00:00Herkese merhaba, bugünkü incelememize hoş geldiniz.
00:03Bugün masamızda gerçekten çok çarpıcı, adeta bir madalyonun iki farklı yüzünü gösteren bir makale var.
00:10Gazeteci Müyesser Yıldız'ın kaleminden çıkan bu metin,
00:13o büyük, şaşalı siyasi zirvelerin gölgesinde kalmış bireysel ve hukuki bir hikayeye odaklanıyor.
00:20Hazırsanız, güvenlik politikalarıyla bireysel özgürlükler arasındaki o ince çizgiye,
00:25madalyonun görünmeyen yüzüne doğru derinlemesine bir yolculuğa çıkalım.
00:30Kaynak metnimiz bizi en başından iki uç nokta arasında bir yolculuğa çıkarıyor.
00:35Yani bir tarafta fiili sıkı yönetim olarak adlandırılan o devasa sert güvenlik duvarı var,
00:41diğer yanda ise kelimenin tam anlamıyla hapishane avlusunda betonların arasında açan bir çiçeği yaşatmaya çalışan
00:48bir insanın o mikro, o naif dünyası.
00:51İşte bu inanılmaz zıtlık bugün üzerine konuşacağımız çifte anlatının da temelini oluşturuyor.
00:57Peki, hikaye nerede başlıyor?
01:00Birinci bölüm, NATO zirvesi ve güvenlik algısı.
01:03Olayların akışını bir gözümüzle canlandıralım.
01:06Tarihler 7 ve 8 Temmuz'u gösterdiğinde Ankara, tarihi bir NATO zirvesine ev sahipliği yapıyordu.
01:11Özellikle de dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın katılımı,
01:15başkentteki güvenlik önlemlerini adeta zirveye taşımıştı.
01:18Kaynağımıza göre sadece Ankara'da değil, civar illerde bile kelimenin tam anlamıyla kuş uçurtulmuyordu.
01:24İşin ilginç yanı, bu güvenlik çemberi zirveden tam 15 gün önce geniş çaplı gözaltı dalgalarıyla daralmaya başlıyor.
01:32İşte 23 Haziran'da hikayemizin odak noktası olan doçent doktor Emel Memiş parmaksız da bu dalgada gözaltına alınıyor.
01:39Ardından da o çok konuşulan NATO zirvesi gerçekleşiyor.
01:42Yani süreç çok önceden tetikleniyor.
01:45Bu noktada devletin en üst kademesinin konuya nasıl yaklaştığına bakmamız şart.
01:50Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın o dönem yaptığı açıklamada,
01:53güvenliğin maksimum seviyede tutulmasıyla vatandaşların hak ve özgürlükleri arasında hassas bir denge kurulduğunun altı çiziliyor.
02:01Bu aslında resmi makamların süreçte ortaya atılan ihlal iddialarına karşı sunduğu temel perspektif.
02:07Aynı yaklaşımı dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin sözlerinde de çok net görüyoruz.
02:13Bakan Çiftçi, dünyanın gözünün Türkiye'de olduğu böyle bir ortamda en küçük bir olayın bile ülkenin güvenli ülke imajını sarsabileceğini belirtiyor.
02:23Hatta abartmadan alınması gerektiği kadar tedbir aldıklarını ifade ediyor.
02:28Kısacası devlet, uygulanan bu devasa güvenlik aygıtının kendi içindeki mantığını bu şekilde rasyonalize ediyor.
02:34İşte yazar tam da burada çok güçlü bir parantez açıyor.
02:38İkinci bölüm, yazarın güvenlik ve hukuk paradoksu.
02:41Yazar, müyesser yıldız resmi açıklamaların karşısına geçip okuyucuya son derece temel ama bir o kadar da vurucu bir soru soruyor.
02:48Eğer ortada gerçekten bahsedildiği gibi hak ve özgürlükleri koruyan hassas bir denge varsa,
02:54neden zirveden haftalar önce yüzlerce insan evlerinden alınıp tutuklandı?
02:58Yazar, zirvede olay çıkmamasının bir güvenlik başarısı olarak sunulmasını anlıyor,
03:02ancak bunun demokratik hukuk devleti imajında açtığı derin yarayı çok ciddi bir şekilde sorguluyor.
03:08Üstelik yazarın bahsettiği o güvenlik önlemleri gerçekten de devasa boyutlarda,
03:13düşünün ki gözaltına alınanlar arasında şiddetle uzaktan yakından ilgisi olmayan 60 yaş üstü tema çevre gönüllüleri bile var.
03:21Bu detay makalede özellikle vurgulanıyor.
03:24Daha da ilginci, zirvenin yapıldığı Ankara'dan kilometrelerce uzaktaki Elazığ'da dahi NATO karşıtı her türlü faaliyetin yasaklanmış olması.
03:33Yazar, bu örneklerle orantısız güç kullanımına dikkat çekiyor.
03:37Ve biz şimdi bu devasa makro güvenlik ağından çıkıp bir insanın hayatına, mikro bir alana odaklanıyoruz.
03:45Üçüncü bölüm, Doçça doktor emelmemiş parmaksız.
03:48Buradaki çelişki gerçekten inanılmaz çarpıcı.
03:51Bir yanda İçişleri ve Adalet Bakanlıkları başta olmak üzere devletin tam 350 bin kamu görevlisine eğitim vermiş,
03:58akademi dünyasının çok saygın, yüz akığı bir ismi duruyor.
04:01Diğer yandaysa 23 Haziran'daki şafak baskını ile karşısına çıkarılan o ağır suçlama var.
04:07TKP bölü ML, Silahlı Terör Örgütü üyeliği.
04:10Doğal olarak Emel Hoca'nın bu ağır suçlama karşısındaki ilk tepkisi koca bir şaşkınlık oluyor.
04:15Kendi ifadeleriyle hayatını bilime adamış biri olarak bu örgüt bağlantısını kesinlikle reddediyor.
04:22Ben devletim, milletim için çalışan bir bilim insanıyım diyor.
04:25Ama ne yazık ki bu savunma onu Sincan Cezaevi'ne girmekten kurtaramıyor.
04:30Hatta zirve bitip o liderler ülkeden ayrıldıktan sonra bile tutukluluğu devam ediyor.
04:35Peki sonra ne oluyor?
04:36Dördüncü bölüm, Sincan Cezaevi'nde günlük yaşam.
04:39Saygın bir bilim insanı demir parmaklıkları ardına girince hayat durmuyor elbette.
04:44Yazarın avukatlar aracılığıyla aktardığı o günlük rutine bir bakalım.
04:48Sabah sayımı, koğuş arkadaşlarıyla nöbetleşe hazırlanan kalma atılar,
04:52avluda biraz spor ve hani o en başta bahsettiğimiz betonların arasından inadına fışkıran o çiçeği sulamak.
04:59Ama asıl etkileyici olan şu.
05:00Emel Hoca içeride de boş durmuyor.
05:03Kendi uzmanlık alanını cezaevine taşıyıp koğuş arkadaşlarına kadın yoksulluğu, enflasyon gibi konularda dersler veriyor.
05:10Gerçekten muazzam bir hayata tutunma şekli değil mi?
05:12Ama tabii ki her şey bu kadar pastoral, bu kadar romantik değil.
05:16Ortada çok ağır bir insani kırılık var.
05:19Emel Hoca'nın en büyük acısı dışarıda kalan 15 yaşındaki oğluyla açık görüş yapamamak.
05:24Anne ve oğul arasındaki bu kopuş yazarın da altını çizdiği gibi sürecin en ağır faturası.
05:29Yalnız burada makalede geçen çok ironik bir detay da var.
05:33Terör suçlamasıyla tutuldukları o koğuşta, kısıtlı da olsa görüntülü bir telefon var.
05:37Yazar bunu sistemin kendi içindeki tuhaflıklarından biri olarak not düşüyor.
05:42Müyesser Yıldız, bir akademisyen olarak ülkenin durumunu nasıl okuduğunu da soruyor hocaya.
05:47Emel Hoca, kendi yaşadığı bu haksızlığı öyle basit bir bürokratik hata falan olarak görmüyor.
05:52Meseleye tamamen sosyolojik bir pencereden bakıp durumu küresel kapitalizmin ve emperyalizmin toplumu baskı altına alma aracı olarak yorumluyor.
06:02Yani o dört duvar arasında bile analitik düşünmekten asla vazgeçmiyor.
06:07Artık sona doğru yaklaşıyoruz.
06:09Beşinci bölüm, gelecek planları ve yazarın eleştirisi.
06:13İnsan bunca şey yaşadıktan sonra acaba pes etmiş midir, hayatı küsmüş müdür diye düşünüyor ama
06:19hayır, kendini hep eşitlik mücadelesi veren bir feminist olarak tanımlayan Emel Hoca'nın
06:24özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz yapacağı üç şey çoktan belli.
06:28İlki, o ayrı kaldıkları sürede oğlunun tuttuğu günlükleri okumak.
06:33İkincisi, içeride haksız yere yattıklarını gördüğü tema gönüllülerine destek olmak için hemen bir tema gönüllüsü olmak.
06:40Ve son olarak da akademik hayatına eko-feminizm çalışarak devam etmek.
06:45İçerideki o kin ve öfkeden tamamen arınmış, üretmeye odaklı ruh hali gerçekten hayret verici.
06:51Ve makale üzerimden hepimize, yani dışarıya çok net bir mesaj gönderiyor.
06:56Yaşadığı onca haksızlığa rağmen, inanın kendisi için değil, dışarıdakiler için endişeleniyor.
07:01Sırf kendi yaşadıklarına bakıp, oğlunun, bu ülkenin gençlerinin ya da doğa için çırpınan o tema gönüllülerinin
07:07unutsuzluğa, karamsarlığa kapılması ihtimali, işte onu en çok kahreden şey bu.
07:12Kendi acısını unutup, bu kadar toplumsal bir empati kurabilmek inanılmaz.
07:16İncelememizin sonunda, yazar Müyesser Yıldız, hepimizin zihnine kazınacak o provokatif soruyu bırakıyor.
07:23Günlerce, televizyonlarda, haberlerde, NATO zirvesindeki müzikleri, yemekleri,
07:28o şatafatlı gösterileri en ince ayrıntısına kadar izledik.
07:32Peki ama nasıl oluyor da hukuku, bilimi ve sıradan insanların hayatını paramparca eden bu tutuklamalar
07:39böylesine derin bir sessizlikle geçiştirilebiliyor?
07:42Yazarın işaret ettiği bu kesif medya körlüğü, aslında hepimizi o zor soruyla baş başa bırakıyor.
07:48Güvenliğin bedelini ödeyenler, görünmez kılındığında, o meşhur güvenlik acaba gerçekten kimin için sağlanmış oluyor?
07:55Bu soruyu düşünmeniz dileğiyle, incelememize katıldığınız için teşekkürler, hoşçakalın.
Yorumlar