Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 14 saat önce
Mehmet Akif Ersoy’un edebi kişiliği, Safahat adlı eseri ve şiir anlayışı üzerine kurulan akademik dersler, şairin toplumsal gerçekçi yaklaşımını gözler önüne sermektedir. Sanatçının veteriner hekimlik kariyeriyle birlikte gelişen üretken hayatı, Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad gibi önemli mecmualardaki neşriyatıyla daha da zenginleşmiştir. Şiirlerinde aruz veznini ustalıkla kullanan Akif, şekilden ziyade samimiyet, hakikat ve muhtevaya büyük bir önem vermiştir. Eserlerini kaleme alırken tıpkı bir mühendis titizliğiyle planlama yapan şair, halkın dertlerini ve toplumsal acıları eserlerinin merkezine yerleştirmiştir. Onun dili, İstiklal Marşı başta olmak üzere milli ve manevi değerleri en duru Türkçe ile yansıtan eşsiz birer sanat şaheseridir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Hepimiz Mehmet Akif'i o büyük, sarsılmaz milli bir simge olarak tanıyoruz değil mi?
00:04Peki ya onun aslında kelimelerle santim santim çalışan, inanılmaz titiz bir mühendis olduğunu söylesem?
00:11Bu incelememizde çok iyi bildiğimizi sandığımız o büyük şairin dizelerini bir mimar edasıyla nasıl inşa ettiğine yakından bakacağız.
00:19Bilirsiniz şairler hakkında hep bir klişe vardır.
00:21İlham perisini bekleyen, melankolik, rüzgarda savrulan romantik karakterler canlanır gözümüzde.
00:27İşte Akif bu ezberi tamamen bozuyor.
00:30Kendi yazım sürecini kelimenin tam anlamıyla bir mühendislik harikası olarak tanımlıyor.
00:35Ben şiir yazmadan evvel çok düşünürüm, tam bir mühendis gibi, bir mimar gibi diyor.
00:40Yani bir binanın odalarını çizer gibi mısralarını önceden çiziyor.
00:45Peki asıl sormamız gereken soru şu değil mi?
00:47Hayatını müsbet bilimlere adamış, analitik düşünen, laboratuvardan çıkmayan bir bilim insanı.
00:52Nasıl olur da koca bir milletin duygu dünyasını, o devasa şiir anıtını inşa edebilir?
00:58İşte tam da bu sorunun peşine düşüp, onun o inanılmaz analitik metodolojisinin hayatının eserine nasıl bir şablon oluşturduğunu adım adım
01:05göreceğiz.
01:07İsterseniz önce inşa ettiği o devasa anıtın kendisine ve milletin hafızasındaki sarsılmaz yerine bir bakalım.
01:13Bakın İstiklal Marşı elbette onun bu millete bıraktığı en kutsal, en bilindi karmanlı.
01:19Zaten sırf bu yüzden onun kitabını almamış.
01:21Fakat onun asıl ustalık eseri olan Safat'a baktığımızda içinde 130'dan fazla metin olduğunu görüyoruz.
01:27Ama bunlar alt alta dizilmiş sıradan kelimeler falan değil.
01:30Bunlar koca bir toplumun kültürel hafızasını ayakta tutan o devasa yapı taşları.
01:36Peki bu devasa yapının temelleri nerede atıldı dersiniz?
01:39Şaşırtıcı ama bu temeller edebiyat çevrelerinde değil, bizzat bilimin kalbinde atıldı.
01:45Ziraat ve Baytar Mektebi'nden bahsediyorum.
01:48Akif'in hayatına baktığınızda bir devlet adamı ve bir bilim insanının ne kadar harika bir şekilde iç içe geçtiğini görüyorsunuz.
01:551889'da sivil bir veteriner hekim olarak birincilikle mezun olmasıyla başlayan o disiplinli süreç,
02:011913'de çok sevdiği bir meslektaşının haksızlığa uğraması üzerine 20 yıllık mesleğini gözünü bile kırpmadan tek kalemde çöpe atmasıyla devam ediyor.
02:09Gerçekten sarsılmaz bir karakter.
02:12Veteriner hekimlik geçmişinin şiirini nasıl derinden şekillendirdiğine inanamayacaksınız.
02:17O dönemde kuduz aşısını henüz bulan Louis Pasteur'a karşı inanılmaz bir hayranlık duyuyor.
02:22Bu bilimsel altyapı onun zihnine o biyolojik realizmi, yani somut gerçekliği öyle bir kodluyor ki,
02:27o artık toplumu laboratuvarındaki bir bilim insanı titizliğiyle inceliyor ve bu mikroskobik gözlemlerini doğrudan şiirine enjekte ediyor.
02:36Temellerin ne kadar sağlam olduğunu gördük.
02:38Gelelim bu kalenin o sarsılmaz, yük taşıyan kalın duvarlarına.
02:43O dönem edebiyat dünyasında meşhur bir tartışma var bilirsiniz.
02:47Sanat, sanat için mi yapılmalı yoksa toplum için mi?
02:49Toplum böylesine acı çekerken, Akif sadece güzelliğe odaklanan o sanat sanat içindir fikrini elinin tersiyle,
02:56hem de çok sert bir şekilde itiyor.
02:58Ona göre sanat, süslü bir tablo değil, doğrudan sokağın gerçeğiyle yüzleşen,
03:02halkı uykusundan sarsarak uyandıran saf bir hakikat aracı olmalıydı.
03:06Ünlü düşünürümüz Nurettin Topçu'nun o harika analiziyle bu yapıyı gözümüzde canlandıralım.
03:12Samimiyet ve mesuliyet.
03:14Bu ikisini Akif'in şiirsel kalesini koruyan sarsılmaz iki dev kule olarak düşünebilirsiniz.
03:20Bir tarafta radikal, tavizsiz bir samimiyet,
03:23diğer tarafta ise omuzlarına binen o derin toplumsal sorumluluk hissi.
03:27Topçu'ya göre Akif'in dizeleri asla sadece kulağa hoş gelen uyumlu seslerden ibaret değildi.
03:33Mesela Dirvas şiirine bakın.
03:34Bu metin, halk için son derece içselleştirilmiş ahlaki bir doktrin,
03:38hata neredeyse bir sosyal sorumluluk manifestosu gibi işliyordu.
03:42Aslında her şey onun o meşhur, tokat gibi sözünde gizli.
03:46Diyor ki, sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.
03:50Düşünsenize, yapay ve sahte bir güzelliktense,
03:52cilalanmamış, pürüzlü ama tek ve saf gerçeği tercih ediyor.
03:56Odun gibi demek burada kaba olmak değil,
03:58sarsılmaz bir sağlamlık ve tavizsiz bir doğallık demek.
04:01Şimdi işin mutfağına girelim ve bu mühendislik sürecinin onun günlük yazım rutinine nasıl dönüştüğüne bakalım.
04:08Yani ilham gelsin diye ağırca kuşa bakıp beklemiyor bu adam.
04:12Bir mimar gibi önce yapının girişini ve çıkışını zihninde kuruyor,
04:15sonra odaları ve o odaları bağlayan merdivenleri planlıyor.
04:19En sonunda da ne mi yapıyor?
04:20Kendini bir odaya kapatıp, karmaşık bir mühendislik problemi çözer gibi o mısralar, o heceler üzerinde saatlerce ter döküyor.
04:28Bu işe, bu yapısal planlamaya o kadar kafayı takmış ki,
04:31efsanevi şairimiz Fuzuli'yi bile eleştirmekten geri durmamış.
04:35Sırf o muazzam Leyla ile Mecnun'u yapısal olarak daha detaylı planlamadığı için,
04:40saf yeteneğe bu kadar çok güvendiği için Fuzuli'yi eleştiriyor.
04:43Emek ve planlamanın yetenekten çok daha üstün olduğuna yürekten inanıyor.
04:47Geldik bu devasa binanın iç tasarımına ve tabii ki akustiğine,
04:51yani onun o efsanevi ritim ustalığına.
04:55Ekranda gördüğünüz mefailün, feylatün gibi kalıplar,
04:58liseden aklımızda kalan o karmaşık, matematiksel aruz formülleri gibi gelebilir.
05:03Ama Akif'in asıl büyüsü de tam burada başlıyor.
05:06O bu inanılmaz katı formülleri, tek bir heceyi bile zorlamadan, eğip bükmeden,
05:11günlük Türkçenin, yani sokağın o doğal ritmine kusursuzca yediriyor.
05:15Okurken aruzla yazıldığını fark edemezsiniz bile.
05:18Caminin hocasından, kahvehanedeki dayıya, sokaktaki gariban satıcıya kadar
05:22herkesin o işlenmemiş doğal sesini bu katı ritimlerin içine öyle bir yerleştiriyor ki
05:28ortaya sadece su gibi akan bir Türkçe çıkıyor.
05:30Gerçekten inanılmaz.
05:32Ve bu mükemmel mimariye bir kalp atışı eklemek için de nida dediğimiz o güçlü ünlemleri kullanıyor.
05:38Kılık kırk yararak hesapladığı o dizelerin tam ortasına
05:40insanın ciğerinden kopan o en saf, en acı feryatları yerleştiriyor.
05:45Ya Rab bu uğursuz gecenin yok mu sabahı derken o çaresizliği iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
05:51Giderek yükselen, arka arkaya patlayan bu yakarışlar.
05:54İşte bunlar şiiri kağıt üzerinde duran kelimeler yığını olmaktan çıkarıyor.
05:59Şiiri bir anda acı çeken, kanayan bir toplumun sokağından yapılan canlı bir yayına dönüştürüyor.
06:04Şimdi safatın o muazzam koridorlarından dışarı çıkarken
06:08hepimizin durup kendine soğuması gereken çok hayati bir soru var.
06:12Her şeyin estetik filtrelerden geçirildiği, bilginin cilalanıp satıldığı bu çağda
06:16Akif'in büyük bir ustalıkla kurguladığı o odun kadar çıplak,
06:21o ağır ve pürüzsüz gerçeği kucaklayabilecek samimiyete hala sahip miyiz?
06:25İşte bu üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken çok ağır bir miras.

Önerilen