Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Yazar Yusuf Dülger, Türkiye’deki orman alanlarının korunması ve ağaçlandırma faaliyetlerinin yetersizliği konusundaki derin endişelerini dile getirmektedir. Metin, kamu kurumlarının çevre meselelerine karşı sergilediği kayıtsız tutumu ve bilgi paylaşımındaki şeffaflık eksikliğini sert bir dille eleştirmektedir. Dini söylemlerin dünyevi çevre sorunlarını gölgelememesi gerektiğini savunan yazar, belediyelerin yeşil alanları ranta ve betona kurban etmesini somut örneklerle ele almaktadır. Orman yangınları ve plansız kentleşme sonucu azalan bitki örtüsünün toplumun geleceğini tehdit ettiği vurgulanarak, topyekûn bir seferberlik ruhuyla hareket edilmesi gerektiği savunulmaktadır. Nihai olarak kaynak, doğayı korumanın yalnızca bir politika değil, her bir birey ve kurum için insani bir vatandaşlık görevi olduğunu hatırlatmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bugün Yusuf Dülger'in yazısından yola çıkarak Türkiye'nin ağaçlarla olan, nasıl desem, o karmaşık ilişkisine odaklanacağız.
00:08Yani bir yanda ağaca atfettiğimiz o kutsal değer var, diğer yanda ise sahadaki bambaşka bir gerçeklik, arada devasa bir uçurum.
00:17Peki, sözlerimizle eylemlerimiz neden bu kadar farklı?
00:20Hadi gelin bu yeşil paradoks dediğimiz şeyin kökenlerine birlikte inelim.
00:24Evet, ilk durağımız yeşil paradoks. Yazarın bu şekilde tanımladığı o güçlü çelişki.
00:30Yani kültürümüzün bize doğa hakkında söyledikleriyle, yazarın gerçek hayatta gördükleri arasındaki o, evet o rahatsız edici çatışma.
00:38Yaş kesen baş keser. Yani hepimizin bildiği, duyduğu o meşhur söz.
00:43İşte bu paradoksun ilk yarısını o kadar güzel özetliyor ki, millet olarak ağaçlara ne kadar derin bir saygı duyduğumuzu allatan
00:49en güçlü cümlelerden biri, değil mi?
00:51Yani kağıt üzerinde, sözlerimizde, kültürümüzde, ağaç kutsal, ağaç adeta hayatın ta kendisi.
00:58Şimdi bakın, bu karşılaştırma gerçekten çok çarpıcı.
01:02Sol tarafta ne var? Kültürümüzün, inancımızın bize öğrettiği o güzelim sözler, yücelttiğimiz değerler, yaş kesen baş keser gibi.
01:10Ama yazarın işaret ettiği gibi sağ tarafa yani gerçeğe baktığımızda manzara maalesef çok farklı.
01:16Yazar diyor ki, tüm bu güzel sözlere rağmen gerçekte kar ve o tırnak içindeki kalkınma uğruna bir doğa katliamı yaşanıyor.
01:24Cennette ağaca ihtiyacımız yok. Ağaca bu dünyada ihtiyacımız var.
01:28Bu söz, yazarın hayal kırıklığının adeta bir çığlığı gibi.
01:32Nereden geliyor biliyor musunuz bu?
01:34Kendisine, ne kadar zikir çekersen cennette o kadar ağacın olur diyen birine karşı çıkışından.
01:40Yazarın derdi şu ki, bu tür bir anlayış insanları bu dünyada bir şeyler yapmaktan alıkoyuyor, sorumluluğu öbür dünyaya erteliyor.
01:47Halbuki asıl ihtiyaç tam da şu an nefes alıp verdiğimiz bu gezegende.
01:52Peki, yazar bu çelişkileri görünce duruyor mu?
01:55Hayır. Somut verilerin yani rakamların peşine düşüyor.
01:59Ama bu hakikat arayışı hiç beklemediği bir yere tam bir sessizlik duvarına çarpıyor.
02:04Gelin bakalım bu mücadelede neler yaşanmış.
02:06Amca ne yapacaksın bu bilgileri? Düşünebiliyor musunuz?
02:10Her şey bu soruyla başlıyor.
02:12Konya Orman Dairesi'nde.
02:14Yazar sadece yaşadığı yerin orman varlığını öğrenmek istiyor.
02:17Yani en doğal hakkı.
02:19Ama karşılığında bir yardım eli değil de,
02:21böyle şüphe dolu bir bakışla, bir tehditmiş gibi bir muameleyle karşılaşıyor.
02:26Yani bir anda masum bir solu bir sorgulamaya dönüşüyor.
02:29Ve işte nihai cevap geliyor.
02:32İstediğin bilgileri veremeyiz. Gizli. Yasak.
02:35Yazarın şaşkınlığını bir hayal edin.
02:37Ormanlarla ilgili temel veriler neden gizli olur, neden yasak olur ki?
02:42Yazarın aklına o eski demirperde ülkelerindeki devlet sırrı anlayışı geliyor.
02:46İnanılır gibi değil.
02:48Ağaç sayısını bilmek neden bu kadar korkutucu bir şey olsun?
02:51Bu şüphe neyi gizliyor olabilir?
02:53İşte bu görsel, yazarın o bitmek bilmeyen çabasını ve her kapıda karşılaştığı ilgisizliği özetliyor resmen.
03:00Bakın, önce orman müdürlüğü, kapı duvar.
03:03Sonra milli yetime gidiyor.
03:04Diyor ki, okullarda bu konuda bir proje var mı?
03:06Ne cevap alıyor diyor musunuz?
03:08Bağış mı yapacaksın?
03:09Alakaya bakın.
03:10Sivil topluma gidelim diyor.
03:12Vakıfların kapısını çalıyor.
03:13Sonuç, yine aile.
03:14Veri yok.
03:15Tam bir sessizlik duvarı yani.
03:16Peki, resmi kurumlardan umudu kesince yazar ne yapıyor?
03:21Tabii ki, internete başvuruyor.
03:23Ve işte burada bulduğu rakamlar hem bir umut ışığı yakıyor,
03:27hem de aslında çok daha karmaşık, hatta endişe verici bir tabloyu ortaya çıkarıyor.
03:32Gelin şimdi o rakamlar ne söylüyor ona bakalım.
03:35Şimdi ilk bakışta bu tablo güzel bir haber veriyor gibi değil mi?
03:39Resmi rakamlara göre Türkiye'nin orman alanı 1999 ile 2015 arasında tam 1.6 milyon hektar artmış.
03:46Kağıt üzerinde harika bir büyüme.
03:49Ama acaba hikayenin tamamı bu kadar mı?
03:52İşte madalyonun diğer yüzü.
03:54Az önce gördüğümüz o kağıt üzerindeki artış var ya,
03:56maalesef son yıllarda orman yangınlarıyla kaybettiğimiz devasa alanların yanında adeta eriyip gidiyor.
04:02Yazarın da belirttiği gibi, özellikle 2021'de yaşanan o korkunç kayıplar,
04:07yüz binlerce hektarlık alan, tüm o fidan dikme çabalarını, o kazanımları bir anda anlamsız kılma riski taşıyor.
04:12Ve işte yazarın tüm bunlardan çıkardığı o şaşırtıcı ama aslında çok net sonuç,
04:17görüldüğü üzere ormancılıkta da geriye gidiyoruz.
04:20Nasıl yani diyeceksiniz, hani artış vardı?
04:22İşte yazar o artışa rağmen yanan alanların büyüklüğünü görünce bu sonuca varıyor.
04:26Çünkü mantık çok basit.
04:28Bir fidanın ağaç olması onlarca yıl sürüyor.
04:31Ama on binlerce hektar ormanın kül olması sadece birkaç gün.
04:35Demek ki mesele sadece fidan dikmek değil, asıl hazine elimizdekini korumak.
04:39Peki, tamam, sorunları gördük.
04:42He ne yapacağız şimdi, karamsarlığa mı kapılacağız?
04:45Hayır, yazar tam da bu noktada tutkulu ve yapıcı bir çözüm önerisiyle geliyor.
04:49Yani bir umut ışığı yakıyor.
04:50İşte şimdi bu yeşil bir Türkiye çağrısına kulak verelim.
04:54Yazarın vizyonu aslında çok net ve basit.
04:57Diyor ki, bu iş tek bir kurumun işi değil.
04:59Bu, 85 milyonun ortak davası olmalı.
05:03Yani Orman Bakanlığı, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve tabii ki bizler, yani halk,
05:08herkesin elini taşın altına koyduğu topyekun bir yeşil seferberlik hayal ediyor.
05:13Her vatandaşın içinde, benim de yetiştirdiğim ağaçlarım olsun arzusunu uyandırmak lazım, diyor.
05:18İşte o büyük çağrının ne kadar önemli olduğunu gösteren, somut ve acı bir örnekte Konya'dan,
05:24Sultan Selim Camii'nin önündeki 100 yıllık çamlar sökülüyor ve yerlerine, evet, beton dökülüyor.
05:31Bu olay, o büyük lafların, o yeşil alan söylemlerinin sahada nasıl buharlaşabildiğini çok acı bir şekilde gösteriyor.
05:38İşte samimiyet testi tam da böyle anlarda yapılıyor, değil mi?
05:42Peki çözümü ne?
05:43Yazarın çok pratik ve aslında gayet uygulanabilir bir fikri var.
05:47Diyor ki, belediyeler imar için o ağaçları bir dozerle yok etmek yerine,
05:52onları güzelce söküp kurak hazine arazilerine taşısın.
05:55Bu kadar basit.
05:56İmkansız bir şey değil bu, onlarca yılda yetişmiş bir canı yok etmek yerine yaşatmak.
06:01Bu sadece biraz irade ve doğaya saygı gerektiren, basit ama bence de devrimci bir çözüm.
06:07Ve şimdi geldik bu yolculuğumuzun en son, belki de en duygusal durağına.
06:12Yazar, tüm bu mücadelenin, rakamların, eleştirilerin arkasında yatan o en derindeki hayali,
06:18hepimizin kalbine dokunan o ünlü şiirle özetliyor.
06:22Memleket isterim, gök mavi, dal yeşil tarla sarı olsun, kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
06:28İşte bu.
06:30Cahit Sıtkı'nın bu dizeleriyle anlıyoruz ki, aslında bu sadece bir ağaç kavgası değil.
06:34Bu içinde huzurla yaşayacağımız güzel bir vatan hayali.
06:38Memleket isterim, ne başta dert ne gönülde hasret olsun, kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
06:43Gördünüz mü, konu nasıl da genişledi, doğanın iyileşmesiyle, toplumun iyileşmesi arasındaki o derin bağ.
06:50Belki de ağaçların kesilmesiyle, toplumsal huzurun bozulması arasında bizim göremediğimiz bir bağ var kim bilir.
06:57Memleket isterim, yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun.
07:01Olursa bir şikayet, ölümden olsun.
07:03İşte şiirin bu son ve en güçlü dizeleri.
07:06Samimi, basit, sevgi dolu bir yaşam arzusu.
07:09Belki de yazarın tüm o mücadelesinin, tüm o eleştirilerinin temelinde yatan şey, işte bu kadar basit ve bu kadar insani
07:17bir istek.
07:17Ve biz de bu son, hepimize yöneltilmiş o soruyla bitirelim.
07:21Şairin hayalindeki o memleket mümkün mü?
07:24Yazarın uğruna mücadele ettiği o memleketi kurmak mümkün mü gerçekten?
07:28Ve belki de daha önemlisi, o memleketi kurmak için her birimize, size, bana, hepimize ne görev düşüyor?
07:35Cevap, sanırım yarın atacağımız ilk adım da gizli.
Yorumlar

Önerilen