- 2 gün önce
Bu öykü, Nihat Bey ile genç dostu Hüseyin arasındaki samimi bir sohbet üzerinden, geçmişte yarım kalmış dokunaklı bir aşk hikayesini ve hayatın getirdiği zıtlıkları konu almaktadır. Yaşlı bir şair ve ressam olan Nihat Bey, üniversite yıllarında zengin bir ailenin kızı olan Müjgan ile yaşadığı sınıfsal engellere takılan masum ilişkisini hatırlar. Aradan geçen kırk beş yılın ardından gelen bir telefon, kahramanın yüzünde Mona Lisa tablosuna benzeyen hem mutlu hem de hüzünlü bir ifade bırakır. Nihat Bey, eski aşkına karşı dürüst kalsa da, vefat eden eşine olan sadakati nedeniyle hayatının mevcut gerçekliğini korumayı seçer. Anlatı, sanatın ve mizahın insan ruhundaki kederli anılardan nasıl beslendiğini etkileyici bir dille yansıtır. Bu kaynak, kaçırılan fırsatlar ile vefa duygusu arasında kurulan ince dengeyi ustalıkla özetler.
Kategori
🗞
HaberlerDöküm
00:00Herkese merhaba, bu yepyeni incelememize hoş geldiniz.
00:03Bugün, yazar Mehmet Özkendirici'nin kaleme aldığı, tek kelimeyle yüreklere dokunan,
00:08acı tatlı bir kısa öküyü yani Mona Lisa'yı masaya yatırıyoruz.
00:12Birlikte sevgi, sadakat, o eski toplumsal sınıf farkları ve geçmişin omuzlarımıza bindirdiği o ağır yük gibi temaları şöyle bir deşeyeceğiz.
00:22İnsan ruhunun o karmaşık, o içinden çıkılmaz doğasını keşfetmeye hazırsanız hemen başlayalım.
00:27Hikayemiz tam olarak şu çarpıcı gözlemle başlıyor.
00:31Genç gazeteci Hüseyin, masanın karşısında oturan yaşlı dostuna bakıp aynen şunu söylüyor.
00:37Yüzün Mona Lisa tablosu gibi.
00:39Dudağının bir yarısı üzgün, diğer yarısı mutlu.
00:43Etkileyici değil mi?
00:44Yani bu öylesine yapılmış bir benzetme değil.
00:46Yüzdeki bu yarım hüzünlü, yarım mutlu ifade, aslında bugün çıkacağımız bütün o duygu yüklü yolculuğun tam da merkezini oluşturuyor.
00:54Düşünsenize, bir insanın yüzünde aynı anda hem o derin acı hem de tuhaf bir huzur nasıl barınabilir?
01:01İşte tüm bu hikaye boyunca kovalayacağımız asıl gizem bu.
01:05Birinci bölüm, bir Mona Lisa gülümsemesi.
01:08Hadi şimdi lafı hiç uzatmadan günümüze o kafe masasına dönelim ve bu iki dostun sohbetine şöyle bir kulak verelim.
01:15Edebiyatta ve sanatta bu Mona Lisa gülümsemesi dediğimiz şey aslında kederin ve o güzel sıcak anların aynı anda birbiriyle iç
01:24içe var olduğu o tuhaf duygusal çelişkiyi temsil ediyor.
01:28Ve bu tanım, 75 yaşına merdiven dayamış ana karakterimiz Nihat Bey'in o anki ruh halini tek kelimeyle kusursuz özetliyor.
01:36Nihat Bey böyle biraz huysuz, geçimsiz ama bir o kadar da şair ruhlu bir adam.
01:41Hatta sanatı ve mizahı besleyen en büyük kaynağın hayatın içindeki bu zıtlıklar olduğuna inanıyor.
01:47İşte o gün yüzünde tam da bu zıtlığın resmiyle o kafede oturuyor.
01:51Tabi burada asıl ilginç olan bu iki karakter arasındaki o muazzam tezat.
01:56Bir yanda neredeyse 75 yaşında, biraz yalnızlaşmış, etrafındakileri iğnelemeyi seven o huysuz sanatçımız Nihat Bey var.
02:03Diğer yanda ise ondan tam 30 yaş daha genç, gazetede tanıştığı Hüseyin.
02:08Ama bakın Hüseyin sıradan bir arkadaş değil.
02:10O Nihat Bey'in dünyasında inanın profesyonel bir psikologtan çok daha etkili.
02:15Onu gerçekten dinleyen, o sert huysuz kabuğun altındaki ince şairi görebilen bir sırdaş.
02:21Zaten hikayenin kapılarını da bize tam olarak aralarındaki bu bağ aralıyor.
02:26İkinci bölüm, 70'li yıllarda bir aşk.
02:28Hüseyin, yaşlı dostuna bu Mona Lisa ifadesinin sebebini sorunca,
02:32biz de ister istemez zamanda geriye, o eski günlere doğru bir yolculuğa çıkıyoruz.
02:37Ve Nihat Bey, geçmişin perdelerini aralarken inanılmaz ağır, şöyle yürek burkan bir cümle kuruyor.
02:43O bende bir deniz bıraktı.
02:45Düşünebiliyor musunuz?
02:46Geçmişteki diğer herkesin, her anının sadece ufak birer iz bıraktığını,
02:51ama bu özel insanın onda adeta uçsuz bucaksız, koskoca bir okyanus bıraktığını söylüyor.
02:56Bu cümlenin ağırlığı gerçekten muazzam.
02:59Çünkü şimdi, 1970'lerin ortalarında yaşanmış ve Nihat'ın ruhuna kalıcı bir mühür vurmuş,
03:04o derin üniversite aşkına doğru yelken açıyoruz.
03:07Üçüncü bölüm, şiir ve sınıf farkı.
03:09Gelin, gençlik yıllarındaki o saf tertemiz aşkın nasıl filizlendiğine ve daha da önemlisi,
03:16nasıl büyük bir duvarla çarpışmak zorunda kaldığına yakından bakalım.
03:20İşin bam teli tam olarak nerede biliyor musunuz?
03:23Aralarındaki o devasa, aşılması zor sosyal uçurumda.
03:27Genç Nihat, koskoca bir holdingde çalışan 60 yaşındaki temizlik görevlisi bir babanın oğlu,
03:32kantinde sürekli elindeki o küçük deftere şiirler karalayan,
03:36kindi halinde, utangaç bir genç,
03:38Müjgan ise büyük bir holding sahibinin tek kızı.
03:41Ama yazarın da dediği gibi,
03:42öyle yüzünü tuval sanıp boyayan,
03:44sırf başkalarına benzemek için şekilden şekle giren o klasik zengin kızlarından kesinlikle değil,
03:49inanılmaz sade ve gösterişsiz biri.
03:51İşin en acı ironisi ise şu,
03:54Nihat, Müjgan'ın o büyük holdingin varisi olduğunu,
03:57ancak yaz tatilinde yaşlı babası biraz dinlensin diye onun yerine temizliğe gittiğinde,
04:02evet bizzat Müjgan'ın ofisini temizlerken tamamen tesadüf eseri öğreniyor.
04:06Bu gerçeğin ortaya çıkmasından sonra yaşananlar ise tek kelimeyle inanılmaz.
04:12Önce Müjgan, Nihat'ın elinden hiç düşürmediği o meşhur küçük şiir defterini fark ediyor
04:17ve okumak için ödün çalıyor.
04:19Sonra günlerce ortadan kayboluyor.
04:22Meğer defteri alıp ta Bodrum'a gitmiş,
04:24sakin kafayla bütün o şiirleri tek tek sindire sindire okumuş
04:28ve sıkı durun okulun açıldığı ilk gün Nihat'ın karşısına neyle çıkıyor dersiniz,
04:34elinde profesyonelce matbaada basılmış bir şiir kitabıyla.
04:37Yayın evi az basmayı önermesine rağmen,
04:40o sırf Nihat sevdiklerini gururla dalsın diye cebinden tam bin adet bastırıyor.
04:44Nihat o anı anlatırken, eğer öleceksem böyle öleyim diyerek bankın üzerine nasıl yığılıp kaldığını hala inanamayarak hatırlıyor.
04:53Yani karşılıksız, o kadar saf ve muazzam bir sevgi eylemi ki bu.
04:57Ama işte, gerçek hayat ne yazık ki her zaman o yazdığımız şiirlerdeki gibi ilerlemiyor değil mi?
05:02Müjgan'ın babası, kızının bir temizlik işçisinin oğluyla sıradan masum bir arkadaşlık kurmasını dahi kesinlikle kabullenemiyor.
05:11Davul bile dengi dengine değil miydi sözü,
05:13aslında o dönemin ve o katı toplumsal sınıf yapısının ne kadar acımasız olduğunun bir özeti gibi.
05:19Toplumun dayattığı bu saçma sınıf farkı yüzünden, istemeden de olsa zorla ayrılıyorlar.
05:24Masal gibi başlayan bu güzel hikaye, toplumsal gerçekliğin o buz gibi soğuk duvarına çarpıp ne yazık ki darmadağın oluyor.
05:314. Bölüm 45 yıl sonra
05:33Kalbi paramparça olan Nihat, Müjgan'ın o durgun bir denizi andıran gözlerini unutabilmek için ne yapıyor biliyor musunuz?
05:41Denizi bile olmayan bir şehre taşınıyor ve annesinin uygun gördüğü biriyle evleniyor.
05:47Ve işte bu, bizi tam 45 yıl sonrasına günümüze getiriyor.
05:51Kaderin cilvesine bakın ki, bu dijital çağın ortasında, tam da şu anlattığımız günden sadece 4 gün önce yolları tekrar kesişiyor.
05:59Müjgan, Nihat'ı Instagram'dan buluyor.
06:022 gün boyunca o eski günlerdeki gibi mesajlaşıp sonunda telefon numaralarını alıyorlar.
06:07Nihat numarayı aldıktan sonra ancak 3. gün tıpkı o liseli aşıklar gibi elleri titreye titreye onu arayabiliyor.
06:13Müjgan'ın sesi hiç değişmemiş.
06:16Hala şiir gibi konuşuyor.
06:17Nihat'a şiirlerini soruyor.
06:19Nihat artık 500 şiire sahip ama bilin bakalım ne eksik başka hiçbir kitabı yok.
06:25Koca bir ömür geçmiş ama o ilk ve tek kitabı 45 yıl önce Müjgan'ın bastırdığı o kitap olarak kalmış.
06:31Aradan geçen o koca 45 yılda hayatlarının nasıl tamamen zıt yönlere savrulduğuna bir bakın.
06:36Nihat, denize olmayan bozkır bir kente gidip görücü usulü evlenirken Müjgan o anılarla dolu İstanbul'dan adeta kaçarak İspanya'da akademisyen oluyor,
06:46orada Tunuslu bir meslektaşı ile evleniyor.
06:49Yıllar sonra eşini kaybedince de dönüp Fethiye'ye yerleşiyor.
06:51İşin en çarpıcı tarafı şu, onca yıl sonra ikisi de hayatta çok ağır kayıplarla yüzleşmiş.
06:58Biri engelli çocuklara resim satarak bir şeyler katmaya adanmış, diğeri ise eşinin yasını tutarak sessizliğe bürünmüş.
07:04Yıllar onları fersah fersah ayırmış ama günün sonunda ikisini de hayatını o hüzünlü ve insanı olgunlaştıran kıyılarına fırlatmış.
07:12Beşinci bölüm Saklanan Gerçek ve Veda
07:15İşte şimdi hikayemizin en can alıcı noktasına Nihat'ın yüzündeki o Mona Lisa ifadesinin sırrını çözeceğimiz o büyük gerçeğe geliyoruz.
07:24O heyecanlı telefon görüşmesinde Müjgan, Nihat'a hayatının nasıl gittiğini sorduğunda Nihat gözünü bile kırpmadan devasa bir yalan söylüyor.
07:33Ona diyor ki, eşimle, iki kızımla ve üç torunumla son derece sade, huzurlu bir hayatımız var.
07:40Oysa acımasız gerçek şu ki Nihat eşini bir trafik kazasında kaybetmiş.
07:45Evet, Nihat aslında bekar.
07:47Yıllar sonra karşına çıkan o ilk, o büyük gençlik aşkıyla yeniden birlikte olması için önünde hiçbir yasal ya da mantıksal
07:55engel yok.
07:56Peki ama neden? Neden böyle büyük bir yalan uydurdu?
07:59Tam bu noktada sizden bir durup düşünmenizi istiyorum.
08:03Tıpkı gazeteci arkadaşı Hüseyin'in de o an büyük bir şaşkınlıkla sorduğu gibi,
08:07Hocam niye söylemedin eşini bir kazada kaybettiğini, yıllar sonra tekrar beraber olurdunuz?
08:13Gerçekten de insan hayatta ona ikinci bir şans verilmişken,
08:17gerçek, saf ve ilk aşkına giden o kapıları neden kendi elleriyle sımsıkı kapatır?
08:23Nihat neden kendi mutluluğunu feda etmeyi seçti dersiniz?
08:26Cevap, gerçekten insanın içini titretecek kadar derin bir vefa duygusunda saklı.
08:31Nihat, Hüseyin'e şu cevabı veriyor.
08:33Hüseyin, ölen ben olsaydım, rahmetli eşim hiç evlenmezdi.
08:38Onun ilk ve tek aşkı bendim.
08:40Yıllarca benim gibi huysuz, dağınık bir adama katlanmaktan öte,
08:44beni çok sevdi be Hüseyin.
08:46Nihat, sırf kendi ilk aşkına kavuşacak diye,
08:49yıllarca kahrını çeken, ona katlanan ve onu kelimenin tam anlamıyla koşulsuzca seven,
08:54vefat etmiş eşinin anısına ihanet etmek istemiyor.
08:57Ölüme karşı duyulan muazzam ve fedakarca bir sadakat bu.
09:01İşte tüm bu hikayeden cebimize koymamız gereken, bizi kalbimizden vuran o asıl fikir şu.
09:08Gerçek sevgi, her zaman o geçmişteki keşkelerin,
09:11yarım kalmış heveslerin ya da tutkuların peşinden körü körüne koşmak demek değildir.
09:16Gerçek sevgi bazen, bizi biz yapan, bütün o zorluklarımıza katlanan insanlara duyduğumuz,
09:22o sessiz, derinden gelen, sarsılmaz sadakattır.
09:26Nihat'ın yüzündeki o Mona Lisa gülümsemesinin sırrı da kelimesi kelimesine budur işte.
09:31Dudağının bir yarısı mutludur çünkü ilk aşkı, o unutulmaz müjgan hayattadır ve onu hiç unutmamıştır.
09:37Ama dudağının diğer yarısı hüzünlüdür çünkü eşine duyduğu o sonsuz vefa yüzünden,
09:42o ilk aşka sonsuza dek veda etmek ve o ağır yalanı tek başına omuzlamak zorunda kalmıştır.
09:48Ve bugünkü incelememizi, hikayenin de sonlandığı,
09:51Hüseyin'in o hafif isyankar ama inanın bana bir o kadar da haklı sözüyle bitiriyoruz,
09:56Hocam bu kadar hüznü her bünye kaldırmaz, buradan kafa çekmeye gidiyoruz.
10:00Garson bey, hesap lütfen.
10:02Ne kadar doğru değil mi?
10:03Omuzlarımıza binen bu kadar ağır bir hüzün ve vefa yükünü gerçekten her bünye kaldıramaz.
10:09Geçmişin ağırlığı ve sevdiklerimiz için yaptığımız o görünmez,
10:12sessiz fedakarlıklar bize insan ruhunun ne kadar derin,
10:16ne kadar engin bir okyanus olduğunu tekrar tekrar kanıtlıyor.
10:19Peki ya siz, geçmişin hayaletleriyle bugünün sadaketi arasında sıkışıp kalsaydınız,
10:24yüzünüzde nasıl bir tebessüm taşırdınız?
10:26Bu soruyu sizinle baş başa bırakıyorum.
10:28Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere, merakla ve odaklanarak kalın.
Yorumlar