Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Bu köşe yazısı, Türkiye'deki çözüm süreci ve PKK militanlarının tahliyesi gibi siyasi gelişmelere yönelik sert bir eleştiri sunmaktadır. Yazar, ordudaki nitelikli personelin tasfiye edilmesini ve bedelli askerlik gibi uygulamaları, muhtemel bir savaş durumunda ülkenin savunma gücünü zayıflatan unsurlar olarak değerlendirmektedir. Meclis’teki oylamalar ve Habur’da kurulan çadır mahkemeleri üzerinden, devletin terörle mücadeledeki kararlılığının sarsıldığı ve vatanseverlerin ihmal edildiği savunulmaktadır. Şehit ailelerine ve gazilere yönelik tutumlar ile teröristlerin serbest kalması, Türk milletinin vicdanını yaralayan ihanet benzeri bir hamle olarak nitelendirilmektedir. Sonuç olarak yazar, yapılan yasal düzenlemelerin terör örgütüne meşruiyet kazandırdığını ve bu durumun ülkenin birliğine stratejik bir darbe vurduğunu ileri sürmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bugünkü incelememize hoş geldiniz.
00:02Bugün masamızda oldukça çarpıcı, dili sert ve fazlasıyla kutuplaşmış bir metin var.
00:07Mehmet Özkendirci'nin Türkiye'nin askeri ve siyasi manzarasına dair kaleme aldığı o çok tartışılan yazısını adım adım adeta bir
00:15cerrah titizliğiyle inceleyeceğiz.
00:16Baştan söyleyeyim, amacımız kesinlikle taraf tutmak veya bir siyasi görüşü alkışlamak değil.
00:21Bizim işimiz, yazarın kendi argümanlarını nasıl inşa ettiğine, okuyucuyu etkilemek için hangi retorik araçları kullandığına bakmak.
00:28Yani bu sert ve oldukça duygusal metnin anatomisini çıkaracağız.
00:32Hazırsanız hemen başlayalım.
00:34Düşünün ki bir yazıya başlıyorsunuz ve yazar sizi daha ilk cümleden adeta yakanızdan tutarak sarsıyor.
00:40Aynen şöyle soruyor, olması muhtemel bir düşman saldırılarında kiminle savaşacaksınız?
00:46Bakın bu öylesine sorulmuş sıradan bir soru değil.
00:48Yazarın tüm o eleştiri kalesini üzerine inşa ettiği duygusal çekirdek tam olarak burası.
00:54Olası bir savaş senaryosu çiziyor ve okuyucunun zihninde anında o beka, o güvenlik endişesi alarmını çaldırıyor.
01:01Siyasi bir metin için inanılmaz güçlü ve kışkırtıcı bir açılış taktiği, öyle değil mi?
01:05Birinci bölüm, yazarın temel sorusu.
01:08Yani bu siyasi memnuniyetsizliğin çıkış noktası.
01:12İkinci bölüm, askeri yapıdaki değişim.
01:15Değişen personel ve sadakatler.
01:17Şimdi, yazarın asıl endişe duyduğu yere, yani ordunun iç yapısına bir bakalım.
01:23Yazar burada çok keskin, siyahla beyaz kadar net bir zıtlık yaratıyor.
01:26Bir tarafa Mustafa Kemal'in askerleri olarak tanımladığı, kendi perspektifinden ordunun o geleneksel, liyakata dayalı temelini koyuyor.
01:34Diğer tarafa ise kimleri koyuyor biliyor musunuz?
01:37Ordudan ihraç edilenlerin yarattığı boşluğu doldurduğunu iddia ettiği,
01:41TÜGEV, TÜKVA gibi vakıf bağlantılı kişileri ve sadece kendi deyimiyle 3 gün eğitim gören bedelli askerleri.
01:47Yani yazar açıkça, deneyimsiz veya siyasi aidiyeti olan grupların, geleneksel askerlerin yerini aldığını savunuyor
01:54ve bundan duyduğu derin kaygıyı okuyucuya doğrudan yansıtıyor.
01:58Üçüncü bölümümüz, meclisteki siyasi uyarılar.
02:02Evetçilere karşı protesto.
02:03Odak noktamızı o gergin meclis koridorlarına, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne çeviriyoruz.
02:09Metnin tam kalbinde çok ağır bir veri var.
02:127500.
02:13Bakın, bu sadece bir sayı değil.
02:15Yazar, o tansiyonu yüksek oturumda, İYİ Partili bir milletvekilinin kürsüye çıkıp,
02:20tam 7500'den fazla şehit Türk askerinin ismini tek tek okumaya başladığını anlatıyor.
02:25Neden mi?
02:27Çünkü yazarın anlattığına göre, bu muhalefetin her teklifine koro halinde hayır diyen,
02:31ama söz konusu yasa olunca, evet için parmak kaldıran meclis çoğunluğunu utandırmak için yapılmış,
02:37çok dramatik, yüzleşme dolu bir protesto anı.
02:40Ve bu yüzleşmenin sonucu, yazarın çizdiği tablo gerçekten çok karamsar,
02:45şehit isimleri o kürsüden yankılanırken,
02:48bu evetçi vekillerin yüzleşmek yerine başları eğik bir şekilde salondan kaçıştıklarını iddia ediyor,
02:53hatta manzarayı daha da vurucu hale getirmek için,
02:56kamerayı dışarıya, gazi ve şehit ailelerine barikat kurmak zorunda bırakılan genç Türk polisine çeviriyor,
03:02o polislerin gözyaşlarına hakim olamadığını söylüyor,
03:05yazarın buradaki öfkesi çok net,
03:07karar alıcı siyasilerin bu trajik manzaradan bile zerre utanmadığını savunarak eleştirisini zirveye taşıyor.
03:13Dördüncü bölümümüz, Habur sınır kapısı hatırlatması,
03:16yani yazarın öfkesini tarihe demirlediği yer.
03:19Peki yazarın bugünkü bu siyasi kararlara duyduğu o devasa öfke bir anda mı ortaya çıktı?
03:24Tabii ki hayır, bizi geçmişe, Habur olaylarına götürüyor.
03:28Zihnindeki o kronolojik anlatım adeta bir film şeridi gibi.
03:32Birinci adım, yazarın eli kanlı olarak nitelendirdiği kişilerin,
03:35sanki zafer kazanmış bir ordu gibi davul zurnayla Habur'dan geçişi.
03:40İkinci adım, koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin,
03:42tabiri caizse onların ayaklarına gidip çadır mahkemeleri kurması.
03:46Yazar bunu korkunç bir zayıflık ve boyun eğimi olarak tasvir ediyor.
03:50Ve yazar için bardağı taşıran o son damla, yani üçüncü adım,
03:53bu kişilerin devletle işe girip bir de üzerine maaşa bağlandıkları iddiası.
03:58Yazarın bu çadır mahkemelerine getirdiği eleştiri o kadar alaycı ki,
04:02aynen şu ifadeyi kullanıyor,
04:03herhalde biz dağlarda kamp kurup tatil yapıyorduk,
04:06elimize su tabancası bile almadık demişlerdir.
04:09İnanılmaz bir sarkazım değil mi?
04:11Bu ironiyi bilerek çok güçlü bir silah gibi kullanıyor.
04:14Amacı, o dönemki yargılama süreçlerinin içinin nasıl boşaltıldığını,
04:19devlet ciddiyetinin nasıl ayaklar altına alındığını,
04:22okuyucuya iliklerine kadar hissettirmek.
04:24Hatta hızını alamayıp,
04:26asker, polis, kadın, çocuk demeden öldürmedik demişlerdir diyerek,
04:31o acı ironiyi daha da keskinleştiriyor.
04:33Tüm bu Habur geçmişini anlatmasının tek bir sebebi var,
04:37devasa bir adaletsizlik tablosu çizmek.
04:39Yazarın asıl isyanı şu,
04:41bir tarafta 5-10 sene ceza alıp,
04:43sonra cezası ertelenen ve adeta ödüllendirilir gibi devlette maaşa bağlananlar var,
04:48diğer tarafta ise iş bekleyen onca vatansever,
04:52masum ve pırıl pırıl vatandaş işsiz güçsüz bekliyor.
04:55Yazarın gözünde bu,
04:57devletin adalet ve liyakat terazisinin tamamen kırıldığının en net, en acı kanıtı.
05:02Ve geldik 5. son bölümümüze,
05:05altın tepsideki zehir,
05:07çerçeve yasalarının olası sonuçları.
05:09Şimdi,
05:10yazar soruyor,
05:11peki bu meclisten geçen yeni çerçeve yasasından kim karlı çıkacak,
05:15kim sevinecek?
05:16Kendisi,
05:17bu yasayı,
05:18Türk'ün bağrına saplanan bir hançer olarak tanımlıyor,
05:21ve şu bölgelerde adeta bayram havası eseceğini iddia ediyor.
05:25İmralı,
05:26Suriye,
05:27Irak ve İran.
05:27Kısacası yazar,
05:29bu atılan siyasi adımların içerideki vatandaşa falan yaramadığını,
05:33tam aksine sınır dışındaki jeopolitik rakipleri ve örgüt bağlantılı yapıları sevindiren büyük bir taviz olduğunu savunuyor.
05:40Ama meclisteki durumla sokaktaki durum aynı mı?
05:42Yazara göre kesinlikle hayır.
05:44Arada devasa,
05:45korkunç bir uçurum var.
05:47Yazar bu çerçeve yasasının sadece mecliste kalkan o parmaklardan ibaret olduğunu,
05:51tabanda,
05:52yani sokaktaki halk arasında bu yasanın büyük bir çoğunlukla reddedildiğini iddia ediyor.
05:56Evet oyu veren siyasilerle milletin gerçek nabzı arasında tam bir demokratik kopukluk olduğunu söylüyor.
06:03Yani halkın bu yazıyı kesinlikle onaylamadığının altını ısrarla çiziyor.
06:07Ve yazar bu sert eleştirisini akıllara kazanacak tek kelimeyle muazzam bir metaforla noktalıyor.
06:13Unutulmasın,
06:14zehir bakır kaplarda değil altın tepsilerde sunulur.
06:18Gerçekten çarpıcı bir benzetme.
06:20Yazar şunu demek istiyor.
06:22Bize şatafatlı kelimelerle,
06:24yaldızlı laflarla,
06:25sanki mükemmel bir şeymiş gibi sunulan o siyasi yasalar,
06:29aslında milletin geleceğini içten içe yiyip bitiren zehirli adımlardır.
06:34Peki biz bütün bunlardan ne anlamalıyız?
06:37Yazarın bu metni aslında bize bir uyarı fişeyi yakıyor.
06:40Siyasette önümüze konan o parlak ambalajlara değil,
06:43paketin içindeki gerçeğe odaklanmamız gerektiğini sertçe hatırlatıyor.
06:46Gerçekten de siyasi kararlar bize o altın tepsilerde sunulurken,
06:50o tepsinin içinde tam olarak ne olduğunu ne kadar sorguluyoruz.
06:54İşte bu düşündürücü soruyla bugünkü incelememizin sonuna geliyoruz.
06:58Bize katıldığınız için çok teşekkürler.
07:00Bir sonraki analizimizde görüşmek üzere,
07:02hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen