00:00Herkese merhaba, bu incelememizde önümüzde inanılmaz derecede yoğun, duygu yüklü ve bir o kadar da politik bir metin var.
00:08Türkiye'de gazilere yönelik muameleyi konu alan oldukça çarpıcı bir köşe yazısını masaya yatırıyoruz.
00:15Metindeki argümanları, yazarın kullandığı o keskin dili ve ortaya attığı iddiaları tamamen tarafsız bir gözle adım adım deşifre edeceğiz.
00:24Hazırsanız hemen başlayalım.
00:26Düşünün, bir metne koskocaman harflerle haykırırcasına utanıyorum diyerek başlıyorsunuz.
00:32İşte yazarımız tam olarak böyle sarsıcı bir giriş yapıyor.
00:36Peki bu derin utanç duygusunun kaynağı ne?
00:38Ankara'da adalet arayışında olan engelli gazilere yönelik sabaha karşı düzenlendiği belirtilen bir polis mülalesi.
00:45Yazar, bu ülke için kollarını, bacaklarını, canını feda eden bu insanların adeta poşetlere doldurularak yaka paça gözaltına alınmasından duyduğu o
00:54ağır kişisel isyanı daha ilk kelimeden yüzümüze çarpıyor.
00:58Peki bu öfke patlamasının arkasında yatan asıl olay, yani o ilk kıvılcım tam olarak neydi?
01:04Gelin başkentteki bu eylemlere ve yazarın kurduğu denkleme biraz daha yakından bakalım.
01:08Burada yazar gerçekten çok sert bir görsel zıtlık çiziyor önümüze.
01:13Şöyle bir kıyaslama düşünün, bir tarafta Milli Savunma Bakanlığı önünde sadece bir basın açıklaması yapmak isterken polisin sert müdahalesiyle karşılaşan
01:22gaziler,
01:23diğer tarafta ise yazarın kendi tabiriyle küresel aparat narkoterör örgütünün üyelerine şehirlerin göbeğinde basın açıklaması yapmaları için açılan yollar sağlanan
01:34imkanlar.
01:34Yazar, devletin bu iki gruba yaklaşımındaki iddia edilen o devasa uçuruma dikkat çekiyor,
01:40yani diyor ki, hayatını devlete adayanlar kapı dışarı edilirken devleti yıkmak isteyenlere adeta ifade özgürlüğü platformu sunuluyor.
01:49Bütün metnin temel adalet sorgulaması işte bu çelişki üzerine inşa edilmiş.
01:54İşte işin ilginçleştiği nokta burası.
01:57Çünkü tartışma fiziksel bir müdahaleden çıkıp kelimelerin savaşına dönüşüyor.
02:01Dönemin Savunma Bakanı'nın eylem yapan gaziler için kullandığı iddia edilen çok spesifik bir kelime var.
02:07Marjinal.
02:08Normalde biri size marjinal dese belki savunmaya geçersiniz değil mi?
02:12Ama yazar böyle yapmıyor.
02:14Bu etiketi reddetmek yerine kelimeyi alıp adeta bir onur madalyasına dönüştürüyor.
02:19Marjinalliği sürüden ayrılmış, düşünen beyinlerin ürünü olarak tanımlıyor.
02:23Yani yazarın gözünde bağımsız düşünebilmek, bu ülke için bedel ödedikten sonra çoğunluğun sessizliğine gömülmemek ve itiraz edebilmek asla utanılacak bir
02:33şey değil.
02:33Aksine yöneltilen bu eleştiriyi zekice bir manevrayla kendi argümanının en güçlü silahı haline getiriyor.
02:40Bunu desteklemek için de harika bir strateji ile tarihe uzanıyor.
02:44Yani tarihte kime marjinal dendiğine bakmamızı istiyor.
02:48Kimler var bu listede?
02:50Dünya dönüyor dediği için Engizisyon'un karşısına çıkarılan Galileo, Galata Kulesi'nden kanatlanıp uçmayı deneyen Hezarfen Ahmet Çelebi,
02:58Çanakkale'de o akıl almaz ağırlıktaki top mermisini tek başına sırtlayan Seyit Onbaşı ve modern kimyanın kurucularından Lavoisier.
03:06Yazarın mesajı çok net.
03:08Dünyayı değiştiren, destan yazan herkes zaten kendi döneminin marjinaliydi.
03:13Bugün hak arayan o gaziler de statükaya boyun eğmedikleri için tıpkı bu tarihi kahramanlar gibi marjinalleştiriliyor.
03:21Tabii tarihten bahsetmişken yazar meseleyi sadece bugünkü eylemlerle sınırlı tutmuyor.
03:27Argümanını güçlendirmek için geçmişin kabuk bağlamamış yaralarını da tek tek masaya yatırıyor.
03:32Metin bizi bir anda yakın geçmişin o çok tartışılan olaylarına geri götürüyor.
03:37Habur sınır kapısındaki o davullu zurunalı karşılama görüntüleri, örgüt üyelerinin serbest bırakıldığı çadır mahkemeleri ve ardından gelen çok daha acı
03:46bir tablo.
03:47Uğradıkları iftiralar sonucu kendi yaşamlarına son verdikleri belirtilen kahraman askerlerimiz Abdülkerim Kırca ve Ali Tatar'ın trajik hikayeleri.
03:55Yazar bütün bunları arka arkaya sıralayarak şunu söylüyor.
03:57Bakın bu yaşanan polis müdahalesi bir kaza ya da münferit bir olay değil.
04:02Tam tersine madalyalı kahramanların itibarsızlaştırıldığı, çok uzun süredir işleyen sistematik bir modelin parçası olduğunu iddia ediyor.
04:10Şimdi sıkı durun çünkü Metin tam da bu noktada yerel bir hak arayışı tartışmasından çıkıp çok daha büyük, devasa bir
04:20jeopolitik kompyo teorisine evriliyor.
04:22Yazırın iddiası şu yönde, Türk ordusunu cephede öyle klasik askeri yollarla yenemeyen dış güçler tamamen strateji değiştirdi.
04:31Bu dış güçler derken de spesifik olarak İsrail, Amerika ve İngiltere'den oluşan bir Siyonist üçlüden bahsediyor.
04:37Metine göre bu güçler siyaseti bir şekilde kontrol altına alarak çıkarılacak çerçeve yasalarla Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliğine perde arkasından el
04:46koymayı hedefliyor.
04:47Hatta bu durumu, Türk milletini sinsi yollarla modern bir sevr anlaşmasına mahkum etme girişimi olarak nitelendiriyor.
04:53Yani gazi protestoları bir anda varoluşsal bir devlet ve kas sorununun tam merkezine yerleşmiş oluyor.
04:59Hatta yazar, ortaya attığı bu büyük uluslararası komplo teorisini temellendirmek için eski bir CIA uzmanı olan Henry Barkey'e atfedilen
05:08çok vurucu bir cümleyi hatırlatıyor.
05:11Amerika, Türk ordusunu AKP eliyle kafesledi.
05:14Yazara göre gazilere yapılan o kötü muamele sıradan bir polis orantısızlığı falan değil, bu durum Türkiye'nin savunma reflekslerini kırmayı,
05:24ordunun psikolojisini çökertmeyi hedefleyen kasıtlı çok daha büyük bir itibarsızlaştırma operasyonunun ta kendisi.
05:31Bütün bu büyük uluslararası komplolardan ve devasa teorilerden sonra yazar tekrar yere en temele iniyor.
05:38Çok çarpıcı, kalbe dokunan, bireysel bir hikayeyle doğrudan bize, okuyucuya sesleniyor.
05:432500 kilogram. Dile kolay, kaynak metne göre bu korkunç rakam Gazi İdris Tunmuş'u hedef alan patlayıcının tam miktarı.
05:52Düşünebiliyor musunuz?
05:54Yazar, bu kahraman gazinin 2500 kiloluk o devasa patlamadan sağ çıktığını, üstüne bir de 7 kurşun yediğini ve vücudundaki kanın
06:02neredeyse tamamını kaybetmesine rağmen hayata tutunduğunu anlatıyor.
06:05Bu rakam tek başına bile vatan uğruna ödenen fiziksel bedelin ne kadar akıl almaz bir boyutta olduğunu yüzümüze vuruyor.
06:12Yazarın bizi getirmek istediği can alıcı nokta tam da burası.
06:16Düşünün, bu adamı 2500 kilo bomba öldürememiş.
06:20Ama başkentte, kendi devleti karşısında sadece adalet ararken maruz kaldığı o sabaha karşı yapılan polis müdahalesi,
06:28İşte yazar, o müdahalenin bu gaziyi adeta diri diri gömdüğünü söylüyor.
06:33Ankara'ya kırgınım diyerek, memleketi Bingöl'e dönen bu kahramanın hikayesi üzerinden hepimize çok sert bir uyarı yapıyor.
06:41Eğer devlet, kendi kahramanlarının kalbini bu şekilde kırarsa, yarın öbür gün bu ülkeyi terörden koruyacak tek bir gönüllü, tek bir
06:49asker dahi bulamazsınız.
06:51Ve işte bu ağır faturayla birlikte yazar son darbeyi vuruyor.
06:55İddia ettiği tüm bu ihanetler karşısında sessiz kalan topluma dönüp, o sarsıcı, kışkırtıcı soruyu soruyor.
07:02Yoksa, yaşıyor gibi yapan kadavralar mısınız?
07:06Gerçekten tüyler ürpertici.
07:08Yazar bizi sadece ekran başında oturan izleyiciler olmaktan çıkarıp, kendi vicdanımızla çok sert bir şekilde yüzleşmeye zorluyor.
07:15Peki sizce, böylesine keskin ve suçlayıcı bir dil, toplumda hedeflenen o büyük uyanışı tetikleyebilir mi?
07:21Bunu biraz düşünmenizi istiyorum. Bu derinlemesine incelemede bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.
07:27Bir sonrakinde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.