Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 8 dakika önce
Milli Çözüm Dergisi - Adil Bir Düzen’in Gereği ve “Mâûn” Suresi’nin Öğretileri

www.millicozum.com

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Adil bir düzenin gereği ve Maun suresinin öğretileri, 107 Maun suresi, 7 ayet, Mekke'de inmiştir.
00:10Rahman, Rahim olan Allah'ın adıyla, dindar geçindikleri ve istismar ettikleri halde,
00:17aslında dini yalanlayanı, İslam'ın esaslarını ve ahiret hayatını ciddiye almayanları gördün mü?
00:25Kim olduklarını açıklayın mı?
00:26İşte o, yetimi, sahipsiz ve çaresiz kimseyi itip kakandır, onları kendi dertleriyle baş başa bırakan ve hakaret edip kovandır.
00:37Yoksulu, muhtaç ve mağduru, doyurmaya, bunları koruyup kalkındıracak yeterli imkanı ve adil bir iktidarı oluşturmaya da önayak olmayandır.
00:48İşte yazıklar olsun bu duyarsızlıklarına rağmen şu namaz kılanlara, şuursuz ve huzursuz dua ve ibadet yapanlara ki,
00:58onlar, kıldıkları namazlarının ve dualarının manasından ve maksadından gafil ve habersiz bulunmaktadırlar.
01:06Onlar, ibadetlerinde ve dini hizmetlerinde riyakardırlar, sadece gösteriş yapmaktadırlar.
01:14Dinin bütün hükümleriyle yerleşip yürümesi ve tüm mazlum ve yoksulların huzura ermesi yolunda,
01:21malının az bir kısmının, kamu payı ve yoksul hakkı olarak paylaşma ve dayanışma amaçlı,
01:27alınmasına ve ülkede faiz sistemini kaldıracak ve zekat vergisini uygulayacak bir nizamın kurulmasına bile mani olup engellemeye çalışmaktadırlar.
01:38İşte böylesine zalim, hain ve merhametsiz davranmalarının sebebi,
01:43gerçek bir imanla, dinin aslına ve ahiret hesabına inanmamış olmalarıdır.
01:49Bir kişinin veya kesimin ibadet alışkanlıklarıyla, helal kazanma ve hayırda harcama gibi ekonomik sorumlulukları arasında bir uygunluk yoksa,
02:00bunların dindarlık tavrı samimiyetten uzaktır.
02:04Maun suresi, önceki Kureyş suresi ile üç yönden irtibatlıdır.
02:081. Kureyş suresinde Allah'ın kendilerini çeşitli nimetlerle açlıktan kurtardığı belirtilmekte,
02:15burada da Allah'ın ihsan ettiği gibi onların da aç ve yoksul kimselere sahip oldukları şeylerden vermeleri istenmektedir.
02:242. Önceki surede tevhid dersi verilmekte, putlara ve tağutlara değil, sadece Kabe'nin Rabbi olan Allah'a ibadet olunması emredilmektedir.
02:34Burada da yetime ve yoksula, mali muavenet ve merhamet olmadan sadece namaz gibi bedeni ibadetlerin insanı kurtaramayacağına dikkat çekilmektedir.
02:443. Kureyş suresinde Allah-u Teala, Kureyş'e verdiği nimetleri hatırlatıvermişti.
02:50Burada da, din gününün mutlaka geleceği ve herkesin hesaba çekileceği hatırlatılarak,
02:56ahirete hazırlanmak için mali ve maddi fedakarlığın şart olduğu gerçeği haber verilmektedir.
03:02Fil ve Kureyş sureleri, aslında ahiret gününün delillerindendir, müminleri uyarı ayetleridir.
03:08Bu iki surenin arkasından, fert ve toplum hayatıyla ilgili esasların zikredilmesi, dünya-ahiret devamlılığını göstermektedir.
03:16Çünkü ahiret inancı, dünya hayatını da disipline etmektedir.
03:21Dünyada en çok gözetilecek kimseler ise, himayeye en çok muhtaç olan sahipsiz, kimsesiz, yetim ve muhtaç kimselerdir.
03:29Bunlar, Allah'ın insanlara taksim ettiği nimetlere ulaşmada bir takım mahrumiyetler içindedirler.
03:35İşte bu nedenle, kalbinde Allah korkusu ve hesap gününe kavuşma inancı olan kimseler,
03:41Allah'ın kendisine bolca ikram ettiği nimetlerden, Allah'ın muhtaç kullarına da ihsanda bulunmaktan ve,
03:48herkesin insanca yaşayacağı şartları oluşturacak adil bir düzen kurmaktan asla imtina etmeyeceklerdir.
03:55Gerçek müminler, bütün nimetleri emanet olarak görürler ve nimetin gerçek sahibinin istediği yerlerde tasarrufta bulunmaktan çekinmezler.
04:03Biz, maun kelimesinin, avn destek kökünden, bir araya toplandığında büyük yekün tutan ve muhtaç, mağdur kimselerin ihtiyacını gidermeye yarayan
04:15ve küçük yardımlardan oluşan özel bütçe anlamına geldiği kanaatindeyiz.
04:20Yoksa bazılarının, önemsiz ve değersiz sadakalar, âriyet ve emanet olarak verilen iğreti eşyalar şeklinde manalar yüklemesi pek uygun düşmemektedir.
04:31Çünkü Kur'an ayetleri, muhtaç olduğumuzda kendimizin almaya tenezzül etmeyeceğimiz küçük, az, çürük ve eski şeylerin sadaka verilmesini nehyetmiştir.
04:43Bak Bakara 267
04:45Öyle ise, ey iman edenler! Kazandıklarınızın, ticari kârlarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın, meyve ve hububatların temiz ve kıymetli tarafından
04:57infak yapın.
04:58Fakirlerin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar Allah yolunda harcayın.
05:03Kendiniz, gözünüzü yummadan almaya tenezzül etmeyeceğiniz, kötü, çürümüş, eskimiş, işe yaramaz ve hiçbir ihtiyacı karşılayamaz derecede az şeyleri infak etmeye
05:14kalkmayın.
05:15Bilin ki Allah zengin ve cömerttir. Size bol bol ihsan ve ikram ettiği gibi sizden de öyle iyilik ve infak
05:23ister.
05:24Övülmeye ve şükredilmeye naik olan yalnız kendisidir.
05:27Ma'un suresi, canın yongası sayılan malını parasını Allah rızası ve muhtaçların hatırı için gönül rahaplığıyla vermeyenlerin, Allah yolunda cihat
05:38için gerektiğinde canlarını da veremeyeceklerine dikkat çekmektedir.
05:42Ma'un
05:43Sözlükte, A-V-N kökü mastar olarak yardım etmek, orta yaşlı görünmek demektir.
05:50Orta yaşlı olmak, avan, yardım etmek, iane, yardımcı, muavin, yardımlaşmak, el birliği etmek, teavün, yardım istemek, istiyane, yardım, destek, medet,
06:04A-V-N, ikramiye, burs, destek, iane, kooperatif, teavüniye, insanlara yardım eden, mivan, küçük yardım, ma'une kelimeleri bu köktendir.
06:17Şu halde, ma'un, en tabii ihtiyaç maddelerini ve zaruri gereksinimleri karşılayıcı anlamında küçük yardımlar demektir.
06:26Bazılarına göre, alet, edevat, kapkacak, ekmek, tuz ve benzeri bir insanın diğer insana vermekte hiçbir beis görmemesi gereken yardımları ifade
06:37etse ve burada zekat vergisini hatırlattığı söylenebilir.
06:40Bu nedenle, ma'unu engellemek, ülkeye ta'unu, veba denen korkunç hastalığı davet etmek gibidir.
06:48Çünkü ekonomik dengesizlikler, sosyal felaketlere ve anarşik hareketlere dönüşecektir.
06:54Vahşi kapitalizmin ve zalim komünizmin temin edemediği ve asla edemeyeceği sosyal adaleti ancak İslami düşünce sistemi ve adil düzen tesis
07:04edecektir.
07:04Tabii, buradaki ma'unu, dilenciye atılan üç beş kuruş veya yoksulu zenginin insafına bırakma olarak anlamamak gerekir.
07:13Aslında Ma'un suresinde yaptırım ifade eden yeni bir sistem kurulması şart görülmektedir.
07:19Bütün sosyal adalet prensipleri de tamamen bunun içindedir.
07:23Yani Ma'un suresi, herkesin insanca yaşayacağı bir ekonomik düzenin ahlaki kaidelerini ve bunu yürütecek insanların psikolojik karakterini beyan etmektedir.
07:34Özetle, Ma'un, zenginler için önemsiz sayılsa da, kendisinde, insanlar ve özellikle yoksullar için fayda bulunan küçük ve az şeylerin
07:45toplanması sonucu oluşan bütçelerle ihtiyaçların karşılanması demektir.
07:49Bol sözcüğü ile zıt anlama gelir.
07:51Müfessirlerin birçoğuna göre Ma'un, komşuların birbirlerine ödünç verdiği ufak tefek eşyalara dense,
07:59bununla iğne iplik, kap kacak, keser balta, kazma kürek, çekiç keser, su kabı gibi ıvır zıvır denen basit şeyler kastedilse
08:09de,
08:09Ma'un suresinde bu anlamda kullanıldığını söylemek münasip düşmemektedir.
08:13Bu ayet, dindar tavrı takındıkları halde dini yalanlayanların, aslında çok basit şeylerde bile cimrilik ettiklerini,
08:22garibanların bu basit şeylerle toplanacak bütçeler desteğiyle kurulacak kooperatif ve atölyelerde,
08:28kendi ekmeklerini kazanmalarına bile fırsat vermediklerini,
08:32toplumsal yarar için ellerini ceplerine götürmediklerini,
08:35yaralı karmağa bile üflemediklerini,
08:37insanları hep kendi lütuf ve sadakalarına bağımlı tutarak onları kul köle haline getirdiklerini,
08:44ama iş reklama geldi mi riyakarlıktan çekinmedikleri mesajını vermektedir.
08:49Ma'un sözcüğünün zekat şeklinde ifade edilmesine itiraz yersizdir.
08:54Çünkü bu yorum, ayetin delalet ve işaret manasına dayanarak,
08:58küçük, basit ve sıradan bir şeyi bile vermeyen bir insanın,
09:02zekat gibi malının belli bir oranını hiç veremeyeceği gerçeğine uygun düşmektedir.
09:07Bu yönüyle Ma'un suresi bir merhamet medeniyeti ve adil düzen devleti kurmayı teşvik etmektedir.
09:14Ülkede öyle bir düzen kurulmalı ve öyle bir dönem kurgulanmalı ki,
09:19orada yaşayanların dinine, düşüncesine, kavmine, kimliğine, mezhebine, mesleğine,
09:26kökenine ve kültürüne bakılmaksızın herkesin temel insan hakları gözetilsin
09:31ve özellikle mağdur, mahrum, yoksul kesimlerin onurlu ve huzurlu yaşayacakları imkanlar ve fırsatlar temin edilsin.
09:40Bu ise, öyle yozdaştırılmış, psikolojik baskı aracı yapılmış, sadaka biçiminde değil,
09:46hadisi şerifte buyurulduğu gibi, sağ elin verdiğini sol elin bilmeyeceği,
09:51hiç kimsenin rencide edilmeyeceği, yardım edicilerin,
09:54mağun sahiplerinin de böbürlenmeyeceği bir sistem, tauniye içinde ve devlet resmiyet eliyle gerçekleştirilsin, inşallah.
10:03Bu mübarek mağun suresinin asıl manasını, mesajını ve muhataplarını bulandırmak için
10:09gereksiz ve temelsiz izahlar yapılmış, amacından saptırıcı yonumlara kalkışılmıştır.
10:15Devamlı olarak, mağun suresinin muhatabı olarak,
10:19gayrimüslimler, müşrikler yani İslam dışı kesimler gösterilmeye çalışılmıştır.
10:24Halbuki, surenin muhatabı, müşriklerle birlikte ve hatta onlardan da önce tevhid ehli olan ve Müslüman sıfatı taşıyanlardır.
10:34Yani, hitap, Yahudilere, Hristiyanlara ve Müslümanlaradır.
10:39Surenin, gördün mü sorusuyla başlaması, dinin aslını özümsememiş olan merhametsiz ve samimiyetsiz insanları tanımaya ve tedbir almaya teşvik maksatlıdır.
10:49Yani, bu surede çarpıcı ve şaşırtıcı bir tavırdan söz edileceğine, dolayısıyla konunun önemine dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.
10:58Ayetteki din kelimesi, bilinen anlamı yanında Allah'ın kanunları veya uhrevi yargı manasına da müsait bulunmaktadır.
11:07Ancak bunların birini inkar eden, diğerlerini de inkar etmiş olacağı için sonuç aynıdır.
11:13Genellikle insanlar, bir dine inandıklarını, dolayısıyla doğru yolda bulunduklarını ve sonuçta mutlu olacaklarını,
11:21kendi dinlerine inanmayanların ise yanlış yola kaydıklarını ve bedbaht olacaklarını sanmakta ve savunmaktadırlar.
11:28Nitekim, Hazreti Peygamber zamanındaki Yahudiler, Hristiyanlar, hatta putperest Araplar bile böyle olduklarını iddia ediyorlardı.
11:37Yüce Allah bu surede, gerçekte dini yalan sayıp inkar edenleri tarif ederek bunların kimler olduklarını ortaya koymaktadır.
11:46Bunlar, kimsesiz ve yardıma muhtaç durumda bulunan yetim ve sahipsiz herkesi horlayıp onu itip kakan,
11:53yoksullara kendisi yardım etmediği gibi başkalarının da hayır yapmasına ön ayak olmayan vicdansız insanlardır.
12:00Kuşkusuz, bu özellikler birer örnektir.
12:03Yoksa dinin aslını yahut ahiret hesabını ve yargısını inkar edenlerin başka özellikleri de bulunmakla birlikte,
12:11burada vicdansız ve riyakâr insanların toplumsal ahlakla ve vicdani sorumlulukla ilgili en açık ve yıkıcı tutumlarına dikkat çekilmiş olmaktadır.
12:21Ayetin, putperestlerin tipik şahsiyetlerinden olan As bin Vail hakkında indiği belirtilse de,
12:27surenin mana ve mesajını böyle bir şahsa ve zamana indirgemek yanlıştır.
12:32Bu surenin genel amacı, başkalarına merhamet düşüncesinden, insan sevgisinden mahrumiyetin en belirgin tezahürleri olan
12:40cimri ve bencil davranışları sergileyenleri kınamak ve bu yaptıklarının Allah katında en büyük kötülüklerden olduğunu hatırlatmaktır.
12:49Yetim ve yoksullar, toplumun zayıf ve himayeye muhtaç kesimlerini oluşturmaktadır.
12:54Dinin insanlığa yönelik en büyük hedefi ise, insanlar arasında sevgi ve saygıyı, dayanışmayı ve paylaşmayı sağlamak,
13:02sıkıntıların da mutlulukların da paylaşıldığı bir insanlık bilincini oluşturmaktır.
13:07Bu ayetler, bir yandan bu tür sorumsuz ve onursuz davranışlar sergileyenleri kınarken,
13:13diğer taraftan da gerçek dindarların, yetim ve yoksullar gibi himayeye muhtaç kesimleri insanca yaşama şartlarına kavuşturacak bir düzenin ve yönetimin
13:23kurulması için çalışıp çabalamak
13:25ve diğer insanlara da sorumluluklarını hatırlatıp teşvikçi olmak gerektiğini de vurgulamaktadır.
13:30Unutmayalım ki, her türlü kötülüğün, küfrün, şirkin temeli, dünya, mal, makam, şöhret ve şan olmaktadır.
13:39Hadis-i Şerif, ayetteki ''Sen gördün mü?'' hitabı, görünüşte Peygamber Efendimiz'edir.
13:46Ancak, Kur'an üslubu gereği, bu hitap her çağda ve her coğrafyada geçerli olup, yaşayan ve her akıl sahibi kimseleredir.
13:55Ayrıca, ''duydun mu?'' değil de ''gördün mü?'' ifadesinin kullanılmasının nedeni,
14:01gerçekte dini yalanlayarak ama görünüşte dindarlık taslayarak icraatta bulunanların,
14:07bu riyakar ve sahtekar tavırlarını sadece fikir düzeyinde değil, toplumda eylem olarak ortaya koyduklarını da belirtmek içindir.
14:16Ancak bu soru, ''Evet gördüm'' ya da ''Hayır görmedim'' diye cevabı beklenen bir soru değildir.
14:23Tam aksine, ortaya çıkan bir durum karşısında, teaccüp, hayret etme hislerini ifade eden bir soru tipidir.
14:30Böyle hayret ifade eden bir soruyla başlanması, dini içine sindirememiş olmanın,
14:36yani iyi kötü her amelinin mutlaka karşılığının alınacağını,
14:41yalan ve asılsız saymanın şaşkınlık ve hayret uyandırıcı bir kalbi hastalık olduğunu göstermek içindir.
14:47Bu üslup, müminleri, ahireti gizlice inkar eden insanda ne gibi bir karakter meydana geleceğini düşünmeye davet etmektedir.
14:561. Dindar geçindikleri ve istismar ettikleri halde, aslında dini yalanlayanı,
15:03İslam'ın esaslarını ve ahiret hayatını ciddiye almayanları gördün mü?
15:07Kim olduklarını açıklayın mı?
15:09Gördün mü dini yalanlayanı?
15:12Yani Müslüman rolü oynadığı, hatta kendisinin de böyle sandığı halde,
15:17gerçekte dinin aslına ve ahiret hesabına tam inanmamış kimseleri tanıtayım mı?
15:22Yani Allah'ın dinini, hükümlerini, adetini, cezasını, mükafatını, yargısını ve bütün bunları çağrıştıran hak yola koyulmayı,
15:33ona itaat edip tabi olmayı reddedeni, inkar edeni, inanmış göründüğü halde gerçekte içinden itiraz ve isyan edeni görüyor musun?
15:42İşte o var ya o!
15:432. İşte o, yetimi, sahipsiz ve çaresiz kimseyi itip kakandır.
15:49Onları kendi dertleriyle baş başa bırakan ve hakaret edip kovandır.
15:55Yetimi hor görür, yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
15:58Evet, böylesi tiplerin karakteri, yetimi hor görmek, yoksulun halini boş vermek,
16:05garik ve sahipsiz kimseleri dert edinmemek,
16:08şahsi çıkarlarından ve aile efradından başka bir şey düşünmemektir.
16:12Oysa, İslam'da salat, namaz ve diğer ibadet şekilleri birer nüsuk yerindedir.
16:18Nüsuk, Arapça'da, tohumları, fidanları ve ağaçları güçlendirmek üzere
16:24onlara suni ve tabi takviye ediciler vermek anlamına da gelir.
16:28Nüsuk, menasik, Cenab-ı Hakka yaklaştırıcı tapınma şekilleri ve ibadet yerleri anlamı yanında,
16:35bir nesneyi su ile yıkayıp temizlemek ve çorak araziyi sürüp, sulayıp gübreleyerek verimli hale getirme manalarını da içerir.
16:43Şu halde, bir Müslüman için namaz ve oruç gibi bedeni, hac ve umre gibi mali ve şahsi ibadetler,
16:51takviye edici ve güçlendirici ilaçlar yerindedir.
16:54Hayat bir tarla misalidir. Adalet, doğruluk, dürüstlük, paylaşım, kardeşlik ise onlardan hasıl olan ürünler gibidir.
17:03Ürün yoksa, tek başına takviye ediciler ne anlam ifade edecektir?
17:07Yani, ahlaksız, vicdansız, şefkatsiz, paylaşımsız, dayanışmasız bir iman ve İslam sadece şekildir.
17:15Çünkü imanın ve ibadetlerin meyvesi, ahlaki meziyet ve fazilettir, istikamet ve dini gayrettir, merhamet, muavenet ve cömertliktir.
17:25Yüce yaratıcının hatırına, tüm yaratılanları, özellikle mağdur ve mahrum insanları, sevmek ve sahiplenmek, bu maksatla adil bir düzeni istemektir.
17:35Riyakarlıkla dindarlık taslayıp ama aslında dinin özünü inkar eden, işte o, yetimi ve sahipsiz kimseleri nefret ve şiddetle itip kakandır.
17:45Edda, Arapçada kuvvetli ve husumetli şekilde itmek, def etmek, yanından sürüp ötelemek manalarına gelir.
17:53Araplar, tökezleyen birisine, haydi kalk ve uzaklaş anlamında dağda diye seslenmektedir.
18:00Yeduu, hakalet edici ve küçümseyici bir hiddetle, şiddet ve sitemle birilerini iten demektir.
18:06Bu kelime, münafık ve mağrazlı kimselerin yetimlere, zayıf ve sahipsiz kesimlere karşı nasıl acımasız, gaddar ve kaba davrandıklarını ifade etmektedir.
18:17Aynı kelime, Kur'an-ı Kerim'de günahkarların cehenneme itilişi hakkında da geçmektedir.
18:22Cehennem ateşine doğru şiddetle sürülecekleri gün.
18:25Tur 13
18:26Yeduu'l-yetim
18:28Dinin aslını yalanlayanlar ve ahiret hesabını ciddiye almayanlar veya bir yolunu bulup kurtulacaklarını sananlar, yetimi, fakir ve çaresiz kimseleri itip
18:40kakarak horlayıverirler.
18:42Gariplerin, yetimlerin haklarını gasp ederek onları yanından kovup sürerler.
18:47Devlet bütçesinden hakları olan payları da vermezler.
18:50Şüphesiz, bütün bu şefkatsiz ve merhametsiz tavırlar ise, fakirlerin, gariplerin ve yetimlerin sahibinin Allah olduğunu bilmemekten ve ahiret gününü önemsememekten,
19:02yani dine gerçekten iman etmemekten kaynaklanan şeylerdir.
19:07Yani, gerçek ve örnek Müslümanın takvasını ve tartısını, ayarını gösteren asıl ölçü, onun namazı ve niyazından ziyade, Allah'ın lütfettiği
19:18maddi imkanları ve siyasi fırsatları, çevresindeki ve ülkesindeki mağdur ve mahrum kimselerle paylaşma ve ülkesinde ekonomik ve sosyal dengeyi ve
19:28adil bir düzeni kurma gayretidir.
19:30Gümüş ve altın paranın ve servetin, kadifenin, süslü giysilerin kulu kölesi olan yüzü koyun yere çakılıp ölsün.
19:39Yüzü koyun yere çakılsın da yerlerde sürünsün.
19:43Vücudunun her yanına iri ve zehirli dikenler batsın da o dikenleri çıkaramayıp böğürsün.
19:49O, öyle biridir ki, kendisine bir şeyler verildiğinde hoşnut olur.
19:54Bir şey verilmediği ve hele istendiği zaman ise asla vefa göstermez, bunlara yazıklar olsun, buyuran Hazreti Peygamber Efendimizin bu uyarılarından
20:05ders alıp kendini düzeltmeyenler.
20:07Çevresindeki fakirleri, çaresizleri, yetimleri, öksüzleri ve tüm sahipsizleri düşünmeyenler.
20:14Yoksulluktan, iş bulamamaktan, ailesine bakamamaktan dolayı kötü yollara düşenleri dert etmeyenler.
20:21Bütün bunların ıslahını ve iflahını sağlayacak adil bir düzenin, doğal ve sosyal bir dengenin kurulmasına gayret etmeyenler ve bu amaçla
20:31az bir maun destek bile vermeyenler, acaba hangi yüzle huzura gidecek ve şefaat dileyeceklerdir?
20:38Bu hadisin başka bir tercümesi şöyle yapılmıştır.
20:42Gümüş, paranın kulu kölesi olanlar, yüzüstü düşsün sürünsün helak olsun, dinarın altının kulu, yüzüstü düşsün sürünsün helak olsun, yıkılsın.
20:53Saçaklı, pahalı ve gösterişli elbiselerin, pahalı evlerin bineklerin kulu, yüzüstü düşsün sürünsün.
21:01Midelerinin ve nefsani şehvani isteklerinin kulu, yüzüstü düşsün sürünsün, helak olsun, yıkılsın.
21:08Bir şerre uğrarsa kurtulmasın ki o, kendisine verildiği zaman razı olur, verilmezse ve istenirse kızar ve gazaplanır.
21:17Bu hadisi şerifte kınanan ve hatta beddua olunan kimseler, helal ve meşru yollarla çalışıp kazanan, mal mülk sahibi olup, hayırlı
21:27ve yararlı girişimlerde bulunan,
21:29imkanlarına uygun ve rahat evlerde oturan ve araba kullanan kimseler değil, bunları haram ve haksız yollarla kazanan,
21:37ama helal ve meşru vasıtalarla zengin olsa da bunları hayırda kullanmayan ve paylaşma, dayanışma duygusu ve duyarlılığı taşımayan,
21:46cimri, kibirli, gafil ve bencil tiplerdir.
21:49Müslüman olduğunu söylediği halde, inancının gereği ve meyvesi olan ahlaki ve vicdani disiplini oluşmayan
21:56ve hak düzeni kurma gayretini taşımayan insanların hayatında Allah'ın rengi ve İslam'ın ahengi görülmeyecektir.
22:05Dine ve ahirete gerçekten iman etmeyenlerin hayatlarında en temel insani duyarlılıklar bile fark edilmeyecektir.
22:12İbadet ve iyilik her zaman, başkaları görse de görmese de karşılığını yalnız Allah'tan bekleyerek gerçekleştirilmelidir.
22:21Irkı, dili, dini, cinsiyeti, konumu ne olursa olsun, adaletten ve merhametten ayrılmamak gerekir.
22:28Başkaları gördüğünde ya da duyulacağını ve reklam olacağını bildiği işlerde iyilik yapıp
22:34ama kimsenin bilmeyeceği ve takdir etmeyeceği durumlarda iyilik yapmamak, riyakarlık alametidir.
22:40Tevhidin iki kanadı merhamet ve adalettir.
22:44Bunlardan biri kırıldığında diğeri de işlevini ifa edemeyecektir.
22:48Bu sure, insanlara karşı sorumluluğun Allah'a karşı sorumluluktan ayrı düşünülmemesi gerektiğini öğretmektedir.
22:56Eğer kişi insanlara olan yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa, onun ibadetleri bir gösterişten ibadettir.
23:03Yazıklar olsun böyle ibadet edenlere.
23:05Yani, ibadetler Allah ile kul arasında gerçekleşiyorsa da, ibadetlerin meyvesinin diğer insanlarla ilişkilerine yansıması gerekir.
23:14Zira ibadetin yararı Allah'a değil, insanın kendi şahsına yöneliktir.
23:19Bu sure, ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde, sanayi ve ziraatte, bereketli bir üretime ve adil bir bölüşüme dayalı hızlı ve yaygın
23:29kalkınmayı sağlayacak,
23:31ekonomik, siyasi ve sosyal bir denge düzeninin kurulmasını ve bu yöndeki çabalara katkı sunulmasını da teşvik etmektedir.
23:38Ma'un, ikinci ayetinin başındaki bu nedemle artık diye çevrilmiş olan fa edatının gelmesi,
23:46bu ve bundan sonraki ayetlerde sayılan kötü niteliklerin ortaya çıkış gerekçesinin dini ve ahireti yalanlamaya dayandırıldığı içindir.
23:563. Yoksulu, muhtaç ve mağduru doyurmaya, bunları koruyup kalkındıracak yeterli imkanı ve adil bir iktidarı oluşturmaya da önayak olmayandır.
24:06Önceki ayette geçen yedü'l-yetim deyimi birden çok anlama gelmektedir.
24:12Yedü'l-yetim, kendi babasının ve yakınlarının yetime bıraktığı mirasa el koymak veya devlet bütçesinden verilmesi gerekeni kısıtlamak suretiyle onun
24:22hakkını yemek ve onu kovmak demektir.
24:25Yedü'l-yetim, yardım talebiyle kendisine gelen bir yetime merhamet etmemek, yanından nefretle sürmek ve kovulduğu halde çaresizlik nedeniyle yanından
24:35gitmeyeni iterek düşürmek demektir.
24:38Yedü'l-yetim, vesayet ya da velayet yoluyla yanında bulunan yetime veya mecburiyetinden evinde ve emrinde bulunan kimselere,
24:47ev halkının özel hizmetini gördürmek ve kahrını çektirmek suretiyle ona zulmetmek demektir.
24:53Ancak yedü'l-yetim, yukarıdaki davranışları birkaç kere ve istemeden değil, devamlı böyle hareket etmek ve bunları adet haline getirmek
25:03demektir.
25:04Bu fiili işleyenler, yetimin, garibin yalnız ve arkasız kaldığını, yardım edenin bulunmayacağını zannederek onun hakkını yemekten sakınmayan kimselerdir.
25:14Ya da onların elinden tutar gibi görünerek zulmederler, yardım istediğinde kovar veya iterler.
25:21Bu yaptıklarının çok kötü şeyler olduğunu düşünmeden, hiçbir vicdani sıkıntı hissetmeden ve Allah'ın her şeyi gördüğünü bilmeden bu tavırlarına
25:31devam ederler.
25:32El-haddu, harekete geçirmek, tahrik ve teşvik etmek demektir.
25:37La-yahuddu ise, ayette, teşvik ve öncülük etmez anlamında gelmiştir.
25:43Ayette, tamil miskin ifadesi kullanılmıştır.
25:46Bu ifade, miskinlere yemek yedirmek ve yedirmeye teşvik etmek anlamına gelen itham-ül miskinden farklı bir ifadedir.
25:55Tahamil miskin ifadesi, miskinin kendi hakkı olan yemek demektir.
25:59Bu nedenle, yoksulu doyurmayı teşvik dahi etmemekle itham edilen şefkat yoksunu ve sorumsuz kimseler,
26:07kendilerine ait bir yemeği esirgemekle değil,
26:09bizzat yoksula ve fakir tabakalara ait olan yiyecekleri ve ödenekleri vermemekle suçlanmaktadırlar.
26:16Burada çok ince bir anlatım vardır.
26:19Verilmeyen o yemekler ve ödenekler,
26:21zahiren bunları vermeyen o kimselerin mülkiyetinde görünüyor olsa bile,
26:26aslında doğrudan o yoksullara aittir.
26:28Bu, şu anlama gelmektedir.
26:30O yemek, verenlerin üzerine borç olan, yoksulun hakkı olan yemekler ve ödeneklerdir.
26:36Yemeği veren, onu bir bahşiş veya lütuf olarak değil,
26:40tersine, yoksulun hakkı olduğu için ve zorunlu olarak verecektir, vermelidir.
26:45Yoksulun bu hakkı, Zariyat suresinin 19. ayetinde,
26:50''Onların mallarında sâil, yani isteyen insanların ve mahrumların hakkı vardır.'' denilmek suretiyle belirtilmiştir.
26:57Burada, miskin sözcüğü, gerek fakirlik sebebiyle,
27:01gerekse fiziksel, zihinsel, yetersizlik, yaşlılık, egeven güçlerin baskısı altında ezilmek gibi,
27:08çok değişik nedenlerle fakir kalmış, serbest hareket ve ticaret imkanını kaybetmiş,
27:14boynu bükülmüş kimseler anlamlarına gelmektedir.
27:16Ayetteki La Yehuddu ifadesi,
27:19fakları olan yemeği miskinlere vermeyen kişilerin,
27:22kendileri yapmadığı gibi, başkalarını da bu işi yapmaya teşvik etmedikleri anlamına gelir.
27:28Böylesi kişiler, fakir ve muhtaçların çalışarak veya iş yeri açarak,
27:33kendi ekmeklerini kazanmaları yönünde herhangi bir girişimde bulunmayıp,
27:37onlara haklarını vermedikleri gibi,
27:39bu yönde bir adalet düzeni kurulsun diye teşvikçi ve gayretli de olmayan kimselerdir.
27:44Bu ayetler, aynı zamanda,
27:47kendilerinin ihtiyaçları ve geçim sıkıntıları olmadığı
27:50ve dinen zengin sayıldıkları halde,
27:52çevrelerinde ise gerçekten mağdur ve muhtaç nice insanlar sefalet içinde kıvrandıkları yerde,
27:59müderrislik, mürşitlik, dervişlik ve ermişlik sıfatıyla
28:02ve güya dini hizmetler yapıyor kılıfı altında,
28:06zekat, fitre ve bağış kabul edip,
28:08bunlarla şahsi servet yıyan ve lüks hayat yaşayan kimseleri de şiddetle ikaz ve ihtar etmektedir.
28:144. İşte yazıklar olsun bu duyarsızlıklarına rağmen şu namaz kılanlara,
28:20şuursuz ve huzursuz dua ve ibadet yapanlara ki,
28:24bu ayetteki el musallin yani salat edenler,
28:28namaz kılanlar, dua, ibadet ve dini hizmet yapanlar demektir.
28:34Veyl olsun ise, yazıklar olsun, azaba uğrasın,
28:38müstehakkını bulsun anlamlarında bir tembih ve tehdittir.
28:415. Onlar kıldıkları namazlarının ve dualarının manasından ve maksadından gafil ve habersiz bulunmaktadırlar.
28:49Bu ayette geçen Sahun sözcüğü, Abdullah bin Mesud'un mushafında Lahun olarak yer almıştır.
28:56Bu durumda ayetin anlamı,
28:58onlar, salatı, namazı ve zikrullahı bir eğlence ve hoş vakit geçirme olarak yapmaktadırlar olur ki,
29:06Enfal suresinin 35. ayeti de ve onların beytin Kabe'nin yanındaki destek vermeleri sadece ıslık çalmak ve el çırpmaktır bir
29:15gösteriştir diyerek,
29:17müşriklerin salatı, zevk, eğlence ve bir tatmin vesilesi olarak kıldıklarını doğrulamaktadır.
29:23Bu noktada, müşriklerin Kur'an'da net bir şekilde tarif edilen bu davranışları ile,
29:28maalesef günümüzde dindar geçinen bazı kimselerin düğün derneklerde, çeşitli merasimlerde ve kandillerde anlamını bilmeden,
29:37hatta mealine ve mesajına itiraz ederek,
29:41teannili makamlarla Kur'an okutmaları veya bazı kesimlerin dini ibadet ritüel ayin olarak sadece gösteriş amaçlı sema,
29:49zikir ya da sazlı sözlü semah yapmaları arasındaki benzerlik gözden kaçırılmamalıdır.
29:55Sözlüğün gerçek anlamı esas alınırsa, ayetin anlamı da,
30:00onlar ibadetlerinden ve mali desteklerinden gafil durumdadırlar,
30:04verdikleri desteği ise eğlence ve gösteriş olarak yapmaktadırlar şeklinde olacaktır.
30:09Bu ayette,
30:11an salatihim sahun denilmiş ama fi salatihim sahun denilmemiştir.
30:17Yani, salat kelimesinin başına an edatı konulmuş ama fi edatı konulmamıştır.
30:23Zira fi edatı konulmuş olsaydı,
30:26daha çok namazlarında yanılan ve hata yapan müminler kastedilmiş olurdu ki,
30:31o durumda ayet büyük bir baskı ve sıkıntı havası oluşturacaktı.
30:36Öyle ki, namazda yanılan, şaşıran ve gaflete dalan bütün müminler,
30:41uhrevi azapla tehdit edilmiş sayılırdı ki,
30:44aslında fıtraten bunlardan kurtulmak imkansızdı.
30:47Çünkü başta Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin sahabesi olmak üzere,
30:53hemen her müminin namazda yanılabilmesi doğaldır ve normaldir.
30:56Bu bakımdan Allah, bu tarz yanılmayı değil,
31:00namazın amacından ve ahlakından uzak davranan,
31:03saf tuttuğu Müslümanların maddi ve manevi sıkıntılarına ortak olmayan,
31:08hatta yardım çağrıları karşısında onları horlayan
31:11ve sadece gösteriş olsun diye kılan gafillerin bu sakat düşünce ve tutumunu konu ederek,
31:17an salatihim buyurmuşlardır.
31:20Nitekim İbni Abbas radiyallahu anh,
31:23eğer fi salatihim denilseydi,
31:25ayet müminler hakkında çok korkutucu bir sıkıntı ve tehdit ifade ederdi,
31:30itirafında bulunmuşlardır.
31:32Evet, Allah'a hamdolsun ki,
31:34an salatihim buyurmuş da,
31:36fi salatihim buyurmamıştır.
31:38Bu bakımdan buradaki gafletin,
31:40namazda meydana gelecek yanılma, unutma ve hayallere dalma olmadığı açıktır.
31:46Namazda gaflet edenler ayetinin asıl muhatapları,
31:491- Namaz kıldığı halde zekatı ve infakı terk edip,
31:54yetimleri ve yoksulları yüzüstü bırakanlar,
31:56garibanları horlayıp dışlayanlardır.
31:592- Müminlerin yanında,
32:01cemaat arasında namaza özen gösterip,
32:03yalnız başlarına kalıncak kılmayan veya baştan savma kılan riyakarlardır.
32:083- Namazı kıldığı ve dindarlık tasladığı halde,
32:12İslam nizamına ve adil düzen inkılabına karşı çıkan ve destek sağlamayan münafıklardır.
32:18Gaflet edenlerin dikkat çekici iki vasfı sayılmıştır.
32:21Demek ki, İslam'ın adalet düzenini istemeyenlerin,
32:25fakir ve sahipsiz kimseleri gözetmeyenlerin,
32:28namazları ve diğer dini tavırları riyakarlıktır.
32:31Başkaları görüp beğensin, beni takdir etsin,
32:34beni sevsin ve setsin diye yapılan ibadetse,
32:37münafıklığın ve sahtekarlığın alameti sayılmıştır
32:40ve aynı zamanda İslam'ı içinden yıkmaya ve yozlaştırmaya yönelik
32:45düşünce ve niyetin ve Müslümanları aldatma gayesinin bir sonucu olmaktadır.
32:49Bu tiplerin, iş yerlerine besmele asan Yahudilerden ne farkı vardır?
32:546. Onlar, ibadetlerinde ve dini hizmetlerinde riyakardırlar.
33:00Sadece gösteriş yapmaktadırlar.
33:02Ayette, gösteriş yapmak diye mana ve meal verdiğimiz,
33:07riya sözcüğünün kökü, görmek anlamına gelen rüyettir.
33:11Bu kelime, riya kalıbına girdiğinde, anlamı da gösteriş olmaktadır.
33:16Gösteriş, bir kimsenin ibadet ve dini hizmetlerinde,
33:19sırf başkaları, görsünler ve beğensinler diye bir davranış içerisine girmesi anlamındadır.
33:26Gösterişle amaçlanan şey, iyi görünerek, insanların kalbinde yer edinme,
33:31yani dini ile dünyalık devşirme amacıdır.
33:34Bu tavır, bir karakter bozukluğu ve alçakça bir davranıştır.
33:39Bu şekilde gösteriş yapanlar, riyakar veya mürai tabir olunmaktadır.
33:44Riya, samimiyetsizliğin ve kişiliksizliğin sonucu doğmaktadır.
33:49Bu ikiyüzlü kimseler, ya bir dünyalık mal ve menfaat kazanmak,
33:53ya bir makama çıkmak, ya da şöhrete ulaşmak için içten gelmeyen sahte davranışlarda bulunmaktadır.
34:00Bulundukları ortama göre, çıkar sağlamayı düşündükleri insanların hoşuna gidecek
34:05veya onlara şirin görünecek hareketler yapılmaktadır.
34:08Oysa, onları gören, izleyen birileri yoksa bu hareketleri bırakırlar.
34:13Zira amaçları, hayırlı ve yararlı olamı yapmak değil, çıkar sağlamayı umdukları kişilerin gözlerini boyamaktır.
34:20Bu hareketleri ile, beklenti içinde oldukları insanları kandırmaya çalışırlar.
34:26Böylece, hem kendilerini hem de biriktirdikleri servetlerini korumaya çalışırlar.
34:31Bu tür insanlar, aslında İslam'ın esas inancından ve amacından uzaktırlar.
34:36Bunlar, yakınlarından, komşularından, hatta tanıdığı çok mağdur ve mahrum insanlardan
34:42en ufak bir yardımı bile esirgedikleri, faizsiz ve bereketli bir adil düzeni engelledikleri halde,
34:50yardım ediyor gibi görünmek istediklerinde de,
34:52neredeyse televizyon kameralarını ve gazetecileri çağırıp,
34:56ne kadar yardımsever olduklarını cümle aleme göstermeye çalışırlar.
35:00Aslında, bu sözde merhamet ve sosyal destek gösterilerini,
35:04satışlarını ve prestijlerini arttırmak için bir halkla ilişkiler metodu olarak kullanırlar.
35:10Bu da, yaptıkları hayır ve hizmetlerin toplumda kendilerine karşı oluşmuş
35:15ve oluşacak karşıtlığı ortadan kaldırma amacıyla gerçekleştirildiği anlamını taşımaktadır.
35:20Ayrıca bunun, onlar için bir eğlence ve hoş vakit geçirme olduğu da meselenin bir diğer yanıdır.
35:26Tıpkı memleketi soyup soğana çevirenlerin birkaç okul, kültür merkezi, sağlık ocağı açıverdikleri gibi.
35:34Tıpkı bazı sosyetik kulüp ve derneklerin bayramlarda kimsesiz çocukların kaldığı yuvaları ziyaret etmeleri gibi.
35:42Tıpkı bazı süpermarketlerin reklam broşürlerinde ulusal ya da uluslararası yardım kuruluşlarına yaptıkları bağışları ilan etmeleri gibi.
35:51Tıpkı Hristiyan misyonerlerin asli işleri olan Hristiyanlık propagandasını perdelemek için sergiledikleri yoksullara yardım ve iş bulma girişimleri gibi.
36:01Allah rızasından toplumun huzuruna katkıdan uzak davranışlardır.
36:05Onların kıldığı namaz boştur, sağun.
36:08Çünkü gösteriş yapıyorlar.
36:11Mahrum ve mağdurlara vicdansız davranarak en küçük yardıma maun bile yanaşmıyorlar.
36:16Bu tiplerin kafası, işin ve ibadetin gösteriş kısmında, oyunda ve nefsani doyumdadır.
36:23Kıldıkları namazlar, yaptıkları dualar şuursuz ve hayırsızdır.
36:28Kürsülerden nutuk atmaya bayılırlar.
36:30Mükellef sofralarda tıka basa doyup, elhamdülillah çektikten sonra,
36:35mübarek sahabe efendilerimiz açlıktan karnına taş bağlardı diye ağlamaklı ağlamaklı konuşurlar.
36:41Kandil gecelerinde gül yağı kokuları arasında sahabe hayatı anlatırlar.
36:45Sünnetlir, sevaptır diye tabağın kenarında hiçbir şey bırakmadan yedikçe yerler.
36:51Ama imkanlarını yoksullarla paylaşmaya hiç yanaşmazlar.
36:55Nedense her şeye kendilerini layık bulurlar, garibanlara el atmazlar.
37:00Bunlar hem namaz kılarlar, dindarlık rolü oynarlar,
37:03hem de kapitalistlerden daha beter mal ve para yığmaya çalışırlar.
37:07Ama en küçük yardımları yapmakta bile pintilik ve cimrilik tavrı takınırlar.
37:11Barlarda, pavyonlarda para harcayamazlar ama saray yavrusundan evlere milyarlar harcarlar
37:18ve buna sünnetten ve sahabeden gerekçeler uydururlar.
37:21Hırslarını maldan, mülkten, gösterişten, güçlü görünmekten çıkarırlar.
37:26Bunlar takva numarası yapıyorlar, makam çıkar için taklı atıyorlar,
37:30Rabbena hep bana diyerek mal ve para yığıyorlar ama yetimi, garibi, muhtaç ve mağdur kimseleri hiç düşünmüyorlar.
37:37Bu yüzden adil düzene düşmanlık ediyorlar.
37:41Ey komşuları açken tok yatanlar!
37:43Tanıdıkları ilaç parasını, su ve elektrik faturasını ödeyemeyip,
37:47sefalet içinde kıvranırken, lüks ve pahalı umre ziyaretine ve türbe seyahatlerine çıkanlar.
37:53Sokaklar dilenci, öksüz, yoksul, garip, çaresiz, kimsesiz doluyken,
37:58lüks villalarında zengin ziyafetleri ve sahabe sohbetleriyle vicdanlarını bastıranlar.
38:03Ey insanlar açlık sınırındayken hala arsasına, kasasına ve masasına yatırım yapanlar!
38:09Mazlumun ahı, arşı âlaya yükselirken, yoksulun açlığı yeri delerken,
38:15öksüzün ağlaması göğü çatlatırken, sadece kıldığın namaza güvenerek imtihanı kazanacağınızı düşünüyorsanız,
38:22vay bu tavrınıza!
38:23Veyl olsun kıldığınız namazlara, şeklindeki uyarılara, kulak tıkayanlara, hatta gıcık alanlara da yazıklar olsun!
38:297. Dinin bütün hükümleriyle yerleşip yürümesi ve tüm mazlum ve yoksulların huzura ermesi yolunda,
38:37malının az bir kısmının, kamu payı ve yoksul hakkı olarak paylaşma ve dayanışma amaçlı,
38:43alınmasına ve ülkede faiz sistemini kaldıracak ve zekat vergisini uygulayacak bir nizamın kurulmasına bile mani olup engellemeye çalışmaktadırlar.
38:538. İşte böylesine zalim, hain ve merhametsiz davranmalarının sebebi,
38:58gerçek bir imanla dinin aslına ve ahiret hesabına inanmamış olmalarıdır.
39:031. Bir kişinin veya kesimin ibadet alışkanlıklarıyla, helal kazanma ve hayırda harcama gibi ekonomik sorumlulukları arasında bir uygunluk yoksa,
39:14bunların dindarlık tavrı samimiyetten uzaktır.
39:17Sonuç olarak, bütün bunlara rağmen, bencil ve merhametsiz kimseler istemese, zalim ve hain kesimler engellese de,
39:25inşallah ülkemizde ve yeryüzünde hızlı ve yaygın bir üretim seferberliğini başlatacak,
39:31başta sahipsiz ve çaresiz kimseler olmak üzere,
39:35herkesin insanca yaşayacağı huzurlu ve onurlu şartları oluşturacak bir adil düzen mutlaka gerçekleşecek,
39:43hiçbir güç Allah'ın bu vaadini engellemeye yetmeyecektir.
39:46Ne Müslüman geçinen mağarazlı münafıkların itirazları, ne de zalim ve siyonist odakların sinsi planları ilahi takdiri değiştiremeyecektir.
39:56Kur'an'ın vaad ettiği zaferden kuşku duyanların, Allah'ı ve hak davayı bırakıp,
40:02dünyadaki zalim ve şeytani güçlere dayananların acaba, bunların kalplerinde hastalık mı var,
40:08yoksa şüpheye ve ümitsizliğe mi kapıldılar,
40:11veya Allah'ın ve elçisinin kendilerine hayf, hükümde haksızlık ve vefasızlık yapacağından,
40:18ümit ve gayretlerini karşılıksız bırakacağından mı korkup çekiniyorlar?
40:22Oysa Allah asla adaletsiz değildir, asıl zalim olan kendileridir.
40:28Nur suresi 50. ayeti böylesi gafil ve cahil kimselere haber vermektedir.
40:33Bunların ayette, zalim olarak nitelendirilmeleri,
40:37mevcut faizci, rantiyeci ve halk kesimlerini ezici,
40:42kapitalist ve komünist sistemleri savundukları ve sahip çıktıkları içindir.
40:47Bu tıynetsiz ve haysiyetsiz tiplerin,
40:50adil düzencilere yönelik tepki ve tecavüzlerine de aldırmamak
40:54ve hak yolumuzdan geri durmamak gerekir.
40:57Ey Nebim! Kesin olarak biliyoruz ki,
41:00onların söyledikleri seni gerçekten üzüyor.
41:02Doğrusu onlar seni yalanlamıyorlar,
41:05ancak zalimler, inatla ve şeytanlık damarıyla Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar.
41:11İtiraz ve isyanları bundandır ve asıl düstmanlıkları banadır.
41:16Her asırda, Hazreti Peygamberi ve onun izindeki İslam tebliğcilerini yalanlayan kimse,
41:22aslında Allah'ın ahkamına kin tutmakta ve gerçeği fark ettiği halde ısrarla saldırıp,
41:28çok inatçı Yahudiler gibi, cuhutluk yani çıfıtlık ve fesatçılık yapmaktadır.
41:34En'am Suresi 33. Ayet-i Kerimesi,
41:37Hazreti Peygamber Efendimizin şahsında tüm müstakim ve mücahit müminleri teselli etmektedir.

Önerilen