00:00F24 ekranından herkese merhaba. Ben Ayşenaz Bulamur.
00:13Ben Azal Sipahi. Ekran aşkına da bizleri ekrana bağlayan dizi ve film gibi yapımları mercek altına alıyoruz.
00:19Peki hocam bu bölümümüzün konusu hangi yapım?
00:21Pedro Almodovar'ın New York'ta geçen son filmi Yandaki Odayı tartışalım.
00:25Ölüm korkusu üzerine kitap yazmış Ingrid eski dostu Martha'nın kanser hastası olduğunu öğrenir.
00:31Tedavi gören Martha artık daha fazla acı çekmek istemez.
00:35Kiraladığı lüks bir dağ evinde hayatına son verecektir.
00:38Ve son arzusu da yandaki odada bir dostunun varlığını bilerek ölmektir.
00:43Filmin açılış sahnesinde de Julianne Moore'un canlandırdığı karakterin aslında bir ölüm korkusu olan insan olduğunu öğreniyoruz.
00:51Ama Ingrid'e dair başka hiçbir şey öğrenmiyor.
00:55Ve ölüm korkusuna rağmen Martha'nın ondan öldüğünde yanındaki odadaki arkadaşı olması istediğini anlıyoruz.
01:05Ingrid bu teklifi kabul ediyor.
01:07Ama mesela biz Ingrid'in bu teklifi neden kabul ettiğini anlamıyoruz.
01:11Bu konuda kitap yazmak mı istiyor?
01:13Korkusunun üstüne mi gitmek istiyor?
01:15Ölümle mi yüzleşmek istiyor?
01:17Kendisini nasıl ikna ediyor?
01:19Biz bunu gerçekten anlamıyoruz.
01:22Genel anlamıyla da film Ingrid'in edebiyatıyla pek ilgilenmese de pek çok edebi referans mevcut filmde.
01:29Bunlara dair yorumlarınızı merak ediyorum hocam.
01:32Şimdi ölümün gölgesindeki iki kadın bu İrlandalı yazar James Joyce'ın Ölüler hikayesini hatırlar.
01:38Ve hikayedeki karakter gibi Martha da camdan bakıp kartanelerini izler ve bitmekte olan hayatını düşünür.
01:47Fakat bu iki hikayedeki tematik benzerlik bana göre filme bir katkısı yok.
01:53Çünkü birçok eserde ölüm teması var.
01:57Ama neden özellikle ölüler?
01:59Yani biz neden günümüz New York'undan 20. yüzyılın başlarındaki Dublin'e dönelim?
02:05Ve bu soruyu bana göre cevap duyamıyor film.
02:07O yüzden de havada kalıyor.
02:09Ve Joyce ve Virginia Woof referansları da bence filmde ne kadar böyle entelektüel bir hava estirse de maalesef film yani bu iki yazarın modernist tekniklerinden uzak.
02:22Ve film böyle giriş gelişme sonuç şeklindeki klasik olay örgüsüne de dayalı.
02:28İki romancının bu yenilikçi usluplarından eser yok.
02:33Tam tersine yönetmen modernizmin karşı çıktığı melodrama kullanıyor.
02:38Yani nasıl paralel annelerin giriş sahnesinde Hanmet'e referans vardı.
02:42Burada da Virginia Woof'a referanslar veriyor.
02:45Sanki böyle bir İngiliz edebiyatı bilgisiyle göz boyamaya çalışıyor film diye düşündüm.
02:51Oysa senin de dediğin gibi yani Woof ve Joyce yerine Ingrid'in aslında yazdığı kitaplara da film referans verebilirdi.
02:59Böylece karakterin sadece dostluğunu ya da hasta bakıcılığı değil onun yaratıcılığını da görmüş olurduk.
03:07Evet bir de bazı flashbackler mevcut edebiyat referanslarının yanı sıra.
03:12Ben de bu flashbacklerde mesela Ingrid ile Martha'nın dostluğunu görmeyi beklerdim.
03:18Çünkü mevcut flashbackleri çok havada buldum.
03:21Onlardan konuşalım isteyeceğim.
03:23Mesela Vietnam'da savaşan Martha'nın kızının babası başka bir şehre taşınıyor ve bu şehirde bir evlilik yapıyor.
03:31Ancak posttramatik stres bozukluğu yaşadığı için de bir yanan bir eve dalıyor ve burada hayatını kaybediyor.
03:39Martha bu hikayeyi Ingrid'e anlatırken aynı zamanda mesela Ingrid'e ilk defa kızından bahsediyor gibi bir hava var.
03:46Ve hani 80'lerdeki arkadaşlıkları sırasında Martha'nın kızı yok muydu? Vardı çünkü genç anne oldu.
03:52O zaman sen hani ölürken yanında olmasını isteyeceğin sonradan karşılaştığın arkadaşına kızından bahsetmedin mi?
04:00Ne kadar yakındınız?
04:02Yani Martha aslında kızıyla yakın olmak istiyor ama kızından arkadaşlarına bile bahsetmemiş mi?
04:09Yani Martha kızından arkadaşlarına bahsetmeyecek bir anneyse biz neden oraya birazcık daha girmiyoruz?
04:15Bu arkadaşlığa niye birazcık daha girmiyoruz?
04:18Ama biz böyle hani böyle hikayede başka hiçbir olay olmayan bir adamın ölüşünü izliyoruz.
04:25Bir diğer flashback Irak savaşına götürüyor bizi.
04:33Çünkü Martha bir savaş muhabiri ve burada işte Bağdat'taki Karmelit rahibinin yanına gidiyor Martha ve onun fixer gibi olan kişi.
04:43Fotoğraf çekmeyi konuşuyorlar. Daha sonra Martha beraber çekiyor.
04:47Hani oraya gittiği arkadaşından bu Karmelit rahiplerinden birinin eşcinsel olduğunu öğreniyor.
04:54Büyük ihtimalle ötekinin de öyle olduğu bilgisi geliyor.
04:57Ama neden orada biz savaşa gidiyoruz bunu kesinlikle hani anlamadım.
05:02Ve yani hani Martha'nın New York Manhattan 5. caddede yer alan evindeki duvarda asıldığı siyah beyaz bir fotoğraf var.
05:10Mesela bence o fotoğraf yeterince vurucuydu Martha'nın savaş muhabirliği zamanını anlatmak için.
05:17Ve burada da hani muhabirliğine dair de bir şey öğrenmiyoruz.
05:21Yani bir etik dilenme yaşıyor mu? O oluyor mu? Bu oluyor mu?
05:24Hani çok havada kalıyor flashbackler ve yani neden üstüme şu an savaş attım gibi bir hisle kalakaldım ben.
05:32Siz ne düşündünüz flashbackler hakkında hocam?
05:35Evet o senin bahsettiğin fotoğraf yetmez illa gözümüze sokulması lazım.
05:40Ve bu Irak, Vietnam ve Bosna'da yaşanan acılar da maalesef filme böyle rastgele serpiştirilmiş.
05:47Peki de biz neden bu acıları, savaşları New York'un lüks bir semtinde iyi bir dairede yaşayan bir savaş muhabirinin hatıraları üzerinden izleyelim?
05:59Sonra dediğin gibi bir klip var Irak Savaşı'na gidiyoruz.
06:03O da iki erkek sevgilinin yıllar sonra karşılaşmasını izliyoruz.
06:07Böylece sanki aşk ve savaş temaları da aynı sahneye böyle bir şekilde sıkıştırılmış.
06:15Bu Martha'nın eski sevgilisi de bir Vietnam gazisi ve ne yaşadığı travmanın ne de yanan boş bir evde ölümünün bana göre senaryoda bir katkısı var.
06:25Yani yasın evrenselliğini vurgulayan fakat hikayeyi derinleştirmeyen yaralarda geçiştirilmiş.
06:34Evet bu bir de ötenizi meselesi tabii ki de işleniyor filmde ve bu dostlukla ötenizi bir arada konuşalım isteyeceğim.
06:42Ötenizi her zaman bir münazara konusu olmuştur.
06:45Bence ben de hep böyle kişilerin kendi öz iradesiyle bir şeylerin etkisi altında kalmadan ötenizi istiyorlarsa eğer ötenizi seçebileceklerini düşünen biriyim.
06:55O yüzden filmin ötenizi yanlısı oluşunu da sevdim.
06:58Ama mesela flashbackler bu dostluğu da merkezine almıyor ya o yüzden bana Martha'yı aşırı bencil bir karakter olarak göstermiş oldu filmde.
07:10Ve yani bu öteniziyi seçerek ölmesi Martha'nın Ingrid'in başına legal belalarda açacak olmasına rağmen hala bunu diretiyor olması da aslında bana yine bu dostluk mu izliyoruz sorusunu sordurdu.
07:26Ve birazcık tek taraflı bulmaya başladım bu dostluğu.
07:29Ve Martha da her istediğini elde ediyor gibi bir şey oluyor yani neredeyse.
07:35Ama hani belki de ölüme çok yaklaşan birinin bencilliğidir diye düşüneyim hadi bari falan.
07:43Peki siz bu dostluğa dair ne düşünüyorsunuz hocam?
07:46Yani bence filmde ölümle ve dostlukla ilgili de çok basit sloganlar atılıyor.
07:52İşte hepimizin yandaki bir odada dosta ihtiyacı vardır.
07:56İki kadın aynı erkeğe aşık olsa da dostluk baki kalır gibi mesajlar bana çok didaktik.
08:03Ve bu sloganlar arasında da dostluk bana hiç geçmedi.
08:07Yani eğer bizim bu izlediğimiz dostluk belki Ingrid'in romanından bir kesit olsaydı ya da bu dağ evinde kalışları belki yine Ingrid'in roman yazma süreciyle ölçülseydi o zaman çok daha fazla ilgimi çekerdi.
08:24Evet kesinlikle öyle ve bu ortak sevgilileri geçmişlerindeki Damien üzerinden de aslında filmde iklim krizine dair de laf söyleniyor.
08:32Hani orayı da gördük hani okutucuya da tikimizi attık gibi bir şey olmuş oluyor.
08:39Ve bu film de Almodovar'ın İngilizce dilindeki ilk uzun metraj filmi.
08:43Ben senaryoda da bazı tutukluklar olduğunu düşündüm.
08:50Peki hocam sizce yandaki oda neden izlenir?
08:53Bence Türkiye'de son dönem çekilen filmlerin ne kadar iyi olduğunu fark etmek için belki de izlenebilir.
09:00Özellikle bu Kar ve Ay'ı, Tereddüt çizgisi, Faruk gibi filmler çok derinlemesine işliyor belli bir konuyu.
09:10Yani çok fazla dallanıp budaklanmadan.
09:13Onların bence ne kadar iyi olduğunu fark etmek için izlenebilinir.
09:17Ve yani ben Almodovar'ın filmlerine Elif Şafak'ın da romanlarına çok benzetiyorum.
09:23Yani gündemi ilgilendiren sosyal politik konular böyle sansasyonel bir hikaye çerçevesinde sunuluyor.
09:30Ve senin dediğin gibi böyle sadece okutucuklar mutlaka işaretlenmeli.
09:34Yani her filmde evet savaş, ölüm, aşk, iklim krizi, diğer sorunlar mutlaka böyle kısa da olsa yer verilmeli derinlenmesine işlenmeden.
09:45Evet mesela Mart'ı uzanırken bir sahnede Ingrid geliyor onun arkasına uzanıyor.
09:50Orada Bergman'ın personasına bir referans olduğunu düşündüm bunun.
09:54Ve aklıma şey de geldi yani burada bir queer moment yani bir muğlak an.
10:00Bir hani ne olacağını bilmediğimiz, ne olduğunu bilmediğimiz bir böyle bilinmezlik hali sunuyor bence bize.
10:08Çünkü evet hani ortak bir sevgililiği paylaşıyorlar zamanında.
10:12Hani hetero olduklarını sayıyoruz ama bilmiyoruz da.
10:15Yani bence hani o queer kutucuğunu illa tiklemek de gerekiyorduysa oradaki o queer moment dediğimiz o muğlak bir an gayet yeterliydi diye düşünüyorum.
10:25Yani bu kadınlar acaba birbirlerini arzuluyorlar mı?
10:28Geçmişlerinden başka bir şey paylaşmış olabilirler mi?
10:31Hani bu bile bana yeterli olabilirdi gibi geliyor.
10:35Bu sahneyi de sevdim.
10:36Bu sahneyi üzerinden de izlenir diyorum aslında.
10:40Bir de tabii ki görkemli bir prodüksiyon.
10:42Renkler güzel renkler.
10:44Tilda Swinton'ın giydiği örgü kazak çok güzeldi bence.
10:48Pro etenoze oluşunu da sevdim yine filmin.
10:51Peki sizce neden izlenmez film?
10:53Yani ben sırf böyle entelektüel gözükmek adına yani rastgele verilen tarihi ve edebi referansları açıkçası hiç samimi bulmuyorum.
11:04Yani şimdi mesela kızılcık şerbetinde alev öldüğünde bir eğitmen olan Kıvılcım camlara bakıp kar tanelerine bakıp James Joyce'u düşünüyor mu?
11:15Düşünmüyor. Çok abes olur bu.
11:16Yani filmde de eşit derece absürt.
11:19Ama mesela Özcan Alper'in karanlık gece filminin sonundaki bir obrağa doğru bir kar yağışı sahnesi vardır.
11:27O kadar etkileyici ki.
11:29Ve o sahnede böyle direkt olarak Joyce'a ya da farklı bir filozofa referans verilmez ama insanı derinden etkileyen bir kar sahnesi.
11:38Fakat yandaki o da tamamen bence göz boyamaya çalışıyor.
11:42Ve ben buna o kadar sinirlendim ki filmi seyrederken şu Martha huzura kavuşsa da film bir an önce bitse diye bekledim.
11:49Fakat gene de bitmedi.
11:51Devam etti.
11:52Ve neyse ki İspanyol arkadaşlarım da filmi hiç sevmemiş ve hiç samimi bulmamışlar.
11:57Evet hocam bu Martha'nın ölümünün ardından gelen ekstra 15 dakika benim için de neden izlenmezlerden bir tanesi.
12:05Çünkü yani olası bir cinayet soruşturmasına ve Swinton'ın da aslında başka bir rolüne kapı aralıyor bu son 15 dakika.
12:14Tilda Swinton'ın bir de kız rolünde izliyoruz nedense.
12:18O yüzden de artık orada artık melodramın tepesine vurmuş oluyoruz.
12:23Ve film gereksiz yere uzadığını düşündüm ben de orada.
12:27Bu eleştiriye katıldığım için değil komik bulduğum için söylemeden geçemeyeceğim.
12:31Independent'a yazan film eleştirmeli Adam White film için neredeyse orijinal gibi görünen.
12:37Ancak dikkatli bakıldığında üzerindeki etiketin Prado ya da Jujji olduğunu fark edeceğiniz sahte bir tasarım çanta almak gibi diyor.
12:46Bunu da baya sert buldum.
12:49Peki hocam sizin başka ekleyeceğiniz bir şey yoksa bir sonraki bölümde buluşalım diyelim mi?
12:54Tek bir şey söyleyeceğim ben o eleştiriye çok katılıyorum.
12:57Biraz elitist ama çok doğru ve çok yerinde bir eleştiri.
13:02Evet bir sonraki ekran aşkına da tekrar görüşmek üzere.
13:05Görüşürüz.
Yorumlar