Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 ay önce
Erol Sunat'ın bu yazısı, edebiyatın insan hayatındaki derin ve sarsılmaz yerini samimi bir üslupla ele almaktadır. Yazar, edebiyatı sadece akademik bir disiplin değil, beşikten mezara kadar her ana eşlik eden bir yoldaş olarak tasvir eder. Metin boyunca geleneksel halk anlatılarından modern edebiyat akımlarına kadar geniş bir yelpazede edebiyatın birleştirici gücüne vurgu yapılır. Edebiyatın hem nezaket ve zarafet kaynağı hem de hayatın içindeki feryatların sesi olduğu çarpıcı bir dille anlatılır. Dede Korkut'tan Aşık Veysel'e uzanan bu kültürel köprüde, dilin zenginliği ve ifade gücü ön plana çıkarılır. Sonuç olarak eser, edebiyatsız bir yaşamın eksik kalacağını ve bu sanatın her türlü insani duyguya ev sahipliği yaptığını hatırlatır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Selamlar ve yeni incelememize hoş geldiniz.
00:03Bugün yazar Erol Sunat'ın o çok özel, metaforik denemesine dalıyoruz.
00:07Konumuz ne mi? Edebiyatla ömür boyu süren, o ayrılmaz, inanılmaz derecede samimi ilişkimiz.
00:14Lafı hiç uzatmadan gelin bu edebi yolculuğa hemen başlayalım.
00:18Yazarımız metne o meşhur dizeye atıfta bulunarak çok güzel bir giriş yapıyor.
00:23Edebiyatın bir girdik koluna, düştük Veysel'in uzun ince yoluna.
00:27Aslında bu cümle bize her şeyi özetliyor.
00:30Edebiyat, okullarda zorla ezberletilen sıkıcı bir ders ya da kalın kitapların arasına sıkışmış bir kuram değil.
00:37O, hayat dediğimiz bu uzun ince yolda kol kola girdiğimiz en sadık yol arkadaşımız.
00:43Peki bu yolculuktaki ilk durağımız neresi derseniz, edebiyatı cedide.
00:48Ama durun, hemen aklınıza o kuralcı tarihi edebiyat akımı gelmesin.
00:52Yazarımız burada olaya çok daha taze, yepyeni bir pencereden bakıyor.
00:56Normalde Recaizade Mahmut Ekremler, Tevfik Fikretler gelir aklımıza değil mi?
01:01Ama yazar bu tarihi dönemin halk arasında nasıl şekil değiştirdiğini gösteriyor bize.
01:05Düşünsenize, birisi sular seller gibi şiirler okuyor, yazarları ezberebiliyor ve her soruya inanılmaz etkili, fiyakalı cevaplar veriyorsa,
01:13işte o zaman insanlar ona bir nevi şeref madalyası takıp, vay be edebiyatı cedidesi yerinde derlermiş.
01:21Yani bu terim müthiş bir hitabet ve hafıza gücünü öven günlük bir kavrama dönüşmüş.
01:26Asıl vurucu nokta da tam burası zaten.
01:29Eğer o engin kelime dağarcığına sahipseniz, edebiyat sizin için açılmaz denilen her kapıyı açan sihirli bir anahtar oluyor.
01:37Sizi imkansıza, hani o efsanelerdeki Kaf Dağı'na bile uçurup götürebilecek bir rehber, bir zümrüdağın kakuşu haline geliyor.
01:46İnanılmaz bir süper güç, öyle değil mi?
01:49Şimdi o dar ince patikadan çıkıp sonsuz bir okyanusa açıldığımızı hayal edelim.
01:54Yazarımız edebiyatın aslında içine daldıkça sınırları olmayan devasa bir deniz olduğunu fark ettiğimizi anlatıyor.
02:01Düşünsenize, demir atabileceğiniz limitsiz koy, keşfedilmeyi bekleyen sayısız körfez ve fırtınadan kaçıp sığınabileceğiniz güvenli limanlar var bu denizde.
02:11İletişim kurarken edebiyatın o tatlı, sakinleştirici gücünü kullandığımızda metaforik kayığımızı o güvenli limanlardan birine yanaştırmış oluyoruz.
02:21Bir anda ortam yumuşuyor, gerginlik buharlaşıp uçuyor.
02:24Ve biliyor musunuz, bu sadece ihtiyacımız olduğunda başvurduğumuz bir araç değil, hayatın bütün sesleri edebiyatla yankılanıyor.
02:32Adeta beşikten mezara kadar.
02:34İşin içine girince edebiyatın bizi ne kadar büyük bir zıtlıkla sardığını görüyorsunuz.
02:40Bir anda bebekken duyduğumuz o ilk ses, sakinleştirici, huzur dolu ninniler var, tam bir başlangıç.
02:47Ama diğer yanda hayatın sonunu simgeleyen, gözyaşları ve acıyla yoğrulmuş hüzünlü ağıplar var.
02:54Edebiyat bizi ilk nefesimizden son nefesimize kadar işte bu devasa duygu sarmalıyla kucaklıyor.
03:00Üstelik sadece duygular değil, edebiyatın frekansı ve ses seviyesi de hep değişkendir.
03:06Bazen yeri göğü inleten bir düğün şamatası, bir şangırtı, coşkulu bir gümbürtü olur.
03:13Bazen de tam tersi.
03:15İnsanın bam teline dokunan o sessiz tıngırtı, ciğer yakan bir türkü ya da yürek burkan bir feryat olarak karşımıza çıkar.
03:23Tam da bu duygu yoğunluğunun içinde metnin bize yönelttiği o çok çarpıcı soruyu ben de doğrudan size sormak istiyorum.
03:32Peki sizin edebiyatla aranız nasıl, gündelik hayatınızda kelimelerin bu dönüştürücü gücünden ne kadar faydalanıyorsunuz?
03:39Eğer şu an içinizden, metnimizin de dediği gibi, fena sayılmaz başlangıç için yeterli diyorsanız, inanın harika bir yerdesiniz.
03:48Erolsun'a tam da bunu vurguluyor.
03:50Edebiyat ucu bucağı olmayan bir okyanus.
03:52Sadece kıyısından köşesinden tutunup birazcık nasibinizi alsanız bile bu hayatınızı renklendirmeye fazlasıyla yetecektir.
04:00İşin bir de günlük sosyal ilişkiler boyutu var tabii.
04:03Edebiyatın o zıttıklarla dolu, iltifatlardan hakaretlere uzanan sosyal dünyası.
04:08Günlük hayatta kelimelerin madalyon gibi iki yüzü olduğunu unutmamak lazım.
04:13Bir yanda işleri pürüzsüzleştiren o tatlı dil, övgüler, iltifatlar, el pençe divan durarak kurulan süslü cümleler var.
04:20Ama madalyonu çevirdiğinizde küfür, azar, hakaret ve sitemler karşımıza çıkıyor.
04:26Hani şu sana demedim, ortaya söyledim diyerek attığımız dolaylı laflar, ince ince yaptığımız iğnelemeler yok mu?
04:32Aslında hepsi ama hepsi edebi birer sosyal araç.
04:36Haliyle insan ilişkilerinin olduğu her yer biraz tiyatro sahnesine dönüyor.
04:42Yazarın da belirttiği gibi işin içine tuluatlar, vaudeviller, orta oyunları, uzun tiratlar giriyor.
04:48Yüze gülüp arkadan söylenenler, yalandan yapılan şakalar,
04:52aslında günlük hayatımızda farkında bile olmadan sürekli bir sahnedeyiz.
04:57Ve inanır mısınız repliklerimizi edebiyattan çekip alıyoruz.
05:01Şimdi bu günlük koşuşturmacayı bir kenara bırakalım da,
05:05işin o görkemli, efsanevi geçmişine, destanların ve mitlerin dünyasına bir adım atalım.
05:11Çünkü edebiyat bizi sadece bugünle sınırlandırmıyor.
05:14O devasa kültürel hayal gücümüzün kapılarına aralıyor.
05:17Oğuz boylarının o meşhur efsaneleri canlanıyor karşımızda.
05:21Bilge Dedem Korkut, Yiğit Basat, Dev gibi Bamsı Beyrek ve Gözüpek Deli Dumrul.
05:26Bu isimler sadece tozlu sayfalarda kalmış masal kahramanları değil.
05:30Onlar bizim orta kafızamızın ta kendisi.
05:33Mesela kaynak metnindeki Bamsı Beyrek tasvirine bir bakar mısınız?
05:37O kadar görsel ve canlı ki.
05:40İki metreden uzun bir boy, çifte kılıç kuşanan bir dev.
05:43Öyle bir nara atıyor ki, ejderhalar bile korkudan kaçıp saklanacak delik arıyor.
05:48Bu detaylar, edebiyatın sadece siyah mürekkeple yazılmış bir metinden ibaret olmadığını,
05:54zihnimizde nasıl kanlı canlı devasa efsaneler yarattığını muazzam bir şekilde gösteriyor.
06:00Peki ya o meşhur köprünün sahibi Deli Dumrul?
06:03Metinde deniyor ki, eğer Deli Dumrul'un koluna gelip yürümeye kalkarsanız,
06:08sağınız, solunuz, içiniz, dışınız tamamen onun hikayesiyle kaplanır.
06:12Öylesine baskın, öylesine güçlü bir karakterdir ki,
06:16bugün bile etrafımızda o efsanevi kabadayılığa özenip,
06:19kendi çapında köprüler kurmaya çalışan,
06:22ben de onun gibiyim diyen insanlara rastlarsınız.
06:25Ve işte geldik başladığımız yere.
06:28Aşık Veysel'in o uzun ince yoluna.
06:31Yol dedik, edebiyatsız yürünmez.
06:33İncelememizi tamamlarken, sizi şu harika soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
06:38Hayat denen bu uzun yolda yürürken,
06:41edebiyatı sadece sessiz bir yol arkadaşı olarak mı yanınızda taşıyacaksınız?
06:45Yoksa kelimeleri bir kalkan, bir kılıç ya da ruhunuzu iyileştiren bir merhem gibi kullanıp,
06:51bu yolda kendi destanınızı mı yazacaksınız?
06:54Tercih sizin.
06:55Kendinize çok iyi bakın ve kelimelerin gücünü keşfetmekten asla vazgeçmeyin.

Önerilen