Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 15 dakika önce
Yazar Mehmet Edip Ören, kaleme aldığı yazıda günümüz siyaset anlayışını ve tutarsız politik figürleri sert bir dille eleştirmektedir. Siyasetçilerin sürekli fikir değiştirmesine rağmen seçmenlerin bu duruma sessiz kalması, toplumsal ve siyasi bir yozlaşma olarak değerlendirilmektedir. Özellikle iktidarın gözetiminde gerçekleştiği iddia edilen büyük çaplı yolsuzluklar ve fon skandalları, ülke ekonomisinde milyarlarca dolarlık devasa kayıplara yol açmaktadır. Bu mali krizin faturası zengin kesime değil, üretim yapan çiftçilere ve dar gelirli halka kesilmektedir. Yaşanan bu olaylar sonucunda ise devlete, adalete ve sisteme olan güven tamamen ortadan kalkmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Hemen konuya giriyoruz. Bugün masamızda Mehmet Edip Ören'in gerçekten sarsıcı ve bir o kadar da tartışmalı makalesi var.
00:06Yazar günümüz Türk siyasetini, bitmek bilmeyen ekonomik skandalları ve tarımdaki o can yakan sıkıntıları masaya yatırmış.
00:13Biz de bu incelememizde hiçbir taraf tutmadan sadece yazar ne diyor ve bu bizim için ne anlama geliyor sorusuna odaklanacağız.
00:20Hazırsanız başlayalım.
00:22Ören yazısına Martin Luther King Jr.'ın o çok bilindik sözüyle giriş yapıyor.
00:26Hani şu uçamazsan koş, koşamazsan yürü diye giden söz.
00:30Ama yazar bunu bize ilham vermek için değil, bir sorgulama aracı olarak, tabiri caizse yüzümüze çarpmak için kullanıyor.
00:36Bize şunu soruyor.
00:37Acaba Türkiye gerçekten ilerliyor mu yoksa sadece yerinde sayıp ilerliyormuş gibi mi yapıyor?
00:43Bu ağır eleştirileri daha rahat sindirebilmek için şöyle bir yol izleyeceğiz.
00:47Önce yeni siyaset, siyasetçi ve seçmen diyeceğiz.
00:50Ardından siyasi hatalar ve fon iddialarına bakacağız.
00:53Sonra borsadaki 100 milyar dolarlık kayıp, peşinden üreticiye yansıyan ağır fatura ve en sonunda çanlar kimin için çalıyor diyerek toparlayacağız.
01:03Evet, birinci bölüm yeni siyaset, siyasetçi ve seçmen.
01:06Bakalım yazarımız bugünün demokrasisini nasıl okuyor?
01:09İşte makalenin en can alıcı noktalarından biri burası.
01:13Yazar, siyasetçi ve seçmen tanımı nedir sorusunu gerçekten çok ironik bir şekilde yeniden cevaplıyor.
01:18Ona göre yeni siyaset anlayışında siyasetçi, daha dün söylediği şeyi bugün hiç gözünü kırpmadan inkar eden kişidir.
01:25Peki ya seçmen?
01:26Seçmen de tam olarak bu tutarsızlığı ayakta alkışlayan kişi.
01:29Yani yazar diyor ki, yeni bir laf edildiği an, dün söylenen her şey sihirli bir değnek değmiş gibi hafızalardan tamamen
01:35siliniyor.
01:36Şöyle düşünün, bir siyasetçi çıkıp dün kapkara dediği bir şeye bugün bembeyaz diyebiliyor.
01:42Ve işin ilginci, o sadık seçmen kitlesi her iki durumda da coşkuyla alkışlamaya devam ediyor.
01:48Öğrene göre bu tablo hesap verebilirlik dediğimiz o temel kavramın siyasette artık kelimenin tam anlamıyla buharlaştığını gösteriyor.
01:56Gelelim ikinci bölüme, siyasi hatalar ve fon iddiaları.
02:00Yazar burada şu anki siyasi atmosferi anlatmak için çok tanıdık bir benzetme yapıyor.
02:05Lale devri.
02:06Hani tarihteki o meşhur aşırılık ve şatafat dönemi var ya.
02:10Siyasetçilerin gerçek hayattan tamamen koptuğunu, adeta bir siyasi körlük yaşadıklarını ve bunun da kaçınılmaz bir çöküşe zemin hazırladığını savunuyor.
02:19Şimdi yazarın fon iddiası tuzağı dediği şu olaya bir bakalım.
02:23Olaylar tam bir kedi fare oyunu gibi kurgulanmış.
02:26İddiaya göre birinci adımda iki bakan hakkında sahte belgeler kasten sızdırılıyor.
02:30İkinci adımda yazarın eleştiri oklarının hedefindeki muhalif bir milletvekili bu yemi hemen yutuyor ve koşa koşa bir basın toplantısı yapıyor.
02:39Üçüncü adımda ise tuzak tık diye kapanıyor.
02:41İddiaların asılsız olduğu ortaya çıkıyor ve muhalefet fena halde itibar kaybediyor.
02:46Yazarın burada göstermek istediği şey muhalefetin iktidarın işine yarayacak şekilde nasıl bu kadar kolay manipüle edilebildiği.
02:52Üçüncü bölüm borsadaki 100 milyar dolarlık kayıp.
02:56Şimdi biraz makro ekonomiye dalıyoruz.
02:59Ören dini hassasiyetler bahane edilerek üstü örtüldüğünü iddia ettiği yapısal sorunların piyasada tam bir yatırımcı depremi yarattığını söylüyor.
03:07Düşünebiliyor musunuz tam 50 bin yatırımcı piyasayı terk ediyor.
03:11Milli varlıkların değeri dibe vurmuş durumda ve yazar Türkiye'nin elindeki avucundaki servetin yabancı fırsatçılar tarafından yok pahasına kapatılma tehlikesiyle
03:20burun buruna geldiği konusunda bizi uyarıyor.
03:23Ve bu sadece lafta kalan bir tehlike değil.
03:25Yazarın tahminine göre fon ve borsa sistemlerinde yapılan hataların faturası tamı tamına 100 milyar dolar.
03:31Evet yanlış duymadınız 100 milyar dolar.
03:34Dile kolay bir rakam.
03:35Bu astronomik rakamı kafamızda daha iyi canlandırabilmek için şu karşılaştırmalara bir bakın.
03:4030 yıllık köprü ve otoyol devirlerinden sadece 3,5 milyar dolar bekleniyor.
03:45Ya da Londra'daki bankarlardan dünyanın en yüksek faiziyle zar zor alınan 1-2 milyar doları düşünün.
03:51Bir yanda 3-5 milyar dolarlar, diğer yanda heba edildiği iddia edilen devasa bir 100 milyar dolar.
03:57Uçurumu görebiliyor musunuz?
03:59Dördüncü bölüm üreticiye yansıyan ağır fatura.
04:02Peki bu enkazın bedelini kim ödüyor?
04:04Ören'in analizine göre fatura kesinlikle en tepedekilere kesilmiyor.
04:09Toplumun en üstteki o %20'li kesimi ki yazar burayı siyasal İslam'ın gövdesi olarak adlandırıyor,
04:15milli gelirin tam yarısını tek başına yutuyor.
04:18Ve yazarın iddiasına göre bu siyasi elit kesim yaşanan o ağır krizlerin rüzgarını bile hissetmiyor.
04:23Ama o elit kesimin dışında kalan sıradan üreticiye gelirsek, oradaki tablo gerçekten içler acısı.
04:30Üretici adeta bir cenderenin içinde eziliyor.
04:33Bir yanda füze gibi fırlayan girdi maliyetleri var,
04:35diğer yanda ise son 2 yıldır yerinden milim oynamayan çakılık almış satış fiyatları.
04:41Yazar, üreticinin bu iki acımasız duvar arasında tam anlamıyla tost olduğunu söylüyor.
04:46İşin kötü yanı bunlar sadece havada uçuşan grafikler ya da rakamlar değil.
04:50Bunlar bizim günlük hayatımız.
04:52Yazar bilerek marketten aldığımız, soframıza koyduğumuz ürünleri sayıyor.
04:56Narenciye'den tutun çaya, şeftaliye, üzüme ve yer fıstığına kadar
05:00emeğinin karşılığını kesinlikle alamayan binlerce üreticiye doğrudan işaret ediyor.
05:06Ve geldik son bölüme.
05:08Çanlar kimin için çalıyor?
05:09Öğren, makalesini bitirirken çok bilindik bir Fransız hikayesine gönderme yapıyor.
05:15Hikayede gerçeğin ortaya çıkması için kilise çanlarının 4 kez çalması gerekir.
05:19Yazar diyor ki, Türkiye'de bu çanlar 4 falan değil, 5-6 kez çaldı bile.
05:24Bu ne demek?
05:25Devlete olan güven sıfır, adalete olan güven sıfır, sermayeye güven sıfır.
05:30Yazar, vurgun ve talan düzeninin artık münferit olaylar değil,
05:33tam bir işbirliği halinde yürütüldüğünü son derece sert bir dille yüzümüze vuruyor.
05:37Yazarın siyasi ikiyüzlülük, devasa ekonomik delikler ve kurumsal çöküş üzerine kurduğu bu karamsar ama bir o kadar da çarpıcı analizi
05:46inceledik.
05:46Şimdi makalenin de özünü oluşturan o kışkırtıcı soruyla sizi baş başa bırakıyorum.
05:51Acaba bu çanlar bizim için mi çalıyor?
05:53Sunulan bunca argumandan sonra bu sorunun cevabını vermek artık size kalmış.
05:58Bu incelememizin sonuna geldik.
06:00Bir sonrakinde görüşmek üzere.

Önerilen