00:00Herkese merhaba, bugün Yusuf Dülger'in yazısından yola çıkarak Türkiye'nin ağaçlarla olan, nasıl desem, o karmaşık ilişkisine odaklanacağız.
00:08Yani bir yanda ağaca atfettiğimiz o kutsal değer var, diğer yanda ise sahadaki bambaşka bir gerçeklik, arada devasa bir uçurum.
00:17Peki, sözlerimizle eylemlerimiz neden bu kadar farklı?
00:20Hadi gelin bu yeşil paradoks dediğimiz şeyin kökenlerine birlikte inelim.
00:24Evet, ilk durağımız yeşil paradoks. Yazarın bu şekilde tanımladığı o güçlü çelişki.
00:30Yani kültürümüzün bize doğa hakkında söyledikleriyle, yazarın gerçek hayatta gördükleri arasındaki o, evet o rahatsız edici çatışma.
00:38Yaş kesen baş keser. Yani hepimizin bildiği, duyduğu o meşhur söz.
00:43İşte bu paradoksun ilk yarısını o kadar güzel özetliyor ki, millet olarak ağaçlara ne kadar derin bir saygı duyduğumuzu allatan
00:49en güçlü cümlelerden biri, değil mi?
00:51Yani kağıt üzerinde, sözlerimizde, kültürümüzde, ağaç kutsal, ağaç adeta hayatın ta kendisi.
00:58Şimdi bakın, bu karşılaştırma gerçekten çok çarpıcı.
01:02Sol tarafta ne var? Kültürümüzün, inancımızın bize öğrettiği o güzelim sözler, yücelttiğimiz değerler, yaş kesen baş keser gibi.
01:10Ama yazarın işaret ettiği gibi sağ tarafa yani gerçeğe baktığımızda manzara maalesef çok farklı.
01:16Yazar diyor ki, tüm bu güzel sözlere rağmen gerçekte kar ve o tırnak içindeki kalkınma uğruna bir doğa katliamı yaşanıyor.
01:24Cennette ağaca ihtiyacımız yok. Ağaca bu dünyada ihtiyacımız var.
01:28Bu söz, yazarın hayal kırıklığının adeta bir çığlığı gibi.
01:32Nereden geliyor biliyor musunuz bu?
01:34Kendisine, ne kadar zikir çekersen cennette o kadar ağacın olur diyen birine karşı çıkışından.
01:40Yazarın derdi şu ki, bu tür bir anlayış insanları bu dünyada bir şeyler yapmaktan alıkoyuyor, sorumluluğu öbür dünyaya erteliyor.
01:47Halbuki asıl ihtiyaç tam da şu an nefes alıp verdiğimiz bu gezegende.
01:52Peki, yazar bu çelişkileri görünce duruyor mu?
01:55Hayır. Somut verilerin yani rakamların peşine düşüyor.
01:59Ama bu hakikat arayışı hiç beklemediği bir yere tam bir sessizlik duvarına çarpıyor.
02:04Gelin bakalım bu mücadelede neler yaşanmış.
02:06Amca ne yapacaksın bu bilgileri? Düşünebiliyor musunuz?
02:10Her şey bu soruyla başlıyor.
02:12Konya Orman Dairesi'nde.
02:14Yazar sadece yaşadığı yerin orman varlığını öğrenmek istiyor.
02:17Yani en doğal hakkı.
02:19Ama karşılığında bir yardım eli değil de,
02:21böyle şüphe dolu bir bakışla, bir tehditmiş gibi bir muameleyle karşılaşıyor.
02:26Yani bir anda masum bir solu bir sorgulamaya dönüşüyor.
02:29Ve işte nihai cevap geliyor.
02:32İstediğin bilgileri veremeyiz. Gizli. Yasak.
02:35Yazarın şaşkınlığını bir hayal edin.
02:37Ormanlarla ilgili temel veriler neden gizli olur, neden yasak olur ki?
02:42Yazarın aklına o eski demirperde ülkelerindeki devlet sırrı anlayışı geliyor.
02:46İnanılır gibi değil.
02:48Ağaç sayısını bilmek neden bu kadar korkutucu bir şey olsun?
02:51Bu şüphe neyi gizliyor olabilir?
02:53İşte bu görsel, yazarın o bitmek bilmeyen çabasını ve her kapıda karşılaştığı ilgisizliği özetliyor resmen.
03:00Bakın, önce orman müdürlüğü, kapı duvar.
03:03Sonra milli yetime gidiyor.
03:04Diyor ki, okullarda bu konuda bir proje var mı?
03:06Ne cevap alıyor diyor musunuz?
03:08Bağış mı yapacaksın?
03:09Alakaya bakın.
03:10Sivil topluma gidelim diyor.
03:12Vakıfların kapısını çalıyor.
03:13Sonuç, yine aile.
03:14Veri yok.
03:15Tam bir sessizlik duvarı yani.
03:16Peki, resmi kurumlardan umudu kesince yazar ne yapıyor?
03:21Tabii ki, internete başvuruyor.
03:23Ve işte burada bulduğu rakamlar hem bir umut ışığı yakıyor,
03:27hem de aslında çok daha karmaşık, hatta endişe verici bir tabloyu ortaya çıkarıyor.
03:32Gelin şimdi o rakamlar ne söylüyor ona bakalım.
03:35Şimdi ilk bakışta bu tablo güzel bir haber veriyor gibi değil mi?
03:39Resmi rakamlara göre Türkiye'nin orman alanı 1999 ile 2015 arasında tam 1.6 milyon hektar artmış.
03:46Kağıt üzerinde harika bir büyüme.
03:49Ama acaba hikayenin tamamı bu kadar mı?
03:52İşte madalyonun diğer yüzü.
03:54Az önce gördüğümüz o kağıt üzerindeki artış var ya,
03:56maalesef son yıllarda orman yangınlarıyla kaybettiğimiz devasa alanların yanında adeta eriyip gidiyor.
04:02Yazarın da belirttiği gibi, özellikle 2021'de yaşanan o korkunç kayıplar,
04:07yüz binlerce hektarlık alan, tüm o fidan dikme çabalarını, o kazanımları bir anda anlamsız kılma riski taşıyor.
04:12Ve işte yazarın tüm bunlardan çıkardığı o şaşırtıcı ama aslında çok net sonuç,
04:17görüldüğü üzere ormancılıkta da geriye gidiyoruz.
04:20Nasıl yani diyeceksiniz, hani artış vardı?
04:22İşte yazar o artışa rağmen yanan alanların büyüklüğünü görünce bu sonuca varıyor.
04:26Çünkü mantık çok basit.
04:28Bir fidanın ağaç olması onlarca yıl sürüyor.
04:31Ama on binlerce hektar ormanın kül olması sadece birkaç gün.
04:35Demek ki mesele sadece fidan dikmek değil, asıl hazine elimizdekini korumak.
04:39Peki, tamam, sorunları gördük.
04:42He ne yapacağız şimdi, karamsarlığa mı kapılacağız?
04:45Hayır, yazar tam da bu noktada tutkulu ve yapıcı bir çözüm önerisiyle geliyor.
04:49Yani bir umut ışığı yakıyor.
04:50İşte şimdi bu yeşil bir Türkiye çağrısına kulak verelim.
04:54Yazarın vizyonu aslında çok net ve basit.
04:57Diyor ki, bu iş tek bir kurumun işi değil.
04:59Bu, 85 milyonun ortak davası olmalı.
05:03Yani Orman Bakanlığı, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve tabii ki bizler, yani halk,
05:08herkesin elini taşın altına koyduğu topyekun bir yeşil seferberlik hayal ediyor.
05:13Her vatandaşın içinde, benim de yetiştirdiğim ağaçlarım olsun arzusunu uyandırmak lazım, diyor.
05:18İşte o büyük çağrının ne kadar önemli olduğunu gösteren, somut ve acı bir örnekte Konya'dan,
05:24Sultan Selim Camii'nin önündeki 100 yıllık çamlar sökülüyor ve yerlerine, evet, beton dökülüyor.
05:31Bu olay, o büyük lafların, o yeşil alan söylemlerinin sahada nasıl buharlaşabildiğini çok acı bir şekilde gösteriyor.
05:38İşte samimiyet testi tam da böyle anlarda yapılıyor, değil mi?
05:42Peki çözümü ne?
05:43Yazarın çok pratik ve aslında gayet uygulanabilir bir fikri var.
05:47Diyor ki, belediyeler imar için o ağaçları bir dozerle yok etmek yerine,
05:52onları güzelce söküp kurak hazine arazilerine taşısın.
05:55Bu kadar basit.
05:56İmkansız bir şey değil bu, onlarca yılda yetişmiş bir canı yok etmek yerine yaşatmak.
06:01Bu sadece biraz irade ve doğaya saygı gerektiren, basit ama bence de devrimci bir çözüm.
06:07Ve şimdi geldik bu yolculuğumuzun en son, belki de en duygusal durağına.
06:12Yazar, tüm bu mücadelenin, rakamların, eleştirilerin arkasında yatan o en derindeki hayali,
06:18hepimizin kalbine dokunan o ünlü şiirle özetliyor.
06:22Memleket isterim, gök mavi, dal yeşil tarla sarı olsun, kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
06:28İşte bu.
06:30Cahit Sıtkı'nın bu dizeleriyle anlıyoruz ki, aslında bu sadece bir ağaç kavgası değil.
06:34Bu içinde huzurla yaşayacağımız güzel bir vatan hayali.
06:38Memleket isterim, ne başta dert ne gönülde hasret olsun, kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
06:43Gördünüz mü, konu nasıl da genişledi, doğanın iyileşmesiyle, toplumun iyileşmesi arasındaki o derin bağ.
06:50Belki de ağaçların kesilmesiyle, toplumsal huzurun bozulması arasında bizim göremediğimiz bir bağ var kim bilir.
06:57Memleket isterim, yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun.
07:01Olursa bir şikayet, ölümden olsun.
07:03İşte şiirin bu son ve en güçlü dizeleri.
07:06Samimi, basit, sevgi dolu bir yaşam arzusu.
07:09Belki de yazarın tüm o mücadelesinin, tüm o eleştirilerinin temelinde yatan şey, işte bu kadar basit ve bu kadar insani
07:17bir istek.
07:17Ve biz de bu son, hepimize yöneltilmiş o soruyla bitirelim.
07:21Şairin hayalindeki o memleket mümkün mü?
07:24Yazarın uğruna mücadele ettiği o memleketi kurmak mümkün mü gerçekten?
07:28Ve belki de daha önemlisi, o memleketi kurmak için her birimize, size, bana, hepimize ne görev düşüyor?
07:35Cevap, sanırım yarın atacağımız ilk adım da gizli.
Yorumlar