00:00Herkese merhaba. Bugün yine çok konuşulan, çok tartışılan bir meseleyi masaya yatırıyoruz.
00:04Eğitimci ve yazar Nazım Peker'in o ses getiren makalesini hep birlikte inceliyoruz.
00:09Hani şu sadece okullardaki tuvaletler konusundan yola çıkıp bir anda hijyen krizine ve hatta ülkece harcama önceliklerimize kadar uzanan o
00:17çarpıcı analiz var ya, işte tam da ondan bahsediyorum.
00:20Ortaya atılan tek bir cümle aslında ne kadar da derin toplumsal yaralara işaret ediyormuş, gelin yazarın argümanları üzerinden adım adım
00:27birlikte bakalım.
00:28Neler var bugünkü bu analizde? Hızlıca bir özet geçeyim.
00:31Önce geçmişten günümüze okul hijyeni diyeceğiz. Sonra şu malum temizlik personeli krizine bakacağız.
00:37Oradan beslenme çantaları ve tasarruf meselesine geçip ekonomik çelişkileri konuşacağız.
00:42En sonunda da işin geleceğin teknolojisi ve beslenme boyutuna değineceğiz. Hadi başlayalım.
00:47Birinci bölümümüz, geçmişten günümüze okul hijyeni.
00:51Yazarımız Nazım Peker, makalesine aslında hepimizin yakın zamanda duyduğu ve kamuoyunda gerçekten büyük yankı uyandıran o meşhur açıklamayla başlıyor.
01:00Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in o sözleriyle, bizden önce okullarda tuvalet yoktu.
01:05Peker, deneyimli bir eğitimci olarak bu beyanı sadece ya basit bir hatadır deyip geçmiyor.
01:11Aksine kendi tarihsel karşı kanıtlarını sunmak için tam da bu cümleyi bir çıkış noktası, bir kıvılcım olarak kullanıyor.
01:18Peki ne yapıyor Peker?
01:20Bakanın bu genel geçer iddiasına karşılık bizi alıp tam 72 yıl geriye ta 1952 yılına götürüyor,
01:27kendi eğitim hayatına ilk adımını attığı Konya Erilli'deki Dumlupanar İlkokulunu hatırlatıyor bize.
01:32Düşünün, yıl 1952.
01:35O dönemde kız ve erkek öğrenciler için ayrı tuvaletler olmakla kalmıyor,
01:39kadın ve erkek öğretmenler için de özel tahsis edilmiş lavabolar var.
01:43Üstelik en can alıcı noktası da şu, bu standart okulda tam zamanlı çalışan hademelerle sağlanıyor.
01:49Yani eskiden yoktu tezine karşı kendi canlı tarihini koyuyor ortaya.
01:552. Bölüm Temizlik Personeli Krizi
01:57Peki eskiden ta 1950'lerde durum buysa, bugün o övündüğümüz modern okullarda hijyenle alemde.
02:05Eğitim İş Sendikası'nın verilerine bakıyoruz ve karşımıza şöyle bir rakam çıkıyor.
02:0918.000. Tüm ülkedeki devasa okul sistemi için ayrılan temizlik görevlisi sayısı sadece ve sadece 18.000.
02:17Şimdi bu rakam ilk duyduğunuzda kulağa fena bilinmiş gibi gelebilir ama asıl vurucu gerçeği büyük resme bakınca anlıyoruz.
02:23Ortada gerçekten tam bir matematiksel imkansızlık var.
02:27Bakın, bir yanda Türkiye'nin dört bir yanındaki yaklaşık 60.000 okul, diğer yanda ise az önce söylediğim o 18
02:34.000 temizlik görevlisi.
02:35Çok basit bir bölme işlemi yapalım, her üç okula sadece ama sadece bir görevli düşüyor.
02:41Yani, evet, modern binalarımız var, yepyeni tuvaletlerimiz var ama onları temizleyecek personel yok.
02:47Adeta koca bir sistem kilitlenmiş durumda.
02:50İşin daha da garip tarafı ne biliyor musunuz?
02:53Yazarın tabiriyle bu işin arkasında yatan bir hile var.
02:56İstihdam edilen bu az sayıdaki görevli de öyle kadrolu falan değil.
02:59Çoğunlukla erken emeklilik yani EYT'ye bekleyen kişilerden oluşuyorlar ve sadece 6 aylık geçici sürelerle işe alınıyorlar.
03:08Ne doğru dürdün bir sözleşme güvenceleri var ne de kıdem tazminat hakları.
03:12E hal böyle olunca yazar da haklı olarak soruyor.
03:15Bakanlık bu kadar güvencesiz, bu kadar geçici bir modelle o devasa okulların nasıl hijyenik kalmasını bekleyebilir ki?
03:23Üçüncü bölümümüz Beslenme Çantaları ve Tasarruf
03:27Fiziksel altyapıdan çıkıp işin insan boyutuna yani çocuklarımıza ve ailelere geldiğimizde ekonomik koşulların o ağır duygusal faturası yüzümüze çarpıyor.
03:37Şu yüret burkan sözlere bir kulak verelim lütfen.
03:40Bir anne diyor ki ağlatmayın beni kızım anne arkadaşım çok şey getiriyor ben ona bakıyorum dedikçe anne olduğumdan utanıyorum.
03:48İnanılmaz bir acı gerçekten.
03:49Peker meselenin sadece o soğuk sayılardan ibaret olmadığını, her bir istatistiğin arkasında evladına mahcup olan böyle anneler yattığını çok çarpıcı
03:59bir şekilde hatırlatıyor bize.
04:00Çünkü okulda sağlanan bir kap sıcak yemek inanın sadece çocuğun karnını doyurmak demek değil.
04:07Yazarın da altını çizdiği gibi bu aynı zamanda okuldaki sosyalleşmedir.
04:11Çocuklar arasındaki eşitliktir, adalettir.
04:14Hatta kültürümüzün o en temel, en köklü prensibi var ya hani şu komşusu açken tok yatmama erdemi işte tam da
04:21odur okul yemeği.
04:22Ama gelin görün ki bu süreç nasıl ilerledi.
04:26Şöyle bir zaman çizelgesine bakalım.
04:28Hatırlarsınız seçim öncesinde tam 5 milyon çocuğa okul yemeği verileceği sözü büyük bir coşkuyla duyurulmuştu.
04:34Hatta sonrasında bu uygulama fiilen başladı da ve yaklaşık 4,5 milyon öğrenciye ulaştı.
04:39Buraya kadar her şey harika.
04:41Fakat bugün ne oldu?
04:42O yemekler bir anda bıçak gibi kesildi, iptal edildi.
04:46Gerekçe olarak da tasarruf tedbirleri ve zaten öğrenciler bu yemekleri yiyemiyordu gibi iddialar öne sürüldü.
04:52İşte tam da bu noktada Peker çok doğrudan ve cevabı aslında epey zorlayıcı olan o kritik soruyu soruyor.
04:59Gelişim çağındaki küçücük öğrencilerin boğazından geçen yemeği tasarruf tedbirleri adı altında kesip atmak,
05:04bu sosyal devlet olmanın getirdiği o ağır sorumluluklarla gerçekten ne kadar bağdaşıyor?
05:104. Bölüm Ekonomik Çelişkiler
05:12Makalenin bu kısmında Peker adeta kamerayı biraz daha geriye çekiyor ve bize büyük resmi gösteriyor.
05:19Tabandaki o can yakan tasarruf gerçeğiyle hükümetin tepedeki makroekonomik söylemleri arasındaki uçurumu yan yana koyuyor.
05:27Düşünsenize bir yanda kişi başı milli gelirimizin 18 bin dolara ulaştığı, Suriyeli sığınmacılara 40 milyar dolara harcandığı ve Türkiye'nin
05:37artık zenginler ligine geçtiği söylemleri var.
05:40Diğer yanda ise koskoca bir devletin kendi 5 milyon vatan evladına okulda günde sadece bir öğün yemek verememesi ve bunun
05:48mali bir imkansızlık olarak sunulması var.
05:51Çelişki çok net değil mi?
05:53Yazar, yetkilileri bu halk salgı krizi konusunda uyarırken son derece mantıklı bir ekonomik argüman daha sunuyor.
06:00Diyor ki, bugün o çocuklara dengeli beslenme sağlamadığınız için ileride yetersiz beslenmeden kaynaklı bir sürü hastalık çıkacak,
06:07işte o hastalıkları devlet bütçesinden tedavi etmeye çalışmak bugün o yemeği vermekten kat be kat daha pahalıya mal olacak.
06:14Uzun lafın kısası, bu yaptığınız tasarruf falan değil, uzun vadede devasa bir zarar.
06:195. ve son bölümümüz, geleceğin teknolojisi ve beslenme
06:24Analizin sonlarına doğru gelirken, Peker meseleyi günümüzdeki küresel çatışmalara bağlıyor ve gerçekten şapka çıkartılacak bir tespit yapıyor.
06:32Diyor ki, modern savaşlarda kullanılan o gelişmiş teknolojileri, o savunma sistemlerini aç mideli beyinler değil, proteinle beslenen sağlıklı beyinler geliştirir.
06:42Yani çocukları yeterli proteinle, sağlıklı ortamlarda büyütmek sadece bir şefkat meselesi değildir, bu basbayağı acil bir ulusal güvenlik ve gelecek
06:50meselesidir.
06:51Peki geleceğin o muazzam teknolojilerini üretecek zihniyet nasıl olmalı?
06:55Peker burada da körü körüne, itaatkar, dogmatik bir zihniyete şiddetle karşı çıkıyor.
07:00İçinde bulunduğumuz bu modern çağın, ancak ve ancak eleştirel düşünebilen, akıllı, bilinçli ve fikirleri asla baskılanmayan zihinler tarafından yakalanabileceği konusunda
07:11ısrarcı.
07:11Ve tekrar ediyorum, o özgür ve sorgulayan beyinlerin ön koşulu ne?
07:15Sağlıklı beslenen bedenler.
07:17Her şey dönüp dolaşıp o tabağa bağlanıyor.
07:19İşte eğitimci yazar Nazım Peker, tüm bu derinlemesini, analizini, hepimizin zihnine adeta kazınacak o sarsıcı soruyla noktalıyor.
07:27Madem ortada bir ekonomik kriz var ve devletin mutlaka tasarruf etmesi gerekiyor, peki bu tasarruf nereden yapılmalı?
07:35O küçücük çocukların önündeki yemek tabağından mı?
07:38Yoksa milyarlarca liralık, hazine garantili o devasa yap-işlet-devret mega projelerinden mi?
07:44Sizce hangisinden vazgeçmeliyiz?
07:47Bu soruyu da düşürmeniz için buraya bırakıyorum.
07:49Bir sonraki analizimizde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Yorumlar