00:00Herkese merhaba, bugün Miyeser Yıldız'ın kaleme aldığı, oldukça düşündürücü bir analizi ele alacağız.
00:06Konumuz, Türkiye'nin dış politikasında çok kısa bir süre içinde yaşanan, adeta bir bilmeceye dönüşen iki farklı tutum.
00:14Bir yanda bir komşuya yönelik en sert tondan açıklamalar, diğer yanda ise başka bir komşu bombalanırken hakim olan tuhaf bir
00:21sessizlik.
00:22Peki, bu çarpıcı zıtlığın arkasında ne yatıyor? Gelin hep birlikte bu sorunun izini sürelim.
00:28Her şey, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İsrail'e yönelik işte bu son derece net ve sert sözleriyle başlıyor.
00:34Yazarın analizine göre bu sözler, Türkiye'nin pozisyonunu en başından tavizsiz bir şekilde ortaya koyuyor ve aslında hikayemizin de ilk
00:42perdesini açıyor.
00:44Şimdi, yazarın dikkat çektiği nokta şu ki, Erdoğan'ın bu konuşması aslında basit bir kınamanın çok ötesinde.
00:50Bu, aynı zamanda çatışmayı Türkiye için adeta varoluşsal bir tehdit olarak tanımlayan bir çerçeve çiziyor.
00:58Erdoğan'ın İsrail'e yönelttiği suçlamalar da makaleye göre öyle sıradan diplomatik eleştiriler değil.
01:05Bakın, vaat edilmiş topraklar hedefinin bir sonraki durağının Türkiye olacağı uyarısı yapılıyor.
01:10İsrail bir devletten çok tüm bölge için bir tehdit olan katil sürüsü olarak tanımlanıyor.
01:16Yani ton olabilecek en üst perdeden.
01:19Ve işte belki de en can alıcı nokta, Cumhurbaşkanı tarafından verilen o kesin ve kararlı söz.
01:26Yazar, bu bedeli ne olursa olsun ifadesinin altını özellikle çiziyor.
01:30Türkiye'nin bu konuda ne kadar net bir duruş sergilediğini hatırlatıyor bize.
01:34Ama hikaye tam olarak burada bitmiyor.
01:36Çünkü bu sert açıklamalardan sadece 10 gün sonra bölgede yepyeni bir kriz patlak veriyor.
01:42Türkiye'nin bir diğer komşusu İran, bu kez ABD liderliğindeki bir saldırının hedefi oluyor.
01:48İşte tam bu noktada anlatıda keskin bir dönüş yaşanıyor.
01:52Ve bu soru, müyesser yıldızın makalesinin tam merkezinde yer alıyor.
01:57İsrail'e karşı o kadar sert ifadeler kullanılırken, yanı başımızdaki komşumuz İran, günlerce bombalanırken, bu ses neden kısıldı?
02:08İşte çözmemiz gereken bilmecede tam olarak bu.
02:10Bakın bu tablo, yazarın işaret ettiği o inanılmaz tutum farkını çok net özetliyor.
02:16Bir tarafta katil sürüsü, suça ortak olmak, bedeli ne olursa olsun gibi tavizsiz, keskin ifadeler.
02:23Diğer tarafta ise hükümetin sessizliği, daha analitik, daha mesafeli bir dil ve en sonunda da o onların kavgası diye özetlenebilecek
02:31bir duruş.
02:32Yıldız'ın analizinde bu karşıtlık bilmecenin en önemli parçası olarak duruyor.
02:36Peki ama neden? Bu sessizliğin sebebi ne olabilir?
02:42Yazar, analizinde okuları çok kilit bir isme, eski ABD başkanı Donald Trump'a çeviriyor.
02:48Ankara'nın sessizliğini anlamaya çalışırken yazar, doğrudan Trump'ın kendi sözlerini önümüze koyuyor.
02:55Bu alıntı, makaleye göre, saldırının arkasındaki asıl itici gücün kim olduğuna dair pek de şüpheye yer bırakmıyor.
03:02Ve tabii şu soruyu gündeme getiriyor.
03:05Ankara neden? Özellikle bu isme karşı sessiz kaldı.
03:08Yazar, Trump'ın o tavizsiz tutumunu bu ikinci alıntıyla daha da netleştiriyor.
03:13Koşulsuz teslimiyet.
03:15Bu ifade, herhangi bir müzakereye veya diplomasiye kapıyı tamamen kapatan, mutlak bir pozisyonu gösteriyor.
03:23Makaleye göre bu detay, bölgedeki gerilimin neden bu kadar tırmandığını anlamak için de oldukça kritik.
03:29İşte meselenin kilit noktası tam da bu.
03:33Makaleye göre, Türk hükümeti Netanyahu'yu eleştirmekten çekinmezken, saldırının asıl aktörü olarak sunulan Trump hakkında kayda değer bir sessizliğe bürünüyor.
03:43Hatta yazar bu durumu, eşeğini dövemeyen, semerini döver atasazıyla açıklıyor.
03:48Şimdi yazar, olaya biraz daha geniş bir açıdan bakmamızı sağlıyor ve Türkiye'nin tepkisine, Avrupa'nın önde gelen ülkelerinin tepkileriyle
03:58karşılaştırarak daha büyük bir resmin içine yerleştiriyor.
04:02Bu tablo, yazarın argümanını çok net bir şekilde ortaya koyuyor aslında.
04:06Görüyorsunuz, İspanya ve Almanya liderleri, Irak ve Suriye'deki geçmiş trajedilere atıfta bulunarak, aman aynı hataları tekrar etmeyelim derken, Türkiye'den gelen
04:17açıklama çok daha farklı bir tonda.
04:20Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, daha çok askeri ve siyasi sonuçlara odaklanıyor.
04:25Savaş, rejim değişikliğiyle sona erebilir, diyor.
04:28Ve işte yazarın analizinde vurguladığı o temel çelişki, bu sözlerle iyice somutlaşıyor.
04:34Dışişleri Bakanı'nın o artık onların kavgası demesi, Türkiye'nin konuya ne kadar mesafeli yaklaştığını gösteriyor.
04:41Makalede tam olarak bu zıtlığı sorguluyor.
04:43Nasıl oluyor da bir kriz hepimizi ilgilendiren varoluşsal bir tehdit olarak görülürken, diğeri bir anda onların kavgası haline gelebiliyor.
04:52Ve şimdi yazarın paylaştığı çok ama çok çarpıcı bir detay var.
04:57Bu bilgi, sadece operasyonun ne kadar büyük olduğu hakkında bir fikir vermekle kalmıyor,
05:01aynı zamanda Türkiye'nin olup bitenlerden ne kadar detaylı haberdar olduğunu da gözler önüne seriyor.
05:06Bu yoğun hava trafiği, yazar için meselenin aslında burnumuzun dibinde yaşandığının da bir kanıtı.
05:12Analizinin son bölümünde ise yazar, Amerikalı bazı siyasi figürlerin açıklamalarına dayanarak,
05:18çatışmayı çok daha farklı, hatta tarihsel bir çerçeveye oturtuyor.
05:22Yazar, ABD'deki bazı etkili isimlerin bu kışkırtıcı alıntılarını peş peşe sıralayarak,
05:28çatışmanın bazıları tarafından nasıl daha derin, ideolojik ve dini bir zeminde görüldüğünü iddia ediyor.
05:34Bu ifadeler, olayın sadece jeopolitik bir mücadele olmayabileceğini düşündürüyor tabii.
05:39Ve yazar, tam bu noktada çok kritik bir gözlem yapıyor.
05:43İslam'a yönelik bu kadar ağır ifadeler kullanılırken,
05:47ümmetin lideri olarak anılan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sessiz kalmasını,
05:51makalenin en başından beri kurduğu o tezatlığın zirve noktası olarak sunuyor.
05:56Ve müyesser yıldız, analizini hepimizin aklına kazınacak o kışkırtıcı ve gerçekten de tüyler ürkertici soruyla bitiriyor.
06:05Bu soru sadece olanları özetlemekle kalmıyor,
06:08aynı zamanda yaşananların gelecekte ne gibi sonuçlar doğurabileceği üzerine hepimizi ciddi ciddi düşünmeye davet ediyor.
06:16Üzerinde kafa yormaya değer bir nokta değil mi?
Yorumlar