00:00Herkese merhaba. Doğrudan konuya girelim çünkü bugün masamızda oldukça sıcak ve tartışmalı bir başlık var.
00:06Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yakın zamanda imzalanan Mekke Mutabakatı.
00:11Ama bunu klasik bir haber bülteni gibi okunmayacağız.
00:13Bugün, yazar Nazım Peker'in kaleminden çıkan ezber bozan jeopolitik bir eleştiriye adım adım masaya yatırıyoruz.
00:20Tüm bu detayların arasında bizim asıl odaklanacağımız soru şu.
00:23Bu mutabakatın Türkiye'ye etkileri tam olarak ne?
00:26Anlaşmanın perde arkasını ve bölge siyasetindeki sarsıcı etkilerini yazarın gözünden birlikte inceleyeceğiz.
00:33Peki bu analizi nasıl yapacağız?
00:35Aslında yazarın eleştirisini beş temel başlığa ayırabiliriz.
00:38Önce anlaşmanın temel şartına yani mekaniğine bakacağız.
00:41Sonra tehdit asimetrisi gibi çok ilginç bir kavrama değineceğiz.
00:45Ardından bölgedeki çatışmaların asıl kazananlarını sorgulayıp diplomatik çelişkilerle yüzleşeceğiz.
00:50Ve en sonunda tüm bu tablonun Türkiye için ne gibi askeri riskler yarattığını konuşacağız.
00:55Lafı hiç uzatmadan ilk başlığımızla yani temel şart ile başlayalım.
00:59Bu mutabakat kağıt üzerinde aslında bizden ne istiyor?
01:03Yazar analize anlaşmanın tam merkezindeki o kritik maddeyi tanımlayarak giriyor.
01:08Ortak savunma mekanizması.
01:10Şöyle düşünün, Türkiye, Suudi Arabistan veya Pakistan bu üçünden birine dışarıdan bir saldırı olursa diğer ikisine de saldırılmış sayılacak.
01:18Tanıdık geldi mi?
01:19Evet, tıpkı NATO'nun o meşhur beşinci maddesi gibi.
01:22Teoride kulağa gerçekten muazzam bir dayanışma mesajı gibi geliyor.
01:26Ama yazarımız tam da bu noktada durup, bir dakika, işin pratiği gerçekten öyle mi?
01:31diyerek tartışmanın vitilini ateşliyor.
01:33İşte o bir dakika dediğimiz yer bizi hızla ikinci başlığa, tehdit asimetrisine getiriyor.
01:39Tabloya bir bakın, tablo her şeyi özetliyor aslında.
01:42Yazar çok basit ama çok vurucu bir soru soruyor.
01:45Bu ülkelere gerçekte kim saldıracak?
01:48Pakistan'a bakıyoruz, Hindistan'la yıllardır süren, bitmek binmeyen sıcak bir gerilim var.
01:53Suudi Arabistan'a dönüyoruz, bir yanda İsrail, diğer yanda Yemen'deki İran destekli Husiler, ateş çemberi.
02:00Peki ya Türkiye?
02:01Şu an sınırlarında doğrudan Türkiye'yi hedef alan sıcak bir askeri saldırı var mı?
02:06Yazarın cevabı hayır.
02:08Yani ortada devasa bir asimetri var.
02:10Ortaklarımızın aktif savaşları varken bizim böyle bir derdimiz yok.
02:14Ve tam da bu asimetriden dolayı yazar, Türkiye'nin o en temel, o en sarsılmaz dış politika prensibini atıfta bulunuyor.
02:21Yurtta barış, dünyada barış.
02:23Yazarın mantığı gayet net.
02:26Kendi sınırlarımızda, kapımızda, doğrudan bir savaş tehdidi yokken,
02:30Türkiye neden durduk yere kendini başkalarının aktif çatışmalarının, başkalarının savaşlarının ortasında bulsun ki?
02:37Geçelim üçüncü bölüme.
02:38Madem ortada başkalarına ait bitmeyen çatışmalar var, o zaman soralım.
02:43Bu çatışmaların kazananları gerçekten kim?
02:46Yazar Peker, Orta Doğu'daki o kanlı iç çatışmaların trajik ironisini tam olarak bu görüntüyle zihnimize kazıyor.
02:53Düşünsenize, bir tarafta abdestini alıp namazını eda ettikten sonra jetine binip Yemen'i bombalayan bir Suudi pilot.
02:59Karşı taraftaysa Müslüman bir ülkeye, Suudi Arabistan'a Allahu Ekber nidalarıyla füze fırlatan Husi'ler.
03:05Her iki tarafta inançlarını, dinlerini öne sürüyor ama ortada akan Müslüman kanı var.
03:11İnanılmaz bir çelişki değil mi?
03:12İşte bu korkunç manzara karşısında yazar son derece haklı ve sarsıcı bir retorik soru yöneltiyor.
03:19Odak noktasını dinden ve inançtan alıp jeopolitik gerçeklere çevirdiğimizde,
03:23kaybedeni baştan belli olan bu kardeş kavgasında asıl kazanan kim?
03:27Müslümanlar birbirlerini kırarken aslında kime hizmet ediyorlar?
03:30Analize göre bu sorunun cevabı koca bir sır değil.
03:34Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail.
03:36Yazar bu durumu Anadolu'da çok sevdiğim o meşhur tabirle,
03:40tarlanın taşıyla tarlanın kuşunu vurmak olarak özetliyor.
03:43Dış güçler kendi askerlerini, kendi kaynaklarını harcamadan,
03:47bölgedeki aktörleri birbirine düşürerek inanılmaz bir fayda sağlıyorlar.
03:51Başkalarının savaşı, onların kazancı oluyor.
03:53Geldik bence tartışmanın en can alıcı yerine, 4. bölüme.
03:58Yani o meşhur diplomatik çelişkilere.
04:00Burada resmen bir diplomatik akıl tutulması var.
04:03Yazarın eleştirisinin kalbi tam da burası.
04:05Bir tarafta Suudi Arabistan, bu mutabakatla Türkiye'den ne istiyor?
04:09Kapsamlı ve çok amaçlı askeri dayanışma.
04:11Harika.
04:12Peki aynı Suudi Arabistan gerçek hayatta ne yapıyor?
04:15Gidiyor, Türkiye yerine Yunanistan ile askeri ilişkiler geliştiriyor.
04:19Üstüne üstlük Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımayı inatla reddediyor.
04:23Bu denklemde sizce de bir tuhaflık yok mu?
04:26Peker bu çelişkiyi doğrudan muhatabının yüzüne vuruyor ve soruyor.
04:29Madem bu kadar dostuz, madem müttefikiz, e neden KKTC'yi tanımıyorsunuz?
04:34Sizi engelleyen, gizliden gizliye elinizi kolunuzu bağlayan birileri mi var?
04:38Haklı bir isyan.
04:39Kıbrıs gibi Türkiye'nin kırmızı çizgisi olan bir konuda bile destek vermeyen bir ülkenin müttefikliği ne kadar samimidir ki?
04:46Tabi yazarın soruları bitmiyor, sorgulamaya devam ediyor.
04:49Türkiye neden hiçbir diplomatik destek görmediği, tarihsel olarak kendisine hep mesafeli durmuş bir ülkenin güvenliği için ağır askeri yükümlülükler üstlensin?
04:59Sen Türkiye'den askeri dayanışma bekle ama git Yunanistan ile iş tut.
05:03Yazarın o nefis tabiriyle biz masadaki bir tuzluk muyuz?
05:06Tek taraflı, sadece verici olduğumuz bir müttefiklik anlayışı olabilir mi?
05:10Bütün bu anlattıklarımız bizi incelememizin ana hedefine o son bölüme taşıyor.
05:15Mekke mutabakatının Türkiye'ye etkileri ve gerçek askeri riskler.
05:19Yazar asker gönderme senaryosuna şiddetle karşı çıkarken hepimizin tüylerini diken diken eden çok acı bir tarihi referans yapıyor.
05:27Türkiye'nin ikinci bir Yemen türküsü yazma lüksü yoktur diyor.
05:31Osmanlı döneminde o kavurucu çöllerde yitip giden, geri dönemeyen binlerce askerimizi ve arkalarından yakılan o yürek yakan ağda hatırlatıyor.
05:39Bugünün Türkiye'sinin, başkalarının çöllerinde kaybedecek, feda edecek tek bir evladı bile olamaz.
05:45İşin bir de iç siyaset, hukuk ve pratik boyutu var tabii. Analiz bunları da tek tek sıralıyor.
05:51Bir defa Türkiye'de yurt dışına asker göndermek öyle tek gecelik bir iş değil.
05:55Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onayı şart.
05:57İkincisi, yazar diyor ki, madem bu çok acil ve önemli bir mutabakat, bu metin neden meclise aylar sonra gecikmeli olarak
06:05gönderildi?
06:05Ve bence en vurucu tespit şu.
06:07Suudi Arabistan illa kapsamlı bir askeri destek istiyorsa, neden bunu çok yakın çalıştıkları, hatta donanma tatbikatlarını bile takvimlerine göre ayarladıkları
06:16Amerika'dan istemiyor?
06:17Yazar Peker, eleştirisini belki de metnin en keskin, en tavizsiz cümlesiyle noktalıyor.
06:23Türk askerinin canı bu kadar ucuz değil, diyor.
06:26Eğer illa ki o coğrafyaya, o ateşe bir askeri destek verilecekse, bu kararı veren siyasiler samimiyetlerini kanıtlamak zorundadır.
06:33Nasıl mı? Önce kendi çocuklarını o cepheye, o çöllere göndererek.
06:37İşte, tehdit asimetrisi, diplomatik çelişkiler ve tarihin o unutulmaz acı dersleri.
06:44Tüm bu tabloya şöyle bir uzaktan bakınca, yazarın o nihai, o kışkırtıcı sorusu zihnimizde yankılanıyor.
06:50Türkiye'nin böylesine riskli ve tek taraflı kapsamlı bir askeri ittifaka girmesinin asıl mantıklı açıklaması ve gerçekten ama gerçekten bir
06:58gerekliliği var mı?
06:59Yorum tamamen sizin.