Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Dr. Alper Sezener tarafından kaleme alınan bu köşe yazısı, iktidar, sansür ve kötülük temalarını merkezine alan iki güncel sinema yapıtını karşılaştırmalı bir perspektifle inceliyor. İlk olarak, Mihail Bulgakov’un kült eserinden uyarlanan Usta ile Margarita filmi üzerinden, sanatın baskıcı rejimler karşısındaki direnişi ve adaletin fantastik bir düzlemde tecellisi ele alınıyor. Ardından, Nazi doktoru Josef Mengele’nin savaş sonrası kaçışını anlatan Josef Mengele’nin Kayboluşu filmiyle, gerçek dünyada kötülüğün cezasız kalabildiği ve sistemlerin canavarları nasıl koruduğu gerçeği vurgulanıyor. Yazar, her iki filmde de başrolü üstlenen August Diehl’in oyunculuk performanslarını ve yönetmenlerin estetik tercihlerini analiz ederek toplumsal hafızanın işleyişine dikkat çekiyor. Sonuç olarak kaynak, geçmişin karanlık izlerinin günümüzün politik ve sanatsal atmosferinde nasıl yankı bulduğunu zarif bir dille özetliyor.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Bazen öyle olur ya, iki film izlersiniz, konuları alakasız, dönemleri, coğrafyaları bambaşka ama ikisi de bittiğinde içinizde bıraktıkları his tuhaf
00:09bir şekilde aynıdır.
00:11İşte bugün birbirine hiç benzemeyen bu iki filmin dünyamızla ilgili aynı rahatsız edici gerçeği nasıl anlattığına yakından bakacağız.
00:19Dr. Sezener'in bu sözü aslında bugünkü sohbetimizin tam merkezinde duruyor.
00:24Düşünün bir film bize fantastik bir adalet sunuyor, diğeri ise suratımızda soğuk bir gerçeği çarpıyor.
00:31Ama ikisinin sonunda da boğazımızda bir düğüm.
00:34Peki bu hissin kaynağı ne? Gelin hep birlikte bu sorunun cevabını arayalım.
00:38İlk durağımız 2024 yapımı Ustayla Margarita.
00:43Bize her ne kadar tamamen kurgu da olsa içimizi soğutan tatmin edici bir adalet sunuyor.
00:49Kötülerin hak ettiğini bulduğu bir dünya vaat ediyor.
00:51Yalnız bu filmi anlamak için önce dayandığı eserin o inanılmaz ağırlığını bilmek gerekiyor.
00:58Düşünün Bulgakov'un bu romanı yazıldıktan sonra tam yarım asır boyunca baskı ve sansür yüzünden gün yüzüne çıkamıyor.
01:05Çekmecelerde, depolarda saklanıyor.
01:08Yani bu eseri sinemaya uyarlamak sadece bir film çekmek değil, resmen tarihe karşı bir cesaret gösterisi.
01:14Peki yönetmen Michael Lakshin bu kadar karmaşık bir yapıyı nasıl perdeye aktarmış?
01:19Bir matruşka bebek gibi düşünün.
01:22Üç farklı katmanı ustalıkla iç içe geçiriyor.
01:25Bir tarafta 1930'ların o boğucu baskıcı Moskova'sı var.
01:29Diğer tarafta yazarın hayal dünyasındaki antik Kudus.
01:34Ve tam ortada bu iki dünyaya da hükmeden şeytan Volant.
01:38Gerçek ve kurgu işte böyle birbirine kenetleniyor.
01:41İşte filmin en can alıcı noktası tam da bu.
01:45Film bize diyor ki ustanın şeytanı çağırmasına filan gerek yok.
01:49Baskı, sansürü o kadar dayanılmaz bir hale geliyor ki adalet arayışı sanatın ta kendisinden, yazarın kaleminden bir intikam gücü olarak
01:58doğuyor.
01:59Yani sanat kendi şeytanını ve dolayısıyla kendi adaletini yaratıyor.
02:04Ve tabii ki bu güçlü hikayeyi sırtlanan muhteşem oyuncular var.
02:07August Dill, şeytan Volant rolünde hem karizmatik hem de tekinsiz adeta parlıyor.
02:14Yevgeni Tikhanov, baskı altında ezilen ustanın ruh halindeki o bütün iniş çıkışları o kadar iyi yansıtıyor ki.
02:21Ve Clace Bank, tek bir bakışıyla Pontius Pilatus'un o bitmek bilmeyen vicdan azabını iliklerinize kadar hissettiriyor.
02:28Bu filmin neden sadece tarihi bir drama olmadığını anlamak için şu olaya bakmak yeterli.
02:33Bulgakov'un 1930'larda anlattığı o sansür ve baskı hikayesi var ya, günümüzde o kadar canlı, o kadar geçerli ki,
02:42filmin yönetmeni Michael Lockshan'ın adı, filmin Rusya'daki afişlerinden silindi.
02:46Düşünebiliyor musunuz?
02:48Bu bile tek başına filmin ne kadar güçlü bir uyarı taşıdığının kanıtı.
02:52Kısacası ustayla Margarita bize aradığımız o tatmini sonuna kadar veriyor.
02:57Şeytanın adaletini sağladığı, kötülerin cezasını bulduğu ve aşkın her şeye galip geldiği bir dünya.
03:02Kulağa çok güzel geliyor değil mi?
03:04Ama madalyonun biride diğer yüzü var, ya canavar cezasını hiç çekmezse, ya tarihin en büyük suçlularından biri, hayatının sonuna kadar
03:14özgürce yaşayıp, huzur içinde ölürse, işte şimdi o dünyaya geçiyoruz.
03:20İkinci filmimiz, Joseph Mengele'nin kayboluşu, bize adaletin fantastik yüzünü değil, gerçeğin ta kendisini gösteriyor.
03:28Ve bu gerçek, insanın kanını donduracak kadar rahatsız edici.
03:32Önce kimden bahsettiğimizi bir netleştirelim.
03:35Joseph Mengele, namı diğer, ölüm meleği.
03:38Auschwitz toplama kampında yaptığı insanlık dışı deneylerle, işlediği sayısız cinayetle, tarihin en karanlık figürlerinden biri.
03:46Yani filmin merkezindeki canavar, işte bu kişi.
03:49Bu zaman çizelgesi, durumun ne kadar vahim olduğunu gözler önüne seriyor.
03:55Bakın, savaş bittikten sonra tam 30 yıl, 30 yıl boyunca kaçak yaşadı.
04:01Arjantin, Paragay, Brezilya dünyanın öbür ucuna gitti ama asla adalet önüne çıkarılmadı.
04:06Ve sonunda ne oldu biliyor musunuz?
04:08Yüzerken geçirdiği bir felçle, özgür bir adam olarak öldü.
04:13Yönetmen Kirill Celebranico, bu kaçış hikayesini anlatırken çok bilinçli, çok zekice bir stil seçmiş.
04:20Film siyah-beyaz ve neredeyse bir ameliyathane kadar soğuk, klinik bir havada ilerliyor.
04:26Her sahne, sanki bir canavarın hayatına yapılan duygusuz bir otopsi gibi.
04:31Bu da size, izleyici olarak, inanılmaz derecede rahatsız edici bir his veriyor.
04:36Peki, tam bu noktada akla şu soru geliyor.
04:39Neden?
04:40Yani neden böyle bir canavarın hayatını bu kadar detaylı anlatalım ki?
04:44Onu bir insan olarak göstermek, bir anlamda onu meşrulaştırmak, normalleştirmek değil midir?
04:50Yönetmenin cevabı çok net ve çok önemli.
04:52Mesele Mengele'nin kişiliği değil, mesele onu koruyan sistemin ta kendisi.
04:57Film, Mengele'yi tek başına bir canavar olarak değil,
05:00nazi ideolojisinin, ona yardım eden faşist ağların ve uluslararalası adalet mekanizmasının
05:06toptan çöküşünün bir sonucu olarak önümüze koyuyor.
05:09İşte bu, filmi bir biyografiden çıkarıp sarsıcı bir sistem eleştirisine dönüştürüyor.
05:14Ve şimdi, bu iki farklı filmi, bu iki farklı kötülük anlayışını birbirine bağlayan
05:20o inanılmaz, o akıl almaz noktaya geldik.
05:23Her iki şeytanı da, evet, aynı aktör canlandırıyor.
05:26August Diehl.
05:28August Diehl'in bu iki rolü, kötülüğün iki farklı yüzünü muhteşem bir şekilde özetliyor aslında.
05:34Bir yanda, adalet dağıtan, karizmatik, hatta neredeyse hayranlık duyabileceğimiz,
05:40doğaüstü bir şeytan var.
05:41Diğer yanda ise, sefil, paranoyak, acınası ve tiksinti veren,
05:46dirpertici derecede sıradan bir insan canı var.
05:49Biri adaleti getiriyor, diğeri ondan bir ömür boyu kaçıyor.
05:53Sonuç olarak, bu iki film, bize bireysel canavarlardan daha büyük bir resme bakmamız gerektiğini söylüyor.
05:59Asıl tehlike, o canavarları yaratan, besleyen ve koruyan sistemlerin ta kendisi.
06:04Bu belki de tüm bu anlatıdan çıkaracağımız en önemli ders.
06:09İster usta ile Margarita'daki yozlaşmış biyokrasi olsun,
06:12ister Mengele'nin kaçışını sağlayan uluslararası ağlar.
06:16İkisi de aynı şeyi gösteriyor.
06:18Kötülük tek başına var olamaz.
06:21Onu besleyen, koruyan ve aklayan bir makinaya, bir sisteme ihtiyaç duyar.
06:26Ve bu acı gerçek, Dr. Sezener'in de dediği gibi, her dönem için geçerli.
06:31Sistemler, düzenin devamı için ya da sırf kendi çıkarları öyle gerektirdiği için,
06:36en korkunç canavarları bile koruma altına alabilir.
06:39Bu filmlerin bize yaptığı o büyük uyarı da işte tam olarak bu.
06:43Bu iki film, aslında geçmişe tutulmuş birer ayna gibi.
06:47Bize sadece olanları değil, olabilecekleri de gösteriyor.
06:51Peki biz, kendi zamanımızda, kendi toplumumuzda hangi canavarları koruyan sistemleri farkında olmadan görmezden geliyoruz?
06:58İşte bu soruyla sizi baş başa bırakıyorum.
07:01İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Yorumlar

Önerilen