00:00Herkese selam, bugünkü incelememize hoş geldiniz.
00:03Bugün, hani şu hepimizin her gün bizzat yaşayıp maruz kaldığı ama üzerine konuşurken kelimeleri seçmekte zorlandığı o meşhur konuyu konuşacağız.
00:11Enflasyon verisiyle gerçek hayat arasındaki o devasa uçurum gibi farkı.
00:16Yazar Erol Sunat'ın, resmi istatistiklerle sıradan vatandaşın sokaktaki günlük hayatta kalma mücadelesi arasındaki kopukluğu ele aldığı inanılmaz hiciv dolu
00:26bir makalesi var önümüzde.
00:27Yazar, o buz gibi soğuk rakamların, sokağın o yakıcı ateşinin ne kadar yansıtabildiğini gerçekten çok ironik bir dille sorguluyor.
00:35Biz de bugün bu analizi adım adım takip edip, masadaki sayılarla sokaktaki gerçeklik arasındaki bu zıttığın tam olarak ne anlama
00:42geldiğine beraber bakacağız.
00:44İşte her şey tan olarak burada, bu rakamla başlıyor.
00:47Resmi olarak açıklanan Ağustosay enflasyon verisi, %1,84.
00:52İşin ilginç tarafı ne biliyor musunuz?
00:54Bu küçücük, minnacık ondalık dilim, yazarın tüm bu makaleyi kaleme almasındaki asıl kıvılcım.
01:00Sunat, yazısına doğrudan bu veriyle, bu küsratla giriyor.
01:04Çünkü bu kadar küçük, bu kadar masum duran bir rakamın, devasa karmaşık bir ekonomi tablosunu ve sokağın o sert gerçekliğini
01:11açıklamaya çalışması,
01:12işte bu, yazar için gerçeklikten kopuşun ta kendisi.
01:16Bu sayının, sokaktaki insanın cebindeki o devasa yangınla nasıl böyle bir tezat oluşturabildiğini gerçekten ustaca ele almış.
01:24Peki halk bu rakamı duyduğunda o içgüdüsel, o bıkkın tepkiyi nasıl veriyor?
01:30Yazar bunu tek bir harika cümleyle özetlemiş.
01:33Deli değil, zır deli, yeminle.
01:35Yani düşünsenize, insanlar artık bu rakamları duyduğunda sadece şaşırmakla kalmıyor,
01:40bu istatistiklerin gerçeklik algısını tamamen yitirdiğine, adeta akıl sağlığını kaybettiğine inanıyor.
01:47Buradaki can alıcı nokta tam olarak şu, makaleye göre sokağın pahalılığıyla rakamın bu kadar küçük olması arasındaki uçurum,
01:55insanlara ancak delilik kavramıyla, hatta zır delilikle açıklanabilir bir noktaya gelmiş.
02:001. Bölüm
02:01Veriyle Tanışın
02:02Uzak Akraba
02:04Yazar burada gerçekten çok zekice edebi bir manevra yapıyor.
02:08Soyut bir kavram olan o, bildiğimiz veriyi alıyor ve kanlı canlı bir karaktere dönüştürüyor.
02:13Veri artık sadece bir rakam değil, o bir insan, bir akraba.
02:18Ama nasıl bir akraba?
02:19Hani şu bayramdan bayrama bile zor gördüğümüz, olaylara hiç karışmayan, suya sabuna asla dokunmayan o uzak akrabalar vardır ya,
02:27işte tam da onlardan biri.
02:28Karşı kıyıdan size öylece el sallar ama sokağa inmez, sizin dertlerinizi, sıkıntılarınızı bilmez.
02:35Yazar bu benzetmeyle, resmi istatistiklerin o yıpratıcı piyasa gerçekliğinden ne kadar soyutlandığını, adeta izole bir sırça köşte yaşadığını hepimizin yüzüne
02:45çarpıyor.
02:45Durumun özeti tam olarak şu aslında.
02:48Temmuz ayında enflasyon %1,78, Ağustos ayına geliyoruz, sadece minnacık bir kıpırdanmayla %1,84'e çıkıyor.
02:58Sunat, resmi verinin bu halini resmen tiye alıyor.
03:01Eskiden plak takıldı derlerdi diyerek, verilerin bir türlü iki rakamına bile ulaşmakta zorlandığını söylüyor.
03:07Düşünebiliyor musunuz, sanki rakamlar kendi aralarında sözleşmiş gibi, ikiye erişmek ulaşılamayan bir hayal olmuş.
03:14Yazarın o nefis ifadesiyle, sıfır var, bir var, ötesi şimdilik yok.
03:18Bu küçücük ondalık artışların, enflasyonun gidişatını nasıl bu kadar masum, bu kadar zararsız göstermeye çalıştığına dikkat çekiyor.
03:26İkinci bölüm
03:27İşin psikolojik boyutu, yani çıldırmanın eşiğinde.
03:31Şimdi verilerin o steril, sessiz dünyasından çıkıp işin bir de psikolojik boyutuna baktığımızda,
03:38aydan aya açıklanan bu sürreel rakamlarla yüzleşmek, tahmin edersiniz ki toplum üzerinde çok ciddi bir zihinsel tahribat yaratıyor.
03:45Yazar, halkın o çıldırma naklasını tarif etmek için hepimizin ezbere bildiği o meşhur Fatih Herkoç şarkısına başvuruyor,
03:52oynatmaya az kaldı doktorum nerede.
03:54Yani toplumun bu rakamlar karşısındaki o kollektif hezeyanını, o çaresizlik hissini bir pop şarkısı üzerinden o kadar net aktarıyor ki.
04:03Makale aslında ironik bir dille, doktorların bile bu durum karşısında nasıl bir teşhis koyacağını bilemeyeceği bir noktada olduğumuzu söylüyor bize.
04:11Durumun ne kadar vahim olduğu, yazarın o kültürel referanslarıyla daha da bir gün yüzüne çıkıyor.
04:17Hepiniz hatırlarsınız, efsanevi aktör Kemal Sunal'ın Dokunmayın Şabanıma diye o çok sevilen bir filmi vardır.
04:23Nasıl ki o filmde saf ve gariban Şaban karakterine kimsenin dokunmaması, onun korunması isteniyorsa,
04:31işte makaleye göre bugün de piyasalar ve veriyi üretenler için adeta dokunmayın verime deniliyor.
04:37Veri o kadar dokunulmaz, o kadar kırılgan bir şey ki çok küçük dokunuşlarla pamuklara sarılıp korunmaya çalışılıyor.
04:45Yazar diyor ki bu garip veri her ay bizim içimize dokunuyor, yakıp geçiyor ama verinin kendisine dokunulmasına asla izin verilmiyor.
04:53Gerçekten harika bir tezat öyle değil mi?
04:56Üçüncü bölüm, sokağın alemi, gerçeğe dönüş.
05:00Peki o suya sabuna dokunmayan uzak akrabamız veriyi bir kenara bırakırsak neyle karşılaşıyoruz?
05:07İşte o zaman o soğuk sert gerçekliğe tosluyoruz.
05:11Bir tarafta verilerin alemi var.
05:13Yüzde 1,84'lük, gayet sakin, gerçeklikten tamamen kopuk, sadece küçük taklı değişimlerin yaşandığı izole, mutlu bir dünya.
05:23Ama diğer tarafta?
05:24Diğer tarafta sokağın alemi var.
05:26Kiraların emekli maaşlarını fersah fersah aştığı, pazar enflasyonunun kağıt üzerindeki verileri adeta ezip geçtiği acımasız zorlu bir yaşam mücadelesi.
05:36Yazar açıkça sokak enflasyonu, pazar enflasyonu verilerin üstünde diyerek bu iki dünyanın artık birbiriyle asla ve asla örtüşmediğini, o makasın
05:46kapanmayacak kadar açıldığını uyguluyor.
05:49Makalede yazar, sayılarla böyle kolayca oynamanın ve gerçeği yansıtmayan ifadeler kullanmanın tehlikesine dikkat çekmek için büyük şair Yunus Emre'ye
05:58harika bir atıfta bulunuyor.
06:00Lafın endazesi diyor sunat.
06:02Yani sözün bir ölçüsü, bir tartısı olmalı.
06:04Eğer sözün ve bağlamamız gereği sayıların, verilerin bir ölçüsü, bir endazesi olmazsa, bu durum rotasını tamamen şaşırmış, nereye, kime çarpacağı
06:15hiç belli olmayan serseri bir mayına benzer.
06:18Nasıl ki ölçüsüz söylenen sözler insanları yaralarsa, ölçüsüz istatistiklerde toplumsal yapıda çok derin, tamiri zor yaralar açar.
06:26Dördüncü ve son bölüm.
06:28Reçete.
06:29Veriyi sokağa davet etmek.
06:31İncelememizin zirve noktasında yazar artık sadece eleştirmekle kalmıyor, veriye bizzat yüzleşmesi için çok net bir meydan okuma sunuyor.
06:40Ona doğrudan sesleniyor.
06:42Kurtar kendini şu masa başından diyor.
06:45Ona yazdığı reçete çok basit.
06:47Önce dışarı çıkıp şöyle bir temiz hava almasını, bir park kanepesine oturup sıradan insanlara selam vermesini istiyor.
06:54Sonra bir zahmet sıradan bir markete girip, raflardaki fiyatlara şöyle bir bakmasını, ilk semt pazarına gidip patatesin, soğanın, meyvenin, kilosunun
07:03aslında ne kadar olduğunu bizzat pazarcıya sormasını talep ediyor.
07:07Çünkü yazar çok haklı olarak, asgari ücretlinin, emeklinin, işsizin, o büyük derdinin ancak ve ancak sokağa inilerek bu adımlarla anlaşılabileceğine
07:17inanıyor.
07:18Bu, rakamların o boğucu soyutluğuna karşı sokağın tam kalbine yapılan çok güçlü, çok somut bir çağrı.
07:25Peki, diyelim ki veri o sırça köşkünden çıktı ve sokağa indi.
07:29Ne mi görecek?
07:30Yazar insanların artık kiloyla değil taneyle meyve almak zorunda kalışını, kendi gözleriyle görmesini istiyor.
07:37Pazarcıların elde kalan ezilmiş ürünleri biraz daha ucuza sattığı o anı yakalayabilmek için adeta bir gölge gibi pazar yerlerinde akşamın
07:46o zifiri karanlığını bekleyen vatandaşları görmesini istiyor.
07:49Makaleye göre asıl gerçek veri işte buralarda saklı.
07:52O masa başından gidilmeyen, varılmayan, görülmek istenmeyen o sessiz köşelerde.
07:58Yazar gerçek istatistiğin kağıt üzerindeki oranlar değil, bu insanların verdiği yaşam mücadelesinin ta kendisi olduğunu o kadar dokunaklı bir şekilde
08:06ifade etmiş ki, üzerine eklenecek pek bir şey kalmıyor.
08:10İncelememizin sonuna gelirken, makalenin hepimizi durup düşündüren o provokatif kapanış cümlesiyle baş başa kalıyoruz.
08:17Lafın endazesi ne dersen.
08:20Yeminle görmeden olmaz.
08:21Erol Sunat, o sokağı, o pazarı, pazar yerinde akşam karanlığını çaresizce bekleyenleri bizzat görmeden, o havayı solumadan üretilen hiçbir verinin,
08:32söylenen hiçbir sözün bir ölçüsü olamayacağını savunuyor.
08:35Bu harika analiz aslında hepimize resmi istatistiklerin ötesine geçip, sokağın kendi gerçeğine, o acı ama şaşmaz verisine bakmamız gerektiğini çok
08:44net hatırlatıyor.
08:45Peki siz ne dersiniz? Rakamlar o masadan kalkıp sokağa inmediği sürece, o ulaşılamayan endazeyi bulmak hiç mümkün olacak mı?
08:53Üzerine bolca düşünmeye değer.
08:55Bugünkü analizimiz buraya kadardı. Bir sonraki incelememizde tekrar buluşmak üzere. Şimdilik hoşçakalın.