Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Köşe yazısında ev kavramı, fiziksel bir sığınaktan öte kültür, medeniyet ve aidiyetin merkezindeki kutsal bir mekân olarak ele alınmaktadır. Türk edebiyatı ve düşünce dünyasında evin anlamı şairlerin eserleriyle irdelenirken, etimolojik kökeni ve dildeki yeri kapsamlı bir şekilde tartışılmaktadır. Ayrıca Batı düşüncesindeki intihar ve varoluş bağlamı ile ev arasındaki ilişki sorgulanarak, dilin yabancı kelimeleri sahiplenme süreci vurgulanmaktadır. Nihayetinde Türkçenin zenginliği, kelime alışverişi ve dilin milli kimliğin korunmasındaki hayati rolü eleştirel bir perspektifle savunulmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese selam. Bugün aslında her gün defalarca kullandığımız, hepimize son derece sıradan gelen ama biraz kazıyınca altından devasa bir duygusal
00:08ağırlık, felsefi bir karmaşa ve gerçekten şaşırtıcı derecede eski bir tarih çıkan bir kelimeye yakından bakacağız.
00:15Evet, ev sözcüğünün o pek bilinmeyen çarpıcı geçmişini inceliyoruz. Zira bu sadece beton ve tuğladan ibaret bir yapı değil. Tarih,
00:23medeniyet ve insan psikolojisinin tam olarak kesiştiği o muazzam nokta.
00:27Başlangıcı hepimizin çok aşina olduğu o sıcak Türk edebiyatı atmosferiyle yapalım. Hani evler şairi olarak bildiğimiz Behçet Necatigil var ya,
00:35o evi sadece içine girip uyuduğumuz dört duvar olarak değil, modern insanın kaderinin, o bitmek bilmeyen mücadelesinin tam duygusal merkezi
00:44olarak resmediyor.
00:45Dizelerine baktığınızda insanın evle kurduğu o kopmaz, bazen yorucu ama kesinlikle vazgeçilmez bağı çok net bir şekilde hissediyorsunuz.
00:53Peki ama bu kelimenin bizim geleneksel kültürümüzdeki o gerçek ağırlığı tam olarak ne?
00:58Açıkçası bizim için ev, sıradan bir barınak falan değil. O bir sığınak, sıcacık bir yuva ve ebediyen tüten bir ocak.
01:05Düşünsenize, İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy bile o ocak kelimesini sıradan bir soba ya da şömine için kullanmıyor.
01:13Onu bir ulusun en son, en sağlam savunma hattı, emperyalizme karşı asla düşmeyecek o son kale olarak görüyor.
01:19Yani ev, kelimenin tam anlamıyla vatana minyatür bir kopyası.
01:22Zaten önde gelen edebiyatçılarımızın bu ev konseptinin nasıl yücelttiğine bir bakarsanız ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız.
01:30Mesela Ziya Gökalp'e göre ev, eş ve çocukların sevgiyle inşa ettiği kutsal bir mabet.
01:35Mehmet Akif için asla sönmemesi, yıkılmaması gereken o meşhur hanuman.
01:40Yahya Kemal ise koca bir medeniyetin tam da bu fiziksel mekanda vücut bulduğuna inanıyor.
01:45Necati Gil mi? O olaya biraz daha somut yaklaşıyor.
01:48Evi bir yaşam ve mücadele alanı olarak tanımlıyor.
01:51Ama hani hepsinin birleştiği tek bir nokta var.
01:53Ev, fiziksel bir çatının çok ötesinde, ruhsal ve ulusal bir bütünleşme alanı.
01:58Ama şimdi, kemerlerinizi bağlayın lütfen.
02:02Çünkü rotamızı bambaşka, hatta biraz sarsıcı bir yöne çeviriyoruz.
02:06Bıtı felsefesine doğru bir uzandığımızda işler değişiyor.
02:09Ev birdenbire o sıcak sığınak olmaktan çıkıp, varoluşsal bir gerilimin ta kendisine dönüşüyor.
02:16Doğu'nun o birleştirici, sıcak perspektifinin tam karşısında Martin Heidegger ve Eric Volant gibi batılı düşünürlerin gerçekten insanı sarsan o
02:23soğuk penceresi var.
02:25Heidegger, ikamet etmeyi dünyada var olmanın asıl özü olarak tanımlarken,
02:30Volant işi bir adım ileri taşıyor ve buna ikamet bunalımı diyor.
02:33Düşünce şu, modern insan aslında varlıklar ve eşyalar arasında kendi yerini bulamıyor.
02:38Yani ev, o huzur bulacağımız, ayaklarımızı uzatacağımız yer olmaktan çıkıp,
02:42insanın kendi yabancılaşmasıyla yüzleştiği kapalı, boğucu bir kutuya dönüşebiliyor.
02:47Ve inanın bana, bu bunalımın belki de en çarpıcı, en yoğun halini Dante'nin o meşhur ilahi komedyasında görüyoruz.
02:54Eric Volant'ın da intiharlar sözlüğünde altını çizdiği bu tezi müthiş özetleyen bir cümle var.
03:00Dante diyor ki,
03:00Kendi evimi, ben benim dar ağacım yaptım.
03:03Çok ağır değil mi?
03:05Ev, bazen insanın hayata tutunduğu yer olmaktan çıkıp, yaşamdan tamamen koptuğu, o nihai umutsuzluğun mekanına dönüşebiliyor.
03:13Bir sığınağın bir dar ağacına dönüşebilmesi fikri gerçekten tüyler ürpertici.
03:17Tamam, şimdi derin bir nefes alalım ve şu kritik soruyu soralım.
03:22Türk Edebiyatı'nda kutsal bir mabet gibi el üstünde tutulan, Batı felsefesinde ise varoluşsal bir kabus gibi görülen bu kelime
03:29gerçekten nereden geliyor?
03:30Böylesine inanılmaz bir duygusal ve felsefi yükü sırtlayan, ev sözcüğünün köklerini kazıdığımızda nereye varıyoruz?
03:37İşte işin en büyüleyici kısmı da burası.
03:40Edebiyat tarihçisi Nihat Sami Banarlı'nın yaptığı o müthiş tespitle öğreniyoruz ki,
03:44Anadolu'daki eski Türk atalarımız aslında bir göçerevlü yani göçebe çadır medeniyetiymiş.
03:50Kelimenin asıl heyecan verici hikayesi tam da o Orta Asya bozkırlarında başlıyor.
03:54Tabii göçebe veya çadır deyince lütfen gözünüzde öyle ilkel, derme çatma barınaklar falan canlanmasın.
04:01Banev yani o ulu çadır dedikleri şey, altın başlıklı, ipek kumaşlarla bezenmiş, gümüş süslemeleri olan devasa seyyar saraylar aslında.
04:09Yani Türklerin vatan algısı, ev kavramı, yerleşik kerpiç binalara geçmeden çok ama çok önce tam bir sanat şaheseri olan bu
04:17ihtişamlı, hareketli çadırlarda şekillenmiş.
04:20Ve bu durum dil bilimsel olarak mükemmel bir detayı gün yüzüne çıkarıyor.
04:24Eski Göktürk yazısında ev kelimesi ince B sesiyle ev olarak telaffuz ediliyordu.
04:30Sıkı durun, işin asıl inanılmaz kısmı şu.
04:33Göktürkler bu harfi alfabeye çizerken kelimenin tam anlamıyla bir çadır şeklini kullanmışlar.
04:38Harfin kendisi, doğrudan o içine girip uyudukları, sığındıkları çadırın ta kendisi.
04:43Görsel bir kopyası.
04:44Tabii mesele sadece Göktürklerle de sınırlı değil.
04:47Farklı medeniyetler arasında akıllanmaz bir bağ var.
04:50Bakın antik Mısır hierogriflerine gidiyorsunuz, ev demek için dört köşe iki odalı bir ev planı çizmişler.
04:56Sami ve Fenike dillerine geçiyorsunuz, bu şekil evrimleşiyor ve bet yani ev anlamına gelen harfe dönüşüyor.
05:02Göktürkler de bu küresel kökü alıp kendi göçebe kültürlerine, çadırlarına göre yorumlayarak o meşhur ev harfini oluşturuyorlar.
05:10Tüm bu farklı medeniyetlerin ortak noktası B harfinin evrensel bir ev sembolü etrafında şekillenmiş olması.
05:16Gerçekten inanılmaz.
05:17Peki tarihin derinliklerindeki bu eski kelime bugünkü kullandığımız haline nasıl geldi derseniz,
05:24o evrensel antik kök olan bet, beht veya beyt, Asya bozkırlarındaki medeniyetler arası o yoğun etkileşimle Göktürklere kalın bir sesle
05:33ep olarak geçiyor.
05:35Ve zaman içinde Türkçe'de aslında çok sık gördüğümüz o meşhur b'den v'ye ses kayması gerçekleşiyor.
05:41Böylece o eski ep kelimesi bugün hepimizin dilinden düşürmediği ev kelimesine dönüşüyor.
05:47Şimdi haklı olarak şunu düşünebilirsiniz.
05:50Bizim için bu kadar kutsal olan, vatanla bir tuttuğumuz bir kelimenin köken olarak güneydeki Sami dillerinden,
05:56Fenikellerden falan türemiş bir sese dayanması ne anlama geliyor?
05:59Bu durum o yıllardır süre gelen tarihsel öz Türkçe tartışmalarının tam da göbeğine düşüyor aslında.
06:05Bir kelimenin köken olarak saf Türkçe olmaması onun bizim olmadığı anlamına mı gelir?
06:10Bu tartışmanın köklerinde dili tamamen yabancı etkilerden arındırmayı,
06:15o saf öze dönmeyi savunan erken dönen milliyetçi yaklaşımlar yatıyor.
06:19Ziya Gökalp'in o meşhur ''Aruz sizin olsun, hece bizimdir'' dizesini hatırlayın,
06:24dilin tamamen dışa kapalı, yüzde yüz yerli olması gerektiği fikrini çok net özetler bu.
06:29Hatta Nihat Sami Banarlı bile gençliğinde ev kelimesinin aslında öz Türkçe bir kökten gelmediğini öğrendiğinde büyük bir hüzün yaşadığını itiraf
06:37ediyor.
06:37Ama işin asıl can alıcı, asıl vurucu noktası Banarlı'nın sonradan ulaştığı o olgunluk dönemindeki düşüncelerinde saklı.
06:44Banarlı diyor ki, hayır bir dilin her kelimesi saf olmak zorunda değil.
06:48Hatta imparatorluklar kuran, devasa coğrafyalara hükmeden medeniyetlerin başka dillerden kelime alıp vermesi aslında bir büyüklük işaretidir.
06:56Ona göre bir dilden kelime almak tıpkı yeni bir toprak fethetmek gibidir.
07:00Asıl mesele kelimenin nereden geldiği değil, senin o kelimeye kendi estetiğini, kendi kültürünün o eşsiz ruhunu damgalayıp damgalayamadığındır.
07:09Yani Banarlı'nın argümanı son derece tarafsız ve net bir kıyaslama sunuyor bize.
07:14Bir tarafta masa başında kafa yorularak sonradan icat edilmiş, o tarihsel sıcaklıktan, yaşanmışlıktan tamamen yoksun kelimeler var.
07:22Hani kitap yerine önerilen betik veya vizyon yerine üretilen görüt gibi.
07:25Diğer yandaysa kökenin dünyanın neresinden gelirse gelsin binler de yıldır Türk kültürünün acı tatlı anılarıyla yoğrulmuş, bizim ruhumuzla damgalanmış, ev
07:36gibi, yasa gibi kelimeler duruyor.
07:38Banarlı'ya göre bir kelimenin aidiyeti bizim ona kattığımız o medeniyet zevkiyle, yaşanmışlıkla ölçülmeli.
07:44İşte ev sözcüğünün o antik yerogliflerden çıkıp Orta Asya bozkırlarına, oradan da bugünkü modern hayatımıza, şiirlerimize uzanan bu şaşırtıcı hikayesinin
07:54bizi getirdiği son nokta bu.
07:56Şimdi size sormak istiyorum.
07:57Sizce bir kelime sadece onu ilk icat eden topraklara mı aittir, yoksa o kelimeyi sahiplenip, içine sığınan, ona şekil veren
08:05ve yüzyıllar boyunca kendi ruhunu üfleyen medeniyete mi?
08:08Belki de bu soru gün içinde düşünmeden ağzımızdan dökülen yüzlerce kelimeye bambaşka bir gözle bakmamızı sağlayabilir.
08:15Ne dersiniz? Düşünmeye değer değil mi?
08:17Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere. Kendinize çok iyi bakın.

Önerilen