Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 11 ay önce
Geride kalan geçtiğimiz pazar günü ulusal tv TEMPO TV’de, saat: 15.00’da canlı olarak yayınladığımız, ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programımızın başladığı sırada gelen son dakika haberlere baktığımda; Tüm dünyanın, ‘terörist’ dediği bizimkilerin ise ‘Kuvâ-yi Milliyeciler’ yani kurtuluş savaşçıları’ dediği Hamas’ın durup, dıırduk yerde yani 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nden İsrail’e yaptığı saldırıda Bin 200 kişiyi öldürüp, 250 İsrailli ile yabancıyı rehin aldığı ve Gazze’yi İsrail’e ve ortaklarına yerle bir ettiren saldırıya benzer bir olayı şok içinde, canlı yayında ilk veren bir gazeteci olarak bir kez daha üzülüp, ölürken iki kara haberi canlı, canlı okuyordum
Ve dünyanın diğer ucunda bulunan Avustralya’nın New South Wales eyaletine bağlı Sydney kentindeki plaja düzenlenen saldırı ve eyalet dahil, kendi kendine yönetim isteyen ve ‘dün terörist sayılanlarla birlikte olmam’ diyen SDG yani Kürt YPG’nin olduğu sınırımızda ve ‘AHİM, AYM kararlarına karşın Demirtaş ve deprem gibi adı unutulan Hatay’ın milletvekili olan Can Atalay gibi onca siyasetçi, gazeteci, aydın 10 yıldır hala içeride, kayyımlar aynı yerde bu nasıl barış, kardeş’ denerek yeni sürecin tartışıldığı bir sırada ve Sydney ve Suriye’de yaşanan yeni saldırılara baktığımızda burada oynanan oyunları çözmeye çalışıp, düşünürken önüme düşen bir yazı bu düşüncemi ‘şimdilik’ geriye itip, mesleğimize, gazeteciliğime baktırıyordu.
Çünkü, 2025 yılının son ayının ortasına geldiğimiz şu günlerde, ‘Her an Suriye’de çekileceği ve çekilmesi halinde yeni bir Irak ve Suriye’yi bölgeye yaşatacağından şüphelenip, korktuğum Trumplu Amerika’nın karanlık oyunları, Putin’in, “Uluslararası Barış ve Güven Forumu” için bulunduğu Türkmenistan’da Erdoğan ile görüştüğü bir sırada Rusya’nın Ukrayna’da bulunan gemilerimize bomba attırdığı dünyada yaşanan bu son dakika olayların yanında ‘Özgür Basın’ diyerek reklam ve yeni yıl mesajı istediğimiz okur ve iş dünyasının gazeteciliğe bakışını anlatan 11 yıl önceki ‘Hiç bir şey sormamak gerek..’ başlıklı o yazı ile bugünkü gazeteciliği anlatması bana, bir gazeteci olan düşüncelerime daha ağır basıyordu.
Ve yayın grubumuzun sahibi yani hem iş hem de eş olarak ev patronumuz olan sevgili eşim Selmi Yılmaz’ın ara verdiği yazıları arasında bulunan aşağıda ki yazıyı tamı tamına 11 yıl önce yazan bir gazeteci olarak, son olarak Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy sonrası Gazeteci Enver Arsever’in de Fatih Altaylı ve onca gazeteci gibi tutuklandığını öğreniyordum.
Ve Erdoğan’ın uçağına yada sarayına gidip, soru sormadan geri döndükleri ile eleştirilen gazetecilere yönelik eleştirilerin ne kadar haklı olduğunu bir kez daha hem de bir gazeteci olarak bir gazeteciye yani kendi kendime soruyor, cevap vermektense bende susuyordum.
Devamı için TIKla.. www.kuzeyanadolugazetesi.com

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Her an, her saniye patlak veren son dakika haberleriyle dolu bir dünyada yaşıyoruz.
00:05Peki bu karmaşanın ortasında modern gazeteciliğin görünmeyen yüzünde neler yaşanıyor?
00:10Gelin bugün gazetecilerin karşılaştığı o ilginç baskılara biraz daha yakından bakalım.
00:16Evet, nereden başlamalı?
00:17Sanırım en doğrusu hikayemizin geçtiği o inanılmaz yoğun, hatta bunaltıcı medya atmosferinden başlamak.
00:25Düşünsenize bir o anı.
00:26Canlı yayındasınız ve kulağınıza bir fısıltı geliyor.
00:29Gazze, 1200 ölü, 250 rehine.
00:33Bir yanda o ilk şok dalgası, diğer yanda bunu saniyeler içinde hatasız bir şekilde milyonlara aktarma baskısı.
00:39İnanılmaz bir durum.
00:41Ve tabii bu kaos sadece tek bir yerde değil.
00:44Siz daha bir haberi sindirmeye çalışırken hop dünyanın öbür ucundan, Sydney'den bir son dakika daha düşüyor.
00:50Bilgi akışı asla durmuyor.
00:51Ve tam ne oluyor demeye kalmadan bu sefer de gündem anında Suriye sınırına kayıyor.
00:58Bir önceki haber mi?
00:59Neredeyse unutuldu bile.
01:01İşte gazetecilerin her gün içinde yüzdüğü o devasa, durdurak bilmeyen bilgi okyanusu tam olarak bu.
01:08Peki, tüm bu hengamenin, bu kaosun tam ortasında duran bir gazetecinin aklında ne var dersiniz?
01:14Sadece bir sonraki son dakika haberi mi?
01:17Aslında çok daha fazlası.
01:19Mesleğinin temel bir sorunu da zihnini kurcalıyor.
01:22Şimdi, odamızı biraz daha daraltalım ve basına çok sık yöneltilen o tanıdık eleştiriye gelelim.
01:29Hani hep duyarız ya, neden doğru dürüst soru sormuyorlar?
01:32Özellikle de iktidarın karşısına çıkan, resmi toplantılara katılan gazetecilere yönelik bu sitemi çok sık duyarız.
01:39Neden zor soruları sormadıkları hep bir merak konusudur.
01:42Ama ilginç olan şu ki, bu soruyu sadece bizler sormuyoruz.
01:47İşte bakın, bu metnin yazarı olan gazeteci de kendine sormuş.
01:51Yahu bu eleştiriler ne kadar aklı.
01:53Bu aslında bir tür mesleki vicdan muhasebesi.
01:57Ve bu sorunun cevabını ararken yolumuz şaşırtıcı bir yere çıkıyor.
02:01Tam 11 yıl önce yazılmış bir makaleye.
02:05Evet, olay burada ilginçleşiyor.
02:0711 Aralık 2011.
02:09Selmi Yılnaz'ın kaleme aldığı hiçbir şey sormamak gerek başlıklı bir yazı.
02:14Yani 10 yıldan fazla bir zaman geçmiş ama okuduğunuzda sanki bugün yazılmış gibi değil mi?
02:19İşte bu meselenin ne kadar köklü olduğunu gösteriyor.
02:23Makalede anlatılan çok somut bir olay var.
02:26Ardahan olayı.
02:27Bakın olay nasıl gelişiyor.
02:29Amaç ne, ziyarete gelen İran heyetine ABD'nin yeni füze kalkanı projesini sormak.
02:35Umut ne, küçücük bir şehir olan Ardahan'ı bu haberle dünya gündemine taşımak.
02:40Peki sonuç?
02:41Muhabirler elleri boş dönüyor.
02:43Neden mi?
02:44Çünkü yetkililer çok net bir dille soru sorulmasını yasaklıyor.
02:48İşte size büyük bir haber umudunun basit bir yasakla nasıl suya düştüğünün hikayesi.
02:53İşte bu olay bizi meselenin can alıcı noktasına getiriyor.
02:58Sorun sadece soru sormaktan çekinen bir basından ibaret değil.
03:02Durum çok daha karmaşık.
03:04Gelin şimdi şu iki taraflı baskıyı bir masaya yatıralım.
03:08Bu tablo durumu harika özetliyor aslında.
03:11Bir mengene düşünün.
03:12Bir tarafta yetkililer var.
03:13Diyorlar ki fotoğrafımızı çekin, haberimizi yapın ama sakın soru sormayın.
03:18Diğer tarafta ise kamuoyu.
03:20Basını sürekli eleştiriyor ama gazete alarak,
03:23reklam vererek yani maddi olarak destekleyerek yaşamasını sağlamıyor.
03:27İşte gazeteciler tam da bu iki gücün arasında sıkışıp kalmış durumda.
03:31Bu baskıları biraz daha açalım isterseniz.
03:34Yukarıdan gelen baskı ne?
03:36Eleştiriye anında sinirlenen yetkililer,
03:38zor soru soranı adeta cezalandıran bir sistem.
03:41Peki ya kamuoyundan gelen baskı,
03:44maddi destek olmadan sürekli eleştiri,
03:47hatta basının nasıl ayakta kaldığını hiç düşünmeden onu satılık olmakla suçlamak?
03:51İşte bu ortam gazetecilik yapmayı neredeyse imkansız hale getiriyor.
03:57Peki tüm bunlar bizi nereye getiriyor?
04:01Artık yavaş yavaş sonuca doğru gidelim ve bu durumun gazeteciliğin ta kendisi hakkında ne kadar rahatsız edici bir soruyu ortaya çıkardığını görelim.
04:10Şimdi bütün bu konuştuklarımızı bir araya getirdiğimizde şunu görüyoruz,
04:15asıl mesele sadece soru sormaktan korkan ya da çekinen gazeteciler değil.
04:20Sorunun kökeni aslında başka bir yerde.
04:22Asıl mesele kendilerine soru sorulmasından korkan yetkililerde.
04:27İşte bu noktada o büyük ikilemin tam ortasında buluyoruz kendimizi.
04:32Peki gazetecileri aslında onlara dayatılan bir sessizlik için suçlamak ne kadar adil?
04:38Suçlama okunu kime çevirmeliyiz?
04:41Ve bu analizi Selmi Yılmaz'ın 2011'deki o makalesinden o sarsıcı cümleyle bitirelim.
04:48Belki de en iyisi hiçbir şey sormadan gazetecilik yapmak gerek.
04:52Düşünün 11 yıl önce yazılmış bu cümlenin bugün hala bu kadar geçerli olması.
04:57Belki de üzerinde en çok düşünmemiz gereken şey bu.

Önerilen