00:00Herkese selam, bu yeni incelememize hoş geldiniz.
00:03Bugün hepimizin günlük hayatta sürekli kullandığı ama üzerine pek de kafa yormadığı bir kavramı,
00:08yani sıkıcılığı masaya yatırıyoruz.
00:11Dr. Alper Sezener'in ufuk açıcı makalesi,
00:14sıkıcılığın ontolojisi ya da tahammülsüzlüğün estetiği üzerinden harika bir felsefi yolculuğa çıkacağız.
00:21Sanatı, zamanın o somut ağırlığını ve en önemlisi, kendi zihnimizde baş başa kalma korkumuzu konuşacağız.
00:27Hazırsanız, zaman algınızı baştan sona değiştirecek bu derinlemesine analize hemen başlayalım.
00:33Yahu bu kadar uzun ve sıkıcı filmleri nasıl izliyorsun gerçekten?
00:36Eminim bu cümleyi daha önce duymuşsunuzdur.
00:39Belki bir arkadaşınız size söyledi, belki de siz bir başkasına.
00:42Ses de böyle hafif bir merhamet, biraz da sana acıyorum duygusu vardır hani.
00:47Belatar gibi yönetmenlerin filmlerinden bahsettiğimizde tam olarak bu tepkiyle karşılaşırız.
00:52Peki, ya o film aslında sıkıcı değilse, ya sorun tamamen bizimle ilgiliyse?
00:58Tamam, hemen ilk bölüme dalalım.
01:00Sıkıcılık kimin suçu?
01:01Bu hisin kökeni gerçekten neresi?
01:03Ekranda veya perdede gördüğümüz şeyin sıkıcı olduğuna hepimiz o kadar eminiz ki,
01:08faturayı hiç düşünmeden doğrudan o an izlediğimiz şeye kesiyoruz.
01:12Ama can alıcı nokta şu, Kant'ın estetik yargısını bir düşünün.
01:16Kant der ki, güzellik nesnenin kendi özelliği değil, bizim onu algılayış biçimimizde ortaya çıkar.
01:21Bakın, sıkıcılık da tam olarak böyledir.
01:24Nesneden değil, özneden.
01:25Yani doğrudan bizden kaynaklanır.
01:27Sıkıcılık izlediğimiz filmin bir kusuru falan değildir.
01:30O tamamen bizim kendi üretimimiz, zamana karşı tahammülsüzlüğümüzün ta kendisidir.
01:35Yani aslında film sıkıcı değildir.
01:37Sıkılmayı seçen bizizdir.
01:397.30 bu rakamı bir düşünün.
01:41Bu, Belatar'ın baş yapıtı Satantango filminin tam süresi.
01:447.30 saat.
01:46Çoğu insan için bu süre perdede bir film izlemekten ziyade adeta ölümcül bir tehdit gibi tınlar.
01:51İyi de neden?
01:52Neden bu kadar korkutucu geliyor kulağa?
01:54Çünkü asıl tehdit o devasa uzunluk değil.
01:57O süre boyunca kendi zihninizle, kendi varoluşunuzla bir odaya kapatılma zorunluluğudur.
02:02Film sizi pasif bir tüketici olmaktan çıkarır ve zamanın tam içine hapseder.
02:06Ve dürüst olalım biz modern insanlar kendimizle baş başa kalmaktan fena halde korkuyoruz.
02:10Hız kesmeden ikinci bölüme geçelim.
02:13Hız ideolojisi ve tüketim çılgınlığı.
02:16Hakikate karşı fast food sanatı.
02:18Ve bu ikilik bize çağımızın ideolojisini harika bir şekilde özetliyor.
02:23Bir yanda modern beklentilerimiz var.
02:25Hepimiz hız istiyoruz, rahatlık istiyoruz.
02:28Ekranda kaydırıp 15 saniyede dopamin patlaması yaşatan o fast food sanatı talep ediyoruz.
02:33Diğer yanda ise hakikat.
02:35Yani yavaş sinema duruyor.
02:36Hakikat yorucudur arkadaşlar.
02:38Alışkanlık bozar.
02:39O 15 saniyelik çerezlik tüketim yerine sizi 15 dakikalık tek bir kamera planına hapseder
02:45ve omuzlarınıza var olmanın bütün ağırlığını yükleyeverir.
02:49Nietzsche bu durumu çok güzel özetlemiş aslında.
02:51İnsan hakikati değil, rahatlığı ister.
02:54Neden anlamlandıramadığımız, bizi zorlayan ve alışkanlıklarımızı bozan şeyleri
02:58hemen o sıkıcı etiketini yapıştırıp geçiyoruz biliyor musunuz?
03:01Çünkü onları dışarı atarak kendi o korunaklığı, rahat ve minici konfor alanlarımızı korumaya çalışıyoruz.
03:08O sarsıcı hakikatla yüzleşmek ağır geldiği için sıkıcı demek bizim en kolay savunma mekanizmamız.
03:14Üçüncü bölümümüz fenomenolojik sinema.
03:17Yani o çok alıştığımız hızın güçlü panzehiri.
03:21Fenomenolojik sinema dediğimiz şey sadece entelektüel bir film türü falan değil.
03:25Bu o kaydırıp geçme kültürüne karşı bilinçli, çok güçlü bir direniş eylemi.
03:30Bu sinema sizden onay beklemez.
03:33Dünyanın o cilalı plastik yüzeyini kazar ve geriye sadece zamanı, sessizliği ve koca boşlukları bırakır.
03:39Zamanın sadece öyle akıp giden bir şey olmadığını, kütlesi olan, üzerinize çöken somut bir ağırlık olduğunu hissettirir.
03:46İzleyiciyi tabiri caizse kendi varlığının ağırlığı altında ezilmeye davet eder.
03:51İnsanlar Wertmeister Harmonies gibi filmlere bakıp aman tanrım hiçbir şey olmuyor, çok sıkıcı derler.
03:57Halbuki o uzun planlara, sessizliklere ve tekrarlara dikkatlıca baktığınızda aslında inanılmaz rahatsız edici bir yoğunlukta her şey olmaktadır.
04:06Mesele olayların peş peşe patlaması değil, olmanın, o saf varoluşun bizzat kendisinin perdede akıp gitmesidir.
04:13Dördüncü bölümümüz, benimle birlikte lütfen biraz yavaşlayın şimdi, zamanı büken 5 film ve zamanın ağırlığı.
04:21Şimdi adım adım ilerleyip bu yapının nasıl inşa edildiğine bir bakalım.
04:26Sizi, zamanı tıpkı ağır bir mermer bloğu gibi yontan, o 5 muazzam başyapıtın sergilendiği bir galeri turuna çıkarıyorum.
04:34İlk olarak Tar'ın Torino atını düşünün.
04:36Rüzgar'ın asla dinmediği bir kulübede sürekli patates soymak ve su taşımak, zaman burada kaçışı olmayan, kemiklerinize işleyen bir hapishanedir.
04:46Dünyanın sonunu iliklerinize kadar hissedersiniz.
04:49Angelopoulos ise Sonsuzluk ve Bir Gün filminde ölmek üzere olan bir adamın tek bir gününü alır, o plan sekanslarla öyle
04:58bir sündürür ki o tek gün koca bir ömre ve melankolik bir sonsuzluğa dönüşür.
05:03Simon Leung, elveda sinemada kamerayı boş bir sinema salonuna diker ve zamanın o koridorlarda tıpkı bir toz bulutu gibi usulca
05:13biriktiğini görürsünüz.
05:15Chantal Ackerman'ın Jane Dilman'ın dayısı durum resmen sinir bozucudur.
05:19Bir ev hanımının 3 günlük rutini, dakikalarca patates soyma seansı.
05:24Zaman burada tamamen izleyicinin kucağına bırakılmıştır ve her an patlamaya hazır bir bomba kadar gerilimlidir.
05:30Ve bu sinematik tunu kendi coğrafyamızdan bir başyapıtla Nuri Bilge Ceylan'ın kasabasıyla noktalayalım.
05:37O bitmek bilmeyen ateş başı sohbetleri, taşranın o hapseden durağanlığı, zamanın geçmediği, sadece olduğu o meşhur sahneler,
05:46bekleyişin tüm o ağır yükünü doğrudan izleyicinin yani bizim kucağımıza bırakır.
05:51Beşinci ve son bölümümüz, tahammülsüzlüğümüzle kendi sınırlarımızla yüzleşmek.
05:57Tüm bu filmlerin bize yönelttiği o sarsıcı felsefi davet aslında şu,
06:01ekrana bakıp hiçbir şey olmuyor, sıkıldım dediğimizde gerçekten bir şey olmuyor mu?
06:06Yoksa biz o hız çılgınlığı yüzünden derinlemesine bakmayı detayları görmeyi mi unuttuk?
06:11Yanlış anlaşılmasın bu anlamıyorsan cahilsin diyen o elitist kibir tuzağı değil, asla değil.
06:17Sadece gerçek estetik deneyim antrenman gerektirir, sabır gerektirir ve itiraf edelim ki çağımız artık sabrı değil, tahammülsüzlüğü ödüllendiriyor.
06:26Bu incelemeyi bitirirken zihninize bir tohum gibi ekilmesini istediğim o nihai soru işte bu.
06:32Gerçekten o sanat eseri sıkıcı olduğu için mi ondan kaçıyoruz?
06:36Yoksa kendi sessizliğimizle, o susmak bilmeyen düşüncelerimizle baş başa kaldığımızda?
06:41Yani kendi kendimize sıkılmadan durmayı bir türlü beceremediğimiz için mi kaçıyoruz?
06:47Bir dahaki sefere bir şeye sıkıcı demeden önce bence bunu bir düşünün.
06:51Vakit ayırdığınız için çok teşekkürler, zamanla kurduğunuz ilişkinin derinleştiği harika bir gün dilerim.
Yorumlar