.
01:16Kullandığımız bu lafızlar belirli manalara delalet ederler.
01:21Arap dilinde konulduğu manada kullanılıp kullanılmaması bakımından
01:27işte lafızlar hakikat ve mecaz olarak ikiye ayrılır.
01:33Hakikat dilde konulduğu manada kullanılan lafızdır.
01:39Dilde konulduğu manada kullanılan lafızdır.
01:42Mesela Esed lafzı yani Türkçe'de aslan anlamında kullandığımız Esed lafzı.
01:48Araplar bu lafzı yani Esed lafzını malum bildiğimiz vahşi bir hayvan olan bizim aslan dediğimiz hayvanı ifade etmek için koymuşlardır.
02:01Bunun için konulmuştur.
02:03İşte Esed yani aslan lafzının bilinen malum yırtıcı hayvana kullanılması hakiki bir kullanımdır.
02:13Buna dilde bir lafzın hakiki anlamıyla konulduğu şey için kullanılmasına hakikat denilir.
02:24Mecaz ise bir lafzın aralarındaki bir alakadan ilişkiden dolayı hakikat manasının dışında kullanılmasıdır.
02:33Örneğin aslan lafzını yırtıcı hayvan olan aslan dışında bir şey için de kullanırız değil mi?
02:39Mesela cesur ve atılgan bir kişiye aslan deriz.
02:44İşte hakiki anlamda yırtıcı bir hayvan hakkında kullanılan bu lafzı bir insana kullandığımızda bu kullanım mecaz bir kullanım olur.
02:55Mecaz konusuna tabi birazdan gireceğiz ama ilk olarak Arap dilinde hakikat nedir ve ne gibi kısımları var buna değinmek istiyorum.
03:06Şimdi kardeşlerim kullanılması bakımından lafızlardaki hakikat 3'e ayrılır.
03:13Yani usulciler ve dilciler bu anlamda Arap dilinde kullanımı bakımından lafızları, lafızlardaki hakikati 3'e ayırmışlardır.
03:24Lügavi hakikat, örfi hakikat ve şer'i hakikat.
03:29Nedir bunlar?
03:31Lügavi hakikat, lügat mana dediğimiz şeydir.
03:36Dilde hangi mana için konulmuşsa o manada kullanılan lafızdır.
03:43Mesela işte kamer lafzını ay için, şems lafzını güneş için konulması ve kullanılması gibi.
03:52Zira bu lafızlar bu manalar için konulmuştur.
03:58Yine insanın veya hayvanın vücudunun üst kısmına retz, yani baş denilmesi gibi.
04:07İşte bunlar Arap dilinin, Arap lügatının asıl konuluşundaki lafızların manalarıdır ve lügavi hakikat denilir bunlara.
04:17Birincisi budur.
04:20İkincisi örfi hakikat.
04:23Bu da örfi manadır.
04:25Bu nedir?
04:27Kelimenin ilk konuluş manası yerine Arapların kullanış örfüyle bir lafzın başka bir manaya nakil olmasıdır.
04:38Yani örf yoluyla kendisi için konulan manada kullanılan lafızdır.
04:46Örneğin işte Arapçada dabbe kelimesi vardır.
04:50Dabbe lafzı lügat manasında yeryüzünde hareket eden, debelenen tüm canlılara yani hem insanlara hem de hayvanlara has olarak konulmuş bir lafızdır.
05:01Ardından bu lafız sadece hayvanlara tahsis edildi ve öylece meşhur olup örfleşti.
05:08İşte buna örfi mana, örfi hakikat denir ve Arapların genelinin örfü olmuştur.
05:18Bir de özel örfi hakikatler vardır ki her bir ilim dalının uzmanları tarafından kullanılan lafızlardaki bildiğimiz ıslahi manalardır.
05:28Malum her ilim dalında kullanılan özel ıslahlar vardır.
05:33Bu ilim dallarındaki ıslahlar o ilmin uzmanları tarafından konulmuş örfi anlamlardır.
05:40Mesela işte dil alimlerinin kullandığı sarf, nahiv lafızları gibi yine bugünkü konumuz olan mecaz lafzı gibi.
05:49Hukukçuların kullandığı özel ıslahlar gibi işte bunlar gibi ıslahlar özel örfi hakikatlerdir.
05:57Hakiki manaların üçüncüsü de kıymetli dostlar şer'i hakikat yani şer'i manadır.
06:08Bu da şari'in, şeriat koyucunun belirli bir takım manaları kastetmek için koyduğu lafızlardır.
06:17Yani Arapların lügat manasında koydukları lafızların şeriat tarafından başka özel bir manaya nakletmiş olduğu lafızlardır.
06:33Mesela işte Araplar salat, salah lafzını dua için koymuşlardır.
06:41Bildiğimiz dua için koyulmuş bir lafızdır.
06:44Ardından şeriat aynı salah lafzını hususi olarak yapılan fiiller ve sözler anlamında bildiğimiz namaz manasında kullandı.
06:57Yine Araplar zekat lafzını fazlalık ve ziyade manasında koymuşlardır ve kullanırlar.
07:05Şeriat geldi bu zekat lafzını belirli bir miktardaki mal da yine belirli bir miktarını vermek anlamında ne yaptı?
07:15Nakletti ve bu şekilde kullandı.
07:17Yine sıyam dediğimiz oruç denilen Arapların mutlak olarak imsak ve tutmak anlamları için koymuş oldukları lafızdır.
07:28Şeriat gelip onu belirli bir zamanda belirli şeylerden kendini tutmak anlamında bugün bildiğimiz oruç tutmak olan başka bir manaya nakletmiştir.
07:40İşte bunlar şer'i manalardır.
07:43Bu şekilde gerek lügat gerek örfi ve gerekse de şer'i manalar Arap dilinde hakiki manalar olarak isimlendirilir.
07:54Evet kıymetli dostlar.
07:56Şimdi bu bahsettiğim hakikat noktasında lügat ve örfi hakikat konusunda herhangi bir tartışma olmamıştır.
08:06Ancak şer'i hakikatin, biraz önce zikrettiğim, üçüncü olarak zikrettiğim şer'i hakikatin varlığı noktasında bazı alimler nazarında bir tartışma vardır, bir ihtilaf olmuştur.
08:20Nedir bu?
08:21Yani şer'i hakikatin varlığını kabul etmeyen bazı alimler olmuştur.
08:29Mesela işte Kadı Ebu Bekir el-Bakillani şer'i hakikatin var olmadığını ve meydana gelmediğini söylemiştir.
08:40Buna delil olarak da temel olarak iki delil ortaya koymuştur.
08:45Nedir bunlar?
08:45Birinci olarak diyor ki eğer şer'i hakikat olsaydı şari o manaların nakledilmesini açıklayarak haberdar etmekle ümmeti bilgilendirmesi gerekirdi diyor.
09:00Aksi halde anlamadıkları halde onları o isimlerden kastettiği manayı anlamakla mükellef tutmuş olurdu ki bu ise güç yetirilemeyen ile sorumlu tutmaktır.
09:16Bu da şer'i hakikatin şeriatta olmadığına, vaki olmadığına dair delildir demektedir.
09:24Birinci itiraz şeyi budur iddiası.
09:25İkinci olarak da Kur'an'ın kullandığı bu lafızlar lügatta, dilde delalet ettiklerinden başkasını ifade etselerdi diyor.
09:39Bakillani yani Kur'an'da geçen bu lafızlar lügatın delalet ettiklerinden başkasını ifade etselerdi o takdirde Arapça olmazlardı diyor.
09:50Çünkü lafzın Arapça olması onun zatından veya şeklinden dolayı değildir.
09:58Sadece lügat ehlinin onun o lafzın karşısına koyduğu manaya delaletinden dolayıdır.
10:08Aksi halde lügat ehlinin dilcilerin koymadığı lafızlar Arapça olmazdı diyor.
10:15Ve bundan dolayı Kur'an'ın da Arapça olmaması gerekirdi.
10:23Bu ise Allah subhanahu ve teala'nın biz onu apaçık Arapça kıldık şeklindeki ayetlere aykırıdır demektedir.
10:31Şimdi bu itirazlara cevaben şunları söyleyebiliriz ki birinci olarak sabit olmuştur ki şari şeriat koyucu o isimleri lügat manalarından şeriatın kendileri için koyduğu yeni bir manaya nakline dair ümmeti bilgilendirmiş ve beyan etmiştir.
10:58Hani bakillanenin dediği önceden bunu beyan etmesi, bilgilendirmesi, bildirmesi gerekiyor diyor ya.
11:06Evet bu zaten vaki olmuştur, bu sabit olmuştur. Nasıl?
11:11Resulullah Aleyhissalatü Vesselam'ın bu manaları açıklamasıyla olmuştur.
11:15Zira Allah subhanahu ve teala ayet-i kerimesinde
11:21وَاَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الزِكْرَ لِتُوَيِّنَ لِنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ
11:26Yani insanlara kendilerine indirilerini beyan etmen için sana da zikri indirdik buyuruyor Mahil suresinde.
11:35Buradaki beyan etmek için yani açıklamak için tabirinden kast olan neyin açıklanması?
11:43Onun manalarının açıklanmasıdır.
11:45Bunlardan bir kısmı da şer'i isimlerin manalarıdır.
11:48Mesela Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazret-i Şerif'te işte
11:55سَلُّ كَمَا رَأَيْتُمُونِ اُسَلِّ buyurur.
11:58Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız siz de öylece namaz kılın buyuruyor.
12:04İşte bunlar gibi namazı, orucu, haccı, zekatı ve diğer şer'i manaları
12:11Allah Resulü Sallallahu Aleyhi Vesselam beyan etmiştir, açıklamıştır.
12:16Böylelikle onları kendilerine anlaşılır kıldıktan sonra bir takım amellerle mükellef kılmış olmaktadır.
12:27Zira onları anlamadıkları hususta sorumlu kılmamıştır.
12:33Bununla da Kadı Ebu Bekir'in şer'i isimlerin varlığı Arapları anlamadıkları hususta mükellef kılmayı gerektirir.
12:46Şeklindeki o söylediği iddiaya, iddiayı ne yapmaktadır?
12:51Geçersiz kılmaktadır.
12:53Zira Resulullah Aleyhisselatü Vesselam şer'i isimleri beyan etmiş ve açıklamıştır.
12:59İkinci itiraza gelince, şer'i isimleri Kur'an'da varsaymak, kabul etmek Kur'an'ın Arapça olmamasını gerekli kılar.
13:11Çünkü lafzın Arapça olması lügat ehlinin koymasından dolayıdır sözüdür.
13:18Aynı şekilde bu iddia da bu sözde geçersizdir.
13:21Çünkü şer'i lafızları şer'iat değil Araplar koymuşlardır zaten.
13:27Ancak Araplar onları belirli bir takım manaları delalet etmeleri için koydular.
13:32Sonra şer'iat gelip onları Arapların kendileri için koymuş oldukları manalardan başka manalarda kullanmıştır.
13:41Ve ardından da Araplar gelip onları bu şer'i manalarda kullanmışlardır.
13:47Bu durum onları Arapça oluştan dışarı çıkarmaz.
13:52Bilakis onları aynen örfü hakikatler, biraz önce zikrettiğim örfü hakikatler gibi yapar.
13:58Zira şer'i mana dediğimiz şey menkul manadır.
14:02Yani nakledilen manadır.
14:05Menkul mana demek lafzın bir mana için konulup sonra başka bir manaya nakledilmesi ve ikinci manada meşhur olmasıdır.
14:15Bu da o lafzı Arapların ikinci manada kullanması vasıtasıyla olmaktadır.
14:22İşte şer'i isimler de tamamen böyledir.
14:26Onları Araplar koymuştur.
14:29Şer'iat gelip onları kendileri için konulmuş olan manalardan başka manada kullanmıştır.
14:36Araplar da daha sonra onları şer'i manada, şer'iatın kullandığı gibi kullanmışlardır.
14:42Böylece bunlar da diğer tüm lafızlar gibi Arapçadır.
14:47Velhasıl bu iddialar geçersizdir ve bütün bunlardan açığa çıkan şudur.
14:53Şer'i hakikat vardır ve şer'iatın lafızlarında mevcuttur.
14:59Şer'i isimlerin tamamı lügat isimler, lügavi isimler gibi fark etmeksizin hepsi Arap lügatındandır.
15:09Arap dilindendir.
15:10Evet kıymetli dostlar, hakikat bahsini bu şekilde ele aldıktan sonra şimdi mecaz konusuna geçebiliriz.
15:21Kardeşlerim mecaz sözlükte konulduğu manayı aşmak yani onu geride bırakmak anlamına gelir.
15:31İstilahta ise bir kelimenin engelleyici bir karineden dolayı, bir sebepten dolayı konulduğu mananın dışında başka bir manada kullanılmasıdır.
15:48Bir kelimenin engelleyici bir karineden, bir sebepten dolayı konulduğu mananın dışında başka bir manada kullanılmasıdır.
16:00Bununla birlikte o kelimenin konulduğu lügat manası ile kullanıldığı o mecaz manası arasında da bir alaka, bir ilişki vardır.
16:12Yani mecaz lafzın hakiki olarak konulan manasının dışında bir başka manada kullanılmasıdır.
16:23Ve bu husus bir karineye ve bir alakaya binaen olur.
16:29Evet, mecazın kullanımında hakiki mana ile mecazi mana arasında bir alakanın varlığı şart koşulmuştur bütün dilciler ve usulciler tarafından.
16:44En başta verdiğim o aslan örneğini hatırlayalım.
16:48Bizler neden insana aslan lafzını kullanmıştık?
16:52Aslan ile o kavramı kullandığımız kişi arasındaki bir alakadan dolayı.
16:58Öyle değil mi?
16:59Neydi o alaka?
17:01O alaka cesaret ve atılganlık özelliğiydi.
17:07Yani aslandaki o cesaret ve atılganlık özelliğinin o aslan lafzını kendisine mecazen kullandığımız olan kişide de olmasından dolayı bu alakadan dolayı aslan lafzını kullanmıştık.
17:21İşte bu alaka lafzı duyan kişinin zihninde hakikat manası ile kullanıldığı mana arasında kurulan bağlantı demektir.
17:34Ve bu alakanın, bu ilişkinin birçok çeşitleri vardır.
17:39Usulcüler ve dil alimleri bunları birçok sınıfta toparlamışlardır, zikretmişlerdir.
17:48Mesela işte yed lafzı, el lafzı lügatta, Arap dilinde vücudun bir organıdır.
17:58Ve vücudun bir organı olan elin kastedilmesi hakiki manasıdır.
18:04Yani yet dediği zaman Araplar bildiğimiz eli kastederler ve bu hakiki manadır.
18:11Ancak elin bir şeye güç yetirmekle yani kudretle de bir alakası var.
18:19Ne alakası var?
18:20Sebep ve müsebbip alakası vardır.
18:23Yani el kudretin göstergesidir, sebebidir, müsebbibidir birbiriyle.
18:29Bundan dolayı kudrete karşılık elin kullanılması mecazi bir kullanımdır.
18:36Mesela sultanın eli bütün mücrimlere uzanır denildiğinde, böyle bir cümle kullandığımızda,
18:47burada kullanılan el lafzı sultanın elinden kastımız mecazi bir kullanımdır.
18:54Neyi kastederiz?
18:57Burada sultanın kudretini, gücünü kastederiz.
19:01Mecazi kullanımın kardeşlerim, Kur'an-ı Kerim'de birçok örnekleri vardır.
19:07Mesela işte Bakara suresinde
19:08يَجْعَلُونَ اَسَابِعَهُمْ فِي اَذَانِهِمْ
19:12buyurulur.
19:12Yani parmaklarını kulaklarına tıkıyorlardı.
19:16Oysa ki kulak parmak ucu ile tıkanır.
19:19Parmağın tamamı ile değil.
19:21Bu ayette aralarındaki külliyet alakasından dolayı parmak ucuna karşılık parmak lafzı kullanılmıştır.
19:33Ve bu bir tür mecazdır.
19:35Yine başka bir ayet-i kerimede
19:38فَتَحْرِرُ رَكَبَةً
19:41buyurulur.
19:42Yani bir boyun kurtarmak ifadesi vardır.
19:45Buradan kastedilen nedir?
19:46Köle azat etmektir.
19:47Tahrir-u rakabe bir köle azat etmek demektir.
19:52İşte burada aralarındaki cüz'iyet alakasından dolayı köle yerine boyun lafzı kullanılmıştır.
20:02İşte bunlar gibi kıymetli dostlar çeşitli alakalardan dolayı bir kelime mecaza hamledilir.
20:11Tabi hakiki manasında kullanılmaya engel bir mani olduğu zaman.
20:19Burada mecaz bahislerinden olan istiare ve kinaye lafızlarına da kısaca değinmekte fayda vardır.
20:28Eğer mecaz olarak kullanılan bir lafzın hakiki manasıyla alakasında, ilişkisinde bir benzerlik varsa buna istiare denilir.
20:42İstiare lafzını da çokça duymuşsunuzdur.
20:45Yani hakiki manasıyla o mecaz anlamında kullanılan mana arasında bir benzerlik varsa buna istiare denilir.
20:53Mesela Resul Cebel der Araplar, dağın başı lafzında.
21:01Şimdi bu cümlede, bu lafızda res yani baş kelimesi benzerliği nedeniyle dağın tepesine isim olarak verilmiştir.
21:12Oysa baş kelimesi bildiğiniz gibi insan cisminin en üst kısmı anlamında hakiki anlamıdır, hakikattir.
21:21Ancak bu benzerlikten dolayı dağın tepesi için baş kelimesinin kullanılması istiare manasında bir kullanımdır.
21:34Buna istiare denilir.
21:36Kinaye ise şudur.
21:37Kinaye, mecaz olarak kullanılan bir lafzın hakiki manasının kullanılmasında herhangi bir engel bulunmuyorsa buna da kinaye denilir.
21:52Yani kullanılan lafzın hakiki manaları var ama onu biz mecaz olarak başka manada kullandık.
22:00Ama ve lakin hakiki manasının kast edilmesinde de herhangi bir engel bulunmuyorsa buna kinaye denilir.
22:09Mesela Arapçada nu'umut duha tabiri vardır.
22:13Şimdi nu'umut duha demek duha'ya kadar yani kuşluk vaktine kadar uyuyan kimse demektir.
22:22Kuşluk vaktine kadar uyuyan kimse, kız demektir.
22:27Şimdi bu ibare aslında Arapçada şımarık, bu nazlı kız çocukları hakkında kinaye olarak kullanılır.
22:36Yani Araplar nu'umut duha denildi dediklerinde şımarık çocuğu kast ederler.
22:43Ama burada hakiki mananın kast edilmiş olmasına da bir engel yoktur.
22:51Yani kuşluk vaktine kadar uyusun ya da uyumasın, şımarık kız çocuğuna kinaye olarak kullanıldığı gibi hakiki manasında da ne yapılabilir?
23:02Kullanılabilir. Çünkü bir çocuk fiili olarak da kuşluk vaktine kadar uyuyor olabilir.
23:10İşte buna kinaye denilir Arap lugatında.
23:17İşte kardeşlerim lafızlardaki hakikat ve mecaza ilişkin hususların genel hatları ve özeti budur.
23:24Bir lafız hakiki manaya göre anlama imkanı bulunduğu sürece mecaza hamle olunmaz, mecaza gidilmez.
23:35Neden? Zira kelamda, sözde asl olan hakikattir.
23:40Mecaz ise aslın hilafınadır.
23:43Bundan dolayı kelamda asl olan hakikattir diyoruz.
23:48Kardeşlerim biraz önce nasıl ki şer'i hakikat konusunda ihtilaf olduğunu zikretti isek,
23:57aynı şekilde mecaz konusunda da alimler arasında ihtilaf olmuştur.
24:02Ve bu ihtilafa dair söz söyleyenler de temel olarak iki kısımdır.
24:10Bunlardan bir kısmı lugatta, Arap dilinde hakikat ve mecazın bulunduğunu fakat Kur'an'da bulunmadığını,
24:21yani Kur'an'da sadece hakikatin bulunduğu, mecazın bulunmadığı görüşünde olan kimselerdir.
24:29Diğer bir kısım ise Arap dilinde de, Kur'an'da da mecazın bulunmadığını,
24:37Arap dilinde ve Kur'an'da var olan kelimelerin tümünün hakikat olduğunu, mecaz olmadığını söyleyenlerdir.
24:47Burası anlaşıldı herhalde.
24:49Birinci grup, bazı alimler Arap dilinde mecazın varlığını kabul ediyorlar.
24:56Ancak Kur'an'da yoktur.
24:58Kur'an'da kullanılanlar sadece hakiki manalardır diyorlar.
25:01İkinci grup alimler ise,
25:05hem Kur'an'da hem de Arap dilinde mecaz yoktur diyen kimselerdir.
25:10Şimdi, birinci itiraz ve ihtilafa gelince,
25:16kardeşlerim, alimler bu konuda bu ihtilafı ve iddiayı çok güçlü bulmamışlardır.
25:23Neden?
25:24Çünkü, Arap dilinde mecazı kabul edip,
25:28Kur'an'da olmadığını iddia etmenin bir delili yoktur.
25:33Zira, Allah Subhanahu ve Teala kitap hakkında malum şöyle buyuruyor,
25:40اِنَّا اَنْزَلْنَهُ قُرْآنَا عَرَب۪يَنَ
25:43Elbette ki biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik buyuruyor.
25:47Yine, bu Kur'an apaçık Arapçadır buyurulur.
25:51Arapçanın bünyesinde mecaz bulunduğuna ve Araplar da bunu konuşma dillerinde ve üsluplarında kullandıklarına göre,
26:02Kur'an da Arap diline göre indiğinden dolayı, Kur'an'da mecazın bulunduğu hususunda şüphe yoktur demektir.
26:11Yani bu bir yönden durum böyle açıktır.
26:15Diğer yönden ise, Kur'an bil fiil mecaza yer vermektedir.
26:21Ve biraz önce zikrettiğimiz gibi bu sabit olmuştur.
26:26Bütün bunlara göre, lügatta mecaz bulunduğu fakat Kur'an'da bulunmadığı doğru olmadığı gibi güçlü bir delile de dayanmamaktadır.
26:38Hem Arap dilinde hem de Kur'an'da mecazın olmadığını iddia edenlere gelince,
26:45kıymetli dostlar,
26:47Lügatta da, Kur'an'da da mecaz bulunmadığını söyleyenler görüşlerini şu şekilde delillendiriyorlar.
26:56Diyorlar ki birinci olarak, ilk asırlar olan sahabe ve tabihin devrinde,
27:01Arapların dile ait ilimlerde kelamı, mecaz ve hakikat olarak ayırdıkları hususunda herhangi bir şey nakledilmemiştir diyorlar.
27:11Şayet kelam hakikat ve mecaz olarak ayrılmış olsaydı,
27:15ilk asırlarda gelen Araplar, gerek selef alimleri bunu rivayet yoluyla naklederlerdi demektedirler.
27:24Birinci iddiaları budur.
27:26İkinci iddiaları ise Arapların lafızlara ait manalar için kullandıklarının tümünün hakikat olup birinin diğerinden farkının olmadığını söylüyorlar.
27:39Yani öncelikle bir mananın hakikat olarak konulup,
27:44daha sonra da hakikati aşarak mecaze nakil olmasının bir gereğinin olmadığını,
27:51aksine lafza ait tüm manaların başlangıçta da aynı şekilde müteaddit manalarda,
28:00birden fazla manalarda kullanılıp, hakikat kullanımlarında, hakikatte müşterek olduklarını iddia ediyorlar.
28:12Yani bir örnekle açıklayalım.
28:15Mesela biraz önce zikrettim mi?
28:17Res kelimesi, Arapça'da baş kelimesi yani,
28:21insan ve hayvanların işte üst kısmındaki bildiğimiz baş anlamında hakikattir.
28:27Yani Araplar bunun için koymuşlardır.
28:30Ama res kelimesi, Resul Cebel yani dağın başı veya Resul Ayn,
28:38bir kaynağın, bir suyun aslı, bir kaynağın başı anlamında kullanıldığında
28:44mecazı kabul edenler buradaki res lafızları mecazdır demektedirler.
28:50Arapça'da mecazı kabul etmeyenler ise Res kelimesinin yani baş kelimesinin,
28:58Arapların hem insan ve hayvanın üst kısmına, bildiğimiz baş kısmına,
29:04hem dağın en yüksek kısmına, tepesine,
29:07hem de bir kaynağın aslına müşterek olarak kullandıklarını söylerler.
29:14Yani müşterek birden çok anlama gelen lafızdır derler.
29:17Hangisinin kastedildiğini lafzın siyakından, bağlamından anlarız derler.
29:25İşte bu iki sebepten dolayı ve bunlarla ilişkili bazı nedenlerden dolayı
29:32onlar Arap lügatının hakikat ve mecaz olarak ayrılmadığını,
29:37bilakis kullanmış oldukları lafızların tümünün aynı seviyede hakikat olduğunu söylüyorlar.
29:45Şimdi bu iddiaları inceleyelim.
29:49Birinci itirazlarına gelince onların bu sözleri yine kuvvetli bir deliyle dayanmıyor maalesef.
29:56Çünkü ilk Araplar cahiliyedeki ve İslam'ın ilk dönemlerindeki Araplardır ki
30:02bunlar konuşmalarında hakikati de mecazı da kullanıyorlardı.
30:07Şu mananın hakiki, şu mananın da mecaz olduğunu bildikleri gibi
30:12işte insanın eliyle cömertlik ve kuvvet anlamındaki el arasındaki farkı da biliyorlardı.
30:19İnsanın başı ile dağın ve kaynağın başı arasındaki kelime farkını da biliyorlardı.
30:24Çünkü bir mana hakikat olup herhangi bir şekilde karineyi gerektirmiyordu.
30:30Diğer mana ise mecaz olup bir karineye ihtiyacı vardı.
30:36Ancak Arapça, Kur'an, hadis ve usul ilimleri gibi ilk etapta ıstılahlarıyla, kurallarıyla konulmamış.
30:46Bunlar da daha sonra oluşturulmuştur.
30:48Özellikle de Arap diline bir takım zafiyetler girdikten sonra
30:55işte o keyfiyeti beyan etmek, o dili, lisanı düzeltmek için
31:00bir takım ıstılahlar ve kurallar konulmuştur alimler tarafından.
31:04Aynen işte dilin gereğince kullanılması için
31:07mantık, mefhum, mecaz, teradüf, sarf, nahiv ıstılahlarında olduğu gibi.
31:13Bu lafızlara delalet etmek üzere bu ilimler daha sonradan meydana getirilmiştir.
31:20Bu nedenle ki ilk asırlarda işte kelamın hakikat ve mecaz gibi taksim edilmemesi
31:27Arap dilinde mecaz bulunmadığına hüccet sayılmaz.
31:32Hakikat ve mecaz ayrımını inkar eden kimse
31:36Arap dilinde kullanılan işte nahiv ilmine ait olan ve cahiliye döneminde de
31:41Araplardan nahledilmeyen fail, mefhul, değil mi?
31:45Hal, temyiz gibi ıstılahları da kabul etmemesi gerekir.
31:50Halbuki Araplar kurallarına göre Arapçayı konuşuyorlar.
31:55Bunlar hakkında kurallar ve ıstılahlar koymadan da bunları idrak ediyorlar ve kavruyorlardı.
32:02Çünkü bu onların dilleri ve tabiatlarıydı.
32:05Ancak onlardan sonra gelen kimselerin Arap dilini ve üsluplarını doğru bir şekilde kullanmaları,
32:13manaları ve kullanımlarını idrak edebilmeleri için işte bu ıstılahlar ve ilimler konulmuştur.
32:21Örneğin mecaz ıstılahının kullanımı çok sonra olmasına rağmen
32:28Sibevey gibi ilk dönem dilcilerin mecaz manasında kullanımlarını eserlerinden görebiliyoruz.
32:38Onun kavram olarak mecazı kullandığına dair herhangi bir bilgi mevcut değildir.
32:45Ama işte onun El Kitap isimli eserini incelediğimizde dilciler ve müfessirler tarafından mecazı örnek olarak verilen,
32:55ifade edilen pek çok ayeti mecazi anlam ile birebir örtüşecek şekilde yorumladığını görürüz.
33:02İşte mesela bu çerçevede ayette geçen Veselil Kariye yani Kariye'ye sor, köye sor ayetinde
33:13burada köyden kastedilenin köy halkı olduğunu ve ayette o mecazın önemli özelliklerinden birisi olan ihtisar
33:24yani özlü anlatımın bulunduğunu ifade ediyor Sibevey.
33:28Çünkü biliyorsunuz Veselil Kariye dediğimizde işte Kariye'ye sor, köye sor değil mi?
33:36Şimdi burada bir mecaz vardır.
33:38Neden? Çünkü köye sorulmaz.
33:41Kariye dediğimiz köy, şehir binalardan, topraktan, dağdan, taştan oluşur.
33:46Soru köye değil köy ehline, köy halkınadır.
33:49Onun için alimler demişlerdir ki burada mecaz vardır.
33:52Bu mecazi bir kullanımdır.
33:53Evet Sibevey gibi ilk dönem dilciler buna mecaz ibaresini, mecaz ıslahını kullanmamışlardır.
34:01Ama ve lakin farklı isimlendirmelerle burada mecazın olduğunu ifade etmişlerdir.
34:08Yine Sibevey mecaz üslubunda kelimenin kazandığı o yeni anlamları da
34:17ittisa veya siat-ül kelam anlam genişlemesi kavramlarıyla ifade eder mesela.
34:25Dolayısıyla bu itiraz Arapçada ve Kur'an'da mecaz olmadığına dair bir delil olmaz.
34:32Sadece mecaz ıslahının sonradan oluştuğunu gösterir ki bu Arap dilinde ve Kur'an'da mecaz olmadığına delalet eden bir şey değildir.
34:44İkinci itirazlarına gelince kıymetli dostlar, alimler buna da şöyle cevap getirmişlerdir.
34:52Şayet iddia ettikleri gibi lafızlar manaların tümünde hakiki müşterek olsalardı,
35:05yani işte birden fazla anlama gelen, birçok anlama gelen anlamlar olsaydı,
35:10delaletlerinin aynı seviyede olmaları nedeniyle bu lafızların söylenmesi halinde,
35:18bu manalardan birisi öncelikli olarak anlaşılmazdı demişlerdir.
35:25Oysa ki bir karine olmaksızın anlaşılan mana hakiki manasıdır derler.
35:33Ne demek bu?
35:34Örneğin işte daha önce de dediğimiz gibi res kelimesini Arap vücudun üstündeki baş,
35:43dağın başı ve kaynağın başı anlamlarına delalet etmesi için kullanmıştır.
35:47Ancak res lafzı, yanında herhangi bir karine bulunmadan kullanıldığı zaman,
35:55zihin doğrudan doğruya insanın başını anlar.
35:59Dağ başını veya kaynağın başını anlamaz.
36:04Ne zaman bunları anlar?
36:05Beraberinde bir karine olduğu zaman anlar.
36:09Karine olmaksızın anlaşılan mana, işte hakiki manadır demişlerdir.
36:15Yine Araplar tarafından kullanılan yed kelimesi bilinen el kelimesine aittir.
36:22Aynı şekilde bu kelime kudret anlamında da kullanılan bir kelimedir.
36:27Ancak biz yed lafzını, el lafzını yanında herhangi bir karine olmadan kullandığımızda,
36:36insan zihni hemen neye gider?
36:40Bilinen manasıyla ele gider.
36:43Karine olmaksızın ne olmaz?
36:45Bir başka anlama zihin gitmez.
36:48Bu husustaki çok sayıdaki örnekler bu türden manaların aynı derecede olmadıklarına delalet eder.
36:59Bunlardan bir kısmı biraz önce örneğini verdiğimiz gibi asıl olup zihin,
37:05yani o kelimeyi, o kavramı duyan zihin karine olmadığı zaman doğrudan ne yapıyor?
37:12Asıl manayı anlıyor.
37:13Diğer kısmında ise beraberinde bir karineye ihtiyaç duyuyor.
37:19Yani bir alakaya bağlı olarak karine ile birlikte asli manası dışında bir başka anlamda kullanılmış olur.
37:29Mecaz olarak isimlendirilen de zaten budur.
37:33Yani lafzın kullanımı hakiki manayı aşar ve asli manayla olan alakaya binaen beraberindeki karine ile bir başka anlamda kullanılır.
37:47Ve bununla birlikte bu ikinci iddia ve itiraz sahipleri,
37:55Arapçada mecaz yoktur, hepsi hakikatte müşterek lafızlardır diyerek burada da kalmadılar.
38:02Burada kalsaydılar sorun lafzi ve ıstılahi bir sorun olmaktan öteye gitmeyecekti.
38:08Yani Arap dil alimlerinin mecaz dediklerinde bunlar hakiki müşterek mana demiş olacaklar ve sadece ıstılahi, isimlendirme noktasında bir farklılık olmuş olacaktı.
38:19Ancak onlar Arapların kullandıkları lafızlarda bazı manaları yani mecazı tamamen ihmal ederek Kur'an'ın ve hadislerin anlaşılması hususunda lafızlarda sadece hakiki manaya dayandılar.
38:35Ve böylece Arap dilinde var olan mecazı ihmal edip sadece hakikate dayanmalarıyla da Arap dilini anlama noktasında birçok hatalara düşürmüştür.
38:48Velhasıl yani gerek Arap dilinde gerek Kur'an'da mecazın olmadığı noktasındaki görüş çok kuvvetli bir görüş değildir kıymetli dostlar.
39:01Bu sebeple gerek dil alimlerinin, gerek usulcülerin, gerek müfessirlerin büyük çoğunluğu tarafından mecazın varlığı kabul edilmiştir ve ispat edilmiştir.
39:16Evet kıymetli dostlar işte Arap dilinin önemli bahislerinden biri olan hakikat ve mecaz bahsi ve bu husustaki tartışmaların genel hatları bu şekildedir.
39:29Her zaman dediğimiz gibi bu konunun diğer detaylarını ve teferruatlarını öğrenmek isteyen kardeşlerimiz usul kitaplarına başvurmaları, konuya daha vakıf olma noktasında son derece önemlidir.
39:46Bunu her seferinde özellikle tekrar ediyoruz.
39:50Böylece kıymetli dostlar bu haftada dersimizin sonuna geldik.
39:56Bir sonraki dersimizde buluşmak ümidiyle hepinizi Allah'a emanet ediyorum.
40:01Esselamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.