Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 ay önce
SARI ÖKÜZLER BİTİNCE, SIRA SİZ UYUYAN SİHAY ÖKÜZLERE GELİYOR..
Dün, erkenden önce her pazar saat: 15.00’da canlı olarak sunduğumuz ‘Gazetecilerle Gündem’ programının yayınlandığı TEMPO TV’ye uğrayıp, orada beni bekleyen misafirlerimi alıp, bu kez bugün bir Ağrılının başkanı olduğu Serhat Ardahanspor’a başkanlık yaptığı esnada başta Marsilya’dan gelen 1 Milyon TL. olmak üzere 39 milyon toplandığı ileri sürülen İstanbul gecesinin hesabını vermemekle suçlanan hemşerimin sahipliğini yaptığı diğer bir tv kanalının hemen yanında başında bulunan işkembeciye uğruyor, birlikte içtiğimiz çorbalarımız eşliğinde benimle görüşmek isteyen hemşerilerimle sohbet edip, başta Ardahan Belediye Başkanı ile ilgili olmak üzere benim, ‘gerçek gazetecilik..’ çaba ve anlayışı ile yazdığım onca haber ve yorumlarımız üzerinde, samimi bir ortamda kritikler yapıyoruz.

Yeni bir barış sürecinin yapıldığı ama bir taraftan da ‘Hımmm, haaaa, gerekirse ve dediğimi yapmazsan bir hece ansızın toplarımla, tanklarımla gelirim’ diye gözdağı verilen Suriye benzetmeli bir sohbetin ardından ‘şimdilik’ sulh sağlanıp, tarafların atacağı adımların atılmasına zaman tanındığı gibi bir ortamla biten ve tarafların samimiyetinin teraziye konulup biten sohbetin ardından bu kez yolumuz kitap fuarının olduğu TÜYAP’a doğru akıyordu.

Ve, ‘Her yerde varız ama o çok istenen birliğin, beraberliğin bir türlü sağlanmadığı için ‘Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ denilen ışığın istendiği gibi Ardahan ve Ardahanlının üzerinde tutulamadığını bir kez daha bize gösteren bir duruma daha şahit olduğum TÜYAP’ın protokol kapısın da beni bekleyen Ardahanlı hemşerim, dostum, akrabam TÜYAP Protokol Şefi Çetin Sural kardeşimin beni ve eşime, ‘hoş geldiniz’ diyerek, güzel yüzlü, nazik davetiyesiyle bizi aldığı TÜYAP protokol salonunda da konu Ardahan ve Ardahanlıydı.
Bir yandan hemşerilerimle birlikte geçen bir günü tamamlarken diğer yandan da ulusal gündemi takip edip, yol boy yazdığım yazımı gazeteme yetiştirme telaşı içinde başımı kaldıramadığım cep telefonum x twitirinda gelen son dakika haberlerine bakıyor, diğer yandan da onca yazar, çizerin olduğu o koskoca TÜYAP’ta bir iki Ardahanlı kitap yazarı dışında kimsenin olmadığını da öğreniyor şu bizim yıllar önce gerçekleştiğimiz birinci ve sonuncusu olan İstanbul’da ki ‘Ardahan Tanıtım Günleri’nde rahmetli Öztürk Polat’ın büyük katkıları ile bir araya toplayıp, ‘Ardahanlı yazar, çizerler’ diye dernek kurdurduğum ama köprü altına düştüler diye eleştirdiğim yazar, çizer denilenlerin neden TÜYAPta bir stant açmadıklarını merak ediyordum.

Artvin Federasyonu gibi bir çok federasyon ve derneğin stantlar açıp, kendi yazar çizerlerine sahip çıkıp, eserlerini sergilediklerini de gördüğüm TÜYAP’ta gözüme çarpan Hoçvan Federasyonun levhasının asıldığı standı görüyor, heyecanlanıp oraya doğru yöneldiğimde standın içinde ki manzara adeta Ardahan’ı andırdığını görüp, bir kez daha üzülüyordum.
YAZIININ DEVAMI İÇİN TIKLA.. www.kuzeyanadolugazetesi.com

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bugün sizi çok etkileyici bir hikayeye götüreceğim.
00:03Her şey eski bir Türk meseleyle başlıyor ama aslında anlattığı şey topluluk olmanın, aidiyetin ne demek olduğu.
00:10Gelin hep beraber bakalım bir kitap fuarında geçen sıradan bir gün nasıl oluyor da
00:15hem geçmişin hayaletlerini hem de bugünün korkularını aynı anda karşımıza çıkarıyor.
00:20Hikayemiz işte bu çok bilinen ama bir o kadar da güçlü deyişle başlıyor.
00:25Sarı öküzler bitince sıra uyuyan kara öküzlere gelir.
00:28Peki ne demek bu? Aslında bir topluluğun kendi sonunu nasıl hazırladığının hikayesi bu.
00:34Yani aralarından biri kurban edilirken sessiz kalanlar var ya,
00:38işte onlar farkında olmadan sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlar demektir.
00:44Bu uyarıyı lütfen aklımıza tutalım çünkü anlatacağımız hikayenin tam da merkezinde bu var.
00:49Yani meselin özü aslında tam olarak bu.
00:51Birlik olamayan, içlerinden biri teker teker avlanırken sesini çıkarmayan bir topluluk aslında kendi sonunu hazırlıyor.
00:59Bu, bölünmeye ve o tehlikeli sessizliğe karşı yapılmış zamansız bir uyarı.
01:04Şimdi gelin bu eski uyarının günümüzde nasıl ete kemiğe büründüğünü görelim.
01:09Hikayemiz anlatıcımızın İstanbul'daki o devasa tüyap kitap fuarını ziyaretiyle başlıyor.
01:14Hani bir bağ kurmak, bir bütünün parçası olduğunu hissetmek için gidersiniz ya.
01:18Ama o bunun tam tersiyle, bir dağınıklığın, bir çürümenin izleriyle karşılaşıyor.
01:23Fuarda gözüne çarpan ilk şey, yöre derneklerinin standları arasındaki o inanılmaz fark oluyor.
01:29Bir anda diğer toplulukların cıvıl cıvıl organize standları varken,
01:33kendi memleketi Ardağ'ın standı sanki âlâ acele toplanmış, bomboş, terk edilmiş bir köy dükkanı gibi.
01:40Bu manzara aslında çok şey anlatıyor.
01:42Onun için bu sadece boş bir stand değil tabii ki.
01:45Bu, kendi topluluğunda uzun zamandır gördüğü o bölünmüşlüğün, o gerilemenin acı bir fotoğrafı gibi.
01:51Düşünün, her yıl binlerce insanın terk ettiği bir memleketin fuardaki yansıması da tam olarak bu oluyor.
01:57Ve fark ediyor ki bu sıkıntılı hal sadece kendi topluluğuna üzgü değil.
02:02Şöyle bir etrafına bakınca anlıyor ki bu fuarın geneline yayılmış bir durum.
02:05Dini yayınlar bile masrafını çıkaramamaktan yakınıyor, stand sahipleri ekonomik zorluklardan şikayetçi,
02:12hatta Milli Eğitim Bakanlığı'nın standı o eleştirdiği Arda Han standından bile daha perişan, bomboş duruyor.
02:18Ve şimdi günün akışının tamamen değiştiği, çok beklenmedik bir ana geliyoruz.
02:23Öylesine bir sohbet nasıl oluyor da bir aile tarihinin en derin, en gizli sırlarından birini ortaya çıkarıyor, işte buna şahit olacağız.
02:33Anlatıcımız, fuar kalabalığında bir grup yazarla karşılaşıyor.
02:36Kulak misafiri olduğu sohbet, bir nesil öncesinin siyasi mahkumları üzerine.
02:41İşte bu sohbet, onun için her şeyi değiştirecek bir kapıyı aralamak üzere.
02:46Yazarlar bir kitaptan bahsediyorlar, kitabın içinde bir fotoğraf varmış.
02:51Aynı hücreyi paylaşan iki adamın fotoğrafı.
02:54Konu, meşhur Diyarbakır cezaevi ve 70'li yılların siyasi mahkumları.
02:59Ve işte o an geliyor.
03:01Anlatıcı, o fotoğraftaki kişilerden birinin kendi babası, Fevzi Yılmaz olduğunu öğreniyor.
03:07Yanındaki kişi ise ünlü Kürt yazar ve aydın Musa Anter.
03:12Düşünebiliyor musunuz?
03:13Yıllardır hiç konuşulmamış, üstü örtülmüş bir gerçek, bir kitap fuarının ortasında bir anda karşısına çıkıveriyor.
03:20Yani bu sıradan bir aile fotoğrafı değil.
03:23Bu, ailenin o sessiz geçmişini, Türkiye'nin en çalkantılı dönemlerinden birine ve o dönemin en kilit isimlerinden birine bağlayan tarihi bir belge aslında.
03:32Fotoğraf 1975'te, o dönemde adı işkencelerle anılan Diyarbakır cezaevinde çekilmiş ve Musa Anter'in kızının anılarını anlattığı bir kitapta yayınlanmış.
03:43Ve işin en ironik kısmı ne biliyor musunuz?
03:45Tam bu tarihi keşfi yapmışken, o somut kanıta yani kitabın kendisine ulaşmak istiyor ama nafile.
03:52Kitap fuarda tükenmiş.
03:54O an için o delile ulaşması imkansız hale geliyor.
03:57Şimdi düşünün, anlatıcımız zihninde geçmişe dair bu şok edici bilgiyle fuardan ayrılıyor.
04:03Ve tam o sırada, en başta konuştuğumuz o eski meseldeki tehdit, aniden ve korkutucu bir şekilde bugünün gerçeği oluveriyor.
04:13Tam fuardan çıkarken telefonuna bir bildirim düşüyor.
04:15Bir son dakika haberi.
04:17İşte bu haber, gün boyunca hissettiği o dağınıklık ve endişe hissini tek ve somut bir noktada birleştirecek.
04:23Haber şu, kendi küçük memleketi Ardahan'dan bir başka tanınmış yazar, Levent Gültekin, gözaltına alınmış.
04:29Geçmişin hayaletleri ve bugünün gerçekliği, işte o an tehlikeli bir şekilde birbirine kenetleniyor.
04:36Bu son haberle birlikte Yapboz'un bütün parçaları yerine oturuyor.
04:40Fuardaki o parçalanmış topluluk hissi, geçmişten gelen o fotoğraf ve öküzlerle ilgili o ürpertici mesel hepsi birleşiyor.
04:48İşte tam o anda anlıyor ki, o mesel sadece eski bir hikaye değil, o an bizzat yaşanıyor.
04:55Sarı öküzler birer birer avlanırken, sıranın artık uymakta olan kara öküzlere geldiğini iliklerine kadar hissediyor.
05:03Ve bütün bu hikaye bizi tek bir can alıcı soruyla baş başa bırakıyor.
05:07Bir topluluk bölündüğünde, birine yönelen tehditin aslında hepimize yöneldiğini göremediğimizde ne olur?
05:14Cevabı aslında basit.
05:15Sessizlik ve bölünmüşlük sıradakinin kim olacağını belirler.
Yorumlar

Önerilen