00:00Herkese selam. Bugün aslında her gün defalarca kullandığımız, hepimize son derece sıradan gelen ama biraz kazıyınca altından devasa bir duygusal
00:08ağırlık, felsefi bir karmaşa ve gerçekten şaşırtıcı derecede eski bir tarih çıkan bir kelimeye yakından bakacağız.
00:15Evet, ev sözcüğünün o pek bilinmeyen çarpıcı geçmişini inceliyoruz. Zira bu sadece beton ve tuğladan ibaret bir yapı değil. Tarih,
00:23medeniyet ve insan psikolojisinin tam olarak kesiştiği o muazzam nokta.
00:27Başlangıcı hepimizin çok aşina olduğu o sıcak Türk edebiyatı atmosferiyle yapalım. Hani evler şairi olarak bildiğimiz Behçet Necatigil var ya,
00:35o evi sadece içine girip uyuduğumuz dört duvar olarak değil, modern insanın kaderinin, o bitmek bilmeyen mücadelesinin tam duygusal merkezi
00:44olarak resmediyor.
00:45Dizelerine baktığınızda insanın evle kurduğu o kopmaz, bazen yorucu ama kesinlikle vazgeçilmez bağı çok net bir şekilde hissediyorsunuz.
00:53Peki ama bu kelimenin bizim geleneksel kültürümüzdeki o gerçek ağırlığı tam olarak ne?
00:58Açıkçası bizim için ev, sıradan bir barınak falan değil. O bir sığınak, sıcacık bir yuva ve ebediyen tüten bir ocak.
01:05Düşünsenize, İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy bile o ocak kelimesini sıradan bir soba ya da şömine için kullanmıyor.
01:13Onu bir ulusun en son, en sağlam savunma hattı, emperyalizme karşı asla düşmeyecek o son kale olarak görüyor.
01:19Yani ev, kelimenin tam anlamıyla vatana minyatür bir kopyası.
01:22Zaten önde gelen edebiyatçılarımızın bu ev konseptinin nasıl yücelttiğine bir bakarsanız ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız.
01:30Mesela Ziya Gökalp'e göre ev, eş ve çocukların sevgiyle inşa ettiği kutsal bir mabet.
01:35Mehmet Akif için asla sönmemesi, yıkılmaması gereken o meşhur hanuman.
01:40Yahya Kemal ise koca bir medeniyetin tam da bu fiziksel mekanda vücut bulduğuna inanıyor.
01:45Necati Gil mi? O olaya biraz daha somut yaklaşıyor.
01:48Evi bir yaşam ve mücadele alanı olarak tanımlıyor.
01:51Ama hani hepsinin birleştiği tek bir nokta var.
01:53Ev, fiziksel bir çatının çok ötesinde, ruhsal ve ulusal bir bütünleşme alanı.
01:58Ama şimdi, kemerlerinizi bağlayın lütfen.
02:02Çünkü rotamızı bambaşka, hatta biraz sarsıcı bir yöne çeviriyoruz.
02:06Bıtı felsefesine doğru bir uzandığımızda işler değişiyor.
02:09Ev birdenbire o sıcak sığınak olmaktan çıkıp, varoluşsal bir gerilimin ta kendisine dönüşüyor.
02:16Doğu'nun o birleştirici, sıcak perspektifinin tam karşısında Martin Heidegger ve Eric Volant gibi batılı düşünürlerin gerçekten insanı sarsan o
02:23soğuk penceresi var.
02:25Heidegger, ikamet etmeyi dünyada var olmanın asıl özü olarak tanımlarken,
02:30Volant işi bir adım ileri taşıyor ve buna ikamet bunalımı diyor.
02:33Düşünce şu, modern insan aslında varlıklar ve eşyalar arasında kendi yerini bulamıyor.
02:38Yani ev, o huzur bulacağımız, ayaklarımızı uzatacağımız yer olmaktan çıkıp,
02:42insanın kendi yabancılaşmasıyla yüzleştiği kapalı, boğucu bir kutuya dönüşebiliyor.
02:47Ve inanın bana, bu bunalımın belki de en çarpıcı, en yoğun halini Dante'nin o meşhur ilahi komedyasında görüyoruz.
02:54Eric Volant'ın da intiharlar sözlüğünde altını çizdiği bu tezi müthiş özetleyen bir cümle var.
03:00Dante diyor ki,
03:00Kendi evimi, ben benim dar ağacım yaptım.
03:03Çok ağır değil mi?
03:05Ev, bazen insanın hayata tutunduğu yer olmaktan çıkıp, yaşamdan tamamen koptuğu, o nihai umutsuzluğun mekanına dönüşebiliyor.
03:13Bir sığınağın bir dar ağacına dönüşebilmesi fikri gerçekten tüyler ürpertici.
03:17Tamam, şimdi derin bir nefes alalım ve şu kritik soruyu soralım.
03:22Türk Edebiyatı'nda kutsal bir mabet gibi el üstünde tutulan, Batı felsefesinde ise varoluşsal bir kabus gibi görülen bu kelime
03:29gerçekten nereden geliyor?
03:30Böylesine inanılmaz bir duygusal ve felsefi yükü sırtlayan, ev sözcüğünün köklerini kazıdığımızda nereye varıyoruz?
03:37İşte işin en büyüleyici kısmı da burası.
03:40Edebiyat tarihçisi Nihat Sami Banarlı'nın yaptığı o müthiş tespitle öğreniyoruz ki,
03:44Anadolu'daki eski Türk atalarımız aslında bir göçerevlü yani göçebe çadır medeniyetiymiş.
03:50Kelimenin asıl heyecan verici hikayesi tam da o Orta Asya bozkırlarında başlıyor.
03:54Tabii göçebe veya çadır deyince lütfen gözünüzde öyle ilkel, derme çatma barınaklar falan canlanmasın.
04:01Banev yani o ulu çadır dedikleri şey, altın başlıklı, ipek kumaşlarla bezenmiş, gümüş süslemeleri olan devasa seyyar saraylar aslında.
04:09Yani Türklerin vatan algısı, ev kavramı, yerleşik kerpiç binalara geçmeden çok ama çok önce tam bir sanat şaheseri olan bu
04:17ihtişamlı, hareketli çadırlarda şekillenmiş.
04:20Ve bu durum dil bilimsel olarak mükemmel bir detayı gün yüzüne çıkarıyor.
04:24Eski Göktürk yazısında ev kelimesi ince B sesiyle ev olarak telaffuz ediliyordu.
04:30Sıkı durun, işin asıl inanılmaz kısmı şu.
04:33Göktürkler bu harfi alfabeye çizerken kelimenin tam anlamıyla bir çadır şeklini kullanmışlar.
04:38Harfin kendisi, doğrudan o içine girip uyudukları, sığındıkları çadırın ta kendisi.
04:43Görsel bir kopyası.
04:44Tabii mesele sadece Göktürklerle de sınırlı değil.
04:47Farklı medeniyetler arasında akıllanmaz bir bağ var.
04:50Bakın antik Mısır hierogriflerine gidiyorsunuz, ev demek için dört köşe iki odalı bir ev planı çizmişler.
04:56Sami ve Fenike dillerine geçiyorsunuz, bu şekil evrimleşiyor ve bet yani ev anlamına gelen harfe dönüşüyor.
05:02Göktürkler de bu küresel kökü alıp kendi göçebe kültürlerine, çadırlarına göre yorumlayarak o meşhur ev harfini oluşturuyorlar.
05:10Tüm bu farklı medeniyetlerin ortak noktası B harfinin evrensel bir ev sembolü etrafında şekillenmiş olması.
05:16Gerçekten inanılmaz.
05:17Peki tarihin derinliklerindeki bu eski kelime bugünkü kullandığımız haline nasıl geldi derseniz,
05:24o evrensel antik kök olan bet, beht veya beyt, Asya bozkırlarındaki medeniyetler arası o yoğun etkileşimle Göktürklere kalın bir sesle
05:33ep olarak geçiyor.
05:35Ve zaman içinde Türkçe'de aslında çok sık gördüğümüz o meşhur b'den v'ye ses kayması gerçekleşiyor.
05:41Böylece o eski ep kelimesi bugün hepimizin dilinden düşürmediği ev kelimesine dönüşüyor.
05:47Şimdi haklı olarak şunu düşünebilirsiniz.
05:50Bizim için bu kadar kutsal olan, vatanla bir tuttuğumuz bir kelimenin köken olarak güneydeki Sami dillerinden,
05:56Fenikellerden falan türemiş bir sese dayanması ne anlama geliyor?
05:59Bu durum o yıllardır süre gelen tarihsel öz Türkçe tartışmalarının tam da göbeğine düşüyor aslında.
06:05Bir kelimenin köken olarak saf Türkçe olmaması onun bizim olmadığı anlamına mı gelir?
06:10Bu tartışmanın köklerinde dili tamamen yabancı etkilerden arındırmayı,
06:15o saf öze dönmeyi savunan erken dönen milliyetçi yaklaşımlar yatıyor.
06:19Ziya Gökalp'in o meşhur ''Aruz sizin olsun, hece bizimdir'' dizesini hatırlayın,
06:24dilin tamamen dışa kapalı, yüzde yüz yerli olması gerektiği fikrini çok net özetler bu.
06:29Hatta Nihat Sami Banarlı bile gençliğinde ev kelimesinin aslında öz Türkçe bir kökten gelmediğini öğrendiğinde büyük bir hüzün yaşadığını itiraf
06:37ediyor.
06:37Ama işin asıl can alıcı, asıl vurucu noktası Banarlı'nın sonradan ulaştığı o olgunluk dönemindeki düşüncelerinde saklı.
06:44Banarlı diyor ki, hayır bir dilin her kelimesi saf olmak zorunda değil.
06:48Hatta imparatorluklar kuran, devasa coğrafyalara hükmeden medeniyetlerin başka dillerden kelime alıp vermesi aslında bir büyüklük işaretidir.
06:56Ona göre bir dilden kelime almak tıpkı yeni bir toprak fethetmek gibidir.
07:00Asıl mesele kelimenin nereden geldiği değil, senin o kelimeye kendi estetiğini, kendi kültürünün o eşsiz ruhunu damgalayıp damgalayamadığındır.
07:09Yani Banarlı'nın argümanı son derece tarafsız ve net bir kıyaslama sunuyor bize.
07:14Bir tarafta masa başında kafa yorularak sonradan icat edilmiş, o tarihsel sıcaklıktan, yaşanmışlıktan tamamen yoksun kelimeler var.
07:22Hani kitap yerine önerilen betik veya vizyon yerine üretilen görüt gibi.
07:25Diğer yandaysa kökenin dünyanın neresinden gelirse gelsin binler de yıldır Türk kültürünün acı tatlı anılarıyla yoğrulmuş, bizim ruhumuzla damgalanmış, ev
07:36gibi, yasa gibi kelimeler duruyor.
07:38Banarlı'ya göre bir kelimenin aidiyeti bizim ona kattığımız o medeniyet zevkiyle, yaşanmışlıkla ölçülmeli.
07:44İşte ev sözcüğünün o antik yerogliflerden çıkıp Orta Asya bozkırlarına, oradan da bugünkü modern hayatımıza, şiirlerimize uzanan bu şaşırtıcı hikayesinin
07:54bizi getirdiği son nokta bu.
07:56Şimdi size sormak istiyorum.
07:57Sizce bir kelime sadece onu ilk icat eden topraklara mı aittir, yoksa o kelimeyi sahiplenip, içine sığınan, ona şekil veren
08:05ve yüzyıllar boyunca kendi ruhunu üfleyen medeniyete mi?
08:08Belki de bu soru gün içinde düşünmeden ağzımızdan dökülen yüzlerce kelimeye bambaşka bir gözle bakmamızı sağlayabilir.
08:15Ne dersiniz? Düşünmeye değer değil mi?
08:17Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere. Kendinize çok iyi bakın.