Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 9 saat önce
Erol Sunat, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel kökenlerini, karşılaştığı zorlukları ve Türk milleti için taşıdığı hayati önemi ele almaktadır. Kurulduğu dönemde yıkık ve yorgun bir ülkenin insanlarına umut olan bu yapı, özellikle kimsesizlerin kimsesi olma misyonuyla yoksullara, öksüzlere ve çaresizlere güvenli bir çatı sağlamıştır. Türk milletinin birlik ve beraberlik içinde iç ve dış düşmanların kurduğu tuzakları nasıl bozduğu vurgulanırken, Cumhuriyet bir erdem, adalet ve şefkat kapısı olarak nitelendirilmektedir. Geçmişten bugüne kurulan devlet geleneğinin ve vefa duygusunun bir yansıması olan Türkiye Cumhuriyeti, milletin en büyük güvencesi ve varlık gerekçesi olarak yüceltilmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Modern bir devletin o dumanı tüten yıkıntılar arasından nasıl doğduğunu hiç derinlemesini düşündünüz mü?
00:05Bugün yazar Erol Sunat'ın o muazzam analizinden yola çıkarak tam da bu konu izleliyoruz.
00:10Ve aslında hepimizin bildiği ama belki de üzerine yeterince kafa yormadığı o can alıcı soruya cevap arayacağız.
00:16Cumhuriyet neden? Ama neden kimsesizlerin kimsesi olmak zorundaydı?
00:21Olayı tam kavramak için zihnimizi bir anlığına 1920'lerin o karanlık boğucu günlerine götürelim.
00:26Dönemin o inanılmaz umutsuzluk atmosferini tek bir cümle öyle güzel özetliyor ki
00:31yazar Refik Halit Karay'ın o zamanlar verdiği şu çarpıcı tepkiyi bir düşünsenize.
00:36Kuzu Mustafa sen deli misin?
00:38Yani empati yapın. Ortada düzenli bir ordu yok, beş kuruş para yok, koca bir imparatorluk çökmüş.
00:43Milli mücadele fikri o günün şartlarında öylesine imkansız, öylesine uçuk bir hayaldi ki
00:48bu girişime kelimenin tam anlamıyla bir delilik gözüyle bakılıyordu.
00:52Açıkçası bu ilk dönemi sadece cephedeki askeri bir mücadele olarak düşünürsek çok yanılırız.
00:57Bu aynı zamanda devasa bir şüphe ve korkunç bir psikolojik savaş dönemiydi.
01:02Aydınlar, nüfuslu yazarlar, hatta tecrübeli eski devlet adamları bile
01:06bu ulusal direnişin altı tamamen boş bir bülöf olduğunu düşünüyorlardı.
01:10Toplum bitap düşmüştü, kaynaklar tamamen tükenmişti.
01:13Çıkılan bu yeni yolculuk, etrafı bu iş kesinlikle olmaz diyenlerle çevrili,
01:18gerçekten akıllı almaz derecede zorlu bir başlangıçti.
01:20Peki bu yoğun şüphe ve karamsarlık ortamında liderlik nasıl algılanıyordu dersiniz?
01:26Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya yöneltilen suçlamalar gerçekten çok ağırdı.
01:30Ona asi dediler, deli dediler, ihtilalci, hayalperest, hatta maceraperest etiketlerini yapıştırdılar.
01:37Akılları hep o çöken eski düzende takılı kalanlar için bunlar birer hakaretti.
01:41Ama işin en can alıcı noktası ne biliyor musunuz?
01:44Tüm bu ağır küçümsemelere, bitmek bilmeyen karalamalara rağmen Mustafa Kemal ve silah arkadaşları bir an bile dönüp arkalarına bakmadılar.
01:51Doğru bildikleri o yolda milletle omuz omuza yürümeye devam ettiler.
01:55O derin umutsuzluktan bugünkü somut sosyal devlete nasıl ulaşıldığına baktığımızda aslında müthiş bir hız, inanılmaz bir ivme görüyoruz.
02:03Şöyle bir düşünün, 1920'deki o yoğun şüphelerin, imkansızlıkların hemen ardından 1923'te Cumhuriyet adeta toprağa dikildi.
02:11Ve sadece 5 yıl sonra, 1928'e geldiğimizde karşımızda sınırları çok net çizilmiş, sosyal devlet ilkeleri tanımlanmış yepyeni bir yapı
02:20var.
02:20Kanlı savaş meydanlarından, vatandaşını koruyan, şefkatli bir devlete uzanan, devasa, baş döndürücü bir dönüşüm bu.
02:27Erol Sunat metninde Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatırken gerçekten harika bir metafor kullanıyor.
02:32Ulu Çınar diyor.
02:33O kavrulmuş topraklar son işgalciden de temizlendikten sonra isimsiz kahramanların elleriyle dikilen kocaman bir çınar ağacı.
02:40Bu çınar, köklerini doğrudan bu milletin sabrından, o inanılmaz azminden alıyor.
02:45Can suyunu ise hürriyet rüzgarlarından.
02:48Yani bu öyle sıradan bir fidan değil.
02:50Yüzyıllarca yaşayacak, berinlere kök salacak ve gölgesinde koca bir milleti, hepimizi barındıracak o Ulu Çınar'ın ta kendisi.
02:57Ancak bu çınarın gölgesine ilk kimlerin sığındığını anlamak için o günün yürek burkan gerçekleriyle de yüzleşmemiz şart.
03:04Savaştan yeni çıkmış, adeta yangın yerine dönmüş bitkin bir coğrafya hayal edin.
03:09Cephede eşlerini kaybetmiş, yapayalnız kalmış kadınlar, kimsesiz sokaklarda kalmış yetim çocuklar, yakılıp yıkılmış köyler, yağmalanmış evler ve tarif etmesi bile
03:18güç bir sefalet.
03:19İşte Cumhuriyet neden kimsesizlerin kimsesi olmak zorundaydı sorusunun cevabı tam da buraya, bu acı tabloya dayanıyor.
03:26Toplumun topyekun bir çöküş yaşamaması için devletin acilen o şefkatli bir anneye, bir yuvaya dönüşmesi kelimenin tam anlamıyla bir ölüm
03:34kalım meselesiydi.
03:35Yeni dikilen o Ulu Çınar sadece siyasi bir rejim değişikliğinden ibaret değildi elbette.
03:40Savaşın oradan oraya savurduğu, kıyıda köşede unutulmuş, kendini yapayalnız hisseden herkes için kocaman, koruyucu bir çatıydı.
03:48Cumhuriyet bu savunmasız insanları kucaklamayı kendine birinci vazife edindi.
03:53Onların gözünün içine bakıp, korkma, yalnız değilsin, ben varım diyen, yeniden hayata tutunmalarını sağlayan bambaşka bir devlet aklı inşa ediliyordu
04:01o günlerde.
04:02Tam bu noktada kelimelerin o muazzam gücüne dikkat etmenizi istiyorum.
04:06Yazarın da altına özenle çizdiği son derece kritik bir kelime var.
04:10Bilhassa.
04:11Yani özellikle her şeyden önce.
04:14Peki bu kelime neden bu kadar hayati?
04:16Çünkü zayıfı ve çaresizi korumak, yeni kurulan cumhuriyet için ya şunu da aradan çıkaralım denilecek bir yan görev asla değildi.
04:23Rejimin bizzat varoluş amacı.
04:25İlk nefesi.
04:26Bilhassa bu insanların elinden sımsıkı tutmaktı.
04:29Ve işte o efsanevi söz geliyor ekrana.
04:321 Kasım 1928'de Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarihe geçen o cümleyi kuruyor.
04:39Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.
04:42Bu kısacık cümle az önce konuştuğumuz o yıkıcı, yokluk içindeki savaş sonrası tabloyla yeni modern devletin o şefkatli vaadini mükemmel
04:49bir şekilde birbirine bağlıyor.
04:50Açıkçası bu söz bir devletin vatandaşına verebileceği en net, en sarsılmaz güvence belgesidir.
04:56İyi ama bu muazzam güvence eyleme nasıl dönüştü?
04:59Sadece kağıt üzerinde mi kaldı?
05:00Kesinlikle hayır.
05:01Bir yanda devasa bir çaresizlik varken, diğer yanda cumhuriyetin somut icraatları yıldırım gibi devreye girdi.
05:07Okuyamayan çocuklar okutuldu, okullar açıldı, aç olan doyuruldu, düşen düştüğü o çamurdan çekip çıkarıldı.
05:14Bu sadece entelektüel, soyut bir fikir değildi.
05:16Fakir fukaranın yüzünü güldüren, onlara iş ve aş veren, üzerlerine rüzgar geçirmeyen, emniyetli bir çatı kuran, tamamen gerçek, dokunabildiğiniz bir
05:24devlet eylemiydi.
05:26Sağlanan tüm bu sosyal destekler, eğitim fırsatları, barınma ve iş imkanları sonuçta dünyada eşine az rastlanır bir şeye yol açtı.
05:33Devlet ve milletin o muazzam tam entegrasyonuna.
05:37İnsanlar artık çaresiz değilim, benim arkamda kapı gibi devletim var, cumhuriyetim var diyerek o ulu çınarın gölgesine güvenle sığındılar.
05:45Cumhuriyet demek, güven demekti, istikrar demekti.
05:48Kapısı her çalındığında açılan, yaraları saran, şefkatli bir otorite demekti.
05:51İşte bu durum, devleti vatandaşın gözünde sarsılmaz bir adalet ve sıcak bir hoşgörü sembolü haline getirdi.
05:58Peki sormak lazım, bu muazzam devlet kurma ve toparlanma becerisi bir anda nereden çıkmıştı?
06:03Aslında 17 rakamı bize her şeyi anlatıyor.
06:06Bu, Türk milletinin tarih boyunca kurduğu devletlerin tam sayısı.
06:10Yazar, devletli bir millet olmanın bu toplumun genlerine işlemiş en büyük özelliği olduğunu hatırlatıyor bize.
06:15Binlerce yıldır hiç değişmeyen o kadim, sarsılmaz kural, devleti olmayan millete milletlenmez.
06:21Yani Türkiye Cumhuriyeti öyle köksüz, bir anda ortaya çıkmış bir yapı değil.
06:25Asırlık bir devlet aklının en taze, en yenilenmiş, en modern halidir.
06:30Bu yeniden doğuş fikrini ilk mecliste İstanbul milletvekili olan Abdurrahman Şeref Bey'in şu müthiş tespitiyle çok daha iyi, çok
06:37daha net anlıyoruz.
06:38Diyor ki, doğan çocuğun adıdır.
06:40Gerçekten de öyle, hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir dedikten sonra bu rejimin adı zaten kendiliğinden konmuştu.
06:46Kimi eleştirmenlerin veya içerideki muhaliflerin hoşuna gitse de gitmese de bu yapı,
06:51Anadolu'da milletin küllerinden o destansı yeniden doğuşunun, mucizevi bir şekilde hayata tutunan o yeni doğan bebeğin ta kendisiydi.
06:59O tarifsiz zor zamanlarda devletin halkını böyle kucaklaması, o Ulu Çınar'ın serin gölgesini millete tamamen açması,
07:07Anadolu coğrafyasının en önemli, en değerli mihenk taşlarından birini ortaya çıkardı.
07:11Nedir o?
07:12Vefa.
07:13Bu eşsiz sosyal sözleşme, devlet ile halk arasında öylesine derin, öylesine güçlü bir vefa duygusu yarattı ki,
07:19inanın bu sadece kuru bir minnet değil, karşılıklı, sarsılmaz bir sadakat yeminine dönüştü.
07:24Devlet zor günde milletine kol kanat gerdi, millet de devleti için gözünü kırpmadan her şeyi ama her şeyi feda etmeye
07:31hazır hale geldi.
07:32Bu karşılıklı vefanın bize bıraktığı mirassa, kelimenin tam anlamıyla destansıdır.
07:37O vefalı Türk milleti, işbaşa düşünce, dünyanın neresinde olursa olsun Anadolu'nun imdadına koştu.
07:43İmkansız denilen dağları, kavurucu çölleri aştı ve Anadolu'nun bağrına hançer dayamaya kalkanların üzerine,
07:49kelimenin tam anlamıyla bir yıldırım gibi düştü.
07:51Atatürk'ün o meşhur, hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır sözü var ya,
07:56işte bu vefa duygusunu iliklerine kadar bilen, hisseden bir milletin eşsiz fedakarlığının en net kanıtıdır.
08:03Çanakkale'den başlayıp, kurtuluş savaşına giden o kutlu, o zorlu yol, işte bu derin vefayla, ilmek ilmek, acıyla örüldü.
08:10Evet, bu derin incelemenin sonuna gelirken, sizi yazar Erol Sunat'ın metninden süzülüp gelen
08:15ve aslında hepimizin kendine sorması gereken çok çarpıcı bir soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
08:20Bugün o gölgesinde güvenle oturduğumuz ulu bir çınar olan Cumhuriyet, kimlerin omuzlarında yükseldi?
08:26O kimsesizlerin, o bitkin, yorgun savaşçıların, o vefakar milletin sessiz ama devasa fedakarlıkları olmasaydı,
08:33bu çınar bugün bu kadar heybetli, bu kadar yeşil olabilir miydi?
08:36Lütfen bunu bir düşünün.
08:38Hoşçakalın.

Önerilen