Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 4 saat önce
Alper Sezener’in kaleme aldığı bu metin, yavaş sinema örnekleri üzerinden modern insanın zamanla olan sorunlu ilişkisini ve sabırsızlığını sorguluyor. Yazar, Béla Tarr gibi yönetmenlerin eserlerindeki sıkıcılık kavramının aslında bir eksiklik değil, izleyicinin hız odaklı dünyada kendi zihniyle baş başa kalma korkusu olduğunu savunuyor. Anlatı, sanatın tüketim nesnesine dönüştürülmesine karşı çıkarak, hareketsizliğin ve sessizliğin içindeki derin anlamı keşfetmeye odaklanıyor. Metnin sonunda ise zamanı bir kütle gibi kullanan beş önemli filmden örnekler verilerek, izleyici kendi tahammül sınırlarıyla yüzleşmeye davet ediliyor. Hakikatin her zaman eğlenceli olmadığını hatırlatan yazı, estetik deneyimin sabır ve emek gerektiren doğasını vurguluyor.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese selam, bu yeni incelememize hoş geldiniz.
00:03Bugün hepimizin günlük hayatta sürekli kullandığı ama üzerine pek de kafa yormadığı bir kavramı,
00:08yani sıkıcılığı masaya yatırıyoruz.
00:11Dr. Alper Sezener'in ufuk açıcı makalesi,
00:14sıkıcılığın ontolojisi ya da tahammülsüzlüğün estetiği üzerinden harika bir felsefi yolculuğa çıkacağız.
00:21Sanatı, zamanın o somut ağırlığını ve en önemlisi, kendi zihnimizde baş başa kalma korkumuzu konuşacağız.
00:27Hazırsanız, zaman algınızı baştan sona değiştirecek bu derinlemesine analize hemen başlayalım.
00:33Yahu bu kadar uzun ve sıkıcı filmleri nasıl izliyorsun gerçekten?
00:36Eminim bu cümleyi daha önce duymuşsunuzdur.
00:39Belki bir arkadaşınız size söyledi, belki de siz bir başkasına.
00:42Ses de böyle hafif bir merhamet, biraz da sana acıyorum duygusu vardır hani.
00:47Belatar gibi yönetmenlerin filmlerinden bahsettiğimizde tam olarak bu tepkiyle karşılaşırız.
00:52Peki, ya o film aslında sıkıcı değilse, ya sorun tamamen bizimle ilgiliyse?
00:58Tamam, hemen ilk bölüme dalalım.
01:00Sıkıcılık kimin suçu?
01:01Bu hisin kökeni gerçekten neresi?
01:03Ekranda veya perdede gördüğümüz şeyin sıkıcı olduğuna hepimiz o kadar eminiz ki,
01:08faturayı hiç düşünmeden doğrudan o an izlediğimiz şeye kesiyoruz.
01:12Ama can alıcı nokta şu, Kant'ın estetik yargısını bir düşünün.
01:16Kant der ki, güzellik nesnenin kendi özelliği değil, bizim onu algılayış biçimimizde ortaya çıkar.
01:21Bakın, sıkıcılık da tam olarak böyledir.
01:24Nesneden değil, özneden.
01:25Yani doğrudan bizden kaynaklanır.
01:27Sıkıcılık izlediğimiz filmin bir kusuru falan değildir.
01:30O tamamen bizim kendi üretimimiz, zamana karşı tahammülsüzlüğümüzün ta kendisidir.
01:35Yani aslında film sıkıcı değildir.
01:37Sıkılmayı seçen bizizdir.
01:397.30 bu rakamı bir düşünün.
01:41Bu, Belatar'ın baş yapıtı Satantango filminin tam süresi.
01:447.30 saat.
01:46Çoğu insan için bu süre perdede bir film izlemekten ziyade adeta ölümcül bir tehdit gibi tınlar.
01:51İyi de neden?
01:52Neden bu kadar korkutucu geliyor kulağa?
01:54Çünkü asıl tehdit o devasa uzunluk değil.
01:57O süre boyunca kendi zihninizle, kendi varoluşunuzla bir odaya kapatılma zorunluluğudur.
02:02Film sizi pasif bir tüketici olmaktan çıkarır ve zamanın tam içine hapseder.
02:06Ve dürüst olalım biz modern insanlar kendimizle baş başa kalmaktan fena halde korkuyoruz.
02:10Hız kesmeden ikinci bölüme geçelim.
02:13Hız ideolojisi ve tüketim çılgınlığı.
02:16Hakikate karşı fast food sanatı.
02:18Ve bu ikilik bize çağımızın ideolojisini harika bir şekilde özetliyor.
02:23Bir yanda modern beklentilerimiz var.
02:25Hepimiz hız istiyoruz, rahatlık istiyoruz.
02:28Ekranda kaydırıp 15 saniyede dopamin patlaması yaşatan o fast food sanatı talep ediyoruz.
02:33Diğer yanda ise hakikat.
02:35Yani yavaş sinema duruyor.
02:36Hakikat yorucudur arkadaşlar.
02:38Alışkanlık bozar.
02:39O 15 saniyelik çerezlik tüketim yerine sizi 15 dakikalık tek bir kamera planına hapseder
02:45ve omuzlarınıza var olmanın bütün ağırlığını yükleyeverir.
02:49Nietzsche bu durumu çok güzel özetlemiş aslında.
02:51İnsan hakikati değil, rahatlığı ister.
02:54Neden anlamlandıramadığımız, bizi zorlayan ve alışkanlıklarımızı bozan şeyleri
02:58hemen o sıkıcı etiketini yapıştırıp geçiyoruz biliyor musunuz?
03:01Çünkü onları dışarı atarak kendi o korunaklığı, rahat ve minici konfor alanlarımızı korumaya çalışıyoruz.
03:08O sarsıcı hakikatla yüzleşmek ağır geldiği için sıkıcı demek bizim en kolay savunma mekanizmamız.
03:14Üçüncü bölümümüz fenomenolojik sinema.
03:17Yani o çok alıştığımız hızın güçlü panzehiri.
03:21Fenomenolojik sinema dediğimiz şey sadece entelektüel bir film türü falan değil.
03:25Bu o kaydırıp geçme kültürüne karşı bilinçli, çok güçlü bir direniş eylemi.
03:30Bu sinema sizden onay beklemez.
03:33Dünyanın o cilalı plastik yüzeyini kazar ve geriye sadece zamanı, sessizliği ve koca boşlukları bırakır.
03:39Zamanın sadece öyle akıp giden bir şey olmadığını, kütlesi olan, üzerinize çöken somut bir ağırlık olduğunu hissettirir.
03:46İzleyiciyi tabiri caizse kendi varlığının ağırlığı altında ezilmeye davet eder.
03:51İnsanlar Wertmeister Harmonies gibi filmlere bakıp aman tanrım hiçbir şey olmuyor, çok sıkıcı derler.
03:57Halbuki o uzun planlara, sessizliklere ve tekrarlara dikkatlıca baktığınızda aslında inanılmaz rahatsız edici bir yoğunlukta her şey olmaktadır.
04:06Mesele olayların peş peşe patlaması değil, olmanın, o saf varoluşun bizzat kendisinin perdede akıp gitmesidir.
04:13Dördüncü bölümümüz, benimle birlikte lütfen biraz yavaşlayın şimdi, zamanı büken 5 film ve zamanın ağırlığı.
04:21Şimdi adım adım ilerleyip bu yapının nasıl inşa edildiğine bir bakalım.
04:26Sizi, zamanı tıpkı ağır bir mermer bloğu gibi yontan, o 5 muazzam başyapıtın sergilendiği bir galeri turuna çıkarıyorum.
04:34İlk olarak Tar'ın Torino atını düşünün.
04:36Rüzgar'ın asla dinmediği bir kulübede sürekli patates soymak ve su taşımak, zaman burada kaçışı olmayan, kemiklerinize işleyen bir hapishanedir.
04:46Dünyanın sonunu iliklerinize kadar hissedersiniz.
04:49Angelopoulos ise Sonsuzluk ve Bir Gün filminde ölmek üzere olan bir adamın tek bir gününü alır, o plan sekanslarla öyle
04:58bir sündürür ki o tek gün koca bir ömre ve melankolik bir sonsuzluğa dönüşür.
05:03Simon Leung, elveda sinemada kamerayı boş bir sinema salonuna diker ve zamanın o koridorlarda tıpkı bir toz bulutu gibi usulca
05:13biriktiğini görürsünüz.
05:15Chantal Ackerman'ın Jane Dilman'ın dayısı durum resmen sinir bozucudur.
05:19Bir ev hanımının 3 günlük rutini, dakikalarca patates soyma seansı.
05:24Zaman burada tamamen izleyicinin kucağına bırakılmıştır ve her an patlamaya hazır bir bomba kadar gerilimlidir.
05:30Ve bu sinematik tunu kendi coğrafyamızdan bir başyapıtla Nuri Bilge Ceylan'ın kasabasıyla noktalayalım.
05:37O bitmek bilmeyen ateş başı sohbetleri, taşranın o hapseden durağanlığı, zamanın geçmediği, sadece olduğu o meşhur sahneler,
05:46bekleyişin tüm o ağır yükünü doğrudan izleyicinin yani bizim kucağımıza bırakır.
05:51Beşinci ve son bölümümüz, tahammülsüzlüğümüzle kendi sınırlarımızla yüzleşmek.
05:57Tüm bu filmlerin bize yönelttiği o sarsıcı felsefi davet aslında şu,
06:01ekrana bakıp hiçbir şey olmuyor, sıkıldım dediğimizde gerçekten bir şey olmuyor mu?
06:06Yoksa biz o hız çılgınlığı yüzünden derinlemesine bakmayı detayları görmeyi mi unuttuk?
06:11Yanlış anlaşılmasın bu anlamıyorsan cahilsin diyen o elitist kibir tuzağı değil, asla değil.
06:17Sadece gerçek estetik deneyim antrenman gerektirir, sabır gerektirir ve itiraf edelim ki çağımız artık sabrı değil, tahammülsüzlüğü ödüllendiriyor.
06:26Bu incelemeyi bitirirken zihninize bir tohum gibi ekilmesini istediğim o nihai soru işte bu.
06:32Gerçekten o sanat eseri sıkıcı olduğu için mi ondan kaçıyoruz?
06:36Yoksa kendi sessizliğimizle, o susmak bilmeyen düşüncelerimizle baş başa kaldığımızda?
06:41Yani kendi kendimize sıkılmadan durmayı bir türlü beceremediğimiz için mi kaçıyoruz?
06:47Bir dahaki sefere bir şeye sıkıcı demeden önce bence bunu bir düşünün.
06:51Vakit ayırdığınız için çok teşekkürler, zamanla kurduğunuz ilişkinin derinleştiği harika bir gün dilerim.
Yorumlar

Önerilen