Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 7 saat önce
Müyesser Yıldız’ın kaleme aldığı bu yazı, Ankara’daki NATO Zirvesi sürecinde uygulanan aşırı güvenlik önlemlerini ve bu kapsamda gerçekleştirilen haksız tutuklamaları eleştirel bir dille ele almaktadır. Devletin güvenlik ve özgürlük arasındaki dengeyi koruduğu iddialarına karşı çıkan yazar, hiçbir somut gerekçe sunulmadan terör örgütü üyeliğiyle suçlanan akademisyen Doç. Dr. Emel Memiş Parmaksız’ın yaşadığı mağduriyete odaklanmaktadır. Parmaksız’ın cezaevinden verdiği yanıtlar aracılığıyla, bilim insanlarının ve TEMA gönüllülerinin maruz kaldığı hukuki süreçlerin demokratik değerlerle çeliştiği vurgulanmaktadır. Kaynak, bir yandan kadın yoksulluğu ve toplumsal eşitlik üzerine çalışan bir akademisyenin cezaevi günlerini aktarırken, diğer yandan medyanın bu hak ihlallerine karşı takındığı sessiz tutumu sert bir şekilde sorgulamaktadır. Sonuç olarak yazı, zirve süresince parlatılan ülke imajının ardındaki gerçek hukuk krizini ve bireylerin parçalanan hayatlarını gözler önüne sermektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bugünkü incelememize hoş geldiniz.
00:03Bugün masamızda gerçekten çok çarpıcı, adeta bir madalyonun iki farklı yüzünü gösteren bir makale var.
00:10Gazeteci Müyesser Yıldız'ın kaleminden çıkan bu metin,
00:13o büyük, şaşalı siyasi zirvelerin gölgesinde kalmış bireysel ve hukuki bir hikayeye odaklanıyor.
00:20Hazırsanız, güvenlik politikalarıyla bireysel özgürlükler arasındaki o ince çizgiye,
00:25madalyonun görünmeyen yüzüne doğru derinlemesine bir yolculuğa çıkalım.
00:30Kaynak metnimiz bizi en başından iki uç nokta arasında bir yolculuğa çıkarıyor.
00:35Yani bir tarafta fiili sıkı yönetim olarak adlandırılan o devasa sert güvenlik duvarı var,
00:41diğer yanda ise kelimenin tam anlamıyla hapishane avlusunda betonların arasında açan bir çiçeği yaşatmaya çalışan
00:48bir insanın o mikro, o naif dünyası.
00:51İşte bu inanılmaz zıtlık bugün üzerine konuşacağımız çifte anlatının da temelini oluşturuyor.
00:57Peki, hikaye nerede başlıyor?
01:00Birinci bölüm, NATO zirvesi ve güvenlik algısı.
01:03Olayların akışını bir gözümüzle canlandıralım.
01:06Tarihler 7 ve 8 Temmuz'u gösterdiğinde Ankara, tarihi bir NATO zirvesine ev sahipliği yapıyordu.
01:11Özellikle de dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın katılımı,
01:15başkentteki güvenlik önlemlerini adeta zirveye taşımıştı.
01:18Kaynağımıza göre sadece Ankara'da değil, civar illerde bile kelimenin tam anlamıyla kuş uçurtulmuyordu.
01:24İşin ilginç yanı, bu güvenlik çemberi zirveden tam 15 gün önce geniş çaplı gözaltı dalgalarıyla daralmaya başlıyor.
01:32İşte 23 Haziran'da hikayemizin odak noktası olan doçent doktor Emel Memiş parmaksız da bu dalgada gözaltına alınıyor.
01:39Ardından da o çok konuşulan NATO zirvesi gerçekleşiyor.
01:42Yani süreç çok önceden tetikleniyor.
01:45Bu noktada devletin en üst kademesinin konuya nasıl yaklaştığına bakmamız şart.
01:50Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın o dönem yaptığı açıklamada,
01:53güvenliğin maksimum seviyede tutulmasıyla vatandaşların hak ve özgürlükleri arasında hassas bir denge kurulduğunun altı çiziliyor.
02:01Bu aslında resmi makamların süreçte ortaya atılan ihlal iddialarına karşı sunduğu temel perspektif.
02:07Aynı yaklaşımı dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin sözlerinde de çok net görüyoruz.
02:13Bakan Çiftçi, dünyanın gözünün Türkiye'de olduğu böyle bir ortamda en küçük bir olayın bile ülkenin güvenli ülke imajını sarsabileceğini belirtiyor.
02:23Hatta abartmadan alınması gerektiği kadar tedbir aldıklarını ifade ediyor.
02:28Kısacası devlet, uygulanan bu devasa güvenlik aygıtının kendi içindeki mantığını bu şekilde rasyonalize ediyor.
02:34İşte yazar tam da burada çok güçlü bir parantez açıyor.
02:38İkinci bölüm, yazarın güvenlik ve hukuk paradoksu.
02:41Yazar, müyesser yıldız resmi açıklamaların karşısına geçip okuyucuya son derece temel ama bir o kadar da vurucu bir soru soruyor.
02:48Eğer ortada gerçekten bahsedildiği gibi hak ve özgürlükleri koruyan hassas bir denge varsa,
02:54neden zirveden haftalar önce yüzlerce insan evlerinden alınıp tutuklandı?
02:58Yazar, zirvede olay çıkmamasının bir güvenlik başarısı olarak sunulmasını anlıyor,
03:02ancak bunun demokratik hukuk devleti imajında açtığı derin yarayı çok ciddi bir şekilde sorguluyor.
03:08Üstelik yazarın bahsettiği o güvenlik önlemleri gerçekten de devasa boyutlarda,
03:13düşünün ki gözaltına alınanlar arasında şiddetle uzaktan yakından ilgisi olmayan 60 yaş üstü tema çevre gönüllüleri bile var.
03:21Bu detay makalede özellikle vurgulanıyor.
03:24Daha da ilginci, zirvenin yapıldığı Ankara'dan kilometrelerce uzaktaki Elazığ'da dahi NATO karşıtı her türlü faaliyetin yasaklanmış olması.
03:33Yazar, bu örneklerle orantısız güç kullanımına dikkat çekiyor.
03:37Ve biz şimdi bu devasa makro güvenlik ağından çıkıp bir insanın hayatına, mikro bir alana odaklanıyoruz.
03:45Üçüncü bölüm, Doçça doktor emelmemiş parmaksız.
03:48Buradaki çelişki gerçekten inanılmaz çarpıcı.
03:51Bir yanda İçişleri ve Adalet Bakanlıkları başta olmak üzere devletin tam 350 bin kamu görevlisine eğitim vermiş,
03:58akademi dünyasının çok saygın, yüz akığı bir ismi duruyor.
04:01Diğer yandaysa 23 Haziran'daki şafak baskını ile karşısına çıkarılan o ağır suçlama var.
04:07TKP bölü ML, Silahlı Terör Örgütü üyeliği.
04:10Doğal olarak Emel Hoca'nın bu ağır suçlama karşısındaki ilk tepkisi koca bir şaşkınlık oluyor.
04:15Kendi ifadeleriyle hayatını bilime adamış biri olarak bu örgüt bağlantısını kesinlikle reddediyor.
04:22Ben devletim, milletim için çalışan bir bilim insanıyım diyor.
04:25Ama ne yazık ki bu savunma onu Sincan Cezaevi'ne girmekten kurtaramıyor.
04:30Hatta zirve bitip o liderler ülkeden ayrıldıktan sonra bile tutukluluğu devam ediyor.
04:35Peki sonra ne oluyor?
04:36Dördüncü bölüm, Sincan Cezaevi'nde günlük yaşam.
04:39Saygın bir bilim insanı demir parmaklıkları ardına girince hayat durmuyor elbette.
04:44Yazarın avukatlar aracılığıyla aktardığı o günlük rutine bir bakalım.
04:48Sabah sayımı, koğuş arkadaşlarıyla nöbetleşe hazırlanan kalma atılar,
04:52avluda biraz spor ve hani o en başta bahsettiğimiz betonların arasından inadına fışkıran o çiçeği sulamak.
04:59Ama asıl etkileyici olan şu.
05:00Emel Hoca içeride de boş durmuyor.
05:03Kendi uzmanlık alanını cezaevine taşıyıp koğuş arkadaşlarına kadın yoksulluğu, enflasyon gibi konularda dersler veriyor.
05:10Gerçekten muazzam bir hayata tutunma şekli değil mi?
05:12Ama tabii ki her şey bu kadar pastoral, bu kadar romantik değil.
05:16Ortada çok ağır bir insani kırılık var.
05:19Emel Hoca'nın en büyük acısı dışarıda kalan 15 yaşındaki oğluyla açık görüş yapamamak.
05:24Anne ve oğul arasındaki bu kopuş yazarın da altını çizdiği gibi sürecin en ağır faturası.
05:29Yalnız burada makalede geçen çok ironik bir detay da var.
05:33Terör suçlamasıyla tutuldukları o koğuşta, kısıtlı da olsa görüntülü bir telefon var.
05:37Yazar bunu sistemin kendi içindeki tuhaflıklarından biri olarak not düşüyor.
05:42Müyesser Yıldız, bir akademisyen olarak ülkenin durumunu nasıl okuduğunu da soruyor hocaya.
05:47Emel Hoca, kendi yaşadığı bu haksızlığı öyle basit bir bürokratik hata falan olarak görmüyor.
05:52Meseleye tamamen sosyolojik bir pencereden bakıp durumu küresel kapitalizmin ve emperyalizmin toplumu baskı altına alma aracı olarak yorumluyor.
06:02Yani o dört duvar arasında bile analitik düşünmekten asla vazgeçmiyor.
06:07Artık sona doğru yaklaşıyoruz.
06:09Beşinci bölüm, gelecek planları ve yazarın eleştirisi.
06:13İnsan bunca şey yaşadıktan sonra acaba pes etmiş midir, hayatı küsmüş müdür diye düşünüyor ama
06:19hayır, kendini hep eşitlik mücadelesi veren bir feminist olarak tanımlayan Emel Hoca'nın
06:24özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz yapacağı üç şey çoktan belli.
06:28İlki, o ayrı kaldıkları sürede oğlunun tuttuğu günlükleri okumak.
06:33İkincisi, içeride haksız yere yattıklarını gördüğü tema gönüllülerine destek olmak için hemen bir tema gönüllüsü olmak.
06:40Ve son olarak da akademik hayatına eko-feminizm çalışarak devam etmek.
06:45İçerideki o kin ve öfkeden tamamen arınmış, üretmeye odaklı ruh hali gerçekten hayret verici.
06:51Ve makale üzerimden hepimize, yani dışarıya çok net bir mesaj gönderiyor.
06:56Yaşadığı onca haksızlığa rağmen, inanın kendisi için değil, dışarıdakiler için endişeleniyor.
07:01Sırf kendi yaşadıklarına bakıp, oğlunun, bu ülkenin gençlerinin ya da doğa için çırpınan o tema gönüllülerinin
07:07unutsuzluğa, karamsarlığa kapılması ihtimali, işte onu en çok kahreden şey bu.
07:12Kendi acısını unutup, bu kadar toplumsal bir empati kurabilmek inanılmaz.
07:16İncelememizin sonunda, yazar Müyesser Yıldız, hepimizin zihnine kazınacak o provokatif soruyu bırakıyor.
07:23Günlerce, televizyonlarda, haberlerde, NATO zirvesindeki müzikleri, yemekleri,
07:28o şatafatlı gösterileri en ince ayrıntısına kadar izledik.
07:32Peki ama nasıl oluyor da hukuku, bilimi ve sıradan insanların hayatını paramparca eden bu tutuklamalar
07:39böylesine derin bir sessizlikle geçiştirilebiliyor?
07:42Yazarın işaret ettiği bu kesif medya körlüğü, aslında hepimizi o zor soruyla baş başa bırakıyor.
07:48Güvenliğin bedelini ödeyenler, görünmez kılındığında, o meşhur güvenlik acaba gerçekten kimin için sağlanmış oluyor?
07:55Bu soruyu düşünmeniz dileğiyle, incelememize katıldığınız için teşekkürler, hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen