- 7 hafta önce
T24 yazarı Prof. Dr. Ayşe Naz Bulamur ile akademisyen Dr. Cihan Yurdaün’ün dizi ve film gibi yapımları tartıştığı Ekran Aşkına’nın bu bölümünde Pluribus dizisi mercek altında.
Kategori
🎥
Kısa filmDöküm
00:00Dünyada herkes bir olup bireyselliğinizi güzellikle elinizden almaya kalksa ne yaparsınız?
00:11Ekran aşkında bu hafta 2025'in hit dizilerinden Apple platformunda yayınlanan Pluribus'u inceliyoruz.
00:18Bu dizide hem bilim kurgu hem dizinin ismi hem de felsefesi iç içe geçmiş durumda.
00:24Bu konularda ne dersiniz Naz Hocam?
00:26Pluribus çokluktan birliğe anlamında ve 1776'da 13 koloniden oluşan Amerika'nın sloganı olmuş.
00:36Öncelikle dizide laboratuvarda bir kaza sonucu milyonlar ölüyor ve hayatta kalan 13 kişi hariç herkeste bir kolektif bilinç oluşuyor.
00:47Bu bana 19. yüzyıldaki romantikleri hatırlattı ve onlar da insanın doğasının evrenselliğine inanıyorlar.
00:57Yani içe dönüş aslında dünyayı anlamaktır diyorlar.
01:01Biz bunu Breaking Bad dizisinde de görmüştük.
01:03Böyle bir sahnede yerde yuvarlanan böyle bir göz vardı.
01:08Sanki kendi içimize baktığımızda başkalarının ne düşündüğünü anlıyoruz.
01:13Bu dizide de herkes sanki birbiriyle bir uhuyla bağlanmış gibi.
01:18Hatta Carol soruyor başrol karakterimiz.
01:22Kas hafızası da aynı mı diyor.
01:25Ve her daim iyi, cici, evrensel bir insan doğası hayaliyle de dalga geçiyor dizi.
01:33Sence nasıl bir Amerikan eleştirisi var?
01:35Bence sağlam bir Amerikan öz eleştirisi var diyebiliriz.
01:40Özellikle bireysellik ve tüketim, kapitalizm üstünden bir eleştiri var.
01:45Direkt bir sahneyle bahsedeyim bundan.
01:48Bir marketi, boşalmış bir marketi sırf kendi tekrar aynı yaşam stili, bireysel yaşam stilini devam ettirebilmek için
01:56bu kolektiften doldurmalarını istiyor.
01:59Kendi hayatına o kadar bağlı ki ve orada kaç kişinin o marketin doldurmasında çalıştığını, bunun parçası olduğunu görüyoruz.
02:07Tek tek taşıyorlar.
02:08Hatta aklıma geldi.
02:10Eğer bu dizi Soğuk Savaş döneminde olsaydı, Amerika, Rusya, kapitalizm, sosyalizmin bu savaşının olduğu bir dönemde bunu da diyebilirdik.
02:19Mesela Amerika'daki herkesin aynı şeyi isteyeceği, aynı şeyi düşüncesini bence global, dünya üzerinden ele alıyor.
02:26Sırf bireysel olarak değil.
02:28Neden?
02:28Direkt olarak Carol ana karakterimiz, herkes bunlardan kurtulmak ister.
02:32Bu nasıl bir hayat?
02:33Olmaz deyip hep herkesi toplayıp aynı şeyi bekliyor.
02:36Mesela görüyoruz ki dünyanın diğer yerlerinden gelen insanlar aynı düşüncede değil.
02:41Bazıları o kadar yokluktan gelmiş ki o zenginliği seviyorlar.
02:44Çünkü her şeyi sağlıyor bu kolektif bilinç.
02:47Diğer yandan mesela ailesi önemli.
02:50Tamam kolektife katılmış ama çocuğunu, annesini, babasını görmeye devam etmek istiyor.
02:54Onları hani böyle bir kurtaralım da onları sonlandıralım ve yok edelim diye bir şey istemiyor.
02:59Diğer bir nokta tabii ki sınıf ayrımı.
03:01Herkes tek bir zihin olduğu için işte normal bir işçi direkt uçak kullanabiliyor.
03:08Bu sınıf ayrımlarını göstermesi de çok etkili.
03:10Mesela belediye başkanı Carol'ın gelip bahçesinde bir şey taşıyor veya düzenliyor.
03:15Yani bu pek alışkı olmadığımız bir şey ama Carol dünyayı kurtarmak istiyor.
03:19Ama neden kurtaracağını tam anlamıyor.
03:22Çünkü virüsün ele geçirdiği insanlar çok barışçıl.
03:26Vegan oluyorlar, hayvanları öldürmüyorlar.
03:29Hayvanat bahçelerini boşaltıyorlar ve birbirlerine zarar vermiyor.
03:33İnsanlara da zarar vermiyorlar.
03:34Yani bu bir distopya mı, ütopya mı o da karışıyor.
03:37Carol şimdi bunu kurtarmak istiyor ama neden kurtarmak istiyor?
03:39Orada bir Amerikan öz eleştirisi bence görüyoruz.
03:43Evet bir de dünyanın kurtarılmaya ihtiyacı var mı diye de sordurtuyor dizi.
03:48Çünkü bir yandan da öykçılık yok, şiddet yok.
03:52Öte yandan da bu Carol karakteri bir roman yazarı o da idealleştirilmemiş.
03:57Çünkü mutluluk oyunu oynamayan 13 kişiler sadece İngilizce bilenleri İspanya'ya toplantıya çağırıyor.
04:06Yani aslında bu da tam bir emperyalizm örneği.
04:09Yani Amerikalı bir kadının İspanya'da İngilizce diye diretmesi.
04:14Fakat dizi zaten bu Carol'dan da yana değil.
04:18Çünkü onun İngilizce ısrarının aksine Türkçe müzik çalıyor jenerikte.
04:23Ve bu 13 kişi de Endonezya, Türkiye, İspanya gibi farklı ülkelerden.
04:29Sence çok kültürlülüğe dair bir övgü var mı?
04:32Ama var Amerika yapısı gereği zaten kolonistlerin birçok yerden gelmesiyle birlikte bir karışım.
04:41Yani birçok farklılığı barındırıyor bu eyalet sisteminde de gördüğümüz.
04:44Bunun yapısı var.
04:46Ve tabii ki burada tek düşünceye dönüşmeleri onları bir anda hem birleştiriyor hem de yok etmiş de oluyor.
04:53Ve burada tabii ki hayvanları düşünüyoruz.
04:55Bir koloni dediğimizde işte böceklerdir, karıncalardır.
04:58Yani bize sordurduğu bir soru da bu felsefi soruları çok sevdim ben bu dizide.
05:03İnsanı insan yapan özellik nedir?
05:05İşte bireysellik midir?
05:07Yoksa kolonide birine zarar vermemek midir?
05:09Herkes aynı fikirde olursa ne olur?
05:11Bu biraz bir devlet eleştirisi de var.
05:13Çünkü politika olarak devletin beklediği de bir nevi.
05:16Hani Amerika için birçok devlet tek bir birey tarzı.
05:20Burada önemli bir eleştiri olduğunu düşünüyorum.
05:22Bir de koloni zihninde şöyle bir şey var.
05:24Burada bu uzaylı virüs geldiğinde onların kendi bir anladığımız kadarıyla yani bu birbirlerini öldürmemek dışında çok kendi özelliklerini, buradaki insanların özelliklerini ele geçiriyorlar.
05:37Yani bir karakter ileride şey diyor buna bunlar bu siz değilsiniz ki siz hırsızlık yaptınız.
05:42Yani bu karakterleri ele geçirdiniz.
05:44Yani onların yaşamından besleniyor.
05:46Ve yani bunu bir nevi parazit olarak da nitelendirebiliriz.
05:48Yani solipsizm dediğimiz felsefede diğerinin ne düşündüğünü asla bilememek, ondan şüphe duymak, bir tek kendi zihnimizin olması bundan emin olup diğer her şeyi sorgulamak.
05:59Burada önemli bir mesele ve yalnızlık temasını sunuyor.
06:03Bu modern zamanda hani yalnız bireyin durumunu da bir nevi anlatıyor.
06:09Bana yakın geldi.
06:10Çünkü daha samimi bir örnek verecek olursak aslında bence düşünce sistemimiz de bu şekilde ilerliyor.
06:16Hep dediğimizde ben ve diğerleri olarak görüyoruz.
06:20Yani bireyleri tek tek saymıyoruz.
06:21İşte diyelim ki senin takımlar ortaya çıkıyor.
06:25Fenerbahçeliler şöyle.
06:26Galatasaraylılar böyle.
06:28İşte Türkler böyle yapar.
06:29Amerikalılar şöyle yapar.
06:30Bu toplum böyle.
06:32Yani biz hep birey ve diğeri bir bütün olarak algılama eğilimindeyiz.
06:36Yani çünkü o bilgileri tam tek tek işleyemeyeceğimiz hayatımızda.
06:40Ve herkesi böyle bir genelleştiriyoruz.
06:41Diğer bir noktada mesela bu başa geçtiklerinde televizyon ekranına bakıyor.
06:48Oradaki Beyaz Saray sözcüsü veya oradaki yetkili kişi direkt olarak Carol'la konuşuyor.
06:54Gene bence bu psikolojimizi etkileyen bir durum.
06:57Bir ekranda birini konuşurken gördüğümüzde bazen gerçekten bize demiş gibi hissediyoruz.
07:01Kaybettiğimizi yani sinirlenebiliyoruz, küfrediyoruz.
07:04Bu bireysellik ve diğerini bütünleştirme manasında çok etkili buldum.
07:09Ama şöyle de bir nokta var solipsizmde.
07:11Burada Carol tek ama diğerleri de tek.
07:14Onlar da bir zihin.
07:15Yani onlar da aslında bu solipsizmin bir parçası oluyorlar.
07:19Ve Carol'a göre zaten zombi gibi oluyorlar.
07:21Tek bir taraftan kontrol eden.
07:23Ama zombi filmlerinden farkı ne sence?
07:26Burada kan yok.
07:29Böyle kimse kimseyi ısırmıyor zombi filmlerinde olduğu gibi.
07:33Ama çok tekinsiz bir atmosfer var.
07:36Yani güya şiddet yok, canlılara zarar vermiyorlar.
07:40Ama Carol'ın dediği gibi böyle ruhu çalınmış yamyamlar bu insanlar.
07:46Ve ben ilk bölümü özellikle çok beğendim.
07:48Çünkü ilk bölümde böyle büyük, devasal böyle büyüklükte uydular görüyoruz.
07:53İnsanlar onun yanlarında çok küçük kalıyor.
07:56Yani onların üstünde bir güç olduğu çok belli.
07:59Yani bu tekinsizlik çekim teknikleriyle çok güzel hissettirilmiş.
08:04Böyle uçaklar, uydular, onların yanında insanlar böyle kukla gibi.
08:10Özellikle bu uçakların gürültüsü, uçağın piste yavaş yavaş ilerlemesi,
08:15sanki bilincin nasıl silindiğini ve uyuştuğunun sembolü.
08:20Zaten gülüşler, bakışlar çok sahte ve korkunç.
08:24Katılıyorum.
08:26Bana zaten hani bu zombi, vampir.
08:28Vampir de hatırlattı.
08:30Vampir nasıl modern zamanda kan emmici, burjuvayı bir nevi temsil ediyor.
08:36Zombilerde gene tek bir dürtüyle yaşayan, gürühlaşmış, biat etmiş.
08:41Bunlar artık bizde yani dünyada birer şeye döndü, metafora döndü.
08:46Ve burada da kesinlikle bunu vahşet olmadan, kan olmadan ve diğerini direkt kötü olarak nitelendirmeden,
08:53çünkü öldürmek istemiyor.
08:54Sadece kendine benzetmek istiyor.
08:56Bunu düşündüğümüzde çok güzel bir teklik ve çoğunluk arasında bir ilişki oluşuyor.
09:02Dediğim gibi ilk bölüm bayağı etkileyiciydi orada.
09:05Keral'ın bulduğu arabanın üstünde unicorn resmi var.
09:07Yani tek boynuzlu at, hani Keral'ı bir özeldir, birey gibi.
09:10Onun çabasını görüyor.
09:11Sonra arabası değişiyor mesela.
09:13Polis arabası kullanmaya çalışıyor.
09:14Burada yani çok sembolik elementler, öğeler var.
09:19Ve bir noktada pandemiden sonra o görüntüler mesela benim aklıma geldi.
09:25Acaba herkes hasta olsa ne yapardım?
09:28Tek başıma kalsam?
09:29Hani benzer düşündüğümüz o yasaklar döneminde özellikle dışarı çıktığımızda bana etkileyici geldi.
09:36Ve burada da tabii yalnızlığında Keral'ın bir yazar olmasının da etkisi büyük.
09:42Bu bireyselliğini iyice arttıran bir şey.
09:45Bu yaratıcılık konusu edebiyat için ne dersin dizide bizim konular?
09:48Evet yani yüzyıllardır yazarların böyle tatlı tatlı mesaj vermesi ve okuyucuyu aydınlatması bekleniyor.
09:57Ve Keral böyle edebiyatı çilek, aromalı, ilaca benzetenlere inat.
10:02Kan şarkısı diye kitap yazıyor.
10:05O yüzden tırnak içinde huysuz.
10:08Biz belki de Keral'ın bir sonraki romanını izliyoruz dizide.
10:12Fakat bu dizideki anlatı Keral'ın okuduğu Agatha Christie romanı gibi de böyle lineer ilerlemiyor.
10:20Ya da klasik dedektif romanı gibi bir sonuca bağlanmıyor en azından henüz.
10:26Ve bilinmezlik de her zaman daha korkutucudur.
10:29Keral'ın hayranları, davranışları izlediğimizde de zaten ilk sahnelerde yani ilk sahnelerde birinci bölümün birinci bölümde onlar da bir nevi ortak hareket ediyorlar.
10:42Onu çok seviyorlar.
10:43Zombi gibi hareket ediyorlar.
10:45Ama Keral bundan aslında mutlu değil.
10:47O da bir nevi diğer güruhun gördüğü gibi bir oyun oynuyor.
10:51Sadece para kazandığı için mutlu.
10:53Daha edebi başka bir kitap yazıyor aslında.
10:54Sanat üretimi aralarında bu kitle konuşamadığından çünkü farklı değiller.
10:59Konuşacak bir şey yok.
11:00Direkt haberleşiyorlar.
11:01Bir sanat üretimi de olmuyor.
11:03Evet.
11:04Son önemli bir nokta.
11:05Doğru.
11:05Bir de bu yazar ve sevgilisi James Joyce'un romanı Finnegan's Wake'i okuyamamış mesela.
11:12Diyorlar ki o kitabı okumak beni perişan etti diyorlar.
11:16Aslında bu çok diziye de bir referans verdiğini düşünüyorum.
11:20Çünkü dizi de James Joyce'un kitabı gibi yavaş ilerliyor ve izlenmesi zor.
11:27Yazar olmak, sanatçı olmak bir dert gerektirir.
11:30Mesela bence o fikir de burada mevcut.
11:33Çünkü koloninin bir derdi olmadığı için mutlu olduklarından üretmiyorlar, konuşmuyorlar.
11:38Yani farklı fikirlerden üretimin geldiğini de bize göstermek istiyor diye düşünüyorum.
11:43Başka kimse kitap yazmadığı için ben kitap yazacağım dediğinde seviniyorlar.
11:47Tabii o koloni biraz da manipülatif hani bu yazsın mutlu olsun bize geçer gibi de düşünüyor.
11:54Ama yaratıcılığı, sanatı insana insan yapan öğelerden biri olarak göstermesi bence önemli.
12:01Bir de tabii ki insana insan yapan diğer noktada aşk.
12:04Aşk konu.
12:04Birini sevmek.
12:05Yani birini sevmek.
12:06Herkesi değil koloni herkesi seviyor çünkü.
12:09Önemli konu.
12:09Bir de dizide de şunu da görüyoruz.
12:12Yani bu yapay mutluluk aslında hep vardı.
12:14Yani bu laboratuvardaki kazayla da başlamadı.
12:17Ve sürekli politik doğruculuk yapan insanların da yapaylığını bence gösteriyor dizi.
12:24Özellikle Amerika'da.
12:26Mesela bir kitap imza günü görüyoruz kitapçıda Barnes & Noble'da.
12:31Yani bu kitapçı oyuncakçıya dönmüş.
12:33İşte Carol mor kalemle imza atıyor.
12:36İşte okuyucular diyorlar ki şu karakterin resmini neden ön kapağı koymadınız diyorlar.
12:42Sanki gerçek bir insanmış gibi karakter.
12:45Burada da okuyucularla da bence dalga geçilmiş.
12:49Carol'un ismi de Christmas Carol gibi.
12:51Yani sezon finali de tam Noel'e denk geldi.
12:54Belki evet bütün bu Noel bugünlerde de hep bu hediye alınmalar hep bunlar da belki bir yapay mutluluk.
13:01Ben dizide dünyayı değiştirmek isteyen kişinin de edebiyatçı olmasını sevdim.
13:07Yani burada da biraz bilinme de dalga geçilmiş.
13:10Sonuçta laboratuvardaki bütün araştırmalar milyonların ölmesiyle sonuçlandı.
13:16Belki aydınlanma çağının da bir eleştirisi olabilir.
13:19Katılıyorum.
13:20Carol da zaten bir antikahraman.
13:23Yani sempati duymakta zorlanıyoruz.
13:25Senin de söylediğin gibi yani dertleri bizim dertlerimiz veya dünyanın dertleri değil.
13:30Çoğunluğu temsil eden biri değil.
13:32Hani sana mı kalmış dünyayı kurtarmak?
13:35Yani burada ama bir noktada da şey var.
13:37Acı çeken sanatçı.
13:39Bu bir hani eskiden beri bildiğimiz bir temadır veyahut da bir görüştür.
13:44Dediğinde de katılıyorum.
13:47Gökyüzüne bilim insanları göğe bakıyorlar.
13:50İleriye bakıyor gibi düşünüyoruz.
13:52Ama onlar da bir yıkıma yol açıyor.
13:54Carol ise daha neye bakıyor?
13:56Geçmişe bakarak oradan bir şey uydurup çıkarmaya çalışıyor.
13:59Hatta böyle bir özel dalga geçer.
14:02Onun bir kurmaca tarihi aşk edebiyatı bölümü diye bir şey uyduruyor.
14:06Hem tarih koymuşlar, aşk koymuşlar.
14:08Öyle bir alan yaratıyorlar.
14:10Yani çok niş gibi gözüküyor aslında.
14:11Ama baktığımızda da çok ilginç.
14:13İnsanların yani ya geleceğe bakıyorsun ya geçmişe bakıyorsun.
14:16Hani Türkiye'de de YouTube'da gördüğüm bu tarih videoları, tarihle ilgili diziler.
14:21Ki onların birçoğu da böyle bu diyeceğimiz kurguya girmiş oluyor.
14:24Çok seviliyor, çok izleniyor.
14:26Yani bu insanların hani buna ilgisinin bir nevi eleştirisi de oluyor.
14:30Ama bu Carol tabii daha böyle sanatıyla, daha özel sanatıyla bilinmek istediği için onu mutlu etmiyor.
14:37Yani bunlara boş saçmalıkların hayranları, big fan of mindless crap diyor.
14:41Onu sevmiyor ama tolere ediyor.
14:44Gene bu Amerika'yla bize yansıtan bir şey.
14:46Yani sevmesen de beğenmesen de bunu göstermeyeceksin.
14:49Yani bunu tolere edeceksin.
14:51Ve hani o yüzün, o mutlu suratın hani hep duracak gibi.
14:54Ve tabii bu aşk ilişkilerinde de sıkıntılar yaratıyor.
15:00Dizinin içinde önemli bir aşk ilişkisi var.
15:03Sen aşk için ne dersin dizideki?
15:05Aşk kontrol edemediğimiz bir duygu.
15:08Oysa her şeyin bu kadar sistematik olduğu bir dünyada kontrolsüz duygulara yer yok.
15:14Amerika'da da böyle toplum içinde çiftlerin el ele tutuşması, öpüşmesi biraz tabudur.
15:20Hatta Angilizce buna public display of affection derler.
15:22Tam tersi düşünülür değil mi aslında?
15:24Evet tam tersi düşünülür ama çok yani ileri tutuşmak çok büyük bir adımdır ilişkide toplum içerisinde.
15:31Yani bunun da insanları belki ne kadar robotlaştırdığını da görüyoruz.
15:37Dizi farklı kılan noktalardan bir tanesi bir koloninin insanları yani Keral'ı mutlu etme.
15:44Kalan 13 kişiyi ikna etmeye çalışıyorlar zorlu olmayacağında.
15:47Yalan söyleyemiyorlar, zarar veremiyorlar ve mutlu etme çabasındalar.
15:51Bana bu aslında aşk ilişkilerimizi, sevgi ilişkilerimizin bir gene bir metaforu gibi geldi.
15:59Mesela Keral her zaman kitaplarında ideal aşkı değil de toplumun kabul edeceği aşkı yansıtmaya çalışıyor.
16:06Ve aşkı tanıtma biçiminde de milyonlar içinden bir kişiyi seçip onu özel kılmak var.
16:13Mesela bu da bireysellik üstünden okunuyor ama düşündüğümüzde de çok da garip bir şey değil.
16:16Gerçekten o kadar insan açısından birini seçiyorsun ve onu hani seviyorsun veyahut da sevmeye çalışıyorsun.
16:22Öyle bir yapı var aşkın.
16:24Herkes eşit sevilirse bu sefer aşk yok ortada.
16:27Çok ilginç bir fikre geliyor yani.
16:29Koloni çünkü diyor ki işte her türlü farklı geçmişi olanı, herkesi biz eşit seviyoruz.
16:35Keral nasıl olur diyor mesela.
16:37Çünkü kötü davranan var, iyisi var, kötüsü var.
16:39Bu ayrıma gitmiyor.
16:40Ama bence bunlar önemli, güzel sorular.
16:43Senin bu eşit sevgiden bahsetmem bana 19. yüzyılda yaşamış Robert Browning'i hatırlattı.
16:50Bir şiirinde İtalyan bir dük, karısı herkese aynı şekilde güldüğü ve herkesin hediyesini aynı derecede beğendiği için kadını öldürür.
17:02Çünkü kendisini özel hissettirmeyen kadınları da şiirde katleder.
17:07Yani bu eşit sevgi her zaman problematik olmuş.
17:11Doğru.
17:13Kolektif bir yapıda da bu eşit sevgi tabii ki eşit dağılıyor.
17:17Özellikle bir bölümde böyle kolektif yapı onu manipüle etmeye de çalıştığı için yani aşkın manipülatif tarafını da güzel gösteriyor.
17:24Yani flört burada tanrı güçlerine sahip.
17:26Aslında flörtten de beklediğimiz bir nokta da bu.
17:29Yani nedir?
17:30Eskiden gittiği bir Keral'ın kafeyi tekrar canlandırıyor onun için.
17:34Ondan sonra tren sesini çok seviyormuş, romantik buluyormuş.
17:37Böyle bir yere götürüyor ve hani orada o sesi duyuyorlar beraber.
17:40Yani flört çabası var.
17:43İdeal bir sevgi ama gibi gözüküyor.
17:46Ama onun altında sizi değiştirmeye çalışan bir yapı da var.
17:50Yani bu bir nevi metaforu oluyor.
17:52İlişkilerimiz ne kadar karşımıza ilk başlarda olduğu gibi kabul etmek,
17:56bu romantik jestler yapsak da bir nevi ilişkiler en sonunda birbirini değiştirmeye çalışmakla.
18:01Onu buluyor gibi geliyor bana.
18:07Neden izlenir hocam?
18:10Bence dizinin ilk üç bölümü atmosfer kurmakta çok başarılı.
18:15Yani ben özellikle Keral'ın evinin olduğu mahalle ve önünde sanki bu helikopter pistine benzeyen yol yapaylığı çok güzel vermiş.
18:24Ama ben dizide açıkçası çok farklı bir felsefe görmedim.
18:29Yani bu 19. yüzyıl işte transcendentalistler Emerson olsun, Whitman olsun bize bu kolektif bilinçli zaten yıllar öncesinde anlatmıştı.
18:38Yani üçüncü bölüm sonrası bana tekrara düşüyor gibi geldi.
18:44Yani yavaş olması da sorun değil.
18:46Ama White Lotus da mesela yavaş ama hipnotize edici bir yavaşlıkta idi.
18:52Yani ben onu da beğenmiştim.
18:54Yani Breaking Bad'den, Lost'dan, Black Mirror'dan sonra ben böyle çok farklı bir içerik, bilmediğim bir felsefe ya da anlatım tekniği görmedim.
19:04Sence neden izlenir?
19:06Ben o dediğim felsefeleri aslında güzel günümüze uyguladığını düşündüm.
19:11Bu sene en sevdiğim diziler kategorisine girdi.
19:14Adolescence, Netflix'te en çok beğendiğim diziydi.
19:18Onunla birlikte yani farklı olma biçimlerini, etik soruları, felsefi soruları, gündelik yaşamın içinden ve böyle ne denir sinematografyası da gayet başarılı ve etkileyici biçimde göstermesi.
19:32Bence yaşama var olma biçimlerimizin düşünme şeklini zenginleştiriyor.
19:39O yüzden felsefi buldum ve onu günümüze yansıtabildiği için sevdim.
19:43Ortalarda evet biraz ben de yavaşladığına kanaat getirdim.
19:48O noktada katılıyorum ama sonrasında sonuna doğru tekrardan o hızı elde ediyor.
19:53Yani eğer illa ben gerçekçi şeyler izleyeceğim demiyorsanız yani hayal gücüyle ve alternatif dünyalar, distopyalar, ütopyalar fikriyle barışıksanız bence mutlaka izlenmesi gerekiyor.
20:08Peki izlediğimiz bir ütopya mı, distopya mı?
20:11Yorumlarınızı bekliyoruz.
20:13Haftaya ekran aşkına da tekrar görüşmek üzere.
20:16Hoşçakalın.
Yorumlar