Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 ay önce
Bu metin, Türk gazilerinin başkent Ankara’da maruz kaldığı polis müdahalesini ve siyasi makamlar tarafından dışlanmalarını sert bir dille eleştiren bir protesto yazısıdır. Yazar, vatanı için uzuvlarını feda etmiş kahramanlara "marjinal" denilmesini ve hak arayışlarının baskıyla durdurulmasını büyük bir utanç kaynağı olarak nitelendirir. Kaynakta, terörle mücadele eden askerlerin değersizleştirildiği, buna karşın terör örgütü mensuplarına imtiyaz tanındığı iddia edilerek hükümetin izlediği politikalar ağır şekilde sorgulanır. Yazı, toplumun ve siyasetçilerin bu vefasızlığına karşı bir vicdan çağrısı yaparken, yaşananları devletin temel değerlerine yönelik bir saldırı olarak betimler. Geçmişteki kumpas davaları ve şehit düşen askerlerin dramlarıyla bağ kuran bu anlatı, milli onurun korunması gerektiğini vurgulayan duygusal bir isyan barındırır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bu incelememizde önümüzde inanılmaz derecede yoğun, duygu yüklü ve bir o kadar da politik bir metin var.
00:08Türkiye'de gazilere yönelik muameleyi konu alan oldukça çarpıcı bir köşe yazısını masaya yatırıyoruz.
00:15Metindeki argümanları, yazarın kullandığı o keskin dili ve ortaya attığı iddiaları tamamen tarafsız bir gözle adım adım deşifre edeceğiz.
00:24Hazırsanız hemen başlayalım.
00:26Düşünün, bir metne koskocaman harflerle haykırırcasına utanıyorum diyerek başlıyorsunuz.
00:32İşte yazarımız tam olarak böyle sarsıcı bir giriş yapıyor.
00:36Peki bu derin utanç duygusunun kaynağı ne?
00:38Ankara'da adalet arayışında olan engelli gazilere yönelik sabaha karşı düzenlendiği belirtilen bir polis mülalesi.
00:45Yazar, bu ülke için kollarını, bacaklarını, canını feda eden bu insanların adeta poşetlere doldurularak yaka paça gözaltına alınmasından duyduğu o
00:54ağır kişisel isyanı daha ilk kelimeden yüzümüze çarpıyor.
00:58Peki bu öfke patlamasının arkasında yatan asıl olay, yani o ilk kıvılcım tam olarak neydi?
01:04Gelin başkentteki bu eylemlere ve yazarın kurduğu denkleme biraz daha yakından bakalım.
01:08Burada yazar gerçekten çok sert bir görsel zıtlık çiziyor önümüze.
01:13Şöyle bir kıyaslama düşünün, bir tarafta Milli Savunma Bakanlığı önünde sadece bir basın açıklaması yapmak isterken polisin sert müdahalesiyle karşılaşan
01:22gaziler,
01:23diğer tarafta ise yazarın kendi tabiriyle küresel aparat narkoterör örgütünün üyelerine şehirlerin göbeğinde basın açıklaması yapmaları için açılan yollar sağlanan
01:34imkanlar.
01:34Yazar, devletin bu iki gruba yaklaşımındaki iddia edilen o devasa uçuruma dikkat çekiyor,
01:40yani diyor ki, hayatını devlete adayanlar kapı dışarı edilirken devleti yıkmak isteyenlere adeta ifade özgürlüğü platformu sunuluyor.
01:49Bütün metnin temel adalet sorgulaması işte bu çelişki üzerine inşa edilmiş.
01:54İşte işin ilginçleştiği nokta burası.
01:57Çünkü tartışma fiziksel bir müdahaleden çıkıp kelimelerin savaşına dönüşüyor.
02:01Dönemin Savunma Bakanı'nın eylem yapan gaziler için kullandığı iddia edilen çok spesifik bir kelime var.
02:07Marjinal.
02:08Normalde biri size marjinal dese belki savunmaya geçersiniz değil mi?
02:12Ama yazar böyle yapmıyor.
02:14Bu etiketi reddetmek yerine kelimeyi alıp adeta bir onur madalyasına dönüştürüyor.
02:19Marjinalliği sürüden ayrılmış, düşünen beyinlerin ürünü olarak tanımlıyor.
02:23Yani yazarın gözünde bağımsız düşünebilmek, bu ülke için bedel ödedikten sonra çoğunluğun sessizliğine gömülmemek ve itiraz edebilmek asla utanılacak bir
02:33şey değil.
02:33Aksine yöneltilen bu eleştiriyi zekice bir manevrayla kendi argümanının en güçlü silahı haline getiriyor.
02:40Bunu desteklemek için de harika bir strateji ile tarihe uzanıyor.
02:44Yani tarihte kime marjinal dendiğine bakmamızı istiyor.
02:48Kimler var bu listede?
02:50Dünya dönüyor dediği için Engizisyon'un karşısına çıkarılan Galileo, Galata Kulesi'nden kanatlanıp uçmayı deneyen Hezarfen Ahmet Çelebi,
02:58Çanakkale'de o akıl almaz ağırlıktaki top mermisini tek başına sırtlayan Seyit Onbaşı ve modern kimyanın kurucularından Lavoisier.
03:06Yazarın mesajı çok net.
03:08Dünyayı değiştiren, destan yazan herkes zaten kendi döneminin marjinaliydi.
03:13Bugün hak arayan o gaziler de statükaya boyun eğmedikleri için tıpkı bu tarihi kahramanlar gibi marjinalleştiriliyor.
03:21Tabii tarihten bahsetmişken yazar meseleyi sadece bugünkü eylemlerle sınırlı tutmuyor.
03:27Argümanını güçlendirmek için geçmişin kabuk bağlamamış yaralarını da tek tek masaya yatırıyor.
03:32Metin bizi bir anda yakın geçmişin o çok tartışılan olaylarına geri götürüyor.
03:37Habur sınır kapısındaki o davullu zurunalı karşılama görüntüleri, örgüt üyelerinin serbest bırakıldığı çadır mahkemeleri ve ardından gelen çok daha acı
03:46bir tablo.
03:47Uğradıkları iftiralar sonucu kendi yaşamlarına son verdikleri belirtilen kahraman askerlerimiz Abdülkerim Kırca ve Ali Tatar'ın trajik hikayeleri.
03:55Yazar bütün bunları arka arkaya sıralayarak şunu söylüyor.
03:57Bakın bu yaşanan polis müdahalesi bir kaza ya da münferit bir olay değil.
04:02Tam tersine madalyalı kahramanların itibarsızlaştırıldığı, çok uzun süredir işleyen sistematik bir modelin parçası olduğunu iddia ediyor.
04:10Şimdi sıkı durun çünkü Metin tam da bu noktada yerel bir hak arayışı tartışmasından çıkıp çok daha büyük, devasa bir
04:20jeopolitik kompyo teorisine evriliyor.
04:22Yazırın iddiası şu yönde, Türk ordusunu cephede öyle klasik askeri yollarla yenemeyen dış güçler tamamen strateji değiştirdi.
04:31Bu dış güçler derken de spesifik olarak İsrail, Amerika ve İngiltere'den oluşan bir Siyonist üçlüden bahsediyor.
04:37Metine göre bu güçler siyaseti bir şekilde kontrol altına alarak çıkarılacak çerçeve yasalarla Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliğine perde arkasından el
04:46koymayı hedefliyor.
04:47Hatta bu durumu, Türk milletini sinsi yollarla modern bir sevr anlaşmasına mahkum etme girişimi olarak nitelendiriyor.
04:53Yani gazi protestoları bir anda varoluşsal bir devlet ve kas sorununun tam merkezine yerleşmiş oluyor.
04:59Hatta yazar, ortaya attığı bu büyük uluslararası komplo teorisini temellendirmek için eski bir CIA uzmanı olan Henry Barkey'e atfedilen
05:08çok vurucu bir cümleyi hatırlatıyor.
05:11Amerika, Türk ordusunu AKP eliyle kafesledi.
05:14Yazara göre gazilere yapılan o kötü muamele sıradan bir polis orantısızlığı falan değil, bu durum Türkiye'nin savunma reflekslerini kırmayı,
05:24ordunun psikolojisini çökertmeyi hedefleyen kasıtlı çok daha büyük bir itibarsızlaştırma operasyonunun ta kendisi.
05:31Bütün bu büyük uluslararası komplolardan ve devasa teorilerden sonra yazar tekrar yere en temele iniyor.
05:38Çok çarpıcı, kalbe dokunan, bireysel bir hikayeyle doğrudan bize, okuyucuya sesleniyor.
05:432500 kilogram. Dile kolay, kaynak metne göre bu korkunç rakam Gazi İdris Tunmuş'u hedef alan patlayıcının tam miktarı.
05:52Düşünebiliyor musunuz?
05:54Yazar, bu kahraman gazinin 2500 kiloluk o devasa patlamadan sağ çıktığını, üstüne bir de 7 kurşun yediğini ve vücudundaki kanın
06:02neredeyse tamamını kaybetmesine rağmen hayata tutunduğunu anlatıyor.
06:05Bu rakam tek başına bile vatan uğruna ödenen fiziksel bedelin ne kadar akıl almaz bir boyutta olduğunu yüzümüze vuruyor.
06:12Yazarın bizi getirmek istediği can alıcı nokta tam da burası.
06:16Düşünün, bu adamı 2500 kilo bomba öldürememiş.
06:20Ama başkentte, kendi devleti karşısında sadece adalet ararken maruz kaldığı o sabaha karşı yapılan polis müdahalesi,
06:28İşte yazar, o müdahalenin bu gaziyi adeta diri diri gömdüğünü söylüyor.
06:33Ankara'ya kırgınım diyerek, memleketi Bingöl'e dönen bu kahramanın hikayesi üzerinden hepimize çok sert bir uyarı yapıyor.
06:41Eğer devlet, kendi kahramanlarının kalbini bu şekilde kırarsa, yarın öbür gün bu ülkeyi terörden koruyacak tek bir gönüllü, tek bir
06:49asker dahi bulamazsınız.
06:51Ve işte bu ağır faturayla birlikte yazar son darbeyi vuruyor.
06:55İddia ettiği tüm bu ihanetler karşısında sessiz kalan topluma dönüp, o sarsıcı, kışkırtıcı soruyu soruyor.
07:02Yoksa, yaşıyor gibi yapan kadavralar mısınız?
07:06Gerçekten tüyler ürpertici.
07:08Yazar bizi sadece ekran başında oturan izleyiciler olmaktan çıkarıp, kendi vicdanımızla çok sert bir şekilde yüzleşmeye zorluyor.
07:15Peki sizce, böylesine keskin ve suçlayıcı bir dil, toplumda hedeflenen o büyük uyanışı tetikleyebilir mi?
07:21Bunu biraz düşünmenizi istiyorum. Bu derinlemesine incelemede bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.
07:27Bir sonrakinde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Önerilen