Yazar, Türkiye’nin mevcut güvenlik ve adalet sistemine yönelik sert eleştirilerde bulunarak, radikal örgüt üyelerinin serbest bırakılmasını ve genel af düzenlemelerinin yarattığı toplumsal tehlikeleri vurgulamaktadır. Metin, ağır suçluların tahliye edilmesine karşılık muhalif isimlerin ve gazetecilerin tutukluluk hallerinin devam etmesini büyük bir hukuki eşitsizlik olarak nitelendirmektedir. Ekonomik zorluklar ve vergi aflarıyla dürüst vatandaşın mağdur edildiği belirtilirken, depremzedelerin barınma sorunları üzerinden iktidarın yönetim anlayışı sorgulanmaktadır. Kendi vatandaşına yönelik ilgisizliği yabancı ülkelere yapılan yardımlarla kıyaslayan yazar, sosyal adaletin bozulduğuna dikkat çekmektedir. Sonuç olarak kaynak, yeni yıla girerken ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve toplumsal huzursuzluğu karamsar bir perspektifle özetlemektedir.
00:00Merhaba, hadi gelin bugün yazar Mehmet Özkendirci'nin Türkiye'deki adalet sistemi ve toplumsal yapı üzerine yazdığı oldukça ses getiren ve epey de sert bir yazısını birlikte inceleyelim.
00:11Bakalım Özkendirci'nin eleştirileri nelermiş adım adım irdeleyeceğiz. Hazırsanız başlıyoruz.
00:16Yazar yazsına işte bu sarsıcı ifadeyle başlıyor. Yol geçen hanına döndürülen vatanımızda.
00:22Aslında düşündüğünüzde bu tek cümle bile yazının tamamına yayılan o derin güvensizlik ve kırılganlık hissinin bir özeti gibi değil mi?
00:28İncelediğimiz bu yazının başlığı, affedersiniz, başlık bile yazarın adalet sisteminden sosyal eşitsizliğe kadar geniş bir yelpazede biriken öfkesini ve endişelerini nasıl ortaya döktüğünün bir işareti adeta.
00:44Peki Özkendirci eleştirilerine nereden başlıyor?
00:46İlk durak ulusal güvenlik. Yakın zamanda yaşanan bazı olayları merkeze alarak argümanlarını oluşturmaya başlıyor.
00:53Yazar Yalova'da 3 polisimizin şehit edildiği o trajik olayı eleştirilerinin fitilini ateşleyen bir kıvılcım olarak görüyor.
01:01Ona göre bu olay buzdağının sadece görünen yüzü.
01:04Ama durun yazar bu olayı tek başına ele almıyor.
01:07Yalova'daki bu acı olayı alıp çok daha büyük, çok daha sarsıcı başka bir davaya bağlıyor.
01:13Atatürk Havalimanı saldırısı davasına.
01:15İşte eleştirisinin asıl düğümü de tam burada atılıyor.
01:1946. Bu sayı ne anlama geliyor biliyor musunuz?
01:22Havalimanı saldırısından sorumlu IŞİD militanlarının her birine verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının sayısı.
01:29Evet tam 46 tane.
01:31Kulağa ne kadar ağır bir ceza geliyor değil mi?
01:34Ve işte yazarın asıl nasıl yani dediği şok olduğu nokta tam da burası.
01:39Yargıtay bu kararı bozuyor ve sanıkları serbest bırakıyor.
01:42Gerekçe ne peki? Yattıkları süre yeterli görülmüş.
01:46Bu durum yazarın adalet algısında derin bir kırılma yaratıyor anlaşılan.
01:50Ve ardından yazar o can alıcı tüyler ürperten soruyu soruyor.
01:55Peki Yalova'daki katiller arasında bu serbest bırakılanlar da var mıydı?
02:00Düşünsenize bu sorunun cevapsız kalması bile toplumdaki güvenlik endişesini nasıl da derinleştiriyor.
02:07Ulusal güvenlik endişelerinden sonra yazar merceğini başka bir sıcak konuya çeviriyor.
02:13Af tartışması.
02:14Adalet sistemine yönelik en sert eleştirilerini de tam bu noktada dile getiriyor.
02:19Yazara göre son afla birlikte tam 50 bin mahcum serbest bırakıldı.
02:24Bu gerçekten devasa bir rakam.
02:2650 bin.
02:27Bu sayı yazarın affın toplum üzerindeki olası sonuçlarına dair endişelerinin de temelini oluşturuyor.
02:34Özkenderci bu endişelerini soyut bir şekilde bırakmıyor, çok trajik bir de örnek veriyor.
02:39Aftan yararlanan bir mahkumun serbest kalır kalmaz birlikte yaşadığı kadını öldürmesi.
02:44Bu onun için politikanın acı bir gerçeğe dönüştüğü an.
02:48İşte yazarın eleştirisinin en can alıcı noktası bu tabloda özetleniyor aslında.
02:52Bakın bir yanda katiller, hırsızlar ve hatta PKK militanları aftan yararlanırken,
02:58diğer yanda kimler var?
02:59Muhalif siyasiyetçiler, gazeteciler ve hükümeti eleştirenler.
03:03Onlar kapsam dışı bırakılıyor.
03:04Yazarın çifte standart olarak gördüğü adalet anlayışı tam olarak bu.
03:09Yazar adalet eleştirisini sadece mahkeme salonlarıyla sınırlı tutmuyor,
03:13konuyu şimdi de sosyal ve ekonomik adaletsizliğe, yani yazarın deyimiyle,
03:18iki farklı vatandaşın hikayesine getiriyor.
03:20Yazar burada keskin bir ironiye dikkat çekiyor.
03:24Bir yanda yöneticilere kanuni, mimar sinan gibi görkemli ünvanlar verilirken,
03:29öbür yanda sıradan vatandaşın yaşadığı zorluklar.
03:32İşte bu tezatlık yazarın sosyal adalet eleştirisinin temelini oluşturuyor.
03:38Sosyal adaletsizlik konusunu daha da somutlaştırmak için yazar depremzedelere verilen sözlere odaklanıyor
03:44ve o kritik soruyu soruyor.
03:47Peki o vaat edilen konutlara ne oldu?
03:49Yazarın iddiaları oldukça çarpıcı.
03:52Yıllardır konteynerlarda yaşayanlar şimdi tahliye emirleriyle karşı karşıya.
03:56Üstelik bir milletvekilinin isminin kurayla ev sahibi olması gibi iddialar.
04:00Tüm bunlar yazarın gözünde vaatler ve gerçekler arasındaki derin uçurumu gösteriyor.
04:05Ve geldik yazının son bölümüne,
04:07yazarın kasvetli bakış açısının en net şekilde ortaya konduğu bölüme.
04:11Özkendirci'nin geleceğe dair tek de umutlu olmadığı çok açık.
04:14Yazar son olarak toplumdaki derin ayrışmaya dikkat çekiyor.
04:19Bir tarafta yeni yılı coşkuyla kutlayan mutlu bir azımlık,
04:22diğer yandaysa geçim sıkıntısı çeken milyonlarca emekli.
04:26Bu uçurumun yeni yılda daha da derinleşeceğini düşünüyor.
04:29Ve yazısını bu unutulmaz, alaycı ve bir o kadar da karamsar cümleyle noktalıyor.
04:35Umut, fakirin ekmeği, yememetiye.
04:38Bu ifadeyle umudun artık yoksullar için boş bir teselliden ibaret olduğunu söylüyor.
04:43Aslında bu tek cümle tüm yazının ruh halini özetliyor.
04:47Sonuç olarak, Özkendirci'nin tüm bu eleştirileri,
04:50güvenlik endişeleri ve adalet sorgulamaları bizi tek bir temel soruya getiriyor.
04:55Bu politikaların bedelini gerçekte kim ödüyor?
04:57Yazar bu soruyu ortaya atıyor ve cevabını hepimizin düşüncesine bırakıyor.
İlk yorumu siz yapın