00:00Selamlar, bugünkü incelememize hoş geldiniz.
00:02Bugün masamızda gerçekten ses getiren, epey hararetli tartışmalara yol açan bir fikir yazısı var.
00:08Ruhumuzun boğulduğu yer.
00:11Amacımız, yazarın uluslararası ilişkilerin o soğuk doğasıyla,
00:15demografik ve kültürel gerçekler arasında kurduğu gerilimli kökrüyü
00:18adım adım kendi argümanları üzerinden çözümlemek.
00:21Hiç vakit kaybetmeden başlayalım.
00:24Şebnem Karslan'ın kaleminden çıkan bu makalenin kalbi,
00:27aslında tam olarak ekrandaki şu düşüncede atıyor.
00:30Bir devletin büyüklüğü, sadece füzeleriyle değil,
00:33sınırlarının ötesindeki evlatlarına sahip çıkışıyla ölçülür.
00:37İşte bu cümle, birazdan satır satır açacağımız tüm argümanın ana tezini özetliyor.
00:42Yazar, bir devletin ne kadar askeri veya ekonomik gücü olursa olsun,
00:46sınır ötesindeki kültürel bağlarına sahip çıkmadığı sürece,
00:50o gücün eksik kalacağını savunuyor.
00:52Peki ama bu, pratik diplomasi dünyasında ne anlama geliyor?
00:55Yazarın bu makrodan mikroya uzanan tezini şu beş ana başlıkta inceleyeceğiz.
01:01Önce yeni TRC ve İran eksenine bakacağız,
01:04sonra sırasıyla Rusya'nın tarihi ve demografisi,
01:07Çin ve Doğu Türkistan meselesi,
01:10İran'da Tebriz ve kimlik konularını ele alıp,
01:12en sonda real politik ile kültürel dayanışmanın nasıl sentezlendiğini göreceğiz.
01:17Birinci bölümümüz, yeni TRC ve İran ekseni, yani işin makro jeopolitik boyutu.
01:22Uluslararası arenada şu an çok büyük bir değişimin ayak sesleri duyuluyor,
01:26dikkatinizi çekmiştir.
01:27Son dönemde TRC ekseni diye bir kavram konuşuluyor.
01:31Nedir bu TRC?
01:32Türkiye, Rusya ve Çin.
01:34Hatta yanlarında bölgenin kadim aktörlerinden İran'ı da alıp,
01:37Batı hegemonyasına karşı oluşturmayı tartıştıkları yeni bir jeopolitik blok.
01:41Birçok politika yapıcı, bunu Avrasya'nın yeni sahipleri biziz mottosuyla
01:46bölgesel darboğazları aşmak için müthiş bir stratejik hamle olarak okuyor.
01:50Ama işte tam bu noktada yazarımız çok keskin bir itirazla karşımıza çıkıyor.
01:55Yazar burada adefa bir zıtlık inşa ediyor.
01:58Düşünün, bir yanda soğuk, rasyonel bir diplomasi masası var.
02:02Doğuyu birleştirmek, devasa enerji ve teknoloji anlaşmaları yapmak.
02:06Diğer yanda ise yazarın tutkuyla savunduğu o in yıllık ülkü ve kültürel dayanışma duruyor.
02:11Makale sadece masadaki stratejik heyecana kapılıp,
02:14arka plandaki demografik bağları unutmanın tarihi tamamen eksik okumak olduğunu iddia ediyor.
02:19Ve bu bizi o can alıcı soruya getiriyor.
02:22Yazara göre, sadece diplomatik ve ekonomik çıkarlara odaklanan bu ittifakın,
02:28arka planda ödediği veya ödeteceği insani bedel nedir?
02:32Gelin, yazarın sunduğu üç spesifik ülke örneği üzerinden bu sorunun cevabını detaylandıralım.
02:37İkinci bölüm, Rusya.
02:39Masadaki ilk potansiyel ortak.
02:42Yazar bu coğrafyayı sadece bir devlet olarak değil,
02:45devasa bir demografi sahnesi olarak bakıyor.
02:48Yazarın bahsettiği o büyük tezat işte tam burada başlıyor.
02:51Devletler düzeyinde baktığınızda,
02:53Rusya ile masaya oturmanın temelinde devasa bir enerji işbirliği yatıyor değil mi?
02:57Ama yazar merciyi sokağa ve tarihe çevirdiğinde işler değişiyor.
03:01Kafkasya'dan Sibirya'ya kadar uzanan coğrafyada yaşayan Türk nüfusunun asimilasyon politikalarıyla yüzleştiğini,
03:07özellikle Ahıska Türklerinin sürgün acısının hala çok tazi olduğunu hatırlatıyor.
03:11Üstelik yazarın sunduğu argüman öyle anlık bir krizden ibaret değil.
03:16Tarihsel sürece bir bakın.
03:17Çarlık Rusya'sından başlıyor,
03:19yazarın tabiriyle Sovyet karanlığı boyunca devam ediyor ve günümüze kadar uzanıyor.
03:24Yani çok nesilli, kesintisiz bir kimlik koruma mücadelesinden bahsediliyor.
03:29Metin bu tarihi sürekliliğin bir çırpıda göz ardı edilemeyeceğini savunuyor.
03:33Üçüncü bölüme, yani TRÇ-X'in'in Ç harfine, Çin'e geçiyoruz.
03:38Makalenin duygusal tonunun gerçekten zirve yaptığı yer burası.
03:42Yine o keskin tezat çıkıyor karşımıza.
03:44Çin ile ilişkilerin sol tarafına bakıyoruz.
03:46Teknoloji, ticaret yolları, uçsuz bucaksız ekonomik fırsatlar.
03:50Ama sağ tarafta yazarın, yüreğimizin kanayan yarası dediği Doğu Türkistan duruyor.
03:54Yazar, Uygur Türklerinin asimilasyona ve metinde açıkça zindan olarak nitelendirilen eğitim kamplarına maruz kaldığını son derece sert bir dille ifade
04:02ediyor.
04:03İşte makalettan bu noktada çok daha duygusal bir tona bürünüyor.
04:07Yazar, sadece ticari çıkarlar uğruna, gökbayrak etrafında dünyanın gözü önünde verilen bu varoluş savaşının görmezden gelinmesini resmen kardeşliği terk etmek
04:17olarak tanımlıyor.
04:18Ticaret uğruna bu gerçekliği yok saymak, yazarın perspektifinden kesinlikle kabul edilemez bir tutum.
04:24Dördüncü bölümümüz İran.
04:26Yeni ittifak senaryosunun son ve tartışmalı ayağı.
04:30Bakalım yazar bu denklemi kendi penceresinden nasıl okuyor?
04:34Şunu belirtmek lazım, yazar İran'ın devletler düzeyindeki o bölgesel ağırlığını, tarihi bir komşu ve rakip olduğunu inkar etmiyor.
04:42O real politiği reddetmiyor yani.
04:44Fakat asıl odak noktası sağ tarafta, Güney Azerbaycan.
04:48Yazar, İran'daki milyonlarca etnik Türk'ün orada sadece bir azınlık değil, asli onsuru olduğunu vurguluyor ve ana dilde eğitim hakkından
04:56mahrum bırakılmalarını bu yeni ittifakın önündeki devasa bir ahlaki engel olarak sunuyor.
05:02Hatta yazar, argümanını güçlendirmek için doğrudan sokağın sesini taşıyor makalesine
05:07Haray haray men türkem.
05:09Tebriz sokaklarından yükselen bu slogan, yazarın aslında o kalın kapılar ardındaki karar vericilere duyurmaya çalıştığı sahadaki gerçek kimlik mücadelesinin ta
05:19kendisi.
05:20Geldik beşinci ve son bölüme, real politik ve kültürel dayanışma.
05:25Tüm bu sert eleştirilerden sonra, yazar bu iki farklı dünyayı nasıl aynı potada eritiyor?
05:32Yazar, kendi ideolojik duruşunun altını çizmek için vaktiyle bir atsız varmış diyerek Nihal Atsız'a bir gönderme yapıyor.
05:39Kendi savunduğu davanın öyle günlük sığ siyasi hesaplarla anlaşılamayacağını, bunun çelik gibi bir irade gerektirdiğini okuyucuya aktarmaya çalışıyor.
05:48Ve hemen ardından Sedat Peker'in o birindik sözünü alıntılıyor.
05:52Doğruların gözle görülmeyen orduları vardır.
05:55Yazarın bu alıntıyla vermek istediği mesaj şu, ahlaki ve kültürel gerçekler, kağıt üzerindeki o soğuk diplomatik hesapların öngöremediği çok daha
06:04derin ve görünmez bir güce sahiptir.
06:07Şimdi tüm bu duygu yüklü eleştirilere bakıp yazarın tamamen dışa kapalı bir politika savunduğunu sanmayın.
06:13Aksine diyor ki, devletin bekası için Rusya ile dostluk kuralım, çimle ticaret yapalım, İran'la komşuluk edelim, bunlar kabul edilebilir
06:21ve ezzem.
06:22Ama çok büyük bir ama var.
06:23O diplomatik masalarda soydaşların onuru ve güvenliği masanın en başına konulmalı.
06:29Diplomasi ancak ve ancak bu şartla meşru görülebilir.
06:32Ve makale en nihayetinde o keskin milliyetçi prensiple noktalanıyor.
06:37Türk'ün Türk'ten başka dostu, Turan'dan başka yurdu yoktur.
06:42Yazar için bu, dünya düzeni ne kadar değişirse değişsin, ittifaklar nasıl yenilenirse yenilensin asla değişmeyecek mutlak bir gerçeklik.
06:51İncelememizi tam da yazarın metninden süzülen şu provokatif soruyla bitirelim.
06:56Şehirler değişir, peki ittifaklar bozulur mu?
06:59Sizce de kültürel bağları, o demografik çiğlukları duymazdan gelen devasa jeopolitik ittifaklar tarihin sınavından sağ çıkabilir mi?
07:08Umarız bu analiz, dış politikanın o karmaşık perde arkasındaki sosyolojik gerilimleri biraz daha net okumanıza yardımcı olmuştur.
07:15Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Yorumlar