Bu köşe yazısı, gazeteci Durmuş Tuna’nın, mesleki dürüstlüğünü koruduğu ve yolsuzlukları rapor ettiği için uğradığı silahlı saldırıyı konu almaktadır. Yazar Özcan Pehlivenoğlu, arkadaşının bir siyasi parti yöneticisi tarafından zeytinyağı sahteciliği haberleri nedeniyle hedef alınmasını üzüntüyle aktarmaktadır. Olayın trajik yönü, saldırganın farklı siyasi partilerde görev yapan nüfuzlu akrabalara sahip olması ve şikayetlerin cevapsız kalmasıdır. Gazetecinin tam da 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü öncesinde vurulması, Türkiye’deki basın özgürlüğü ve can güvenliği sorunlarını simgelemektedir. Metin, her türlü baskıya rağmen kalemini satmayan basın emekçilerine bir saygı duruşu niteliği taşımaktadır. Bu sarsıcı hadise üzerinden, yerel siyaset ile medya arasındaki tehlikeli gerilimler ve adalet arayışı vurgulanmaktadır.
00:00Bugün ele alacağımız konu gerçekten insanın kanını donduran türden.
00:04Türkiye'de bir gazeteci sırf işini yaptığı için, evet sadece bir haberi yayınladığı için kurşunların hedefi oldu.
00:11Peki ama neden? Bu şok edici saldırının arkasında ne var?
00:15Gelin şimdi kaynağımızın ortaya koyduğu detaylara şöyle bir bakalım.
00:20Ve her şeyi özetleyen o sarsıcı cümleyle başlayalım isterseniz.
00:24Kaynağımız aynen böyle diyor.
00:26Kalemini satmamanın bedeli kurşunlanmak oldu.
00:30Düşünsenize bu tek cümle bile aslında ne kadar ciddi bir durumla karşı karşıya olduğumuzu anlatıyor, değil mi?
00:36Tabii bu sözler havada kalmıyor, arkasında somut bir olay var.
00:40Yer Aydın'ın söke ilçesi.
00:43Gerçek gazetesinin sahibi Durmuş Tuna, işte burada silahlı bir saldırıya uğruyor.
00:48Zaten her şey de bu olayla başlıyor.
00:50Peki bir gazeteci durup dururken kim neden hedef alır?
00:54Onu hedef haline getiren şey neydi?
00:56İşte şimdi bu sorunun, yani gerçeği yazmanın bedelinin peşine düşüyoruz.
01:02Evet, en can alıcı soru bu.
01:05Vurulma nedeni neydi?
01:06Bir insanı bir gazeteciyi silahla vuracak kadar ileri götüren sebep ne olabilir?
01:10Kaynağımıza göre cevap oldukça net bir iddiaya dayanıyor.
01:14Şimdi bakın, kaynağa göre olaylar zinciri aslında çok basit.
01:18Bakanlık bir rapor yayınlıyor ve diyor ki, işte bunlar sahte, yani taşişli, zeytinyağı üreten firmalar.
01:24Bu listede kimin adı var dersiniz?
01:26Saldırgan olduğu iddia edilen Hüseyin Kaya'nın şirketinin.
01:30E gazeteci Durmuş Tuna ne yapıyor?
01:31Onun işi bu.
01:32Alıyor bu resmi raporu ve haberleştiriyor.
01:35Yani iddianın temelinde yatan şey tam olarak bu haber.
01:39Ve bu saldırı öyle basit bir gözdağı da değil.
01:42Şiddetine tek bir rakamla özetlemek mümkün.
01:44Beş.
01:45Evet, yanlış duymadınız.
01:47Gazeteci Durmuş Tuna'nın vücuduna tam beş kurşun isabet ediyor.
01:51Ama durun, olayı daha da korkunç, daha da akıl almaz kılan bir detay daha var.
01:57Bütün bunlar nerede oluyor biliyor musunuz?
02:00Bir ilkokulun tam önünde.
02:02İşte şimdi hikaye gerçekten karmaşıklaşıyor.
02:05Hatta belki de en şaşırtıcı kısmına geliyoruz.
02:08Kaynağımız bu durumu garabet bir durum diye tanımlıyor.
02:12Nedir bu garabet?
02:13İnanılmaz siyasi bağlantılar.
02:15Bu inanılmaz ağın merkezindeki ilk isim, saldırgan olduğu iddia edilen kişi Hüseyin Kaya.
02:21Kendisi sıradan biri değil, yeniden Refah Partisi'nin Aydın İl Başkanı.
02:26İşte burada yok artık diyeceğiniz bir durum başlıyor.
02:30Hüseyin Kaya'nın kardeşi var Uğur Kaya, o da siyasetin içinde ama bambaşka bir partide.
02:35İyi Parti'nin söke ilçe başkanı.
02:38Ve bu siyasi aile tablosu, hani filmlerde olur ya, burada bitmiyor.
02:42Kaynağımıza göre bir de amcaları var.
02:45Erkan Polat.
02:46O hangi parti dersiniz?
02:47Bu kez de Cumhuriyet Halk Partisi'nin söke ilçe başkanı.
02:51Yani evet şaka gibi ama gerçek.
02:54Aynı aile, 3 farklı parti, 3 ayrı başkan.
02:57E haliyle kaynağımızın yazarı da bu inanılmaz tablo karşısında dayanamayıp soruyor.
03:02Bu nasıl bir şey?
03:03Gerçekten de insan kendine sormadan edemiyor.
03:06Siyaset sahnesinde pek de görmeye alışık olduğumuz bir manzara değil, kabul edelim.
03:09Peki bu acayip siyasi yapı, bu garip ilişkiler ağı saldırıdan sonra mı ortaya çıktı?
03:17Hayır hiç de değil.
03:18Hikayenin bir katmanı daha var ve burası belki de en üzücü olanı.
03:22Cevapsız kalan uyarılar.
03:25Anlatılana göre saldırıya uğrayan gazeteci Durmuştun'a bu garabet durumu çok önceden fark ediyor.
03:31Burada tuhaf bir şeyler oluyor diyor ve durumu ilgili partilerin genel merkezlerine defalarca iletiyor.
03:37Peki ne cevap alıyor? Koskoca bir sessizlik.
03:41Ve tüm bu anlattıklarımıza acı, hatta trajik bir ironik atan son bir detay daha var.
03:46Bu saldırı ne zaman gerçekleşti biliyor musunuz?
03:4910 Ocak'ta.
03:50Yani tam da Türkiye'de gazetecilere adanmış olan o özel günde.
03:55Çalışan gazeteciler gününde.
03:57İşte bütün bu pağaçaları, yani haberi, saldırıyı, siyasi bağlantıları ve o acı tarihi birleştirdiğimizde karşımıza tek bir resim çıkıyor.
04:05Satılmayan bir kalemin, yani onuruyla gazetecilik yapmaya çalışan bir insanın ödediği bedel ve bu bedelin yarattığı yankı.
04:14Ama kaynağın yazarı bu kadar karanlık bir tablonun ortasında bile sözlerine bir umut ve dayanışma mesajıyla bitiriyor.
04:20Yaşanan bu olayı çok daha büyük bir ilkeye bağlıyor ve diyor ki, yine de kalemini satmayan ve Türk milletini aydınlatmaya çalışan tüm basın emekçilerinin günü kutlu olsun.
04:31Biz de bu anlatılıyı tam da bu noktada akıllarda kalan o çok temel soruyla bitirelim.
04:37Bir haberin, gerçeğin bedeli ne olmalı?
04:39Bu soruya bir toplum olarak ne cevap verdiğimiz, aslında özgürlüğümüzün ve demokrasimizin de en net göstergesi değil midir?
İlk yorumu siz yapın