Bu makale, asgari ücretin devlet tarafından sunulan bir lütuf değil, halkın ödediği vergilerle oluşan bir hak iadesi olduğunu savunmaktadır. Yazar, devletin kendine ait bir hazinesi olmadığını, kasadaki her kuruşun doğrudan milletin emeğinden ve ödemelerinden geldiğini vurgular. Toplumdaki "devlet veriyor" yanılgısını eleştirerek, vatandaşların kendi paralarını talep etmelerinin bir başkaşırı değil, demokratik bir bilinç ve hak arayışı olduğunu ifade eder. Sosyal devletin görevi sadaka dağıtmak değil, adaleti sağlayarak kul hakkını teslim etmektir. Sonuç olarak yazı, ekonomik talepleri ahlaki ve hukuki bir zemine oturtarak halkı kendi alacağına sahip çıkmaya davet eder.
00:00Herkese merhaba, bugün askeri ücret konusuna bambaşka bir yerden bakacağız.
00:04Yani onu bir lütuf ya da bir iyilik olarak değil, tam tersine temel bir hak,
00:10hatta devletten olan alacağınız olarak ele alan bir bakış açısını mercek altına alıyoruz.
00:15Zaten işin başlangıcı da çok çarpıcı bir benzetmeyle yapılıyor.
00:20Hani Ramazan'da davulcu bizi savura uyandırır ya,
00:23işte diyor ki kaynak, asıl ihtiyacımız olan uyanış, hak bilincine dair bir uyanış.
00:28Peki ama tam olarak ne demek bu uyanış?
00:32İşte bu soru da bizi doğrudan ilk bölümümüze getiriyor gereken uyanış.
00:36Gelin hep birlikte bu hak bilincinin neden bu kadar hayati olduğuna ve neleri değiştirebileceğine bir bakalım.
00:43Bakın bu uyanış öyle sabah çalan bir alarm gibi değil, çok daha derin bir şeyden bahsediyoruz.
00:48Adalet, hak ve belki de en önemlisi bir vatandaş olarak devlete verdiğimiz yetkinin karşılığını sorgulamaya başlamakla ilgili bir uyanış bu.
00:57Tamam, şimdi konunun en can alıcı ve belki de en şaşırtıcı noktasına geliyoruz.
01:03Asgari üzlet tartışmalarının tam kalbinde yer alan o en büyük yanılgı neymiş bir bakalım.
01:08Yani devletin hazinesi hakkındaki o yaygın ama yanlış inanç.
01:13Bu yanılgının tam ortasında da basit ama her şeyi değiştirebilecek kadar güçlü bir soru var.
01:19Devlet maaşları ve diğer tüm harcamaları kimin parasıyla ödüyor?
01:25Bakın bu sorunun cevabı gerçekten de her şeye bakış açımızı kökünden değiştirebilir.
01:31Şimdi yaygın yanılgı ne?
01:34Devletin kendine ait sanki böyle sonsuz bir hazinesi var ve oradan ödüyor sanıyoruz.
01:40Ama işin aslı ne?
01:42Gerçek şu ki devletin kasasındaki her kuruş ama her kuruş milletin emeğinden yani doğrudan bizden geliyor.
01:52E o zaman devam edelim ve şunu soralım.
01:55Madem o kasa bizim paramızla doluyor peki bu para tam olarak nerelerden geliyor?
02:01Gelin şimdi bu paranın yolculuğuna o kasanın nasıl dolduğuna daha yakından bakalım.
02:07İşte meselenin özü bam teli tam da burada.
02:10Devletin kendine ait bir hazinesi falan yok.
02:13Milletin hazinesi var.
02:15Yani devlet milletin ürettiği zenginliği toplayan ve yöneten bir mekanizma sadece.
02:20Kısacası o kasa aslında hepimizin ortak kasası.
02:24Peki o kasa nasıl doluyor?
02:26İşte böyle.
02:27Maaşınızdan kesilen o vergi.
02:29Markette alışveriş yaparken ödediğiniz KDV, elektrik su faturanızdaki ÖTV, hatta kiranızdaki stopaj ve farkında bile olmadığımız bir sürü başka vergi.
02:39Yani attığımız her adımla, yaptığımız her harcamayla o kasayı bizzat bizler dolduruyoruz.
02:45Şimdi, madem devletin kasası bizim paramızla doluyor, bunu bir an için gerçekten içselleştirelim.
02:51İşte bunu anladığımız anda asgari ücret gibi konulara bakış açımız da 180 derece dönüyor.
02:56Artık bir lütuftan değil, çok daha farklı bir şeyden bahsediyoruz.
03:01Nedir peki bu?
03:02Bu yeni bakış açısıyla asgari ücret, devletin bize yaptığı bir iyilik ya da bir hediye falan değil.
03:08Tam tersine.
03:09Halkın kendi parasından, yani bizim paramızdan, devletin bize olan gecikmiş borcunun kısmi bir iadesi.
03:15Ve burada kullandığımız dil o kadar kritik ki, bakın eğer sadaka diliyle konuşursak en temel hakkımız bir anda bir lütfa donuşuyor.
03:25Ama ne zamanki hak diliyle konuşmaya başlıyoruz, işte o zaman devletin borcu bizim alacağımız haline geliyor.
03:32Kelimeler bütün algıyı değiştiriyor.
03:35Peki bu sadaka dilinin sonuçları ne oluyor?
03:38İşte tam olarak bunlar.
03:39Geçim ücreti adeta bir sus payı gibi sunuluyor.
03:44Açlık sınırındaki bir maaş için insanlardan sabır bekleniyor.
03:48Ve en acısı hakkını aramak, hesabım nerede diye sormak nankörlük olarak görülüyor.
03:54Yani size ait olan bir şey için minnet duymanız isteniyorsa, doğal olarak daha fazlasını talep etmek de nankörlük olarak damgalanabilir.
04:01İşte analizimiz tam da bu fikre meydan okuyor ve diyor ki, hesap sormak nankörlük değildir.
04:09Ve burada çok ama çok net bir ayrım yapılıyor.
04:12Millet kendi parasını, kendi hakkını isterken sesini yükseltiyorsa bu bir isyan değil.
04:18Bu vatandaşlıktır.
04:20Bu nokta konuyu sadece ekonomik bir tartışma olmaktan çıkarıp doğrudan demokrasinin kalbine yerleştiriyor.
04:26Çünkü demokrasi yalnızca sandığa gidip oy atmak değildir, aynı zamanda o sandıkta verdiğin yetkiyle toplanan paranın hesabını sorma hakkıdır.
04:36Bütün bu anlattıklarımızı birleştirdiğimizde ise karşımıza çok net bir ilke çıkıyor.
04:41Güçlü bir ilke.
04:43Alacaklı olan, yani hak sahibi olan susmaz.
04:47Peki bu hakkın temelleri ne?
04:49Neye dayanıyor?
04:50Üç sağlam sütunu var.
04:52Birincisi hukuken, vergiyi veren söz hakkına da sahiptir.
04:55Bu kadar basit.
04:56İkincisi siyaseten, sosyal devlet lütuf dağıtmaz, hesap verir, vermek zorundadır.
05:03Ve üçüncüsü ahlaken, kul hakkı ertelenemez.
05:06Bu üç temel bizim devlet karşısındaki alacaklı konumumuzu perçinliyor.
05:11Ve en sonunda tekrar başladığımız o güçlü ve net ifadeye dönüyoruz.
05:15Bu bir isyan değil.
05:17Bu vatandaşlıktır.
05:18Kendi paranızın, kendi emeğinizin hesabını sormak bir vatandaş olarak en doğal, en temel hakkınız ve hatta görevinizdir.
05:26Unutmayın, bu bakış açısına göre asgari ücret bir lütuf değil, sizin alacağınızdır.
İlk yorumu siz yapın