Bu haber, rakamların çok ötesinde bir hakikati fısıldıyor aslında. Evet, dünyanın yaklaşık %70’inden fazlası denizlerle kaplı — oranı neredeyse doğru hatırlamışsın — ama mesele yalnızca kapladığı alan değil; insanlığa sunduğu rahmet, bereket ve emanet oluşu.
İstanbul ve Çanakkale Boğazları… Sadece iki su yolu değil; kıtaları, medeniyetleri, ticareti ve kaderleri birbirine bağlayan iki inci. Binlerce yıldır rüzgârı aynı, suyu aynı; değişen yalnızca insanoğlunun hırsı ve telaşı. 2025’te on binlerce geminin bu dar geçitlerden güvenle geçebilmesi, kazaların azalması, yüzlerce insanın denizden sağ kurtarılması; bütün bunlar bize şunu hatırlatıyor: Deniz hükmedilecek bir güç değil, emanet edilecek bir nimettir.
Kur’an’da Nahl Suresi 14. ayet tam da bunu söyler:
“Denizi emrinize veren O’dur; ondan taze et yersiniz, takındığınız süsleri çıkarırsınız. Gemilerin denizi yara yara gittiğini görürsün. Bütün bunlar, O’nun lütfundan rızık aramanız ve şükretmeniz içindir.”
Yani deniz; ticaret için, rızık için, yolculuk için hizmetimize verilmiş, ama karşılığında şükür isteyen bir ilahi lütuftur. Taşıdığı milyonlarca ton yükten daha ağır olan şey, aslında omuzlarımızdaki sorumluluktur. Tehlikeli yükler kadar tehlikeli olan, hoyratlıktır; dikkatsizliktir; “bana ait” zannıdır.
Bugün boğazlardan geçen her gemi, limanlara yanaşan her yolcu, artan turizm rakamları bize sevinç verirken; denizlerin sessizce bizden beklediği tek şey var: Şükürle korumak. Çünkü nimet, kıymeti bilindiği sürece nimettir. Aksi halde bereket, bir imtihana dönüşür.
Belki de bu yoğun trafik, bize şunu hatırlatmalı: Denizler bizim yolumuz değil sadece… Rabbimizin ayetlerinden biridir.
Yorumlar