Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 12 saat önce
Bu köşe yazısı, Türkiye’deki tarım sektörünün mevcut durumunu, çiftçilerin yaşadığı ekonomik zorlukları ve yanlış uygulanan tarım politikalarını eleştirel bir dille ele almaktadır. Yazar, artan maliyetler ve yetersiz devlet destekleri nedeniyle köylerden şehre göç eden genç nüfusun yarattığı tehlikeye dikkat çekmektedir. Türkiye’nin gıda enflasyonunda dünya sıralamasındaki yüksek yeri ile üretimdeki verim düşüklüğü, Avrupa ülkeleriyle kıyaslanarak analiz edilmektedir. Özellikle ithalata dayalı sistemin yerli üreticiyi borç batağına sürüklediği ve tarım arazilerinin giderek boşaldığı vurgulanmaktadır. Sonuç olarak kaynak, planlama hataları ve hukuki düzenlemelerin eksikliği nedeniyle milli tarımın geleceğine dair ciddi bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Biliyor musunuz Türkiye dünyanın en verimli topraklarından bazılarına sahip ama gelin görün ki bir yandan çiftçiler tarlalarını bırakıp gidiyor, öbür
00:09yandan da gıda filatları aldı başını gidiyor. Ne büyük bir çelişki değil mi? İşte bu paradoksun ardında ne var? Gelin
00:15Prof. Dr. Fuat Gürdoğan'ın analiziyle hep birlikte bakalım.
00:19Dinleyin. Üç kıtaya gıda yetiştiren Osmanlı'dan bakkala borcu erteletmek için dua eden Cumhuriyet çocuklarına. Yani bu cümle aslında bütün hikayeyi
00:31özetliyor. Nereden nereye gelmişiz değil mi? Koskoca imparatorlukları besleyen o toprakların çocukları şimdi bakkala olan borçları için kara kara düşünüyor.
00:40İşte asıl soru bu. Türk çiftçisine ne oldu da bu hale geldi? Yani bu bereketli topraklarda insanları üretimden soğutan ne?
00:49Köyler neden boşalıyor ve bizim soframızdaki her şey neden bu kadar pahalı? Gelin bu soruların peşine düşelim.
00:56Konunun ilk durağı sessiz bir göç. Yani bu tarım krizinin insani bedeli. Çünkü biliyor musunuz bu iş sadece ekonomi değil.
01:03Rakamların arkasında çok büyük hatta pek de konuşulmayan devasa bir toplumsal değişim var.
01:09Şimdi bakın 2002 yılına gidelim. O zamanlar Türkiye'de tam 7,5 milyon çiftçi varmış. Dile kolay. Yani çalışan her 10
01:18kişiden biri çiftçiydi. Düşünsenize ülkenin üretim gücü ne kadar derine işlemiş.
01:24Peki bugün ne durumdayız? O 7,5 milyonluk sayı 4,5 milyona düşmüş. Yani arada korkunç bir erime var. İnanılır
01:32gibi değil.
01:33Yani 20 yıl gibi bir sürede tam 3 milyon insan toprağını köyünü bırakıp gitmiş. İşte kaynak metinde buna sessiz bir
01:42göç diyor. Şöyle bir düşünün. Bir deprem olsa bir sel olsa da 3 milyon insanın evini terk etse manşetlerden inmezdi
01:49değil mi?
01:50Ama bu göç yavaş yavaş, sessiz sedasız yaşandı. Ve bu sadece bir göç değil, aynı zamanda ulusal gıda güvenliğimiz içinde
01:58büyük bir kriz.
01:59İyi de bu gidenlerin yerine yenileri gelmiyor mu?
02:02İşte mesele de tam burada başlıyor. Tarlada kalanların yaş ortalaması olmuş 58. Peki ya gençler? Onlar ne yapıyor? Gençler artık
02:10geleceği toprakta aramıyor.
02:12İstanbul'da asgari ücretle bir güvenlik görevlisi olmak onlara çiftçilikten yani kendi toprağının sahibi olmaktan daha cazip geliyor.
02:20Neden? Çünkü o toprak artık onlara bir gelecek vaat etmiyor gibi görünüyor.
02:24Peki bu köylerin boşalması şehirdeki bizleri nasıl ettiriyor?
02:28Bu sonuçları çok net. Gıda enflasyonunda dünyada 4. sıradayız. Gelişmiş ülkeler arasında yani OECD'de ise maalesef birinciyiz.
02:37Kısacası tarlada başlayan kriz dönüp dolaşıp bizim mutfağımızı, soframızı vuruyor.
02:43Peki çiftçi neden bırakıp gidiyor? Cevap aslında çok basit. Hesap tutmuyor.
02:48Şimdi gelin o hesaba yani çiftçinin bilançosuna bir göz atalım.
02:51Bu grafik her şeyi anlatıyor aslında.
02:53Kaynak metne göre çiftçi bir dekar toprağı işlemek için ortalama 700 lira harcıyor.
02:59Peki devletten ne kadar destek alıyor?
03:01Sadece 224 lira.
03:03Yani aradaki o fark var ya, işte o fark çiftçinin her hasatta nasıl daha da borca battığının resmi.
03:10Eee bu hesap tutmayınca ne oluyor peki?
03:12Sonuç kaçınılmaz.
03:14Ziraat bankasına, tarım kredi kooperatiflerine bitmek bilmeyen borçlar.
03:18Üretmeye devam etmek için sürekli borçlanıyorlar ve bir girdabın içine çekiliyorlar resmen.
03:23İş sadece borçlanmakla da bitmiyor.
03:26Karşılarına sürekli yeni engeller çıkıyor.
03:29Mesela kredi çekmek istese, vergi borcu ne olmayacak diyorlar.
03:33Faizsiz diye verilen krediler bir anda, yazarın ifadesiyle, vadeli tuzağa dönüşebiliyor.
03:39E bir de üstüne Tarsim'den, yani tarım sigortasından duyulan memnuniyetsizlikler var.
03:44Çiftçi adeta köşeye sıkışmış durumda.
03:46Peki bu ekonomik tablonun arkasında yatan politikalarda durum ne?
03:51İşte şimdi işin en ilginç kısımlarından birine geliyoruz.
03:55Kağıt üstündeki kanunla sahadaki gerçeklik arasındaki o büyük uçuruma.
03:59Bakın şimdi, Türkiye'de bir tarım kanunu var.
04:02Ve bu kanunun 21. maddesi çok açık ve net.
04:06Diyor ki, tarıma verilecek destek, ülkenin toplam gelirinin, yani gayrı safi yurt içi hasılanın, yüzde birinden az olamaz.
04:15Bu bir temenni falan değil, kanun, yani zorunluluk.
04:19Peki sonuç?
04:20İşte kritik nokta burada.
04:22Kaynak metne göre, bu zorunlu kanun maddesi, 2018'den beri uygulanmıyor.
04:27Evet yanlış duymadınız.
04:296 yıldan fazladır çiftçiye yasal olarak ödenmesi gereken para ödenmiyor.
04:33Peki bizde durum buyken, Avrupa'da nasıl?
04:37Bakın, Avrupa Birliği'nde bir çiftçi yıllık ortalama 340 bin liraya denk gelen bir destek alıyor.
04:44Bizde ise bu rakam sadece 55 bin lira.
04:47Aradaki farkı görüyor musunuz?
04:496 kattan bile fazla.
04:51İşte rekabet bu şartlarda yapılıyor.
04:54Bütün bu anlattıklarımız, yani destek farkları, ekonomik zorluklar, sonunda tarlaya nasıl yansıyor?
05:00Yani verimle durumda.
05:01Şimdi bir de yurt dışı ile karşılaştırmalı olarak bakalım.
05:05Rakamlar gerçekten de çok çarpıcı.
05:07Bakın, buğdayda Fransa bir dekardan 740 kilo ürün alıyor, biz 280.
05:12Süte bakalım, Hollanda'da bir inekten yıllık 9500 litre süt alınıyor, bizde 3300 litre.
05:19Yani aradaki fark dağlar kadar.
05:21Bu sadece onların iklimi daha iyi diye açıklanabilecek bir durum değil.
05:25Bu, doğrudan uygulanan politikaların tarladaki yansıması.
05:29E, verim bu kadar düşünce ne oluyor?
05:31Kendimiz üretemediğimiz için dışarıdan almak zorunda kalıyoruz.
05:35Sonuç ortada, 11 milyon ton buğday ithalatı, 1,5 milyar dolarlık et ithalatı, kendi bereketli topraklarımızda yetiştirebilecekken paramızla dışarıdan alıyoruz.
05:44Ve geldik meselenin belki de en can yakıcı, en endişe verici kısmına.
05:50Bu kriz sadece bugünün sorunu değil, geleceğimize, çocuklarımıza ne bıraktığımızla ilgili.
05:56Yani çevresel ve nesiller boyu sürecek risklerden bahsediyoruz.
06:01Altımızdaki toprak çöküyor.
06:02Bu bir mecaz falan değil, inanın.
06:04Sadece ekonomik bir çöküşten bahsetmiyoruz.
06:07Gerçek anlamda, ayaklarımızın altındaki toprağın kendisi çöküyor.
06:11Bakın, Konya Ovası'nda yeraltı suları o kadar çekilmiş ki, 120 metreye düşmüş, bu yüzden 3000'den fazla obruk, yani devasa
06:20çukurlar oluşmuş.
06:22Harran Ovası'nda yanlış sulama toprağı tuzlandırıyor, çoraklaştırıyor.
06:26Ülkenin en büyük umudu olan GAP projesi hala %63'te kalmış.
06:31Kısacası hem suyumuz gidiyor, hem toprağımız.
06:34Ve bu yok olan toprakları işleyecek kim var?
06:37Hatırlayalım o rakamı, çiftçimizin yaş ortalaması 58.
06:42Bu rakam basit bir veri değil, bu alarm zillerinin çaldığının göstergesi.
06:47Bu nesilde çekildiği zaman tarlaların başına geçecek, kimse kalmayacak.
06:52İşte kaynak metinde bizi bu soluyla baş başa bırakıyor.
06:56Toprak ana çocuklarını bekliyor.
06:57Bu çağrıya kim cevap verecek?
07:00Evet, topraklar orada, bizi bekliyor.
07:02Ama onu işleyecek çocukları artık şehirlerde.
07:05Peki ya sonrası?
07:06Bu gidişat böyle devam ederse, yarın soframıza o yemeği kim koyacak?
07:11İşte bu hepimizin ama hepimizin düşünmesi gereken en önemli soru.
Yorumlar

Önerilen