00:00Modern bir devletin o dumanı tüten yıkıntılar arasından nasıl doğduğunu hiç derinlemesini düşündünüz mü?
00:05Bugün yazar Erol Sunat'ın o muazzam analizinden yola çıkarak tam da bu konu izleliyoruz.
00:10Ve aslında hepimizin bildiği ama belki de üzerine yeterince kafa yormadığı o can alıcı soruya cevap arayacağız.
00:16Cumhuriyet neden? Ama neden kimsesizlerin kimsesi olmak zorundaydı?
00:21Olayı tam kavramak için zihnimizi bir anlığına 1920'lerin o karanlık boğucu günlerine götürelim.
00:26Dönemin o inanılmaz umutsuzluk atmosferini tek bir cümle öyle güzel özetliyor ki
00:31yazar Refik Halit Karay'ın o zamanlar verdiği şu çarpıcı tepkiyi bir düşünsenize.
00:36Kuzu Mustafa sen deli misin?
00:38Yani empati yapın. Ortada düzenli bir ordu yok, beş kuruş para yok, koca bir imparatorluk çökmüş.
00:43Milli mücadele fikri o günün şartlarında öylesine imkansız, öylesine uçuk bir hayaldi ki
00:48bu girişime kelimenin tam anlamıyla bir delilik gözüyle bakılıyordu.
00:52Açıkçası bu ilk dönemi sadece cephedeki askeri bir mücadele olarak düşünürsek çok yanılırız.
00:57Bu aynı zamanda devasa bir şüphe ve korkunç bir psikolojik savaş dönemiydi.
01:02Aydınlar, nüfuslu yazarlar, hatta tecrübeli eski devlet adamları bile
01:06bu ulusal direnişin altı tamamen boş bir bülöf olduğunu düşünüyorlardı.
01:10Toplum bitap düşmüştü, kaynaklar tamamen tükenmişti.
01:13Çıkılan bu yeni yolculuk, etrafı bu iş kesinlikle olmaz diyenlerle çevrili,
01:18gerçekten akıllı almaz derecede zorlu bir başlangıçti.
01:20Peki bu yoğun şüphe ve karamsarlık ortamında liderlik nasıl algılanıyordu dersiniz?
01:26Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya yöneltilen suçlamalar gerçekten çok ağırdı.
01:30Ona asi dediler, deli dediler, ihtilalci, hayalperest, hatta maceraperest etiketlerini yapıştırdılar.
01:37Akılları hep o çöken eski düzende takılı kalanlar için bunlar birer hakaretti.
01:41Ama işin en can alıcı noktası ne biliyor musunuz?
01:44Tüm bu ağır küçümsemelere, bitmek bilmeyen karalamalara rağmen Mustafa Kemal ve silah arkadaşları bir an bile dönüp arkalarına bakmadılar.
01:51Doğru bildikleri o yolda milletle omuz omuza yürümeye devam ettiler.
01:55O derin umutsuzluktan bugünkü somut sosyal devlete nasıl ulaşıldığına baktığımızda aslında müthiş bir hız, inanılmaz bir ivme görüyoruz.
02:03Şöyle bir düşünün, 1920'deki o yoğun şüphelerin, imkansızlıkların hemen ardından 1923'te Cumhuriyet adeta toprağa dikildi.
02:11Ve sadece 5 yıl sonra, 1928'e geldiğimizde karşımızda sınırları çok net çizilmiş, sosyal devlet ilkeleri tanımlanmış yepyeni bir yapı
02:20var.
02:20Kanlı savaş meydanlarından, vatandaşını koruyan, şefkatli bir devlete uzanan, devasa, baş döndürücü bir dönüşüm bu.
02:27Erol Sunat metninde Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatırken gerçekten harika bir metafor kullanıyor.
02:32Ulu Çınar diyor.
02:33O kavrulmuş topraklar son işgalciden de temizlendikten sonra isimsiz kahramanların elleriyle dikilen kocaman bir çınar ağacı.
02:40Bu çınar, köklerini doğrudan bu milletin sabrından, o inanılmaz azminden alıyor.
02:45Can suyunu ise hürriyet rüzgarlarından.
02:48Yani bu öyle sıradan bir fidan değil.
02:50Yüzyıllarca yaşayacak, berinlere kök salacak ve gölgesinde koca bir milleti, hepimizi barındıracak o Ulu Çınar'ın ta kendisi.
02:57Ancak bu çınarın gölgesine ilk kimlerin sığındığını anlamak için o günün yürek burkan gerçekleriyle de yüzleşmemiz şart.
03:04Savaştan yeni çıkmış, adeta yangın yerine dönmüş bitkin bir coğrafya hayal edin.
03:09Cephede eşlerini kaybetmiş, yapayalnız kalmış kadınlar, kimsesiz sokaklarda kalmış yetim çocuklar, yakılıp yıkılmış köyler, yağmalanmış evler ve tarif etmesi bile
03:18güç bir sefalet.
03:19İşte Cumhuriyet neden kimsesizlerin kimsesi olmak zorundaydı sorusunun cevabı tam da buraya, bu acı tabloya dayanıyor.
03:26Toplumun topyekun bir çöküş yaşamaması için devletin acilen o şefkatli bir anneye, bir yuvaya dönüşmesi kelimenin tam anlamıyla bir ölüm
03:34kalım meselesiydi.
03:35Yeni dikilen o Ulu Çınar sadece siyasi bir rejim değişikliğinden ibaret değildi elbette.
03:40Savaşın oradan oraya savurduğu, kıyıda köşede unutulmuş, kendini yapayalnız hisseden herkes için kocaman, koruyucu bir çatıydı.
03:48Cumhuriyet bu savunmasız insanları kucaklamayı kendine birinci vazife edindi.
03:53Onların gözünün içine bakıp, korkma, yalnız değilsin, ben varım diyen, yeniden hayata tutunmalarını sağlayan bambaşka bir devlet aklı inşa ediliyordu
04:01o günlerde.
04:02Tam bu noktada kelimelerin o muazzam gücüne dikkat etmenizi istiyorum.
04:06Yazarın da altına özenle çizdiği son derece kritik bir kelime var.
04:10Bilhassa.
04:11Yani özellikle her şeyden önce.
04:14Peki bu kelime neden bu kadar hayati?
04:16Çünkü zayıfı ve çaresizi korumak, yeni kurulan cumhuriyet için ya şunu da aradan çıkaralım denilecek bir yan görev asla değildi.
04:23Rejimin bizzat varoluş amacı.
04:25İlk nefesi.
04:26Bilhassa bu insanların elinden sımsıkı tutmaktı.
04:29Ve işte o efsanevi söz geliyor ekrana.
04:321 Kasım 1928'de Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarihe geçen o cümleyi kuruyor.
04:39Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.
04:42Bu kısacık cümle az önce konuştuğumuz o yıkıcı, yokluk içindeki savaş sonrası tabloyla yeni modern devletin o şefkatli vaadini mükemmel
04:49bir şekilde birbirine bağlıyor.
04:50Açıkçası bu söz bir devletin vatandaşına verebileceği en net, en sarsılmaz güvence belgesidir.
04:56İyi ama bu muazzam güvence eyleme nasıl dönüştü?
04:59Sadece kağıt üzerinde mi kaldı?
05:00Kesinlikle hayır.
05:01Bir yanda devasa bir çaresizlik varken, diğer yanda cumhuriyetin somut icraatları yıldırım gibi devreye girdi.
05:07Okuyamayan çocuklar okutuldu, okullar açıldı, aç olan doyuruldu, düşen düştüğü o çamurdan çekip çıkarıldı.
05:14Bu sadece entelektüel, soyut bir fikir değildi.
05:16Fakir fukaranın yüzünü güldüren, onlara iş ve aş veren, üzerlerine rüzgar geçirmeyen, emniyetli bir çatı kuran, tamamen gerçek, dokunabildiğiniz bir
05:24devlet eylemiydi.
05:26Sağlanan tüm bu sosyal destekler, eğitim fırsatları, barınma ve iş imkanları sonuçta dünyada eşine az rastlanır bir şeye yol açtı.
05:33Devlet ve milletin o muazzam tam entegrasyonuna.
05:37İnsanlar artık çaresiz değilim, benim arkamda kapı gibi devletim var, cumhuriyetim var diyerek o ulu çınarın gölgesine güvenle sığındılar.
05:45Cumhuriyet demek, güven demekti, istikrar demekti.
05:48Kapısı her çalındığında açılan, yaraları saran, şefkatli bir otorite demekti.
05:51İşte bu durum, devleti vatandaşın gözünde sarsılmaz bir adalet ve sıcak bir hoşgörü sembolü haline getirdi.
05:58Peki sormak lazım, bu muazzam devlet kurma ve toparlanma becerisi bir anda nereden çıkmıştı?
06:03Aslında 17 rakamı bize her şeyi anlatıyor.
06:06Bu, Türk milletinin tarih boyunca kurduğu devletlerin tam sayısı.
06:10Yazar, devletli bir millet olmanın bu toplumun genlerine işlemiş en büyük özelliği olduğunu hatırlatıyor bize.
06:15Binlerce yıldır hiç değişmeyen o kadim, sarsılmaz kural, devleti olmayan millete milletlenmez.
06:21Yani Türkiye Cumhuriyeti öyle köksüz, bir anda ortaya çıkmış bir yapı değil.
06:25Asırlık bir devlet aklının en taze, en yenilenmiş, en modern halidir.
06:30Bu yeniden doğuş fikrini ilk mecliste İstanbul milletvekili olan Abdurrahman Şeref Bey'in şu müthiş tespitiyle çok daha iyi, çok
06:37daha net anlıyoruz.
06:38Diyor ki, doğan çocuğun adıdır.
06:40Gerçekten de öyle, hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir dedikten sonra bu rejimin adı zaten kendiliğinden konmuştu.
06:46Kimi eleştirmenlerin veya içerideki muhaliflerin hoşuna gitse de gitmese de bu yapı,
06:51Anadolu'da milletin küllerinden o destansı yeniden doğuşunun, mucizevi bir şekilde hayata tutunan o yeni doğan bebeğin ta kendisiydi.
06:59O tarifsiz zor zamanlarda devletin halkını böyle kucaklaması, o Ulu Çınar'ın serin gölgesini millete tamamen açması,
07:07Anadolu coğrafyasının en önemli, en değerli mihenk taşlarından birini ortaya çıkardı.
07:11Nedir o?
07:12Vefa.
07:13Bu eşsiz sosyal sözleşme, devlet ile halk arasında öylesine derin, öylesine güçlü bir vefa duygusu yarattı ki,
07:19inanın bu sadece kuru bir minnet değil, karşılıklı, sarsılmaz bir sadakat yeminine dönüştü.
07:24Devlet zor günde milletine kol kanat gerdi, millet de devleti için gözünü kırpmadan her şeyi ama her şeyi feda etmeye
07:31hazır hale geldi.
07:32Bu karşılıklı vefanın bize bıraktığı mirassa, kelimenin tam anlamıyla destansıdır.
07:37O vefalı Türk milleti, işbaşa düşünce, dünyanın neresinde olursa olsun Anadolu'nun imdadına koştu.
07:43İmkansız denilen dağları, kavurucu çölleri aştı ve Anadolu'nun bağrına hançer dayamaya kalkanların üzerine,
07:49kelimenin tam anlamıyla bir yıldırım gibi düştü.
07:51Atatürk'ün o meşhur, hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır sözü var ya,
07:56işte bu vefa duygusunu iliklerine kadar bilen, hisseden bir milletin eşsiz fedakarlığının en net kanıtıdır.
08:03Çanakkale'den başlayıp, kurtuluş savaşına giden o kutlu, o zorlu yol, işte bu derin vefayla, ilmek ilmek, acıyla örüldü.
08:10Evet, bu derin incelemenin sonuna gelirken, sizi yazar Erol Sunat'ın metninden süzülüp gelen
08:15ve aslında hepimizin kendine sorması gereken çok çarpıcı bir soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
08:20Bugün o gölgesinde güvenle oturduğumuz ulu bir çınar olan Cumhuriyet, kimlerin omuzlarında yükseldi?
08:26O kimsesizlerin, o bitkin, yorgun savaşçıların, o vefakar milletin sessiz ama devasa fedakarlıkları olmasaydı,
08:33bu çınar bugün bu kadar heybetli, bu kadar yeşil olabilir miydi?
08:36Lütfen bunu bir düşünün.
08:38Hoşçakalın.