Ana içeriğe atla
  • 3 gün önce
Men ki heyrân zi mulakât-ı tû'em
Çün heyâlî zi heyâlât-ı tû'em

Ki hayran oldum, mülâki oldum diye ben sana
Çün hayallerinden bir hayâl oldum ben sana

Sana mülâki olunca, sana kavuşunca, seninle buluşunca şaşırıp kaldım ya, işte o şaşkınlık da senindir çünkü ben, senin uçsuz bucaksız hayallerinin içinde sadece bir hayal oldum gitti. Yani ben ismiyle, varlığı olan bir nesne olarak değil, yegâne varlığın fiili, işi, eylem akışı olarak var görünmedeyim...


Be murâât konî dil~cûyî
Âh ki bî-dil zi murâât-ı tûem

Hatırımı sayıyor da gönlümü alıyorsun ya sen
Âh, bu hatır saymana gönül verdim gitti ben

Burada çok ince bir "gönül alma" (dil-cûyî) ve "gönülsüz kalma" (bî-dil) zıtlığı var. Sevgili, hatırını sorup gönlünü almaya çalışırken, âşık, sevgilisinin bu ilgisiyle kendinden geçmiş yani "gönlü elinden alınmış" oldu.


Zât-ı men nakş-ı sıfât-ı hoş-ı tûst
Men meger hod sıfat-ı zât-ı tû'em

Senin hoş sıfatının nakşıdır hep dediğim ben
Meğer bizzat ta kendinin bir sıfatı mıyım ben?

Varlığım, senin güzel sıfatlarının anlık bir resminden ibâret yoksa ben senin zatının bir sıfatı mıyım?


Ger kerâmât be-bahşed keremet
Mû be-mû lutf u kerâmât-ı tû'em

Lûtf eder de kerametler bağışlarsa keremin
Her kılım senin bir lûtfun olur, kesilir kerâmetin

Eğer senin sonsuz cömertliğin kerametler bahşedecek olursa işte o zaman baştan ayağa her zerremle, baştan ayağa o lütfun, o kerametin ta kendisi olurum o zaman ben...

Rahmet deryası taşınca, o dalgadaki derya, o dalganın cömertliğinin bir işâreti olarak var görünür ya...


Nakş u endîşe-yi men ez dem-i tûst
Gûyîy-i elfâz u ıbârât-ı tû'em

Şeklim senin soluğunla meydana gelmede, düşüncem de sen
Sanki senin kelimelerin ve anlık ifaden oldum işte ben

Zihnimdeki her düşüncenin ve her tasarının kaynağı, sevgilinin nefesi oldu. Varlığım o kadar sevgiliyle dolmuştur ki, onun dudaklarından dökülen bir söz, bir cümle haline gelmişim ben


Gâh şeh bûdem u gâhet bende
İn zamân her dü neyem mât-ı tû'em

Kimi vakit şahtım, kimi de kul oldum sana
Şimdi ikisi de değilim; mat* oldum sana

Gelgitli bir aşk yolunda bazen sultan oldum, bazen de sana kul köle ama şimdi ne o, ne bu; aşkının satrancında tahtımı da kaybettim, matım sana.

İkilik gösteren sıfatların hepsini bir gösterip bir yitirip sevgilinin zâtı karşısında şaşkın ve her sıfatımla yok olmuşum.

Mate, yemutu, mevt: ölmek, hayat vermek demek
Eriyorum sana, ölüyorum sana...


Dil zûcâc âmed u nûret misbâh
Men-i bî-dil şode mişkât-ı tû'em

Gönül cam sırçaya döndü, ışığınsa kandilmiş
Bense âşık ki kandilinin konduğu yer olmuş gitmiş

Bu beyit doğrudan Nur Ayeti'ne atıftır.
Kalp bir cam fanus, sevgilinin nuru ise o fanusun içindeki ışık kaynağıdır.
Âşık ise "ben gönlümü kaptırmışım" diyerek, artık o ışığı taşıyan ama kendi varlığı olmayan, sadece bir yuvaya, üç boyutlu yer tutucuya (mişkât) dönmüştür.


ALLAH, göklerin ve yerin nurudur.
Onun nurunun sıfatı, sanki içinde bir misbâh, çerağ, kandil bulunan bir mişkât, hücre, ışık mahallidir.
Döküm
00:07MÜZİK
00:42MÜZİK
01:18Gel gel yanalım gel gel yanalım
01:25Ateşi aşka canım
01:30Ateşi aşka
01:33Şule verelim, şule verelim
01:41Ateşi aşka canım
01:46Ateşi aşka
02:06Gel beri canım, gel beri canım
02:12Bir göre halim canım
02:18Bir göre halim
02:23Yanmaktır karım, yanmaktır karım
02:29Ateşi aşka
02:35Ateşi aşka
02:41MÜZİK
02:48MÜZİK
03:17MÜZİK
03:19Ateşi aşka canım
03:23Ateşi aşka
03:54MÜZİK
03:55MÜZİK
03:57MÜZİK
03:58MÜZİK
04:01MÜZİK
04:04MÜZİK
04:06MÜZİK
04:09MÜZİK
04:10MÜZİK
04:11MÜZİK
04:11MÜZİK
04:13MÜZİK
04:15MÜZİK
Yorumlar

Önerilen