Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 8 saat önce
Bu köşe yazısı, yazar Erol Sunat'ın gözünden Bünyanlı Ozan Adnan Türköz’ün meşhur "Duydun mu?" şiiri üzerinden şekillenen toplumsal bir nostalji ve eleştiri yazısıdır. Yazar, 1960’lı yıllardan günümüze uzanan süreçte bu ifadenin halk arasındaki değişimini, başlangıçta mizahi bir taşlama türüyken zamanla hayal kırıklıklarını anlatan bir siteme dönüşmesini aktarır. Halk ozanlarının eskiden yöneticiler ile halk arasında kurduğu gönül köprüsü ve edebiyatın toplumsal meselelere tuttuğu ışık vurgulanmaktadır. Metinde, sanata ve sanatçıya verilen değerin azalmasıyla birlikte, sıradan insanların seslerini duyurma çabalarının yanıtsız kalması hüzünlü bir dille ele alınır. Güncel ekonomik sıkıntılar ve enflasyon gibi hayati dertlerin de eklenmesiyle, "Duydun mu?" sorusu bir dönemin neşeli hatırasından bugünlerin derin sessizliğine evrilen bir toplumsal serzeniştir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Selamlar, bugün hepimizin diline pelesenk olmuş, aslında çok basit görünen ama koca bir dönemin ruhunu taşıyan iki sihirli kelimeyi mercek
00:08altına alacağımız yeni incelememize hoş geldiniz.
00:11İnanın bana bugün sadece sıradan bir soruyu konuşmayacağız.
00:15Koca bir toplumun hafızasını, geçmişin neşesini ve zamanla nasıl derin bir hayal kırıklığına dönüştüğünü hep birlikte keşfedeceğiz.
00:22Hazırsanız bütün bir devrin nabzını tutan o meşhur ifadeye doğru harika bir yolculuğa çıkıyoruz.
00:27Pekala, hadi hiç vakit kaybetmeden konuya dalalım. Duydun mu?
00:32Evet, alt tarafı iki kelime. Gün içinde kim bilir kaç defa kullanıyoruz, o kadar sıradan bir soru ki üzerine hiç
00:39düşünmüyoruz bile değil mi?
00:41Ama kaynağımız olan Erol Sunat'ın metnine baktığımızda bu iki kelimenin aslında tüm hikayemizin tam kalbinde yer aldığını görüyoruz.
00:49Ya bu sadece bir soru değil, döneminin WhatsApp'ı, Twitter'ı, toplumun en temel haberleşme kodu.
00:54Şimdi gözlerimizi kapatın ve zamanda şöyle bir geriye doğru gidelim.
00:59Birinci bölümümüz Duydun mu Efsanesi?
01:01İletişimin bugünkü gibi ışık hızında olmadığı, insanların birbirinin gözünün içine baka baka konuştuğu o masum yıllardayız.
01:091960'ların Kayserisi'ne uzanıyoruz, o dönemin efsane ismi Bünyanlı Ozan, merhum Adnan Türköz'ü anmadan geçmek olmaz.
01:17Anlatıcımızın ortaokul yıllarında Adnan Türköz'ün şiirleri sokaklarda adeta Milli Marş gibi dilden dile dolaşıyormuş, özellikle de onun meşhur Duydun
01:26mu şiiri.
01:27İçinde zerre kadar argo barındırmayan, biraz taşlama, bolca kinaye içeren ama inanılmaz eğlenceli, su gibi akıp giden dörtlükler.
01:36Herkes ezbere biliyormuş, düşünün.
01:38Düşünsenize, televizyon falan hak getire.
01:41Hayatın tam merkezinde Ankara Radyosu var.
01:44Yurttan sesler korosu çalıyor, arkası yarım programları dinleniyor ve Demirbank'ın o meşhur İyi Günler anonsu bekleniyor.
01:51Bir de elektrik kesintileri var tabii.
01:53Ama öyle böyle değil, koskoca ilçede gece yarısı bir gidiyor, arıza oldu mu günlerce mum ışığına talim.
01:59İşte Duydun mu kalıbı, o dönemin sosyalleşme aracıydı aslında.
02:04Elektrik arızasını duydun mu diye masum masum haberleşiliyor.
02:07Çocuklar okulda, hoca rapor almış, ders boşmuş, Duydun mu diye birbirine takılıyordu.
02:13Hayatın bütün o sıcaklığı ve neşesi sadece bu iki kelimenin içinde saklıydı.
02:18İyi ama bu kalıpları topluma armağan edenler kimlerdi?
02:22İkinci bölümümüze geçiyoruz, Geçmişin Ozanları.
02:25Adnan Türköz gibi isimler, öyle sırf hobi olsun diye şiir yazan insanlar değildi.
02:31Onlar çok köklü bir geleneğin temsilcileriydi.
02:34Eskiden Ozan ya da aşık dediğimiz bu kıymetli insanlar, halkla saray arasında, yani sıradan vatandaşla padişahlar arasında adeta birer gönül
02:44elçisi gibi çalışırdı.
02:45Üstelik o dönemlerde bu elçilere kapılar sonuna kadar açıktı.
02:49Sazı sözü dinlenen Ozanlar hiç çekinmeden çıkar, halkın ne derdi varsa tıkır tıkır anlatırdı.
02:55Yöneticiler de, bu adamlar edep-adap bilir der, onları can kulağıyla dinlerdi.
03:01Hani hepimizin bildiği o meşhur laf var ya, elçiye zeval olmaz.
03:04İşte tam da bu Ozanlar için söylenmiş bir laf aslında.
03:08Geçmişte yöneticiler, aşıklar, acı gerçekleri yüzlerine vursa bile onları baş tacı ederdi.
03:14Sözleri ne kadar keskin olursa olsun, toplumda devasa bir saygıları vardı ve dile getirdikleri dertlere mutlaka bir çare aranırdı.
03:22Ama durun, burada biraz duraklamamız lazım çünkü kaynağımızın yazarı çok vurucu bir gerçeğe parmak basıyor.
03:28Şu alıntıya bir bakar mısınız?
03:30Beni bir kişi anladı, o da yanlış anladı.
03:33Gerçekten inanılmaz dokunaklı.
03:35Maalesef sağlığında hak ettiği değeri göremeyen o kadar çok Ozan var ki.
03:39Çoğu zaman ya anlattıklarına gününüp geçinmiş ya da durduk yere tepki çekmişler.
03:43Ancak göçüp gittikten yıllar sonra, ah canım biz seni duyduk denmiş ama, takdir edersiniz ki iş işten çoktan geçmiş.
03:50Tabi zaman akıyor, devir değişiyor.
03:53Üçüncü bölümümüz, anlamda bir değişim.
03:55Ozanlar bir bir aramızdan ayrıldı.
03:57Peki o çok sevdikleri duydun mu sorusuna ne oldu dersiniz?
04:01Yıllar içinde maalesef bambaşka karanlık bir şeye dönüştü.
04:05Masum, tatlı bir mahalle dedikodusundan resmen kötü haberlerin acımasız müjdecesi oldu.
04:10Bir bakın, eskiden bugün yazılı yokmuş duydun mu deyip zil çalan desil gitti, yerine duydun mu iş görüşmesi olumsuz geçmiş,
04:18duydun mu emeklilere sokağa çıkmayın güneş çarpar demişler, hep kalp kıran, umut tüketen cümleler geldi.
04:24Kelime resmen olumlu o pırıl pırıl geçmişinden kopup bugünün kapkara atmosferine hapsoldu kaldı.
04:29Bu da bizi çok çarpıcı bir diğer noktaya, dördüncü bölüme getiriyor.
04:34Modern toplumun sağırlığı.
04:36Eskiden padişahlara bile sesini duyuran, duydun mu artık kimsenin umurunda olmayan koca bir çığlığa dönüştü.
04:43Yazar burada inanılmaz trajik bir sağırlık hiyerarjisi tablosu çiziyor.
04:47Aynen şöyle diyor, biz bugüne kadar nefesimizi tüketip sesimizi hep duyurmaya çalıştık.
04:52Peki ne oldu?
04:53Önce en yakınımız, anamız, babamız duymadı.
04:55Canımız, ciğerimiz dediğimiz eşimiz bile başını öte tarafa çevirdi.
04:58İş yerinde dert yandık, patronlar, müdürler duymadı.
05:01En sonunda dedik ki, bari sandıkta oy verdiğimiz siyasiler duysun, onlardan da tık yok.
05:06Kendi çekirdek ailemizden tutun da, en tepedeki makamlara kadar halkın bütün yardım çağrıları devasa dipsiz bir kuyuda yankılanıp duruyor.
05:14İşin acı tarafı ne biliyor musunuz?
05:16Biz bas bas duydun mu diye bağırırken, birileri çıkıp gayet rahat bir şekilde, yahu sağır değiliz herhalde diyebiliyor.
05:24Yetkililer duyduklarını iddia ediyor.
05:26Tamam ama, vatandaşın o duydun mu feryadı bir şekilde havada eriyip kayboluyor.
05:32Asıl duyması ve harekete geçmesi gerekenler, derin bir suskunluk zırhına bürünüyor.
05:37Ve gelelim meselenin gerçekten can yakan kısmına.
05:41Beşinci bölüm, yaşamanın ağır bedeli.
05:43Bütün o duyulmayan çığlıklar dönüp dolaşıp en sonunda o sert beton duvara, yani geçim derdine tosluyor.
05:50Hayat pahalılığı bu sağırlığın cezasını vatandaşa kesiyor maalesef.
05:55Çaya zam, süte zam, ekmeğe ha geldi, ha gelecek korkusu, kırmızı eti falan sorarsanız o çoktan tarih oldu.
06:00Zaten kimsenin aklına bile gelmiyor.
06:02Haberleri açıyorsunuz, enflasyon sıfır virgül bilmem kaça düştü, zamsız aylar geliyor deniyor.
06:07Ama yazarın da üstüne basa basa söylediği gibi, televizyondaki bu parlak rakamların bizim cüzdanımızda zerre kadar karşılığı yok.
06:14Kağıt üstündeki hesap mutfağın ateşini söndürmüyor maalesef.
06:17Şimdi sıkı durun çünkü rakamlara gerçekten inanamayacaksınız.
06:22Mutfağın en ama en temel, en mütevazı malzemesi, bildiğimiz topraktan çıkan patatesin kilosu bile 38-40 lira bandına oturmuş durumda.
06:31Gerçekten yok artık diyorsunuz.
06:33Sıradan bir insanın sadece karnını doyurabilmesi için ödemesi gereken bedele bakar mısınız?
06:39Durun daha bitmedi, kuru soğanın yanına zaten yaklaşılmıyor, fiyatı 40'ı geçmiş, 50 liralara dayanmış.
06:45Yahu kuru soğan bu, vatandaş feryat figan ederken haksız mı şimdi?
06:49Halkın en basit, tencerede kaynayan en sıradan yemeği bile lüks kategorisine girmiş.
06:54İşte o duyulmayan, görmezden gelinen duydun mu feryadının altındaki gerçek tam olarak bu.
07:01Kaynağımızdaki yazarımız bu devasa umutsuzluğu o kadar güzel, o kadar kafiyeli bir isyanla dile getirmiş ki aynen paylaşmak istiyorum.
07:08Duydun mu çarşı? Niye hep bana karşısın karşı?
07:12Duydun mu pazar? Sana değil, belli ki bize değdi nazar.
07:16Hakikaten de nazar hepimize birden değmiş ki böyle değil mi?
07:19Bütün bu ekonomik çarkın ezici yükü tamamen vatandaşın yorgun omuzlarına binmiş durumda.
07:24Evet, eski ozanların, aşıkların yürek yakan türkülerinden, 1960'ların o neşeli okul koridorlarından çıkıp,
07:32bugünün pazarlarındaki o sessiz ve dertli çaresizliğe uzanan bir yolculuk yaptık.
07:37İncelememizin sonunda yazarın o can alıcı tespitiyle baş başayız.
07:43Dağlar duydu, taşlar duydu, kuşlar duydu.
07:45Ama asıl soru şu, duymuştur ya, duymaması imkansız.
07:50Dediklerimiz, yani asıl harekete geçmesi gerekenler gerçekten bizi dinliyor mu?
07:55Duydun mu sorusu o eski, güzel ve yüzümüzü güldüren masum anlamına ne zaman geri dönecek?
08:00İşte bu derin soruyu aklınızın bir köşesine bırakıyorum.
08:04Bir sonraki incelememizde tekrar buluşuncaya dek, kendinize çok iyi bakın, hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen