Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 21 saat önce
Türkiye ile Almanya arasındaki iş gücü anlaşmasının 65. yıl dönümünde, Maxim Gorki Tiyatrosu ve Anadolu Kültür iş birliğiyle Depo İstanbul’da "Aşk, Mark ve Ölüm" sergisi açıldı. Küratörlüğünü Shermin Langhoff’un üstlendiği sergi, göçün alışıldık anlatılarının dışına çıkarak Almanya'da bir dönem Telefunken yurtlarında yaşayan ve kendilerine yaratıcı, özgür yaşam alanları açan kadınların kişisel arşivlerine odaklanıyor.

Adını, Yeni Alman Dalgası'nın temsilcilerinden İdeal grubunun 1982 tarihli şarkısından alan serginin sözleri şair Aras Ören’e ait.

T24 yazarı Gülay Kazancıoğlu, serginin araştırma ekibinden Hülya Karcı ve Erden Kosova ile küratöryel asistan Maral Müdok’la serginin ortaya çıkış sürecini, birinci kuşak göçmen kadın işçilerin hikâyelerini ve günümüz göç tartışmalarını konuştu.
Döküm
00:35Türkiye ile Almanya arasındaki iş gücü anlaşmasının 65. yıl döneminde Maksim Gorki Tiyatrosu ve Anadolu Kültür İşbirliği ile 8 Mayıs'ta
00:45depoda Aşk, Mark ve Ölüm başlığıyla bir sergi açıldı.
00:48Küretörlüğünü Şermin Langof'un üstlendiği sergi, göçün alışıldık anlatılarının dışında olmasıyla dikkat çekiyor.
00:55Almanya'da bir dönem telefonken yurtlarında kalan ve kendilerine yaratıcı ve özgür yaşam alanları açan kadınların kişisel arşivlerine odaklanıyor.
01:05Biz de bu serginin araştırma ekibinden Hülya Karcı, Erden Kosova ve serginin küratöryel asistanı Maral Müdok ile hem bu arşivsel
01:14tanıklığı hem de günümüzün değişen göç dinamiklerini konuştuk.
01:17Öncelikle serginin çıkış noktasından başlayalım. Aşk, Mark ve Ölüm nasıl bir araştırma süreci üzerinden şekillendi ve sergide izleyicinin nasıl bir
01:27anlatı karşılıyor?
01:28Depo İstanbul'da şu an gösterilmekte olan sergi aslında geçtiğimiz sonbahar aylarında Maksim Gorki Tiyatrosu tarafından, Berlin'deki 5 devlet tiyatrosundan biri
01:39olan Gorki tarafından düzenlenen 7. Berliner Herbsalon Festivali'nin bir uzantısı olarak söyleyebiliriz.
01:46Son adımı olarak değerlendirebiliriz. Kadın göçmen işçilerin özellikle Berlin'e, Berlin'deki yaşamları üzerine odaklandığımızı söyleyebiliriz.
01:55Bunların etrafına serdiğimiz sanat yapıtları genel anlamda farklı kuşaklara yayılan göç olgusunu ele almaya çalışıyor.
02:06Berlin'e Herbsalon, Şermin Langhoff'un küratörlüğünde daha önceki edisyonların bir seçkisi olarak geliştirildi fakat içinde bir dokumenter parantez yer
02:17alıyordu, bir tematik parantez yer alıyordu.
02:20Bu da birinci kuşak Türkiye'den 1964 yılında Almanya'ya gitmiş göçmen işçi olarak kadınların, genç kadınların hikayesine odaklanıyordu ve bunun
02:31etrafında, bu odanın etrafında bazı sanat yapıtları yer alıyordu.
02:35Biz İstanbul'a getirmek üzere bu tematik çerçeveyi tekrar kullanmak istedik ve şu anda Depo İstanbul'da izleyiciye, İstanbul izleyicisine sunuyoruz.
02:46Sergi iki kattan oluşuyor. Birinci kat arşiv odaklı diyoruz ama arşiv etrafında sanat, direkt sanat işi olarak tabir ettiğimiz işler
02:56de var.
02:56Mesela Gülsün Kara Mustafa'nın 1 Mayıs 1977 adlı posterinin bir reprodüksiyonu bulunuyor.
03:03Aynı zamanda ziyaretçiler bu posterin önündeki poster yığınından kendine de bir poster alabiliyor.
03:09Daha sonra Serpil Yeter'in bu sergi için yaptığı bir resim var.
03:14Çok büyük, dört metre yakın bir resim.
03:17Telefon kendi çalışan kadınların özgürleşmesine odaklandığı ve onu tasvir ettiği bir iş.
03:24Serpil Yeter de akademiden mezun ve 1970'lerde Berlin'e geliyor eşiyle beraber.
03:31Ve aslında o zamanki Berlin, Kreuzberg'i de çok iyi gözlemlemiş bir sanatçı.
03:37Özellikle büyük duvar resimleri de çalışan bir sanatçı.
03:40Biraz ona da ithafen, böyle bir site spesifik dediğimiz mekandan üreyen bir iş yaptı bizim için.
03:48Evet, ikinci katta tamamen sanat yapıtlarına ayrılmış bir dizilimden bahsedebiliriz.
03:55Öncelikli olarak Emine Sevgi Özdemar'ın 70'li yıllardan 90'lara kadar uzanan görsel üretimi.
04:01Sulu boyalar, çizimler, otoportreler.
04:03Gerçekten daha önce hiç gösterilmemiş, bilinmemiş üretimler bunlar.
04:07Bilinmeyen bir yanını sergilediğimizi düşünüyoruz.
04:10Onun yanında daha çok videoların yan yana geldiği bir seçki var bu ikinci katta.
04:17İrfan Önürme'nin yapıtı belki de diğer sanat yapılarından şöyle ayrılıyor.
04:22Onu daha önce göstermemiştik.
04:24Özellikle Tophane'de Depo İstanbul'un konumuyla doğrudan alakalandığı için sergilediğimiz bir yapıt.
04:32İrfan Bey bu işi 2011 yılında İş Gücü Anlaşması'nın 50. yılında Tophane-i Amire'de sergilemişti.
04:39Depo ile Tophane-i Amire'ye çok yakınlar birbirlerine ve bu iki mekanın arasında da Almanya'ya giden işçilerin muayeneden
04:48geçtikleri,
04:49kayıt oldukları ve diğer resmi evrakları teslim ettikleri iş kurumu yer alıyor.
04:56Böyle bir referans var.
04:58Bu kurumun önünde de yıllarca benim de okula giderken yavaş yavaş vandalizme uğramasını ve yavaş yavaş parçalanmasını izlediğim işçi heykeli
05:09var.
05:10Muzaffer Ertuğrul'dan ait yapıt.
05:12İrfan Önürmen'in işi hem bu Almanya'ya gidiş hikayesini göndermede bulunuyor hem de bu şu an görünürde olmayan işçi
05:19heykeline göndermede bulunuyor.
05:21Ve bizim bağlamımızda da Depo İstanbul'un konumu ile ilişkileniyor.
05:26İki ana dinamiği var.
05:27Birincisi çikolata.
05:29Çünkü Erfan Önürmen bu işçi heykelinin yeniden bir replikasını çikolata malzemesinden, kakaodan üretiyor.
05:37Bu da Almanya'ya olan göçün Türkiye'deki algılanışıyla alakalı.
05:42Sonuçta işçiler yaz tatillerinde Türkiye'ye geldiklerinde hediye olarak getirdikleri şeylerden biri bu.
05:48Çocukların ya da büyüklerin de imgeleminde oradaki gelişmişliği, kapitalist konforu simgeleyen en önemli şeylerden biri, tüketim nesnelerinden biri çikolata.
06:00Bir yandan ona göndermede bulunuyor.
06:02Türkiye ile Almanya arasındaki bu iş ilişkisini bu sembol üzerinden bir daha değerlendiriyor.
06:08İkinci olarak da bir kahramansı, bir proleter figürün parçalara ayrılmışlığı üzerinden işçi sınıfının 70'lerden bugüne ne hale geldiğini,
06:20siyasal ağırlığını, siyasal gücünü nasıl kaybettiğini bir tür görselleştiriyor.
06:26Ve sergide yer aldığı için çok mutluyuz gerçekten yerine oturduğunu düşünüyoruz bağlam olarak da.
06:32Bunun dışında Semra Ertan'a ayırdığımız bölüm var.
06:35Ablası Zuhal Bilir Mayer'in kendi geçmişinde 48 sene öncesine dönüp bir dil bilgisi kitabına yazdığı alıştırmaları,
06:45psikanalist bir açıdan yeniden değerlendirdiği ifadelerden oluşturduğu bir iş var.
06:51Can Abilir Mayer, onun farklı kuşakların göçmenlik deneyimine nasıl yaklaştığını,
06:58nasıl bununla yakalandığını ya da nasıl bundan uzaklaşabildiklerini
07:02ya da uzaklaşmaya çabaladıklarını bir stereotip haline getirilmek istemediklerini,
07:08bir kurban pozisyonuna sıkıştırılmak istemediklerini yansıttığı videoları nasıl sayabiliriz?
07:13Ahu Dural var genç sanatçılardan, onun da annesi 1970'lerin sonunda Siemens'e işçi olarak geliyor
07:22ve Siemens Stadt Berlin'de Siemens Stadt diye bir şehir var.
07:25Hem fabrikanın hem işte lojmanların hem anaokullarının sosyalleşme alanlarının olduğu böyle bir konut sistemi
07:33ve işçiler oraya yerleştiriliyor ve Ahu da orada doğup büyüyor.
07:37Daha sonra sanat ve mimarlık okuyan Dural, bu işte mimarinin hafızası üzerine
07:43tekrar böyle reprodüksiyon şeklinde çalıştığı objeleri de sergiliyoruz.
07:49Bunlar da görülebilir.
07:50Yine yani tekrar böyle bir kişisel bellekten, aileden gelen bir hikaye anlatımı söz konusu.
07:57Bu sergi ve post-migrant tiyatro arasında nasıl bir bağlantı var
08:02ve birbirlerine nasıl katkı sağlıyorlar?
08:04Bu noktada tabii ki 65 yıllık bir süreç, oldukça yüklü bir süreç ve demin birinci kuşak demiştim
08:12ama şu an üçüncü, dördüncü kuşaktan bahsedebiliyoruz.
08:15Üçüncü, dördüncü kuşak dediğimiz insanlar yani anneleri, babaları, dedeleri, babaanneleri, anneanneleri
08:22bundan 60 küsur yıl önce Almanya'ya geçmiş insanların artık bugün bir işçi prototipine sahip
08:30olmadıkları, son derece heterojen bir sosyolojik yapıya sahip oldukları ve bunlar arasında kültürel üretimlere
08:38imza atmış insanlar olduğu tiyatro, sinema, edebiyat, farklı disiplinlerde kendilerini
08:45Almanca ifade edebilecek ve bunu gayet yetkin biçimde yapabilecek genç insanların var olduğunu görüyoruz.
08:52Ve bu anlamda daha önce gerçekleşmiş bir göç dalgasının olgunluğa eriştiği bir noktada
09:00artık o göçmenlik sonrası ya da göç sonrası olarak tanımladığımız bir noktaya eriştik hissiyatıyla
09:07post-migrant bir estetik ya da bir yaşantıdan da bahsedebiliyoruz.
09:12Bu kavramın teorik anlamda ya da kültürel anlamda yaygınlık kazanmasını sağlayan
09:18önemli isimlerden, karakterlerden biri de Şermin Langov.
09:23Daha önce Berlin'deki farklı festivallere imza atmış biriz.
09:282000'li yılların başında aidiyet ötesi kavramı üzerinden bazı workshoplar düzenlenmişti.
09:35Ve daha sonrasında da post-migrant tiyatro kavramını bazı akademisyenlerin kullanımlarından
09:42yararlanarak gündeme sundu.
09:45Kreuzberg'deki Ballhaus Naunistrasse adlı kültür evini bir tiyatroya, bir deneysel
09:52avantgarde tiyatro alanına dönüştürdü.
09:54Sanat yönetmenliğini üstlenmiş oldu, 13 senedir büyüttü.
09:58Gorki tiyatrosunu da aynı şeyi söylemek mümkün.
10:01Ama bir yandan da bu geniş programın içinde bu bahsettiğimiz 3. kuşak, 4. kuşak
10:08gençlerin, yaralarında sadece Türkiyeliler yok bunların, eski Yugoslavia, İsrail, Filistin,
10:16Güney Kafkasya, Kuzey Afrika, farklı coğrafyalardan insanların, Almanya'ya gelmiş insanların
10:23ortaya koydukları kültürel üretimleri bir tiyatro prodüksiyonu dönüştürmek ve belki de aynı zamanda
10:29söylemsel bir zemin hazırlamak, tartışmalarla, performanslarla, festivallerle bunu desteklemek
10:37üzerine kurulu bir yörünge oturttuğunu söyleyebiliriz.
10:40Ve Gorki pek çok tiyasi tartışma içinde aldığı tavırla tanınan bir tiyatro ama aynı zamanda
10:46bu post-migrant damarı da en somut biçimde görünür kılmış, ona ev sahipliği yapmış
10:53bir yurt olarak bugüne kadar işlediğini söyleyebiliriz.
10:58Post-migrant işe tiyatro ya da göç sonrası tiyatro aslına bakarsanız bir yaşam biçimi.
11:05Yani çok kültürlü yaşamı tarif eden bir şey.
11:08Bu da aslında göçün artık önemsizleştiği, süreklileştiği savaşlar, ekonomik zorluklar
11:15ya da cinsel tercihlerle hiç bitmeyen bir süreç olduğunu anlatan bir kavram bana göre.
11:22Yani bazı akademisyenlerin görüşlerine göre ki ben ona katılıyorum.
11:25Ve toplumumuzun içinde yaşadığımız toplumun bu Türkiye için de geçerli bence ama Almanya'yı konuşuyoruz şimdi.
11:31Çok kültürlü bir yaşamı tarif eden bir şey.
11:34Göç sonrası yaşam anlamına geliyor.
11:36Dolayısıyla bunun içinde Erden'in dediği gibi herkes var.
11:40Almanlar da var bunun içerisinde.
11:42Yani onların da geçmişlerinde çünkü göç var.
11:45Rusya'dan gelenler var, Polonya'dan gelenler var.
11:49Dolayısıyla artık göç kavramının önemsizleştiği anlamına gelen bir kavram bana göre.
11:54Ve herkes kültürden aynı şekilde ya da finansmanlardan aynı şekilde yararlanabilir.
12:00Herkes vergi veriyor sonuç itibariyle.
12:02Herkesin kendi dilini konuştuğu tiyatroyu yapma hakkı var, sinemayı yapma hakkı var.
12:07Böyle bir ortam hayal edebiliriz bence.
12:09Ben öyle bir ortam hayal ediyorum.
12:12Ve Berlin bunun çok güzel bir örneği zaten.
12:14Erden'in dediği gibi son yıllarda o kadar çok artan bir edebiyat yayınları var.
12:19İnanılmaz derecede.
12:20Ve bunlar ikinci, üçüncü kuşak Almanca yazıyorlar.
12:23Ve kendi göç tarihlerini, göç geçmişlerini anlatıyorlar.
12:27Ve bunu bir estetik çerçevede anlatıyorlar.
12:30Yani estetik olarak nasıl boşa çıkabiliriz?
12:34Geçmişimizde ve bugünümüzde diye.
12:36Emine Sevgi Özdamar da oradaki yazarlardan bir tanesi ve çok önemli bir yazar.
12:41Ama aslına bakarsak Türkiye'de çok da fazla bilinmiyor.
12:45Yani bu üzücü bir şey.
12:46Biraz ondan da söz edebilir miyiz?
12:48Çünkü onun da bu telefonun kendi yurtlarında bir hikayesi var.
12:52Haliçli Köprü ve ondan bahsediyor.
12:54Emine Sevgi Özdamar genç yaşlardan tiyatro yapmaya başlıyor.
12:59Tiyatroya iyisi olan bir genç kız aslında 15-16 yaşlarında.
13:03Ve bunu hem İstanbul'daki hayatından özgürleşmek bir genç kadın olarak hem de tiyatroyu ve edebiyatı daha iyi gözlemlemek.
13:14Yani Almanya o zamanlar özellikle Doğu Berlin tiyatronun mabedi denilen bir yer.
13:20Ve oraya gidip bunu gözlemlemek ve eğitim almak için bir şekilde yolu Almanya'ya düşüyor.
13:26Ve Telefunken fabrikasında işe başlıyor.
13:30Ve onun Telefunken'in aslında bizim de zaten serginin birinci katına odaklandığımız bu kadın yurdunda kalmaya başlıyor.
13:39Zaten Haliçli Köprü romanında da ilk 60-70 sayfa bu yolculuğu yani sirkeciden çıkan yolculuğu anlatan ve o yurttaki kadınları
13:48da okuduğumuz bir kısım.
13:51Ve bir süre Almanya'da kalıyor öncelikle. Yurt müdürü Vasıf Öngören ile de beraber ve başka kadınlarla da işte Doğu Berlin
14:01'e geçip Brecht Tiyatrosu, Berlin Ensemble'ı izliyorlar.
14:06Bundan çok etkileniyor.
14:07Daha sonra ama Türkiye'ye de tekrar dönüyor.
14:11Ve Türkiye'deki bu sefer tiyatro büyükleriyle sahne isimlerle çalışıyor.
14:14Sonra politik sebeplerle daha sonra sanırım 70'lerde, 74'te tekrar Almanya'ya geliyor.
14:23Ve çok aslında sanat üretimi çok çeşitli yörüngelere giriyor ve yani yönlere dağılıyor.
14:29İşte içinde çizim de var.
14:30Tiyatroya gidip yönetmen asistanı olarak o tiyatronun provalarını sürekli eskiz halinde çiziyor.
14:38İşte kendi yazdığı oyunları var. Keloğlan'ın Alamanya diye edebiyata daha çok yönelmeye başlıyor.
14:46Ve tabii çok önemli eserler ortaya çıkıyor.
14:5018 yaşında geldi dediniz ve çok da uzun kalmadı diye hatırlıyorum.
14:55Peki o kadar kısa süre içerisinde oradaki yaşamın nasıl yoğun olduğunu,
14:59hani Haliççi Köprü kitabında o kadar uzun bir yer ayırmış.
15:03Acaba Nuran Oktar ve Vasıf Öngören'in yurt müdürü olmasının önemli payı olduğunu söyleyebilir miyiz?
15:09Şimdi sevgiyi önemli kılan şey aslında Türkiye'deki entelektüel ve politik alanı,
15:15Almanya'daki entelektüel ve politik alanla birleştirilmeyi becermiş Ender isimlerden biri olması.
15:22Bu gerçekten de iki coğrafyada çok farkında bulunan bir şey değil.
15:26Yani çok genç yaşta, çok açık bir zihne, özgür bir yaşam tarzına ve çok farklı şekillerde becerilere sahip bir insan
15:36sevgi.
15:3718 yaşında Berlin'e ilk geldiğinde muhtemelen gerçekten Vasıf Öngören'in Brecht'te olan tutkusudan etkileniyor.
15:47Ve oyunlar görüyor. Artıra önlenebilir yükselişini seyrediyor mesela.
15:52Ve bir, bir buçuk sene sonra Türkiye'ye geri döndüğünde yanında Brecht'in üç kitabı ve birkaç tane plakla geri
16:00dönüyor.
16:01Ve bu 66-67'den 74 yılına kadar geçen dönemde kendisi de politize oluyor.
16:07Zaten Türkiye'nin de 68 kuşağının en güçlü biçimde hazırlandığı yıllar bunlar ve yaşandığı yıllar.
16:14Ve bunun bir parçası oluyor.
16:15Fakat 12 Mart'ın yarattığı baskı ortamıyla beraber bir noktada artı kendine ifade edemeyeceği bir nefes alacak yer bulamadığı hissiyatıyla
16:27bir kişisel bağı da yakalayarak o dönemin dünyada belki de en avantgard tiyatro noktalarından biri olan Fox Bühne Tiyatrosu'na
16:37yönetmen asistanı olarak giriyor.
16:39Ve oradan sonra da pek çok ünlü tiyatro yazarı ve yönetmeniyle iş birliği içine giriyor.
16:45Ve aslında bugün belki yazarlığı bu tiyatro kariyerini gölgelemiş durumda.
16:51Ama o dönemde gerçekten göz parlatan bir tiyatro kariyeri de var.
16:5580'li yıllarda bir resimle ilgilendiği bir dönem var.
16:58Ve 1990 yılında anne dili Muta Tsunge adlı kitapla beraber yine gözleri kamaştıran bir edebi kariyerinde başladığını söyleyebiliriz.
17:09Ve alınmadık belki ödül kalmadığı da söyleyebiliriz sevginin.
17:14Geçtiğimiz Şubat ayında da Bertolt Brecht ödülüne layık görüldü.
17:19Ve belki de bu gerçekten 80 yıllık ömrünün üzerine konmuş bir taç gibiydi.
17:24Ve bunu sıklıkla anlatıyorum ama bir telefon konuşmamızda bu ödülün sonrasında ben Brecht'e aşık olduğum için Almanya'ya geldim.
17:34Şimdi görüyorum ki o da bana biraz aşıkmış dedi.
17:38Sevgi tabii ki bu post-migrant kavramını bir biçimde farklı biçimde yakalayan bir şey.
17:44Belki o 74 yılında gelir gelmez zaten post-migrant'tı.
17:47Gerçekten o migrant etiketine, göçmen etiketine sığıştırılamayacak ve onun ötesine taşan bir yaşantıya sahipti.
17:57Sadece Almanca, Türkçe ve daha sonra Fransa'da yaşadığı 2 senelik dönemde öğrendiği Fransızca arasında bir çok dillilik içinde geliştirdiği bir
18:08edebi zenginlikten dolayı değil.
18:10Aynı zamanda kendine güvenen, kendi yaşamını şekillendirebilmiş ve kendi sözünü söyleme fırsatını yakalayabilmiş ve yaratmış bir kadın figürü olarak bugün
18:22genç kuşaklara bir örnek olarak ilham vermeye devam ediyor.
18:26Bir şey sormuştunuz ya biraz önce.
18:28Emine Sevgi Özdamar için neden bu kadar önemli o 6-7 ay?
18:32Sadece Emine Sevgi Özdamar için değil, tabii ki o bu dönemi yazarak ölümsüzleştirdi ve hep hatırlamaya yol açtı.
18:40Bütün diğer kadınlar için de aslında bu yurtta en fazla 1,5-2 yıl kalıyor kadınlar aslında çok fazla değil.
18:49Ama o kadar yoğun bir dönem ki ve o kadar çok şey yaşıyorlar ki hepsi için unutulmaz ve çok büyük
18:55izler bırakıyor.
18:56Telefonken firmasının kadın işçiler için açtığı ilk kadın yurdu.
19:02Daha önce zaten Berlin'e böyle bir iş güçü, yabancı iş güçü kabul edilmiyor Berlin'in konumundan dolayı.
19:09Kaç yılı?
19:101964.
19:12Asıl işçi anlaşması 1961.
19:154 yıl sonra, 3 yıl sonra ancak izin veriliyor.
19:18Çünkü Berlin'in çevresi bir sosyalist bir ülkeyle çevrili, ülkenin duvarlarıyla çevrili.
19:23Bunları biz yaptığımız araştırmalardaki iş kılavuzlarında falan görüyoruz mesela.
19:28Kadınların seçilme nedeni bana göre, benim daha çok dikkatimi çeken yani, bir kere komünizmle ilgisi olmayan ve komünist partilerin yasak
19:38olduğu ülkeler tercih ediliyor.
19:40Ve bunların birinci sırada da Türkiye geliyor.
19:43Çünkü kadınların, gelen işçilerin komünizmle ya da politika ile ilgilenmemeleri tercih ediliyor.
19:49Bir koşul bu.
19:51Bir koşul işte ellerinin ince, parmaklarının ince olması gerekiyor.
19:56Çünkü buraya Berlin'e sadece yan sanayi açıyor Batı Berlin'e o zaman.
20:01Bir korku var yani, daha büyük sanayiyi burada açmamaya çalışıyor.
20:04Dolayısıyla o bobinleri küçük, böyle radyo bobinlerini saracak ince teller, işte büyüteçler kullanarak falan çalışabilecek montaj sanayiyi buraya getiriyor.
20:14Ve aranan işçiler de işte 18-19 yaşında, aileleri olmayan, dolayısıyla çok onlarla zaman geçirmek istemeyen, yani ailelerine kafalarını takmayacak,
20:24politika ile ilgilenmeyecek, genç, güzel.
20:27Mesela seçim yapılırken hep böyle bir fotoğraf, biliriz ya fotoğraflarda her bütün kontroller yapıldı, her şeylerine bakıldı.
20:36Baktıkları bir şey de simetrik olmaları, vücutlarının simetrik olmasına da bakılıyor mesela.
20:42Biz şimdi fotoğraflarda görüyorsunuz mesela çok güzel kadınlar, çok muhteşem, model gibi kadınlar.
20:49Çünkü seçim, gerçekten böyle bir seçim var yani.
20:52Böyle insanlar seçiliyor.
20:53Yani el becerisi olacak, işte simetrik olacak, politika ile ilgilenmeyecekler.
20:58Bu insanlar buraya getiriliyor.
21:00İşte geniş hikayeleri malum yani trenle, korkunç seyahatlerle ve 3-4-6-8 kişilik odalarda kalıyorlar.
21:07Dolayısıyla onların o 1-1,5 yıllık yaşadıkları dönem o kadar yoğun ve o kadar iç içe yaşıyorlar ki bunu
21:15bir daha unutmuyorlar yani bu dönemde.
21:17O dönemde vasıfı öngörende o dönem yine yurt müdürlüğüne devam ediyor muydu bütün süre boyunca?
21:22Bizim yaptığımız araştırmalar sonunda bizi de şaşırtan, biz aslında orada yaşayan kadınların büyük bir kısmını tanıyoruz, tanıyorduk yani.
21:29Ölmeden önce bir kısmı en azından.
21:32Bunlar bugün Berlin'deki toplumsal yaşamı yönlendiren kadınlar.
21:38Politik olarak, sanatsal olarak, Emine Sevgi Özdemir'i dışarıda tutarak söylüyorum.
21:43Tiyatro olarak yönlendiren kadınlar da oradan oraya nasıl geldiler?
21:47Mesela bizim odağına aldığımız soru da buydu.
21:50Bir fotoğrafımız var sergide, görüyorsunuz.
21:53Bir kutlama var orada.
21:56Noel kutlaması sanıyorum.
21:58Vasıfı Öngören'le eşi Nuran Oktar da ortadalar.
22:02Nuran Oktar asıl oranın müdürü ya da çevirmeni ve evli oldukları için vasıfı öngöreni de çağırıyor.
22:09Yani ikimiz karı kocayız ve ayrılamayız diye.
22:12Normalde erkeklerin oraya girmesi yasak.
22:14Ama böyle bir göz yumuyorlar ve ikisi beraber oraya müdür ve çevirmen olarak geliyorlar.
22:20Daha önce bir kadın var aslında.
22:22Bir sürü müdürler varmış ama bir takım anlaşmazlar, yolsuzluklar sebebiyle onlar gidiyorlar.
22:29Ve son onlar da bir, bir buçuk yıl kadar orada çalışıyorlar.
22:34Nuran Oktar'la vasıfı öngören.
22:36Onlar işte Erdin'in anlattığı gibi tiyatro etkisi yani doğumhane dediğimiz şey.
22:42Oradan nasıl bu kadar çok kadın, toplumu yönlendiren kadın çıkıyor.
22:48Bir tür bir sinoloji yaratıldı.
22:51Çok kesin.
22:51Evet.
22:52Özel bir yer.
22:53Çok özel bir yer.
22:54Yani oradan orada yaşayan kadınların bugün bu kadar yönlendirici olması.
22:58Araştırmalarımız sırasında ortaya çıkan şöyle bir şey de var.
23:02Bir bulgu var benim için gerçekten çok önemli.
23:05Ucuz iş gücü olarak getiriliyorlar demin saydığım gibi.
23:08Biliyorsun erkek işçiler zaten çok düşük ücret alıyorlar Almanlardan.
23:13Kadın işçiler onlardan da düşük ücret alıyorlar.
23:16Böyle bir sıralama var Alman çalışma sisteminde.
23:19En düşük ücreti alan kadınlar.
23:21Yani sömürülmek için onların seçildiği bel tabii ki yani sistem olarak.
23:27Ama bu kadınlar öyle bir ters köşe yapıyorlar ki şeyi, sistemi.
23:31Tam tersi hem ücretlerini yükseltmek için grevler, direnişler zaten o yıllarda, 70'li yıllarda çok yoğun.
23:37Berlin'de çok fazla değil ama batıda daha çok çok yoğun.
23:4068 kuşağına da tam denk gelmiyorlar.
23:43Tabii tabii.
23:44Yani kadınlar politik oluyorlar zaten.
23:46Hani politik olmasın diye getirilen genç kadınlar politik oluyorlar.
23:50Gene sergide görürsünüz ilk sosyalist derneği kuruyorlar burada.
23:53Öğrenciler, Türkiye'den gelen öğrenciler ve işçi kadınlar.
23:57Onların da birlikte çalışmasının tabii çok çok büyük etkisi var orada.
24:02Dolayısıyla biz bunu işte görünür kılmaya çalıştık mümkün olduğu kadar.
24:06Hem kadın bakış açısıyla göç tarihine bakmak,
24:09hem de yazık, gurbetçi, neler çektiler şeyini, klişesini biraz açmaya çalıştık.
24:17Öyle bir şey yok.
24:18Onlar kendileri büyük ölçüde isteyerek geldiler.
24:22Ve bu sistemi ters köşe yapıp...
24:24Ve bir yaşam kurdular.
24:25Yaşam kurdular.
24:26Ve bugün işte post-migranti ya da göç sonrası toplumuna bakmak, anlamaya çalışırken geriye dönmek gerekiyor gerçekten.
24:35Hatırlamak gerekiyor.
24:36Çünkü onların kurdukları, döşedikleri taşları üzerinden bugün bir sonraki kuşaklar, bir sonraki kuşaklar yaşıyorlar.
24:44Çünkü onlar kurban değildi ve tam tersi yönlendirici, toplumu yönlendiren insanlardı.
24:49Yani biz sadece göçmen değiliz.
24:53Biz göçmenlik bizi sadece tasvir eden bir olgu olamaz.
24:58Biz aynı zamanda sanatçıyız, biz yazarız, biz işte kadınız, biz emekçiyiz.
25:04Bu mentaliteyle zaten gelmişler.
25:07Ya o politiklikleri de zaten daha öncelerden de, yani Türkiye'de de zaten politik ve farklı kadınlarmış.
25:16Ama tabii bunu Alman Devleti pek...
25:18Hala bu ayrımcılığa uğruyorlar mı? Üçüncü, dördüncü kuşak?
25:23Tabii, yani evet uğruyorlar tabii.
25:27Ben sekiz sene önce, dokuz sene önce gittim Almanya.
25:30Yani o yeni dalga ekibindenim aslında.
25:33Ama tabii orada üniversiteyi okuduğum için çok fazla ailesi üç kuşak önce göçen arkadaşlarım oldu.
25:40Ve özellikle okul yıllarından, ilk zamanlardan daha sonraki kariyer hayatlarına kadar çok büyük mücadeleler veriyorlar hala.
25:50Evet.
25:51Maral, o zaman sen 7-8 yıl önce gittim dediğin için bu soru sana geliyor.
25:55Almanya'da doğup büyümüş, kökleri göçe dayanan genç kuşaklarla, son yıllarda Türkiye'den giden öğrenci veya beyaz yakalı gençler arasında nasıl bir
26:05dinamik var?
26:06Bu iki grubun birbirine bakışında bir ayrışma veya gerilim gözlemliyor musunuz?
26:12Bence Berlin'de yaşanmıyor.
26:15Yani tabii ki bir fark var.
26:18Aynı mücadeleden gelinmiyor tabii ki.
26:22Yani orada doğup büyümek ve ne Türkiye'li ne Alman olmak, bunu bence yeni gelenler bilemez, anlayamaz.
26:30Ama özellikle Berlin'de çok büyük bir şey var.
26:35Yani bu iki tarafında gençler de birbirini desteklediği ve işte yeni projeler, işte iç içe festivali diye bir şey var
26:43mesela.
26:44İşte müzik, yine tiyatro ve güzel sanatlar üzerinden.
26:48Ama tabii Berlin, Almanya'yı çok belki de temsil eden bir şehir değil.
26:54Yani bu farklı kuşaklar arasında gerilim sorusuna ben bazen oluyor diyebilirim.
27:00Yani bu da tabii ki herhangi bir zaten sosyolojik topluluğun kendi içinde barındırdığı heterojenlik potansiyeli ile alakalı.
27:10Bu işin içine hangi kökenden gelindiği de giriyor, hangi sınıfsal yapıdan girdiği giriyor, hangi Almanca ya da hangi Türkçe seviyesinin
27:21konuşulabildiği de giriyor.
27:23Ve arada bazen ayrışmalar da olabiliyor, temaslar da olabiliyor.
27:28Yani bu genel olarak normal bir heterojen dağılımın getirdiği sonuçlar diye düşünüyorum.
27:34Bu bir.
27:35İkinci olarak da hani yine parantez olarak başka bir yorum.
27:37Postmigrant kavramının içerdiği bir tabii ki iç çelişki var.
27:41Daha önce de bahsettim.
27:43Yani birinci kuşak olmuş, ikinci kuşak olmuş, üçüncü kuşak olmuş.
27:45Ve biz şimdi geriye dönerek bakıyoruz, diyoruz.
27:49Fakat aynı zamanda bir noktada da şöyle bir şeyle karşılaşılıyor.
27:53Aslında bu biraz konfor içeren bir perspektif.
27:57Çünkü aslında göç veya da göçler devam ediyor.
28:02Bu ifade aslında bir inşa sürecini ima ediyor.
28:06Yani insanlar farklı kuşaklar üst üste koymuşlar.
28:11Fakat şöyle bir şey de oldu tabii.
28:122015 yılında Suriye'den gelen büyük göç.
28:15Daha sonra 2022-23'te Ukrayna'dan gelen göçler daha önce inşa edilmiş ve de Alman çoğunluk toplumuna öğretildiği zannedilen pek çok
28:29şeyin aslında maalesef zemin tutmamış olduğunu,
28:33aynı klişe sorular, aynı üstünlükçü laflar, aynı basit düşünüş tarzlarının yeniden yeniden yeniden üretilmiş olduğu görülebiliyor.
28:42Tabii ki bu büyük bir deneyim ve birikim sahası.
28:45İleride de yeniden mücadele süreci ilerlerken bu deneyimlerden yararlanılacak tabii ki.
28:53Ve Almanya'nın hafıza çalışmaları da, yani bunun da büyük bir faydası var değil mi?
28:58Yani benim gördüğüm hani gerçekten hafıza hatırlama üzerine çok fazla enstitü var.
29:06İşte üniversitelerde veya sanat pratiklerinde de hani senelerdir olan bir yoğunluk var.
29:12Bu da zaten bir birikim olarak işte bugünlere kalıyor.
29:15Ve tabii ki yeni göçlerle yani toplum bir şeyleri unutuyor vesaire.
29:21Ama hani benim gözlemlediğim hafıza çalışmalarının bunda büyük bir payı var.
29:26Zaten bizim de belki yaptığımız sergide yani işte bir arşiv toplama, sözel arşiv, sözel tarih.
29:35Tabii Almanya tarihini farklı kılan, özgür kılan başka bir şey var.
29:39Şimdiye kadar görülmüş en büyük insanlık suçlarından birine bir soykırım dizisine imza atmış olması.
29:46Dolayısıyla bunun ağırlığı, psikolojik ağırlığı böyle bir hatırlama kültürünün oluşmasına,
29:51geçmişle yüzleşme kavramının öne çıkmasına yol açmış tabii ki zamanla.
29:57Bu da aslında hemen 2. Dünya Savaşı'nın sonrasında olmuyor.
30:00Daha çok 60'lı yıllarda oluyor.
30:02İlk bir 10-15 sene bir inkar psikolojisi de işlerlik kazanmış.
30:10Ama daha sonra belki de 68'in de etkisiyle, 68 kuşağının önceki kuşağı suçlar biçimde bir bilinç geliştirmiş olmasıyla beraber
30:20gerçekten bellek konusu Almanya'da ciddi biçimde işleniyor, güç kazanmış durumda.
30:27Ama tekrar Şermin'in, Şermin Langov'un söylediği bir cümle geliyor aklıma.
30:32Yani neden bir tiyatro çıkıp da bu sergiyi yapıyor?
30:36Neden bir müze ya da bir başka araştırma kurumu bunu şimdiye kadar üstlenmedi de biz yapmak zorunda kaldık?
30:44Bu da tabii ki bu kadar yoğun bir bellek kültürü içinde yine de ciddi boşlukların olduğuna işaret ediyor.
30:51Yine de seçilen bir bellek var.
30:54Evet yani iki aks bir arada gidiyor her yerde, her toplumsal yapıda olduğu gibi belki de.
30:59Bir yandan Almanya gerçekten hatırlama kültürü ve yüzleşme potansiyeliyle birinci sırada gelirken
31:05aynı zamanda ve okullarda mesela o dönemi tanıkları gidiyor, okullarda konuşuyor, tarih kitaplarında yer alıyor.
31:13Buna rağmen hala ölçü cinayetler işleniyor, insanlar yakılıyor.
31:17Yani bu iki aksın bir arada gitmesi daha üzerinde çalışmamız gereken çok şey olduğunu gösteriyor.
31:23Biz de bu sergiyle ve bizim katılımcılarımızla hala onlar geçmişi anlatıyorlar.
31:29Hiçbir tarih kitabında yer almayan bir çalışma şu anda bizim sergilediğimiz.
31:33Ama onlar anlatmaya devam ediyorlar.
31:35Yani sanayisine katkıda bulundukları gibi hatırlama kültürüne de katkıda bulunuyorlar.
31:41Böyle çok çok kıymetli bir şey yaptıklarını düşünüyorum.
31:45Belki günümüzün en önemli şeyi, benim düsturum daha doğrusu,
31:49Hannah Arendt'in de bu konuda çok önemli açıklamaları var biliyorsunuz ya da felsefesi,
31:55hatırlamak değiştirir diyor, hatırlayalım yani.
31:58O önemli bir kavram ve hatırlamak günümüzün en önemli direnişlerinden biri.
32:03Direniş gösteriyoruz yani, unutmaya karşı direniş gösteriyoruz.
32:08Arasören'in şiirinde ve Emine Sevgi Özdamar'ın romanında,
32:12Almanya'daki göç deneyimlerini eşlik eden belirgin bir hayal kırıklığı görüyoruz.
32:16Yazarların eserlerinde ortak olan bu duyguyu kendi göç deneyimlerinizde nasıl değerlendiriyorsunuz?
32:23Bir yandan öyle, o genel global şeyi ama Almanya'ya geçtiği için yaşanmış böyle bir şey yok bence Sevgi'de.
32:30Yani 25 yıldır ben orada yaşıyorum.
32:34Bu belki de gidiş umuduyla ya da gidiş gayesiyle ilgili bir şey diye düşünüyorum.
32:40Yani sizi oraya götüren şey ne, beklentileriniz ne, nelerle karşılaşıyorsunuz?
32:47Benim kişisel deneyimim, ben memnunum orada yaşamaktan, öyle söyleyeyim.
32:53Benim yani birinci kuşağın gidiş amacı farklıydı biliyorsunuz yani.
33:00Çalışacaklar, para kazanacaklar, geri döneceklerdi.
33:02Evet ama bu kadınlar da o ezberi bozmuş oldular aslında.
33:06Telefonken hani yurtlarındaki bu hikaye, arşiv.
33:09Orada yaşamaya karar vermiş olanlar, kalanlar için bu kabullenilmemiş olmak tabii ki büyük bir hayal kırıklığı.
33:17Hepsi bunu söyleyebilir yani.
33:18Onların amacı ya da kalma motivasyonu buydu.
33:23Oranın biz o toplumun bir parçasıyız motivasyonuydu.
33:26Ama işte her 10 yılda bir sosyal yapı altüst olduğu için şeyler de altüst oluyor.
33:32Biz şimdi ikinci sınıf vatandaş mıyız, birinci sınıf vatandaş mıyız?
33:37Duvarın yıkılmasıyla değişen bir sosyal yapı var.
33:40Savaşların ya da işte Suriye'den gelen göçmenlerin, Ukrayna'dan gelen göçmenlerle tekrar sosyal yapı değişiyor.
33:48Tekrar bir sarsılma yaşanıyor.
33:50Yani gidiş amacıyla ilgili diye düşünüyorum açıkçası.
33:53Oradaki hayal kırıklığı yaşayanların ya da yaşamayanların.
33:57Bunun bir tarihselliği var ve ekonomik politiği var.
34:01Şöyle söyleyebiliriz.
34:03Yani 1964 yılına gidiyorlar ve hem Batı dünyasının hem de Almanya'nın ekonomik büyümeyi statik biçimde sürdürebildiği ve sürdüreceği zannını
34:14taşıdığı bir dönem.
34:16Ve iyimser bir dönem.
34:17Bu sürekli büyüme ivmesi 1973 yılındaki küresel petrol kriziyle beraber kırılıyor.
34:25Ve 1973 sonrasında bütün bu prosedür bir biçimde donduruluyor.
34:32Ve gelmiş insanların hayatlarını zorlaştıracak bazı uygulamalara gidiliyor.
34:36Bunun da ötesinde genel toplumsal yaşamda ırçılığa dayanan toplumsal hareketlerin, oluşumların ve sonrasında da fiziksel şiddetin ve ortak dilde bazı
34:50aşağılayıcı ifadelerin giderek daha fazla görüldüğünü de gözlemleyebiliyoruz.
34:57Biz yurttaki Strezaman Reisig adresindeki kadınların ifadesi mesela ilk 10 yıl içinde aşağı yukarı çok da bir problem yaşamadıkları,
35:08Almanlarla gayet iyi geçindikleri, onlardan hep pozitif bir yaklaşım gördükleri ama daha sonraki dönemde bu dengelerin biraz değişmiş olduğuna yönelik.
35:18Buna dair tabii ki bazı acı verici, yürek burkan referanslar da var sergimizde.
35:25Aras Ören'in şiiri bu hayal kırıklığını yansıtıyor ama aynı zamanda politik alanda görmüş olabilecek en radikal eylemlerden birine de
35:35işaret ediyoruz sergide.
35:37Genç yaşta Mersin'den çıkıp Kuzey Almanya'ya yerleşmiş ailesine yanına taşınan Semra Ertan, şair.
35:451982 yılında gözlemlediği ırkçılığın yükselişine karşı Almanya'daki ilk önce bir açlık kremine gidiyor ve daha sonra da Hamburg'da bir meydanda
35:57kendini ateşe vererek yaşamına son veriyor.
36:00Ve onun hatırasını yaşatmaya yönelik pek çok çaba var ve çok uzun bir zaman geçti 1982'den bu yana ama başarıya
36:09dolaştığını söyleyebiliriz.
36:10Ama daha sonraki dönemlerde yaşanmış pek çok suçun, ırkçılık motivasyonuyla işlenmiş pek çok suçun görünür kılınmasında,
36:19onun hatırasının taze kılınması, pek çok kurbanın hatırasının birbirleri arasında yatışılma içeren bir ağ kurulmasıyla ve sürekli etkinlikler düzenlenmesiyle mümkün
36:31kılındığını görebiliyoruz.
36:32Semra Ertan inisiyatifinin de rolü tam olarak ne, neler yapıyor?
36:37Semra Ertan'ın ablası Zühay Bilirmayer ve yeğeni Cana Bilirmayer.
36:43Zühay Hanım kendisi pedagog, Cana da sanatçı, görsel sanatçı, video sanatçısı.
36:50Onların inisiyatifinde gelişmiş bir şey fakat antifaşist örgütler tarafından da, insanlar tarafından da sahiplenilmiş bir inisiyatif.
37:00Ve onların çabasıyla Hamburg'daki o Semra Ertan'ın yaşamına son verdiği meydanın, adının Semra Ertan meydanı olarak değiştirmesine yönelik bir
37:10mücadelesi sürülmekte halen.
37:13Ve aynı zamanda Semra'nın şiirlerini, yaşamı boyunca yayınlanmamış bir kitap halinde şiirlerini,
37:202020 yılında bir ortak redaksiyonla yayınlatmayı başarabildiler Zühay ve Cana.
37:28Ve Almanca Edebiyat Kanunu'na yerleşmesine de sağladıklarını gözlemleyebiliyoruz bugünlerde.
37:36Ve yıllık anma programlarıyla sürekli olarak hatırası taze tutuluyor.
37:42Ama orada dediğim gibi önemli olan şey, farklı anma programlarıyla birlikte bu inisiyatiflerin yan yana yürüyebilmesi,
37:53dayanışma içinde olabilmesi, gerçekten birbirlerini güçlü kılabildiklerini görebiliyoruz.
37:59Bu da çok değerli bir durum.
38:00Arşivin belgesel diliyle güncel sanatın kurgusal dili, göç hafızasını inşa ederken birbirini nasıl tamamlıyor?
38:09Yani burada sınırlar ne zaman eriyor?
38:11Belgesel nerede bitiyor?
38:13Sanat nerede başlıyor?
38:14Şimdi bu soruyu iki perspektiften yanlatıyor hocam.
38:16Birincisi Şermin Langof'un perspektifi.
38:182000 yılların başından beri farklı disiplinleri içeren ve yan yana koyan workshoplar,
38:24festivaller düzenleyerek bu noktaya geldiğini söylemiştik.
38:28Dolayısıyla bu farklı disiplinleri yan yana getirme alışkanlığı diyelim.
38:34Gorki'yi devraldığı 2013'den beri de gözlemlenebiliyor.
38:39Sonuçta Gorki bir tiyatro ve bir tiyatro programı esas ürünü.
38:46Ama aynı zamanda 2013'den beri Berlina Herbsalon adı altında bir festival ile
38:52başka yan festivallerle ve tartışma programlarıyla çok çok farklı türde üretimleri,
38:59konserler, sergiler, tartışmalar, performans spinleri, farklı işbirlikleri bunları hep yan yana tutmaya çalıştığını söyleyebiliriz Langof'un.
39:09İkinci perspektif de benim kendi kişisel perspektifim.
39:12Ben de doğrudan bu ayrışmaların hiç de dert edilmemesi gerektiğini söyleyen bir akademik pozisyondan gidiyorum.
39:21Londra'da Goldsmith College'da okudum ve orada bize ilk söyledikleri şeyden biri buydu.
39:27Formu ya da bu disiplinleri kenara koyun.
39:29Bunlar üzerine düşünmenize gerek yok.
39:31Onlar üzerine başkaları düşünür zaten.
39:34Siz daha çok içerik üzerine düşünün ve bunların yaratacağı toplumsal titreşimlerin ne olacağına dikkat edin.
39:43Sizin göreviniz bu demişlerdi sanat yazarı olarak, sanat eleştirmeni olarak.
39:48Dolayısıyla ben de biraz buradan geliyorum.
39:50Ve bu disiplinler arasılık dediğimiz kavram 90'lı yıllarda biraz oturmuşluk sağladı.
39:55Ve zannedersem bu rahatlık, birbiri arasındaki geçiş o yılların tartışmalarının bir getirisi diyebiliriz.
40:03Ve bu konuda çok çok da düşünüyor değiliz.
40:05Bir de şöyle bir şey var tabi.
40:06Biz bir güncel sanat merkezi değiliz, galeri değiliz, sergi alanı değiliz.
40:12Tiyatronun biraz salaşlığıyla bu tür sergiler yapıyoruz.
40:16Böyle de aslında Galina Herbsalon sergilerini ilginç kılmış olan,
40:20belleklerde yer alması sağlamış olan şeylerden biri de bu esneklik diyebiliriz.
40:24Şunu ekleyebilirim yani o ikinci katta çoğu eser zaten otobiyografik bir yerden geliyor.
40:30Yani işte zaten sanatçıların çoğu, hepsi olmasa da bir kısmı işte ikinci, üçüncü kuşak dediğimiz
40:37kendi hikayelerini veya annelerinin veya işte dedelerin hikayelerini anlatarak bir sanat eseri ortaya koyuyorlar.
40:45Yani ikinci katta daha çok yine arşivin, belleğin, belgeselin aslında sanatla çok iç içe olan bir formunu görüyoruz.
40:55Yani sınırların günümüzde çok iç içe geçtiği ve belirsizleştiği bir sanat anlayışı içinde olduğumuzu düşünüyorum.
41:05Bu araştırmaya başladığımızda iki yıl önce hem ne bulacağımızı bilmiyorduk,
41:11hem de bunun bir sergiye dönüşeceğini bilmiyorduk.
41:14Yani böyle bir başlangıçta böyle bir fikri yoktu.
41:16Ama ortaya çıkan belgeler, arşivler, fotoğraflar, söyleyişler, hikayeler, o küçük küçük ilginç hikayeler,
41:25bunları bir sergi formunda gösterme, yani Şermi Lankof'un da tabii ki yönlendirmesiyle buna karar verildi.
41:34Ve her halükarda estetik bir şey bu, estetik bir sunum.
41:40Sadece belgeyi masanın üstüne koyup gelen geçeni göstermek değil,
41:45bir estetik form içerisinde sergileniyor.
41:48Belgeyle, dokümentasyonla, estetizm ya da güzellik bir araya giriyor diye düşünüyorum.
41:55Ben de bir belgesel çalışma içerisindeyim mesela.
41:58Şimdi 60 yıllık göçün içerisinde 60 yıllık tiyatro tarihini araştırıyorum.
42:06Çok da denk düştü bu arşivle beraber.
42:08Berlin'deki Türkiye'lilerin tiyatrosunun o Bornheim'de başladığını gördük.
42:13Çünkü Vasıf Öngören ve Nurhan Oktar'la beraber.
42:16Ve Vasıf Öngören'de Nurhan Oktar, bir grup kadın işçiyle ya da erkek öğrenciler de var galiba.
42:23Hemen Bornheim'in karşısında olan Hebel Amufer Tiyatrosu'nda,
42:27tiyatrosu o zaman tam tiyatro değil ama bir çalışma alanı buluyorlar ve orada tiyatro provalarına başlıyorlar.
42:35Bir sonuca varmıyor belki, bir oyun çıkarmıyorlar ama orada başlayan bir şey var yani.
42:41Ve biz o mekanı şimdi tiyatro olduğu için biz de kullanıyoruz.
42:45Biz de oyunlarımızı orada sergiliyoruz.
42:47Yani mekanın da bir hafızası var ve bizi destekleyen bir yanı olduğunu düşünüyorum.
42:52Ve hep bir hikaye anlatma derdi var.
42:54Yani o zaman da hep olmuş.
42:57Biz de şimdi onların hikayesini anlatıyoruz.
42:59Böyle bir katman katman.
43:01Yani estetik bir yanı, her şeyin estetik bir yanı olmak zorunda.
43:05Daha doğrusu zorunda derken birisine bir hikaye anlatıyorsanız onun artık hikayeleştirilmesi gerekiyor.
43:11Saf bir röportaj bunu vermiyor, vermez mesela.
43:14Onların hepsi hikaye anlatıcısı diye düşünüyorum ben de yani.
43:18Küçük parantez ekleyeceğim.
43:21Disiplinlerle alakalı olanı söyleyeyim.
43:23Yani genel olarak güncel sanat dediğimiz alanın kendi içinde de bir tarihsellik var.
43:2890'lı yıllarda çok hızlı biçimde bir politizasyon söz konusuydu.
43:33Farklı alanlara doğru açılıyordu.
43:35Daha akademik alanları da kendi içine kattı.
43:39Antropolojiden tutun sosyolojiye kadar farklı bilgi haznelerini kendi içine kattı.
43:462000'li yılların ortalarına sonlarına kadar yani ilk 10 yılın sonuna kadar böyle gittiğini söyleyebiliriz.
43:53Ama sonra da bir kurumsallaşma ve ticaretleşme süreci yaşanmaya başladı.
43:58Ve bunun getirdiği bir bireysel kariyerlere, psikolojizme, toplumsalından biraz uzaklaşan bir estetiğe doğru gidildiğini gözlemliyorum ben kendi açımdan.
44:10Fakat son dönemde yaşanan çok büyük siyasal travmalar, sürtüşmeler, gerilimler biraz real olanı tekrar işin içine katma gibi bir eğilimi
44:22güçlendirdiğini düşünüyorum.
44:25Bazı açılardan belgesel olanın yani real ile daha doğrudan bir temas kurabileceği düşünülen malzemenin biraz daha ağırlık kazandığını düşünüyorum.
44:38Belki kurumsal yerleşik sistem içinde değil ama fark yaratabilmiş alanlarda bunun bilginleşebildiğini görüyorum.
44:46En azından şöyle söyleyebiliriz, Gorki'de son dönemde yaptığımız sanat etkinlikleri, sergilerde böyle bir bilinçli tercih söz konusu oldu.
44:56Bu birinci parantez.
44:58İkinci parantez de Post Migrant'ta Hülya'nın bahsettiği bir nokta vardı.
45:04Bunu biraz daha genişleterek şey yapmaya çalışacağım.
45:07Gorki'nin Post Migrant kavramını sahiplenmişinde şöyle bir gözlem ve bir argüman da vardı.
45:14Berlin, son derece kozmopolit, çoklu bir yaşam içeriyor, çok dilli bir yaşam içeriyor.
45:20Sokağa baktığımızda her yerden fışkırıyor bu çeşitlilik.
45:25Fakat Alman tiyatro sahnelerine baktığımızda aynı çeşitliliğin var olmadığını görüyor idik o yıllarda.
45:33Bu kavramın geliştirilmeye başlandığı dönemde.
45:38Şermin Langhoff'ın iddiası da biraz buydu.
45:42Hem sahnede, sahne üzerinde gösterilen içerikte, hem kullanılan dilde,
45:48işte üst yazılarda İngilizcenin de kullanılması, oyunun içine farklı dillerin girip çıkması,
45:56ansamblın yani oyuncu kadrosunun ve kreatif kadronun yapılandırılmasında
46:01kültürel çeşitliliğin bir kıstas olarak ele alınması, sadece o değil tabii ki toplumsal cinsiyet üzerinden de
46:07sınıfsal kıstasların da değerlendirilmeye alınması,
46:11insan seçimi yaparken, eleman seçimi yaparken,
46:14aynı zamanda idari yapının da, teknik yapının da buna paralel bir kıstasla belirlenmesi önemli bir kriterdi.
46:25Yani o dışarıda var olan gerçekliği temsil alanında da var edilebilmek,
46:32bu postmikran kavramının içerdiği düşünsel yatırımlardan biriydi.
46:37Belki biliyorsunuzdur, Şermin Langhoff da kendisi bir göçmen kadının kızı, ikinci kuşak.
46:44Ve bizim bu projenin asıl motivasyon noktası da o oldu.
46:48Çünkü hem annesinin hikayesini anlatmak hem de bize işte yol gösteren, mentorluk eden,
46:55bu birinci kuşak anlattığımız kadının hikayesini sahneye görünür kılmak için böyle bir proje başlattı.
47:02Annesi göçmen, annesi işçi yani birinci kuşak işçi.
47:06Terzi yıkanım.
47:07Terzi.
47:08Annesi neredeydi? Balıkesirci var yani Batı Anadolu.
47:12İkincisi de sizin sorduğunuz iki kuşak ya da kuşaklar nasıl anlaşıyor, anlaşamıyor mu diye.
47:16Üçüncü, dördüncü kuşaktan gençlerle yeni giden maral gibi.
47:22Oradaki gerilimi daha çok merak ediyorum.
47:24Kuşaklar arası bir çatışmadan söz etmiyor.
47:27Anladım.
47:28Kuşak derken biz aslında Almanya'da işçi kuşaklarından bahsediyoruz.
47:3360'lı yıllarda gelenler, 70'li yıllarda politik göçmenli, 80'li yıllarda gelenler,
47:382000'li yıllarda gene buradaki politik yansımayla gelenler,
47:42sonra sanatsal olarak şimdi iş yapamayıp artık oraya gitmek isteyenler gibi.
47:46Gerilim şöyle bir gerilim oluyor, olmuyor diyeyim.
47:50Ama ben bunun şeyini, nedenini ya da biz orada arkadaşlarımızla tartışırken,
47:55gözlem yaparken şuna da biraz bağlıyoruz.
47:59İletişimsizlik var yani.
48:02Buradan oradaki birinci kuşağa bakış açısıyla da ilgili bir şey.
48:06Hani şimdi biz bu sergiyle bir şey kırmaya çalışıyoruz, bir klişeyi kırmaya çalışıyoruz ya.
48:11Dedik ya böyle bir iddiamız var.
48:14Çünkü burada bir ön yargı biz de geliştirdik.
48:17Ben de sonradan gidenlerden olduğum için.
48:19Gurbetçi, gurbetçi edebiyatı, gurbetçi sineması, gurbetçi şarkıları.
48:24Hep böyle biraz böyle tepeden bakan bir anlayışımız vardı gerçekten.
48:30Kendi açımdan söylüyorum.
48:32Oraya gidince kırılan, öyle olmadığını gördüğüm.
48:36Yani buradan gidenler de bu şeyi, ön yargıyı biraz sorgulayarak giderlerse belki,
48:41oradaki birinci kuşakla ya da sonraki kuşaklarla daha iyi bir iletişim kurabilirler diye düşünüyorum.
48:47Ben 25 yıl önce aşağı yukarı Belin'e geldim de orada yani tanıdığım insanlar vardı ve çok güzel bir komünitiyle
48:58karşılaştım açıkçası ve çok büyük destek gördüm.
49:01Onların hepsine çok çok teşekkür ediyorum her zaman.
49:04Sergide yer alan Filiz Taşkın, mesela benim ablam, mentorum böyle bir insandı.
49:11İdil Laçin aynı şekilde.
49:13Tabii ki bir sürü olumsuzluklar yaşandı, yaşanıyor.
49:16Bürokratik olarak olsun ya da insan ilişkileri olarak olsun ama şey ağırlık basıyor benim açımdan.
49:22Pozitif olan ağırlık basıyor ve onlara çok çok minnettarım hepsine.
49:27Ve ben onu da kendim bir sonraki kuşağa vermeye çalışıyorum.
49:32Yani bana bir arkadaşım birisini yönlendirirse ya da önerirse mutlaka zaman ayırıyorum, görüşüyorum.
49:39Ve küçük küçük gruplarımız var orada.
49:41Tiyatro grubu olsun ya da sosyal anlamda gönüllü grupları olsun.
49:47Her gördüğümüz insana ya da sanatçıya yardımcı olmaya çalışıyoruz elimizden geldiği kadarıyla.
49:54Yani bunun bir almak ve vermek yani aktarmak meselesi olduğunu düşünüyorum.
50:01Yani gerilimin biraz ondan kaynaklanıyor.
50:04Yani gelirken ki önyargıla, hangi önyargı?
50:07Buradan gidenlerin biraz önyargıyla yaklaşımları da.
50:10Kendimden biliyorum yani onu.
50:13Evet öyle kesinlikle.
50:14Yani çok, ben de işte 23'tüm gittiğimde ve aslında hiçbir şey bilmiyordum göç hakkında.
50:21Herkesin tabii benim de ailemde olan bir şey işte annemin kuzenleri veya bizim de hatta ailecek bir 90'larda gidip
50:283 sene kalıp dönmüşlüğümüz de var.
50:30Ya o jenerasyonların neler yaşadıkları hakkında çok bir fikrim yoktu.
50:34Mesela işte NSU davası bunları hep ben gittiğimde öğrendim.
50:39Belki tabii sanat okuluna gitmiş olmam hani hep etrafında böyle hikaye anlatma ve hikaye dinleme üzerine insanlarla tanışmam da pozitif
50:48bir şeydi.
50:49Ve senin de dediğin gibi ben de çok iyi insanlarla tanıştım yani.
50:52Öyle bir gerilim hissetmedim ama tabii ki var öyle bir şeyde yani.
50:57Hani yaşanmışlıklar çok farklı, dertler çok farklı.
51:01Kalp kırıklıkları ve hayal kırıklıkları çok farklı.
51:04Hani biz daha gittiğimizde daha hiçbir şey yok, beyaz bir sayfa.
51:07Ama bu aslında Aşk Mark bölümündeki işte o hayal kırıklığı birikmiş bir jenerasyon da var.
51:15Ama işte yine kişilerin aslında çabasıyla yani bu hikayeyi anlatmanın işte bizim de yaptığımız bu küçük kolektiflerle tamam biz kurumdan
51:26tabii ki beraber yapıyoruz.
51:27Ama hani daha gençlerin çabalarıyla olan şeylerde böyle bir dayanışma görüyorum.
51:34Avrupa'daki göçmen kuşakların geçmişte entegrasyon ve kabul görme kaygısının yerini bugün sanat alanında da sıkça gördüğümüz köplerine dönüş ve kültürel
51:43kimliği sahiplenme pratiği aldı.
51:45Sizce bu süreç kimlik içine kapanmayı ve beraberinde bir tür milliyetçi savrulmayı da tetiklemiyor mu?
51:51Yani yaşam çok kompleks bir şey ve birbirinden çok farklı yöne giden dinamikler işliyor.
51:58Dediğiniz gibi bir içe kapanma ve kurgusal bir geçmiş üretme ya da bir aidiyet üretme gibi eğilimler de var.
52:08Tam tersine yani özleşleşimi ya da aidiyeti zayıflatan dinamikler de var.
52:15Ve bunlar giderek belirginlik kazanabiliyor, yer değiştirebiliyor ve kültürel anlamda birbirinden çok farklı ve çelişebilen unsurlar da var.
52:25Yani işte bir etnik aidiyet ama aynı zamanda mezhepsel bir aidiyet ya da aynı zamanda bir toplumsal cinsiyet aidiyeti.
52:35Bunlar birbirleriyle öpüşebiliyorlar, ayrışabiliyorlar.
52:38Bunların içinden daha kuyu bir aidiyet hissiyatı çıkabiliyor, daha kozmopoliten bir dünya vatandaşlığı hissi çıkabiliyor.
52:48Birbirleriyle çelişebiliyorlar, kendi işlerine çalışabiliyorlar.
52:52Ama tabii ki son dönemde belirli bir sağa kayış gözlemlenebiliyor.
52:56Yani belki herhalde 10-20 sene sonra bunu daha fazla kavramsallaştırabileceğiz.
53:02Yani ilginç kayışlar olabiliyor.
53:04Yani bir yandan çok reaksiyoner gözüken bir pozisyon bir anda başka bir yere çok hızlı savrulabiliyor.
53:11Bir yanda çok ilerici gözüken bir pozisyon son derece ırkçı bir şey üretebiliyor.
53:16Yani genel olarak farkların birbirlerini biraz sertçe ittirdikleri bir döneme girmiş durumdayız.
53:22Bundan nereye doğru ilerleyeceğiz tam bilemiyorum.
53:25Bir kırılma olur mu, yine büyük bir çöküş olur mu bilemiyorum.
53:29Ama tabii ki her şeyin içinde de böyle bir radikal eşitlik düşüncesi yaşar biçimde devam ediyor.
53:37Sınırları aşmaya çalışırken başka sınırlar kurarken bulabiliyoruz kendimizi tabii ki yani.
53:43Ama derdin de dediği gibi bu sürekli böyle birbiriyle dönüşen ilginç bir sistem.
53:50Yani ben sadece Emine Sevgi Özdemir'e örnek göstermek isterim burada.
53:54O hem kendi kültürel çeşitliliğini sanıyorum Kürt kökenli de aynı zamanda ya da Malatyalı doğu kökenli de birlikte İstanbul'a
54:04getirmiş.
54:04İstanbul'dan buraya getirmiş.
54:06Onu kaybetmeden evrensel bir yazarla bir sanatçı olabilmiş.
54:11Çok ilham verici gerçekten bir örnek diye düşünüyorum.
54:14Daha çok olsa umarım.
54:16Teşekkür ederim.
54:17Çok teşekkür ediyoruz.
54:19Teşekkür ediyoruz.
54:26İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Yorumlar

Önerilen