Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 ay önce
Yazar Alper Sezener, 2025 yılını sadece takvimsel bir bitiş değil, toplumsal bir duyarlılık eşiği olarak tanımlayarak yaşanan felaketlerin ve kayıpların kanıksanmasını eleştirmektedir. Metinde, doğal afetlerden siyasi baskılara kadar pek çok sarsıcı olayın artık birer arka plan gürültüsüne dönüştüğü ve bireylerin itiraz etmek yerine sessiz bir uyum sürecine girdiği vurgulanmaktadır. Sanat dünyasından yitirilen önemli isimlerin yarattığı boşluk hatırlatılırken, asıl tehlikenin kolektif bir vicdan yorgunluğu ve alışkanlık olduğu belirtilmektedir. Dönemin ruhunu yansıtan çeşitli sinema eserleri üzerinden, insanın sorumluluklarından kaçışı ve toplumsal suskunluğu derinlemesine analiz edilmektedir. Sonuç olarak kaynak, bu sürecin bizi daha olgun değil, aksine daha tepkisiz ve yabancılaşmış bir kimliğe sürüklediğini savunmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Merhaba, 2025 bittiğinde hepimiz tuhaf bir hisse kapıldık değil mi?
00:04Sanki sadece bir yıl devrilmemiş de çok daha büyük, çok daha köklü bir şey geride kalmış gibiydi.
00:10İşte bugün Dr. Alper Sezener'in tam da bu kollektif ruh halini anlatan harika yazısına dalıyoruz
00:16ve takvim yapraklarının ötesinde aslında neleri geride bıraktığımızı anlamaya çalışıyoruz.
00:21İşte yazarın bu sözü hepimizin hissettiği ama belki de adını koyamadığı o şeye dokunuyor.
00:26Bu basitçe takvimin değişmesi değil, sanki kuralları tamamen farklı olan yeni bir odaya hiç ses çıkarmadan adım atmak gibi bir şey.
00:35Peki ama bizi bu eşiğe getiren neydi? İşte bütün mesele bu.
00:39Şimdi yazarın asıl meselesine gelelim.
00:42O 31 Aralık gecesi hissettiğimiz tuhaf boşluk hissi sadece biten bir yıldan mı ibaretti yoksa içimizdeki bir şeylerin de sonu muydu?
00:50Yazar bu ikisi arasında çok tuhaf, çok derin bir kopukluk olduğunu söylüyor.
00:53Yani aslında bir aldanma içindeyiz diyor yazar.
00:56Takvim bize her şeyin normal olduğunu, sadece yeni bir yıla girdiğimizi fısıldıyor.
01:02Ama içimizdeki refleksler, ruh halimiz, bambaşka bir hikaye anlatıyor.
01:07Yazarın iddiası çok net.
01:08Farkında bile olmadan sessizce yeni bir varoluş biçimine geçtik.
01:13Peki bu soyut eşik hissi nereden geldi?
01:16Tabii ki bu his durup dururken ortaya çıkmadı.
01:18Yazar cevabın 2025'in o gürültülü ve kayıplarla dolu arka planında yattığını söylüyor.
01:24Hadi gelin o yıla bir geri dönelim neler olmuştu hatırlayalım.
01:26O yıl boyunca adeta nefes alacak bir an bile bulamadık.
01:30Düşünsenize bir felaketin haberi bitmeden diğeri başlıyordu.
01:34Kartalkaya'daki o korkunç yangın, İstanbul'u sallayan deprem, bir türlü bitmeyen savaşlar.
01:39Yazarın dediği gibi bu trajediler bir noktadan sonra haber olmaktan çıktı ve hayatımızın normal,
01:44uğutlu bir arka plan gürültüsüne dönüştü.
01:47Ve kayıplarımız sadece trajik olaylarla sınırlı değildi.
01:512025 aynı zamanda kültürümüzü, sanatımızı, düşünce dünyamızı şekillendiren devlerin de bir bir sahneden çekildiği bir yıldı.
02:00Bu da o kollektif yaz hissini daha da derinleştirdi.
02:03Şu isimlere bir bakın.
02:05Aslında sadece sanatçıları değil, bir dönemin seslerini, renklerini, fikirlerini kaybettik.
02:11Her bir veda dünyamızdan bir parça daha eksiltti ve bizi, hepimizi biraz daha yalnız bıraktı.
02:18Bütün bu kayıpların ve krizlerin ortasında sığınabileceğimiz bir adalet duygusu da kalmamıştı.
02:24Yazar, terazinin tamamen kırık olduğu, iktidarın acımasız, muhalefetin ise fısıldamaya bile mecalinin kalmadığı bir siyasi manzara çiziyor.
02:35Güvenebileceğimiz hiçbir şey yok gibiydi.
02:37Ve işte, tehlikenin başladığı yer tam da burası.
02:41Bu kadar çok felaket, bu kadar çok haksızlık üst üste yaşanınca ne olur biliyor musunuz?
02:46Yazarın tespiti gerçekten korkutucu.
02:49Artık onlara şaşırmamaya başlarız.
02:52Onlar, hayatımızın normal bir parçası, bir arka plan gürültüsü haline gelir.
02:57Peki, bu dayanılmaz arka plan gürültüsüne karşı nasıl bir savunma mekanizması geliştiriyoruz?
03:03İşte burada yazar, denemenin en can alıcı kavramını ortaya atıyor.
03:07Tehlikeli bir sığınak olan alışmanın konforu.
03:11Bu kavramı biraz açalım.
03:12Bu aslında bir tür ruhsal anestezi.
03:14Normalde bizi öfkelendirmesi, isyan ettirmesi gereken şeylere karşı duyarsızlaşmamız demek.
03:20Neden?
03:21Çünkü sürekli öfkeli ve üzgün yaşamak imkansız.
03:24Biz de hayatta kalabilmek için kabul edilemez olanı sıradanlaştırmaya, normalleştirmeye başlıyoruz.
03:302025'in bize öğrettiği en tehlikeli ders belki de tam olarak buydu.
03:34Yazar burada bizi çok acı bir gerçekle yüzleştiriyor.
03:37Bakın, duyarlı kalmak, her haksızlığı iliklerinize kadar hissetmek, dikenli bir telin içinde yaşamaya benziyor.
03:44Yani çok yorucu ve acı verici.
03:46Buna karşılık alışkanlık, o dikenli telin etrafında kendinize konforlu bir baloncuk yaratmak gibi.
03:52Ne kadar tehlikeli olduğunu bilsek de, yaşamanın çok daha pratik, çok daha kolay bir yolu.
03:58Peki biz bu eşiğe bir gecede mi geldik?
04:00Tabii ki hayır.
04:01Bu, küçük adımlarla gerçekleşen bir yolculuktu.
04:04Önce konuşmaktan vazgeçtik.
04:05Sonra gördüğümüz haksızlıklara karşı gözümüzü kapattık.
04:08Ardından bir gün her şey düzelecek umudunu kişisel bir teselliye dönüştürdük.
04:12Ve en sonunda bu kollektif sessizliğe olgunluk adını verip iyice gömüldük.
04:18Peki, bu kollektif ruh halinin, bu sessizliğin en net yansımasını nerede bulabiliriz?
04:23İstatistiklerde veya anketlerde değil,
04:25yazar diyor ki, aynayı sinemaya çevirmemiz lazım.
04:28Yani karanlıkta kendimize anlattığımız hikayelere.
04:32Neden sinema?
04:33Çünkü rakamlar bize ne olduğunu söyler ama filmler bize ne hissettiğimizi anlatır.
04:372025'in filmleri aslında toplum olarak bilinçaltımızda sorduğumuz soruların,
04:42taşıdığımız endişelerin birer yansımasıydı.
04:44Şu listeye bir bakın.
04:45Birbirinden ne kadar farklı türde filmler ama hepsi de sanki aynı yaraya dokunuyor değil mi?
04:50Bir zamanlar inandıklarımız için hala savaşabilir miyiz?
04:53Yanımızdaki kötülüğü görmezden mi geliyoruz?
04:56Asıl ihtiyacımız olan şey ne?
04:58Bu sorular aslında hepimizin 2025 boyunca kendine sorduğu ama belki de sesli dile getiremediği sorulardı.
05:04Farklı yönetmenler, farklı hikayeler ama hepsi sanki tek bir ağızdan, tek bir devasa soru soruyordu.
05:10İşte o soru buydu.
05:13Biz mi değiştik yoksa hala bir şeyleri değiştirebilir miyiz?
05:16Koskoca bir yıl süren yorgunluk ve alışkanlıklardan sonra artık bir şeyleri değiştirecek gücümüzün kalıp kalmadığından emin değildik.
05:23Sinemada adeta bir ayna gibi bu şüpheyi yüzümüze vuruyordu.
05:27Tamam, krizler, kayıplar, alışkanlıklar ve filmler.
05:31Yazar tüm bunları bir araya getirerek bizi son ve çok kışkırtıcı bir soruya ulaştırıyor.
05:36Eşiğin diğer tarafında bizi ne bekliyor?
05:39Yazarın vardığı sonuç umutsuz bir çığlık değil.
05:42Acı ama net bir teşhis.
05:452025 bize kim olduğumuzu değil, neye dönüştüğümüzü gösterdi.
05:49Artık daha az şaşıran, olaylar karşısında daha az direnen ve sessizce uyum sağlayan bir topluma.
05:55Ve işte Yapboz'un son en korkutucu parçası da bu belki de.
05:59Bu büyük dönüşümü yaşarken farkına bile varmadık.
06:02Sessizce oldu her şey.
06:04Eşikten geçtiğimizi ancak diğer tarafa vardığımızda geriye bakınca anladık.
06:08Artık geri dönüş yok.
06:10Eşiğin bu tarafındayız.
06:12Ve şimdi önümüzde çok kritik bir seçim duruyor.
06:14Bu yeni halimizi nasıl adlandıracağız?
06:17Kendimize ne diyeceğiz?
06:18Kendimize nasıl bakacağız?
06:20Bu sessizliğimiz, bu uyum sağlama halimiz, dünyanın acı gerçeklerini kabul eden bir olgunluk mu?
06:26Yoksa bu süreçte bizi insan yapan en temel, en hayati duyarlılığımızı mı kaybettik?
06:32Ve yazar bu devasa soruyla bizi baş başa bırakıyor.
06:36Yıllar sonra geriye baktığımızda 2025'i nasıl hatırlayacağız?
06:40Bizi daha bilge yapan bir olgunluk eşiği olarak mı?
06:43Yoksa insani duyarlılığımızı kaybettiğimiz o büyük kırılma anı olarak mı?
06:48Bu sorunun cevabı belki de bundan sonra atacağımız adımlar da gizli.
06:52Gerçekten de düşünmeye değer.
Yorumlar

Önerilen