Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Bir hakim Amerika’nın eşkıyalığına son verir mi?
Yeni bir Suriye cenderesinin içine girdiği görülen Ülkemizde Adaletin devasa adliye binaları yapmakla sağlanamayacağının tartışıldığı bir zamanda dünyanın kabadayısı, mafya lideri, işgalci yani dedesi kerhaneci olan Trump‘un ‘Kral‘ benim dediği, ben ise gibi dünyanın cendermesi dediğim Amerika’nın diktatör denen Venezuela’nın liderini eşiyle birlikte Venezuela’nın devlet sarayından alıp, ülkesine kaçırmasının tartışıldığı bir zamanda şimdi de Danimarka‘nın olan Grönland adası tartışılıyor.

Yani Danimarka’nın özerk adası olan ve bir çok ülkedeki gibi Danimarka tarafından asimilasyon politikaları uygulandığı ileri sürülen ve yerli halkın bağımsızlık istediği çokta konuşulmayan, memleketim Ardahan gibi soğuklarıyla ünlü, kıta kadar büyük olan Gröland adası da Venezuela başkanı, eşi ve kendisi gibi dünyanın cendermesi pardon ‘Yeni kralıyım..’ diyen Amerika‘nca her an kaçırıla bilinir..
Çünkü genelde yakın bölgesini, özelde ise yer örtüsü %80 düzeyinde buzlarla kaplı olan ve küresel ısınma dolaysıyla eriyen buzların açtığı alanın yarından daha yakın bir zamanda balıkçılık, tarım, hayvancılık ve hidroelektrik olanaklarının Grönland’ı topraklarına katma düşüncesi sağ popülist, ve ‘Deli Dana Hastalığına yakalandığını düşündüğüm ülkenin, Amerika’nın başkanı Trump’la ilk kez ülkenin gündemine gelmediğini, aslında bu talebin geçmişi 1823 yılında dönemin Başkanı James Monroe’nun, Batı Yarım Küreyi ABD’nin nüfuz alanı olarak görme düşüncesine dayanan, emperyalist doktrine dayandığını da görmekteyiz.
Ha bu arada dünyanın bir yanından yani unutulan, unutturulan fetonun mezarının yanı sıra bir çok cemaat üyesinin de bulunduğu okyanus ötesinde bunlar yaşanırken ülkemize sınır Suriye’de de ciddi gelişmeler yaşanıyordu.
Ve benim baştan beri dediği gibi yine aynı Amerika’ca oynanan karanlık oyunlarından biride Suriye’de patlak veriyor, Kürtlerle daha dün terörist denen başka bir çete denen Ahmed eş-Şara‘nın başında olduğu derme çatma sözde Şam yönetimi ve çoğu paralı olan dış destekli çete denenler arasında çatışmalar da gün geçtikçe artarak yaşanıyordu.
Okyanus ötesinde bunlar yaşanırken bu yakada yan, Türkiye’nin saha dışında bırakılıp, bekleme tribününe alındığı ama Suriye-İsrail’in aynı masada oturtulduğu Ortadoğu‘da yaşanan bu gelişmeleri takip ederken dikkatimi çeken en önemli diğer bir gelişme ise Adalet denen sistemin Amerika’da nasıl işlendiği idi.
Devamı www.kuzeyanadolugazetesi.com

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Merhaba, bugün oldukça kışkırtıcı bir sorunun peşine düşüyoruz.
00:04Amerika Birleşik Devletleri'nin dış politikası kimilerine göre bir tür eşkıyalık mı?
00:09Ve daha da ilginci, bu gidişatı tek bir hakim durdurabilir mi?
00:13Gelin bu iddialı yorumu birlikte inceleyelim.
00:16İşte bugünkü temel sorumuz bu.
00:18Düşünsenize, küresel bir süper gücün devasa hamleleri
00:22ve bu hamleleri durdurma potansiyeli olan tek bir mahkeme tokmağı.
00:26Ele aldığımız kaynak, bu muazzam gücün kaderini, evet, tek bir kişinin kararına bağlıyor.
00:32Peki bu eşkıyalık dediğimiz iddia tam olarak neye dayanıyor?
00:36Lafı hiç dolandırmayalım, gelin kaynağın bu iddiayı desteklemek için hangi somut örnekleri masaya koyduğuna bakalım.
00:42Yazar üç tane çok çarpıcı örnek veriyor.
00:45Birincisi, Venezuela liderliğine yönelik üstü kapalı müdahale sinyalleri.
00:50İkincisi, Grondland'ı satın alma gibi sıra dışı bir teklif.
00:56İşte yazar için bu olaylar, bir süper gücün dünya sahlesinde nasıl sınır tanımadan hareket ettiğinin en modern kanıtları.
01:05Tamam, örnekleri gördük.
01:06Peki bunlar anlık, rastgele kararlar mı, yoksa arkasında daha derin, daha köklü bir politika mı var?
01:13İşte kaynağımıza göre bu sorunun cevabını bulmak için tarihin tozlu sayfalarında biraz geriye gitmemiz gerekiyor.
01:19Yazarın iddiası şu, bugün gördüğümüz bu manşetleri, bu politikaları anlamak istiyorsak, anahtar tamı tamına 1823'te ilan edilmiş emperyalist bir doktrinde gizli.
01:31Yani neredeyse 200 yıl öncesinden bahsediyoruz.
01:35İşte bağlantı tam olarak burada kuruluyor.
01:37O zamanlar, Başkan Monroe tarafından ortaya atılan o bölgesel hakimiyet fikrinin kökleri, bugün Venezuela ve Groenland gibi çok farklı konulardaki politikalara kadar uzanıyor.
01:47Yani geçmiş aslında hiç de geçmişte kalmamış, bugünü şekillendirmeye devam ediyor.
01:53İyi de bu durdurulamaz gibi görünen güce karşı koyabilecek bir denge mekanizması yok mu?
01:58İşte yazar, bu noktada umudunu hiç beklenmedik bir yere, Amerikan adalet sisteminin kendisine bağlıyor.
02:06Ve işin ilginçleştiği yerde burası.
02:09Yazarın odak noktası, birdenbire orduların, diplomatların, devasa politikaların dünyasından çıkıp, tek bir hakimin vereceği bir kararın potansiyel gücüne kayıyor.
02:19Gerçekten de tek bir insan bu kadar büyük bir fark yaratabilir mi?
02:23Üstelik bu sadece teorik bir hakim değil, gerçek bir kişiden bahsediyoruz.
02:28Ama kaynak, bu ismin kim olduğunu söylediği anda, onun tarafsızlığı ve bu devasa görevi yerine getirmek kapasitesi hakkında da ciddi soru işaretleri uyandırıyor.
02:38Bahsettiğimiz isim, 92 yaşındaki federal yargıç Alvin Hellerstein.
02:44Evet, yanlış duymadınız, 92 yaşında.
02:47Kendisi 11 Eylül gibi tarihi davalara bakmış, çok tecrübeli bir isim.
02:51Ama yazar, tam da bu ileri yaşı bir endişe kaynağı olarak görüyor ve bu durumu Türkiye'deki benzer tartışmalara da bağlayarak, acaba kararları ne kadar sağlıklı olabilir diye sorguluyor.
03:03İşte tek bir hakimle ilgili bu şüphe, yazarı çok daha büyük bir sorunun peşine düşürüyor.
03:08Bir zamanlar neredeyse ideal olarak gördüğü Amerikan adalet sistemi, gerçekten de dışarıdan göründüğü kadar sağlam ve güvenilir mi?
03:15Yani kağıt üzerinde baktığımızda sistem oldukça etkileyici duruyor değil mi?
03:20Gücü federal ve eyalet düzeyinde dengeleyen, anayasayla, haklar bildirgesiyle, vatandaşlarını koruyan karmaşık bir yapı.
03:28Peki ya gerçekte durum ne?
03:30Yazarın da kafasında bir algı var, ABD adalet sisteminin kesin dünyada ilk 10 içinde olduğunu düşünüyor.
03:37Ama verilerle yüzleştiğinde bu algı bir anda tuzla buz oluyor.
03:41Merak ettiniz mi, ABD gerçekten kaçıncı sırada?
03:44Kaynağın referans verdiği hukukun üstünlüğü endeksine göre, ABD dünyada 12. sırada yer alıyor.
03:52Ama bakın, yazarın tepkisi çok ilginç.
03:55Vah vah, ilk 10'da bile değiller demek yerine, bu 12.liği bir hayal kırıklığı olarak değil, tam tersine adalet için bir umut olarak görüyor.
04:04Çünkü ona göre bu, sistemin hala işlediğini ve adalet üretebilme potansiyeli taşıdığını gösteriyor.
04:10Ve şimdi, yazar merciyi kendi ülkesine, yani Türkiye'ye çeviriyor.
04:15Peki bu küresel sıralamada Türkiye nerede?
04:18İşte bu karşılaştırma oldukça çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor.
04:22Tam da bu noktada kaynak, Türkiye'nin adalet sistemini düzeltmek için şu anda 12. yargı paketi üzerinde çalıştığını hatırlatıyor.
04:29Peki bunca çabaya rağmen, bu çabalar Türkiye'yi küresel sıralamada nereye taşıyor?
04:34Ve işte rakamlar.
04:36ABD 12. sıradayken, Türkiye 143 ülke arasında 118. sırada.
04:43Yazarın da altını çizdiği gibi, bu sadece bir istatistik değil, aynı zamanda derin bir üzüntünün de kaynağı.
04:49Ve en sonunda, kaynak bizi hepimizin düşünmesi gereken o temel soruyla baş başa bırakıyor.
04:55Sınır tanımayan bir güçle karşı karşıya kaldığımızda, son sözü gerçekten adalet söyleyebilir mi?
05:01Bu cevabı hem çok zor, hem de hepimiz için çok önemli bir soru.
İlk yorumu siz yapın
Yorumunuzu ekleyin

Önerilen