Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 4 ay önce
SÖZ SANATTA - MAHİR ÜNSAL ERİŞ
Döküm
00:00Söz Sanatlı programına hepiniz hoş geldiniz.
00:06Bugün yazdıklarıyla hem içimizi sızlatan hem de aynı zamanda hepimizi güldüren bir yazar var.
00:11Mahir Ünsal Eriş.
00:13Kendisiyle son kitabı Tatil kitabı üzerinden Memleket, Çocukluk ve aynı zamanda Hatıraları konuşacağız.
00:20Hoş geldiniz Mahir Bey.
00:21Hoş bulduk.
00:22Nasılsınız?
00:22Teşekkür ederim. Siz nasılsınız?
00:24Bizler deyiz. Çok teşekkür ederim.
00:25Öncelikle Tatil kitabını yazarken Münevvir'in hikayesine sizi çeken ne oldu?
00:33Bu gurbetçi tanıdıklarımdan çok benzerlerini dinlediğim bir hikayeydi.
00:40Ve beni çok yaralayan bir hikayeydi.
00:41Gurbetçi ailelerin buradaki daha geleneksel bir Türk toplumunu, daha aileye dayalı bir Türk toplumunu bırakıp
00:49orada daha ileri düzey kapitalist bir ülkede, kapitalist üretim ilişkilerinin hakim olduğu bir ülkede
00:56o düzenin içine girdikten sonra ailenin yavaş yavaş parçalanmaya, çözülmeye yüz tuttuğu bir takım hakikatlerle karşılaşmaları durumunda
01:07bazen çocuklarından, bazen ailenin büyüklerinden feragat etmek durumunda kaldıkları çok örnek dinlemiştim tanıdıklarımdan.
01:15Ve dediğim gibi bu beni çok yaralayan bir hikayeydi. Bunu anlatmam gerektiğini hissettim.
01:22Aslında siz de bir nevi gurbetçi sayılarsınız.
01:24Evet ben de gurbetçiyim.
01:25Uzun süredir İngiltere'de yaşıyorsunuz.
01:28Peki Münevver'in aslında Almanya'dan Türkiye'ye gelişi bir memleket sınavı.
01:32Bu memleket sınavını bize bir açabilir misiniz?
01:36Çok ilginç bir şey. Münevver, benim kafamdaki Münevver 8-9 yaşlarında bir kız çocuğu.
01:41Kendi evinin içindeki küçücük dünyada hep bir memleket simülasyonu içinde yaşamış ama
01:49ilk defa memleketin kendisiyle birebir, üç boyutlu olarak bil fiil karşılaştığı bir deneyimle yüz yüze geliyor.
01:58Ve bu burada hem gurbetçiliğe hem gurbetliğe hem memleket sıla denen şeyin o her zaman bir gün oraya dönülecek diye ezber edilen duygunun
02:11tam manasıyla aslında neye karşılık geldiğini deneme, tecrübe etme fırsatı bulduğu bir macera.
02:21Münevver'in memleketle karşılaşma macerası demek doğru aslında orada yaratılan o minicik o evin içinde yaratılan
02:31mikro memleket karşısında gerçek bir memleketle karşılaştığında ilk başlarda çok büyük acılarla yüzleştiği bu memleketten
02:40aslında sonradan gitmeyi gönlünün istemeyeceği kadar çok sevdiği, çok alıştığı bir dünya anlatmak istedim.
02:50Derdim biraz buydu.
02:52Aslında zaten Almanya'daki evlerinde de işte annesi hep bir, Münevver'in annesi hep çocuklarını böyle bir Alman kültürüyle büyütmek istiyor.
02:59Ama baba o tarafını bir türlü bırakamıyor.
03:01Hani aslında zaten Münevver bir nevi orada gerçekten de küçük bir simülasyon yaşamıştı aslında.
03:06Hem Türk kimliğini kaybetmek istemeyen bir babayla bir Almancı anne ile birlikte.
03:12Peki romanda bir gurbetçi ailenin İstanbul'a geliştiği anlatıyor.
03:17Aslında orada da bir ekonomik kriz yaşıyorlar aile kendi içinde ve Münevver'i burada bırakmak zorunda kalıyorlar.
03:23Size göçmenlik en çok hangi duyguyu kalıcı kılıyor?
03:26Özlem'i mi yoksa yabancılığı mı?
03:28Zannederim yabancılığı.
03:31Çünkü özlem yani hikayesini anlattığım yıllardaki göçmenlikle bugünkü göçmenlik aslında birebir aynı şey değil.
03:40Yani şöyle bir şey canlandırın gözünüzde.
03:43Bir mektubun bile üç haftada gittiği bir zamandan görüntülü telefonla konuşabildiğimiz bir zamana geçtik.
03:50Hani o kadar yılın ardından göçmenlik, özlem aynı şey değil.
03:56Yani hani Almancıların valizlerini, bagajlarını doldurup arabalara dolaşıp günlerce Yugoslavia'dan, Bulgaristan'dan, şuralardan, buralardan geldiği bir gurbetçilik başka bir şey.
04:09Bir uçağa atlayıp iki buçuk saat sonra Türkiye'de olunan bir gurbetçilik başka bir şey.
04:13Ama özlemden ziyade ben biraz daha yabancılık hissinin o gurbet biliyorsunuz gariple aynı köktendir.
04:22Yani o gariplik hissinin göçmenliğin asıl kimyasında hakim olan temel malzeme olduğunu düşünüyorum.
04:31O gariplik hiçbir zaman geçmiyor.
04:32Hani her gün görüntülü konuşma imkanına sahip olsanız bile, Türk marketlerinden, Türk pazarlarından, Türk restoranlarından, Türk yemeklerini, Türk mutfağını temin edebilseniz bile,
04:44her şeyi buradan götürebilseniz bile oradaki garipliğin, oradaki yabancılığın hiçbir zaman geçmediğini düşünüyorum.
04:50En azından giden kuşak için.
04:51Aslında Minevver'le de onu görüyoruz.
04:54Çünkü daha böyle soğuk bir yerden, bireyselce bir yerden geliyor.
04:59Halası oluyor, böyle hayranlık duyduğu bir avisi var, ahiretliği var aynı zamanda.
05:04Aslında Minevver burada birçok duyguyla karşılaşıyor diyebilir miyiz?
05:08Evet bunlar Alman toplumu içinde zaten pek karşılaşamayacağı şeylerdi.
05:14Yani orada doğup hiç Türkiye'ye gelmeden yıllarını orada geçirerek büyümüş bir çocuk olsaydı,
05:20belki de hiç aşinalık geliştirmeyeceği duygulardı bunlar.
05:24Ama Türkiye deneyiminin, yani bir memlekete gelme deneyiminin, onun için böyle kapılar açtığını söylemek mümkün belki de.
05:33İlk başta da söylemiştim, aslında siz de bir gurbetçisiniz.
05:36Minevver'le aranızda böyle kişisel bir bağ oldu mu?
05:39Ya da ona kendinizden esinlenip ona verdiğiniz bir şey oldu mu?
05:42Aslında doğrudan benim Münevver'e kattığım ya da Münevver'le özdeşlik kurarak anlattığım bir şey var desem haksızlık etmiş olurum.
05:53Ama Münevver'in babasının memleket hakkında söyledikleri,
05:58yani bu memleket adam olmaz, biz Avrupalılara benzemeyiz, bir türlü onlar gibi olamayız diyen görüşüne
06:08oradayken, yani Londra'daki Türklerle bir araya geldiğimde çok tanık oluyorum.
06:14Tabi bu oradaki Türklerin çok sık dile getirdiği bir şey.
06:18Biraz da şöyle de bir tarafı var bunun.
06:21kendini orada yaşamakla, memleketten uzak bir hayat sürmekle çok çaresiz istedikleri için kendilerini böyle bir ikna etme yöntemi bulduklarını düşünüyorum.
06:33Bu onun bir parçası.
06:35Münevver'i değil ama kendi oğlumu biraz Münevver'le yakın buluyorum.
06:41Yalnız onun Türkiye'ye geldiği zamanki hallerini Münevver'in hallerine çok benzetiyorum.
06:46Aynı zamanda Münevver dediğim gibi ilk duygularını burada yaşadı, ilk orucunu, ilk aşkını ve ilk yalnızlığını da burada yaşadı aynı zamanda.
06:54Sizce çocuklukta ilklerin bu kadar böyle bizim için önemli ve güçlü olmasının sebebi ne?
07:00Çocukluk her şeyin göze daha büyük göründüğü bir zaman dilimidir.
07:04Çocukluğunuzun geçtiği mahalleye gidersiniz, yetişkin halinizle.
07:08Ve her şeyi hatırladığınızdan daha küçük görünür gözünüze.
07:13Yani çok büyük bir bahçe duvarından atlamışsınızdır.
07:15O duvar aslında şimdi göğsünüze bile gelmiyordur örneğin.
07:19Hani çocukluk her şeyin duyguların da çok daha büyük göründüğü bir yerde.
07:23Çünkü insan zaman içerisinde çeşitli duygularla yüzleştikçe, çeşitli duyguları deneyimledikçe onlara karşı kayıtsızlığı artar.
07:32Fakat çocukluk her şeyle ilk kez karşılaştığımız bir çağ olduğu için her şey gözümüzde daha büyük görünür.
07:40Ben biraz ona bağlıyorum diyebilirim.
07:42Aynı zamanda Paşa adlı bir kuşumuz da var.
07:46Ve Paşa hiçbir zaman kafesinden çıkmadı aslında.
07:48Hep biz onu kafeste gördük ve okuduk.
07:51Kafes simgesi de romanın önemli imgelerinden biri.
07:53Çünkü aynı zamanda bizim kitap kapağımızda da onlar var.
07:56Münevver için sizce kafes nedir?
07:58Münevver için kafes ailedir bence.
08:01Yani çünkü münevver kendi iradesince hareket edebilecek yaşta bir çocuk olmadığı için
08:10bütün hayatının dinamiklerini ailesinin tercihi ve kararları belirliyor.
08:17Aslında birçoğumuz için öyledir.
08:19Aile birçok insan için bir kafestir.
08:22Ve kafesin kapısını açıp uçtuğumuzda, kanatlandığımızda yetişkin olmaya başlarız.
08:32Ben Münevver'in Türkiye deneyiminin, memleket deneyiminin onun kafesini açabilecek kadar ona birçok yetişkinlik vasfı kazandırdım.
08:44O yüzden kitabın kapağındaki kafesin kapağı açıktır.
08:47Aynı zamanda 1900 atmosferi yeniden yaratılıyor.
08:52Biz orada bir darbe dönemini tekrardan görüyoruz.
08:56İbo karakteriyle aslında bir nevi o siyasi ortamada bir giriş sağlıyoruz.
09:01Peki bu ortamı tekrardan yaratırken özellikle hangi detayları öne çıkarmak istediniz?
09:05Bir kere her şeyden önce öne çıkarmak istediğim detay şu, ben devrimcilere karşı biraz hassasımdır.
09:13Yani devrimcilere laf ettirmem yani ve böyle hani onları gerçekten başımın üstünde taşırım.
09:20Ve özellikle 80 darbesini görmüş devrimciler kuşağının bu ülkede en çok horlanmış, en çok ızdıraba mahkum bırakılmış kuşak olduğunu düşünüyorum.
09:32Ve onlara karşı içimde duyduğum hem bağlılık hem de yani hiyerarşik bir söylem dile getirmek istemiyorum ama şefkat duygusunu hiçbir zaman bastıramıyorum.
09:46Yani devrimciler bu ülkenin aydınlık yüzüdür.
09:48Devrimciler bu ülkenin tükenmeyen umududur.
09:51Her zaman onlar bir yerden akacak mecra bulurlar.
09:55Her zaman bu ülkenin vicdan sigortasıdırlar.
09:59O yüzden en çok beslendiğim duygulardan biri buydu bence yazarken.
10:06Devrimcilerin manasız ütopik hayallere kapılan bir takım serseri akıllı gençler olduğu algısıyla hep hayatım boyunca mücadele ettim.
10:18Bu romanda biraz buğda yerime ne su taşıyan bir şey oldu benim için.
10:21Zaten biraz spoiler gibi olacak ama en son İbo yaralandığında mahalledeki teyzeleri de zaten ona öyle diyorlar.
10:30Sen mi kurtaracaksın memleketi sen önce bir kendine sahip çık diyorlar.
10:34Ama orada biz yine aslında İbo onları kırmak istemiyor.
10:37Dışından sesi söylemese bile içinden hep böyle bir evet memleket meselesi her zaman benim daha önümde diyor.
10:42Bir şey vardır kitapta çok özür dilerim.
10:47Hiç yüz vermeyen bir sevgiliyi sever gibi memleketi sevmek.
10:51Yani hani devrimcilerin bence en aydınlık en pırıltılı taraflarından biri budur.
10:56Yani hiç yüz vermeyen hiç yani gönül indirmeyen bir sevgilinin peşinden koşar gibi memleketi sevmek.
11:03Ve ben bunu çok mukaddes buluyorum kendi adıma.
11:05Şimdi oraya bağlayacaktım aslında 1980'deki gençlerle bugün gençleriyle o dönemin o çocukları gençleri karşılaştırınız.
11:15Siz en çok neyi kaybettiler?
11:18Neşeyi.
11:19Neşeyi.
11:20Yani benim bu konudaki yani bu kitapta aslında altını çizmeye çalıştığım en önemli şey buydu.
11:28Bu kitapta neşeli insanlar var.
11:30Yani yoksulluğa rağmen siyasi baskılara rağmen çünkü darbeden önceki bir dönemi anlatıyor ama yine sıkı yönetimin olduğu bir dönemi anlatıyor.
11:40Çünkü 1980 sıkı yönetimi Ocak ayında başladı.
11:43Hani Ekim'de darbe oldu ama sıkı yönetim Ocak'ta başladı ve zaten fiili olarak darbeye çok yakın bir durumun içinde yaşıyordu insanlar.
11:55Buna rağmen bu baskıya rağmen bu şiddet ortamına rağmen bu yoksulluğa işte tüp kuyrukları, çay kuyrukları, yağ kuyrukları falan filan gibi böyle bir sürü mahrumiyete rağmen
12:09çok neşeli insanlar var bu kitabın içinde ve bu benim yarattığım bir dünya değil.
12:15Dünya gerçekten böyle bir yerde o zaman.
12:17İnsanlar daha neşeliydiler.
12:19Bütün yoklukların içinden bir neşe çıkarabilecek yaşama sevincine sahiptiler.
12:26Bunun zamanla kaybolduğunu düşünüyorum.
12:2812 Eylül ve sonrası siyasi ortamın da bunu çok tetikleyen, bunu çok körükleyen bir tarafı olduğunu düşünüyorum.
12:41Ama bence o günden bugüne kaybettiğimiz en çok şey, en çok miktarda kaybettiğimiz şey neşe.
12:48Evet vicdan da var, evet işte bunun içinde siyasi duyarlılık da var, bunun içinde işte bir takım başka insani haller de var.
12:55Ama bence en önemlisi ve belki de bir daha asla geriye kazanamayacağımız şey bu, neşeyi kaybettik.
13:02Ve o zamanın gençleriyle, o zamanın mahalledeki ablaları, teyzeleriyle, şimdiki gençler ve şimdiki,
13:08ve artık mahalle diye de bir şey kalmadı da, nesil arasındaki en temel fark bence bu neşeyi kaybetmiş olmak.
13:17Bu mahalleye de aslında gelecektim.
13:20Biz de harika bir mahalle görüyoruz aslında.
13:22Hocamda hepimizin çok ufaktan hatırladığı ya da o eski filmlerde gördüğü mahalleler.
13:27Zaten kitabı okurken de sanki böyle eski bir filmi izliyormuşuz gibi hissediyoruz.
13:33Özellikle yani kitap çok güzel ilerliyor ama biz yine de o hani sıkı yönetimde olduğu için kitabın genel havası.
13:40O postal seslerini aslında böyle bazı yerlerde duyuyoruz ama özellikle sonlara doğru o çoğallaşıyor.
13:46Ama mahalleli hiçbir zaman şey yapmıyor, o umudunu gerçekten kaybetmiyor.
13:51Her ne olursa olsun kızıyorlar, öfkeleniyorlar ama yine birbirlerine sahip çıkıyorlar.
13:56Sizce şu anda biz neden bu mahalle kültürünü kaybettik?
14:00Yani bunu sadece şeye bağlamak istemiyorum işte apartmanlar falan.
14:04Hani başka bir şey mi var acaba?
14:06Başka bir şey var yani 12 Eylül sonrasında serbest bir yasa ekonomisinin çok şiddetli bir şekilde hız kazanması ve toplumda bireyin bu kadar çok yüceltilen bir mefuma dönüşmesiyle birlikte
14:22bireyi teşvik eden bir sistemde toplulukların, komünitelerin, cemaatlerin, cemiyetlerin değerini yitirmesi çok anlaşılır bir şey.
14:32Yani dikkat ederseniz bütün şeyler, kent insanına hitap eden ürünler hep tırnak içinde kişisel gelişim üzerine kurulu şeylerdir.
14:46Hep bireyin saadeti, bireyin mutluluğu, bireyin psikolojik sükuneti üzerine kurulu şeylerdir.
14:53Ben hani toplumsal hareket etmenin, yani bir arada bulunmanın, aynı kapta yiyip, aynı kapta pişirip, aynı tasta yemenin artık böyle çok geçerakça olmadığını,
15:08çünkü sistemin de artık bundan pek hazretmediğini, bundan pek hoşlanmadığını düşünüyorum.
15:13Dolayısıyla da insanların komşuluk, yakın arkadaşlık, ahbaplık, can ciğerlik gibi bir takım değerleri bu sistemin bir beklentisi olarak yavaş yavaş kaybettiğini düşünüyorum.
15:28Çünkü kapitalizmin bireye ihtiyacı vardır.
15:31Kapitalizmin topluluklardan hoşlanmaz.
15:34Çünkü topluluklar düzen için her zaman tehdittir.
15:38Kitap aslında şunu da bize soruyor.
15:42Mücadele kendin için mi, toplum için mi?
15:45Özellikle bu dediğim gibi o son sayfalarda bunu hissediyoruz.
15:48Bu soruyu kendi adınıza nasıl cevaplarsınız?
15:52Bence bir bireyin toplum için mücadele verebilecek düzeye gelmesi için önce kendi içindeki mücadeleyi tamamlamış olması gerekir.
16:00Çünkü insan çok zaaflarıyla tanımlanan bir varlıktır.
16:06Ne istediğimizi, ne yapmak istediğimizi, nerede durmak, hangi noktada kendimizi temsil etmek istediğimizi o kadar iç huzuruyla tayin etmiş olmalıyız ki
16:20ancak benden sonra başkaları da var noktasına gelebilmeliyiz.
16:26Bence burada bir şey kastetmiyorum yani önce birey sonra toplum gibi bir şey değil.
16:31Önce kendi vicdanımızı toplumu düşünecek kadar iyi donatmalıyız ki sonra topluma faydalı, toplumla birlikte hareket ettiğinde faydalı bir duruma taşıyabilelim.
16:47Memleket bir duygudur diyorsunuz.
16:51Münevvir'in memleket algısı hangi duygu üzerine kurulu peki?
16:56Münevvir'in memleket algısı bence mahallede oyun oynadığı arkadaşları ve mahallenin kadınlarının oluşturduğu ve onun etrafını kuşatan dünyayla belirlendi.
17:10Bence yani Almanya'yı zaten bence memleket olarak görmüyordu çünkü zaten Almanya'daki hayatı küçücük bir ev ve işte sadece bir yıl gidibildiği bir Alman okulundan ibaretti.
17:23Memleket bence o mahalledeki kadınlardır.
17:26Yani şeyin benim için tatil kitabının çok önemli noktalarından biri de budur.
17:32Neredeyse erkeklerin hiç olmadığı bir kitaptır.
17:35Tamamen kadınların olduğu bir dünya, kadınların dayanışması, kadınların örgütlenmesi, kadınların bir arada sürekli bir üretimin içinde olmaları ve hiçbir zaman neşelerini kaybetmeden birbirlerini koruyup kollamaları noktasında hani bir atmosfer var orada.
17:52Ve bu dediğim gibi benim kurguladığım bir dünya değil.
17:55Bu dünya gerçekten böyleydi o anlattığım yıllarda.
17:58Peki sizi en çok zorlayan ya da sizi üzen sahne ya da bölüm hangisi oldu?
18:06Şeyde yani son sayfalarda koca halının münevvere beni unutma olur mu dediği yeri yani şöyle söyleyeyim.
18:21Yazarken değil ama ben yazdıktan sonra bunu sesli olarak anneme okuyordum ve orayı sesli okurken gerçekten kendimi tutamadım.
18:33Aslında çok basit bir cümle gibi gözüküyor ama o kitabın atmosferiyle birlikte birleşince.
18:38Çünkü yine böyle spoiler vermeden söylemeye çalışıyorum zaten hani içinden birini kaybetti o anda hala ve şimdi onun yerine koyduğu belki de koyabileceği birini daha kaybediyor.
18:52Gerçekten o çok zorlayıcı da benim için de şuydu o kitaplar en son gittiğinde münevvere'in o tatil kitabını dağıtmasıydı.
19:00Çünkü veda etti aslında biniyor o yaşadığı adılara.
19:04Hem tatile veda etmek hem de yani kitap gerçekten insanların başına bu kadar bela getiren bir şeyse ben de bu belayı çağıran biri olmak istemem duygusu.
19:14Bir de şeye biraz üzülmüştüm ya koca halının mayasının yere dökülmesi kısmına biraz üzülmüştüm yani.
19:21Sonra kızdım da kendime bu kadar bu kadar acımasız olmaya gerek var mı diye.
19:24Bir de keşke o sonunda yapılan börek yenilseydi.
19:27Hala o kadar uğraştı çünkü.
19:28Evet maalesef.
19:29Peki son olarak tatil kitabı okurlara sizce neyi hatırlatmalı?
19:35Tatil kitabı okurlara az önce de söylediğim gibi bence unuttuğumuz neşeyi hatırlatmalı.
19:40Yani çok neşeli ve bir o kadar da mahzun bir o kadar da üzgün tarafları olan bir kitap ama
19:47ben bana soran herkese tatil kitabı çok neşeli bir kitap diyorum.
19:52Oradaki dünyayı hakikaten çok neşeli buluyorum.
19:54Dilerim okuyan o neşeyi o kaybedilen o sevinçli ruh halini hatırlatır.
20:01O böyle topluca gidilen piknikler, denizler falan inşallah onları hatırlatır.
20:06Dilerim okur da böyle tam olarak oraya dokunan bir şey olur.
20:10Yani çünkü insanları üzmek için bir şey yazmıyorum.
20:13Böyle bir vicdanla insan nereye kadar yaşayabilir zaten ama o neşeyi hatırlatmayı çok isterim insanlara.
20:22Mahir Bey çok teşekkür ederim.
20:23Ben teşekkür ederim.
20:24Buraya kadar geldiğiniz vakit ayırdığınız için çok sağ olun tekrardan.
20:27Ben teşekkür ederim.
20:27Söz Sanatlı programın bugünlük de sonuna geldik.
20:30Görüşmek üzere.
İlk yorumu siz yapın
Yorumunuzu ekleyin

Önerilen